Kurban. Besmele. Bismillâh Her Hayrın Başıdır. Kurban Bayramınız Mübarek Olsun. Kestanepazarı\'nda Kurbanınızın Kesimine Şahit Olabilirsiniz

February 22, 2017 | Author: Si̇mge Göllü | Category: N/A
Share Embed Donate


Short Description

1 1966 FİDAN EĞİTİM KURUMLARI DERNEĞİ Bismillâh Her Hayrın Başıdır sayı - 78 temmuz - eylül 2013 Besmele ve ...

Description

1966

FİDAN EĞİTİM KURUMLARI DERNEĞİ

Bismillâh Her Hayrın Başıdır

www.fidandergisi.com

sayı - 78 • temmuz - eylül 2013

Besmele ve

Kurban

İzmir Valisi Mustafa Toprak İzmir Fuarındaki Standımızı Ziyaret Etti Mezunlarımız, 42. Geleneksel Mezunlar Gününde Bir Araya Geldi

Kurban Bayramınız Mübarek Olsun Kestanepazarı'nda Kurbanınızın Kesimine Şahit Olabilirsiniz

Yeni Eğitim-Öğretim Yılında Kestanepazarı Kampüsü Cıvıl Cıvıl...

Mezunlarımızdan Prof. Dr. Cemal Sofuoğlu Vefat Etti • 49 • temmuz - eylül 2013 • sayı - 78

Kestanepazarı İzmir Fuarında...

"saðlýðýnýz için doðal olaný seçin"

• 50 • temmuz - eylül 2013 • sayı - 78

NURKAN BOZ

Kestanepazarı Basın-Yayın ve Enformasyon Müdürü Fidan Dergisi Genel Yayın Yönetmeni [email protected]

editör’den Bismillâhirrahmânirrahîm

“Rahman ve Rahîm olan Allah’ın adıyla” (başlarım)

Bismillâh Her Hayrın Başıdır Aziz Okuyucularımız! Besmele... Biraz sonra girişecek olduğum işe başlayabilmem için gerekli olan ilk adım. O olmadan hiç bir hayırlı işe girişemem. Bilirim ki onsuz başlanan işin sonu kesiktir, o işi hayırla sonuçlandıramam. Bu sayımızda "Besmele ve Kurban" konularında, bakış açılarımızı genişletecek makaleler bulacaksınız. İshak Tekkaya kardeşimin önerisiyle, yazı kurulumuz, kurban ibadeti ve Besmele'nin iç içeliğini de göz önünde bulundurarak kapak konumuzu bu şekilde oluşturdu. Bazı insanlar bilirim, Allah'ın adını her işin başına yazmak, her işin başında seslice söylemek için ciddi bir mücadele veren. Bazı kardeşlerimizin ise sessizce bu meseleyi çözme yoluna gittiğini görürüm. Gayreti, hayata ve olaylara bakışı, ince zekası, azimli çalışmaları ve ilme olan aşkıyla her zaman talebesi olmayı arzu ettiğim bir ağabeyim; üniversite yıllarında, her imtihan kağıdının başına "Besmele" yazarak cevaplamaya başladığını anlatmıştı. Bir ağabeyimizin ise, günlük olarak yapılacak işleri not ettiği ajandasının her sayfasına Besmele ile başladığını görmüştüm. Bazı büyüklerimizin, her temel atma töreninde, her açılışta "Ya Allah, Bismillah" dediklerini; bazı kimselerin, konuşmalara, konferanslara, panellere, kısaca büyük kitlelere hitap etmeye başlamadan önce seslice Besmele çektiklerini görüyoruz. Bir işe girişirken sesli veya sessiz Besmele çekmek; yazma işlemine, yazılı veya sözlü Besmeleyle başlamak... Veya bir işe başlarken Besmele çekmek veya çekmemek... Değerli Kardeşlerim! Allah'ın adının en yükseğe çıkarılması, O'nun adı-

1966

FİDAN EĞİTİM KURUMLARI DERNEĞİ

nın en yukarıda olması; biz kulların, kendi değerimizi artırma çabalarımızdır. Allah'ın hiç bir şeye ihtiyaç duymadığını hepimiz biliriz. Bu çabayı, her zamanda ve zeminde, azim ve kararlılıkla, duyulur ve görünür şekilde sürdüren kardeşlerimizle; bir şekilde yolunu bulup çözmeye çalışan kardeşlerimiz arasında mutlaka ciddi farklar vardır. Azim, kararlılık, duruş, metod ve tarihe bırakılan izler önemlidir. Allah'ın hakimiyetinin dışında bir hükümranlık tanımadığının ilanıyla, kendi te'villerimizle bulduğumuz sessizlik arasındaki fark; çığlıkla sükut arasındaki farktan aşağı olmasa gerektir. Farklı Açılımlar ve Yeni Gelişmeler Çalışma Azmi-

mizi Artırıyor Bu yıl Kestanepazarı olarak İzmir Enternasyonal Fuarı'na katıldık. Toplumumuzun farklı bir kesimine ulaşma hedefimiz vardı. Elhamdülillah bu hedefte epey aşama katettik. Bu tür farklı açılımlarımız gelişerek devam edecek inşallah. Aliağa Şakran'daki "Kestanepazarı Hacı Tülay Çolakoğlu Kur'an Kursu'muzun inşaatının tamamlanmış ve Kurban sonrası açılışının yapılacak olması bizleri oldukça heyecanlandırıyor. Yıllar sonra İzmir dışındaki ilk Kur'an kursumuz olacak. Bir sonraki sayımızda, açılış sonrası bu müjdeli haberimizi, röportaj ve detaylarla sizlere ulaştırmaya gayret edeceğiz. Kısaca süregelen çalışmaların yanı sıra, farklı açılımlar ve Kestanepazarı adına gerçekleşen yeni gelişmeler bizleri heyecanlandırıyor ve çalışma azmimizi artırıyor. Aziz Dostlar! Yakın zamanda, mezunlarımızdan Prof. Dr. Cemal Sofuoğlu hocamız Hakkın rahmetine kavuştu. Kur'an'a, Hadis ilmine, İslami ilimlere, Kestanepazarı'na, Fidan Dergimize ve insanlığa yapmış olduğu hizmetlerle vardı Rabbimizin huzuruna. Mevla Cemal hocamıza rahmet; hepimize, iyiliklerle huzuruna varmayı nasip eylesin. Bu sayımızda "Dünya Gündemi" ve "Fidan Çocuk" köşelerimizi oluşturduk ve devam eden köşelerimizle Fidan ailesi olarak faydalı bir hizmet oluşturmaya gayret ettik. Gayret bizden, muvaffakiyet Allah'tandır. Kurban bayramımız mübarek olsun. Sağlıcakla ve selametle kalınız efendim.

Yayın Türü: Yaygın Süreli • Yıl: 21 Sayı: 78 (Cilt: 5 Sayı: 5) • Temmuz - Eylül 2013 Sahibi Kestanepazarı Fidan Eğitim Kurumları Derneği Adına Hulusi Hatiboğlu Genel Yayın Yönetmeni Nurkan Boz Yazı İşleri Müdürü - Mustafa Yaman Kültür - Sanat - M. Ozan Semerci Muhabir - İshak Tekkaya Yayın Danışmanı - M. Necati Gürsöz

Yazı Kurulu Hulusi Hatiboğlu Prof. Dr. Mehmet Bulut Prof. Dr. Reşit Özbalıkçı Prof. Dr. Mustafa Özel Yard. Doç. Dr. Rahim Tuğral Mustafa Ateş Lütfi Görmez Zeki Ünal Halil Mezik Mehmet Coşar İ. Cengiz Aslan

Danışma Kurulu Celal Yıldırım Prof. Dr. Ali Özek Prof. Dr. Sabri Tekir Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez Prof. Dr. Şerafeddin Gölcük Prof. Dr. Hamza Aktan Prof. Dr. İbrahim Çalışkan Prof. Dr. Osman Eskicioğlu Prof. Dr. Nuri Topaloğlu Prof. Dr. Mehmet Şener Yard. Doç. Dr. Ahmet Tahir Dayhan

Grafik - Tasarım, Baskıya Hazırlık • grafikhane.com.tr

İdare Yeri 872 Sokak No: 52 Kestanepazarı - İzmir Tel: 0 232 425 10 25 Fax: 425 00 20 Baskı İzmir Form Mat. San. ve Tic. Ltd. Şti. 7410 Sk. No:20 Pınarbaşı / İZMİR Tel: 0 232 409 04 09 Fax: 409 09 09 Baskı Tarihi: 30 Eylül 2013

Yazı kurulumuz gerekli gördüğü takdirde, yazılar üzerinde değişiklik yapabilir. Her yazıyı yayınlamak zorunda değildir. Dergimize gönderilen yazıların iade edilme zorunluluğu yoktur. Dergimizde yayınlanan yazıların ve reklamların sorumluluğu yazarlarına ve reklam verenlere aittir. Yazı ve fotoğraflardan kaynak gösterilmek şartıyla alıntı yapılabilir. Üç ayda bir yayınlanır. ÜCRETSİZDİR www.fidandergisi.com • [email protected]

• 1 • temmuz - eylül 2013 • sayı - 78

içindekiler 03

Kurban İbadetinin İnsan Mutluluğuna Katkısı MUSTAFA YAMAN hasbihal

09

Mutlu Aile Sırları

12

Değişen Hayat İkliminde Kur'an ve İletişim

MEHMET COŞAR yansımalar

20

Hacı Bekir Yüncüler

24

Kur’an Kırâatinde Tecvid İncelikleri 22

27

Vücudumuzdaki Asit-Baz Dengesinin Önemi -2

LÜTFİ GÖRMEZ abide şahsiytler

Yrd. Doç. Dr. RAHİM TUĞRAL Kur’an’a Dair

Dr. HASAN AKSOY sağlık

İ. CENGİZ ASLAN din ve toplum

15

Hayırlı İnsan Olmak

16

Tatil Mimarisinde Milli Kültür ve Dini Hassasiyet Meselesi

ZEKİ ÜNAL şiir tahlili

M. OZAN SEMERCİ kültür deryamızdan

18

Prof. Dr. Cemal Sofuoğlu'nun Ardından

19

Başkanın Mesajı

HULUSİ HATİBOĞLU bakış

28 29

fidan gençlik Zeka Soruları

32

haberler

kadın ve aile Peygaberlerin Duaları

Kurban Bayramınızı

HASAN DAYHAN

30

Tebrik Ederiz

fidandergisi.com

haberler

32 40 44

Kestanepazarılılar 42. Mezunlar Gününde Bir Araya Geldi Kestanepazarı İzmir Fuarında... Prof. Dr. Cemal Sofuoğlu Hocamız Vefat Etti

Besmele ve Kurban

"Akıl"la Yaşamak

başyazı

ifade-i meram

ZEKİ ÜNAL

Bismillâh

Her Hayrın Başıdır

04 Sömürgeciliğin Kurbanları İslam Ülkeleri MUSTAFA ATEŞ dünya gündemi

06 • 2 • temmuz - eylül 2013 • sayı - 78

HALİL MEZİK

10 Yusuf Dede

Sen Polikarp Tartışması Üzerine M. OZAM SEMERCİ Bizim İzmir'den

22

MUSTAFA YAMAN Fidan Dergisi Yazı İşleri Müdürü • Kestanepazarı Halkla İlişkiler Müdürü • [email protected] hasbihal

Kurban İbadetinin İnsanın

Mutluluğuna Katkısı Kurban Allah’ın rızasına, O’nun sevgisine yükselten, takva duygusunu zenginleştiren, gönlü Allah’a bağlayan, fedakârlık simgesi… Allah için vazgeçemeyeceğimiz hiçbir şeyin olmadığının ve O’na her şeyimizi feda edebileceğimizin göstergesidir. Kurban, kişinin kendisine bahşedilen her şeyi, asıl sahibine ait kılmanın hal diliyle anlatılmasıdır. Kurban, kulun Rabbine teslimiyetini ifade eder. Bu teslimiyet, Hz. İbrahim (as) ve İsmail (as) ile zirveleşerek sembolleşmiştir. Rabbimize ulaştıracak her şey, biz insanoğlunun mutluluğuna katkı sağlayan unsurlardır. İbadetlerin tümü, Müslüman olma şuurumuzu geliştiren ve ayakta tutan temel esaslardır. Namaz, oruç, zekât, hac ve kurban ibadetlerinin görünür bir şekli vardır. Fakat ibadetlerin görünür yanından çok daha yoğun deruni anlam içerirler. Kurban kesmenin de son derece etkili görünür bir yanı vardır. Bu haliyle Müslüman toplumunun kültürüne işlemiş güçlü bir unsurdur. Kurban kesmenin asıl amacı Allah’a yaklaşmak ve O’nun rızasını kazanmaktır. Kurban kesmek; Yüce Yaratıcı’nın insanoğluna bahşettiği nimetlere karşı şükran borcunu yerine getirmenin ruh huzurunu yaşamak, fıtraten insan nefsinde bulunan aşırı mal ve dünya sevgisini frenlemek ve cimrilik duygusunu yenmek olduğuna göre, bu da insanı fazlasıyla mutlu eder.

Kurban İnsanı Takvaya Ulaştırır Kurban ibadeti bizi, Hz. İbrahim aleyhisselam’ın itaatine, Hz. İsmail aleyhisselam’ın teslimiyetine yönlendirerek hayatın sıkıntı ve imtihanlarına karşı Rabbimize kurban olma ve O’na dost olarak sıkıntılarımıza çözüm bulma yollarını gösterir. Rabbimiz “Kurban etleri ve kanları değil sadece takvanız Allah’a ulaşır” buyurarak, kurban ibadetinde temel hedefin takvaya ulaşmak olduğunu bize bildirir. Takvaya ulaştıran davranışlarımız da bizi mutlu eder. Kurban Allah’ın rızasına, O’nun sevgisine yükselten, takva duygusunu zenginleştiren, gönlü Allah’a bağlayan, fedakârlık simgesi… Allah için vazgeçemeyeceğimiz hiçbir şeyin olmadığının ve O’na her şeyimizi feda edebileceğimizin göstergesidir.

tım ve ölümüm hepsi âlemlerin rabbi olan ve ortağı bulunmayan Allah içindir. Ben bununla emrolundum ve (böyle inanarak) Müslüman olanların ilki de benim.” buyurarak onurlu ve erdemli olmanın yolunu gösteriyor. Kurban, Allah’a teslim olmayı, bir anlamda varlığın esas sahibine iade edilişini sembolize eder. Kurban, kendini Allah’a adayıp nefsini ve sevdiklerini kurban edebilenlere Allah’ın bir lutfudur.

Kurban Allah Sevgisinin Artmasına Vesile Olur Allah’ı sevmek, yani muhabbetullah, her mü’minin, elde etmek için can attığı mertebelerin en yücesi… Allah sevgisi; kalplerin azığı, ruhların gıdası gönüllerin vazgeçilmez ihtiyacıdır. Allah sevgisi her mü’minin en büyük ihtiyacıdır. Allah sevgisine ulaşmak, insan için en büyük mutluluktur. Onu kaybeden karanlıklarda kalır. Allah sevgisine ulaşmanın yolunu Yüce Allah şöyle bildiriyor: “(Rasûlüm) De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah son derece bağışlayıcı ve esirgeyicidir.” (Ali İmran 31) O zaman Allah’ı seven O’nun Rasulüne uyar. Kurban, peygamberimizin vacip hükmünde önemli sünnetlerinden olduğuna göre, kurban kesme görevini yapan bir mü’min; Allah’ın sevgisini kazanmanın ve Rasulüne tabi olmanın mutluğunu yaşar.

Kurban Allah’a Teslimiyetin Bir İfadesidir Fitnenin, fesadın ve şirkin egemen olduğu bir dünyada, islamın getirdiği kurban ibadeti, bu çarpık zihniyete bir tavır alıştır. Kendi hevasına, eşyaya, ideolojilere, tağutlara kurban edilen insanlığın, yeniden izzete kavuşması için, Allah’tan başkasına kul olmaması, her ibadetinin yalnız Allah için olması bilincini kavraması gerekiyor. Rabbimiz (En’am, 162, 163) “De ki: benim namazım, kurbanım, haya-

• 3 • temmuz - eylül 2013 • sayı - 78

Keseceğimiz kurban etlerinin yerine ulaşması için belli bir gayret içinde olmamız gerekiyor. Et yeme imkânı bulamayan, Kurban bayramını dört gözle bekleyen milyonlarca fakir fukara olduğu bir gerçektir. Ayrıca birçok hayır kurumu gibi, Kestanepazarı Kur’an Kurslarında eğitim gören ve ücretsiz olarak barındırılan 600’e yakın öğrencinin bir yıllık et ihtiyacı da kurban bayramında bağışlanacak kurban etleriyle karşılanmaktadır. Kurban kesecek Müslümanların bu gerçekleri göz önünde bulundurarak hareket etmeleri, kendilerini daha çok mutlu edecektir.

Kestanepazarı’nda Kurban Hizmetleri Hayır sahiplerinin kurumumuza vekâlet yoluyla bağışlayacakları canlı kurbanlar, sağlığa uygun ortamda, İslami usullere uygun kesilerek, soğuk hava deposunda korunup, yıl boyu öğrencilerimize yedirilmektedir. Hayır sahiplerimizin, her yıl olduğu gibi bu yıl da kurban etlerini ve canlı bağışlayacakları kurbanlarını bekliyoruz. Bu suretle Kur’an bülbüllerinin ve hafızların yetişmesine katkıda bulunmanın haz ve mutluluğunu yaşayacağınızı umuyoruz. Kur’an’ın, dünyanın sonuna kadar muhafazasında yer almaya vesile olmak insanı mutlu edecek en büyük amellerden birisidir. Bu hizmete katkıda bulunan veya başka hayır sahiplerinin katkısına vesile olacak kardeşlerimize şükranlarımızı arz ederiz. Bu vesile ile tüm İslam âleminin kurban bayramını tebrik eder, kurbanlarımızın ve bayramın kurtuluşumuza vesile olmasını Yüce Rabbimizden niyaz ederim.

ZEKİ ÜNAL Emekli Öğretim Görevlisi • [email protected] başyazı

Besmele ve Kurban Bismillah her hayrın başıdır Besmele, genel anlamda hayırlı her işin başında, Allah’ın adını hatırlamanın, özelde de “Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla” anlamına gelen “Bismillahirrahmanirrahim” cümlesinin adıdır. Her meşru ve anlamlı işin öncesinde besmele çekmek, peygamberler vasıtası ile nesilden nesile aktarılan bir prensiptir. Görüldüğü gibi yazımızın başlığı iki önemli konuyu kapsamaktadır. Birincisi besmele, ikincisi kurban… Besmelenin kurbanla ilgisini yazının ikinci bölümünde ele alacağız. Önce besmelenin anlamı ve önemini, Müslümanın yaşamındaki yerini, Peygamberimizin (sav) bu konudaki tavsiyelerini ayrıntılı olarak anlatmaya çalışacağız. Besmele, genel anlamda hayırlı her işin başında, Allah’ın adını hatırlamanın, özelde de “Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla” anlamına gelen “Bismillahirrahmanirrahim” cümlesinin adıdır. Her meşru ve anlamlı işin öncesinde besmele çekmek, peygamberler vasıtası ile nesilden nesile aktarılan bir prensiptir. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de ilk inen ve İslam vahyinin başlangıcını teşkil eden “İkra’ bismi rabbikellezi halak” (Yaratan Rabbinin adıyla oku) ayeti de besmeleyi ihtiva eder. Kişi besmeleyi okuyup Allah’ı anmakla Yüce Allah’ın ilâhlığını, kendisinin de kulluğunu ifade etmiş olur. Müslüman, besmele çekmekle kendi adına veya başka bir varlık adına değil, sadece Allah adına, O’nun rızasını kazanmak umuduyla ve O’nun izni ile

bu işe başlıyorum demiş olur. Besmelenin, müminler için önemini anlatan bir hadis-i şerifinde Allah Rasulü şöyle buyurur: “Besmele ile başlamayan her hayırlı iş ebterdir” yani bereketsiz ve sonuçsuzdur. (İbni Hanbel, II,360) Buna göre besmelenin okunmadığı işler ise bereketten mahrum ve güzel sonuçlardan uzak olur. Şu halde besmele her hayrın anahtarıdır. Besmelenin hangi tür söz, hareket ve işlerde okunacağını öğrenebilmek için hadis metninde geçen “Zî bâlhayırlı iş” ifadesi büyük önem arzeder. Buna göre anlamlı, önemli, bilinçli ve meşru bütün işler, başlangıcında besmele çekilmesi gereken işlerdendir. Yemek yemekten konuşmaya, abdest almaktan namaz kılmaya, hayvan kesmekten, Allah yolunda savaşa gitmeye kadar her davranış bu hadisin kapsamındadır. Diğer taraftan suç ve günah sınıfına giren söz ve eylemlerden önce besmele çekilmesi uygun bir davranış değildir. Rasul-i Ekremin hayatında besmelenin son derece geniş bir kullanım alanı vardı. Allah Rasulü (sav) evden çıkarken, mescide girdiği ve mescitten çıktığı zaman besmele çeker, dua • 4 • temmuz - eylül 2013 • sayı - 78

ederdi. Abdest alınacağı zaman besmele çekilmesini sıkı sıkıya tembih eder, namazda besmele çekmeyi ihmal etmezdi. Bineğine binerken Bismillah der, bineğin sırtına yerleşince Efendimiz (sav) yatağa yatarken ve yataktan kalkarken de besmele çeker ve belli duaları okurdu. Tuvalete girerken ve tuvaletten çıkarken dua okur ve hamdederdi. Besmele çekmek sevaba ve Allah rızasına vesile olan faziletli ve müstehap bir davranıştır. Ancak bazı durumlarda besmele zorunluluk belirten farz hükmünü alır, mesela eti helal olan hayvanların kesiminden önce ve eğitilmiş ev hayvanlarını ava salarken (Maide, 4) besmele çekmek farzdır.

Besmele Her Hayrın Anahtarıdır İslam tarihi boyunca Müslümanların kültür ve medeniyetlerini besmele ile yoğurması ne kadar heyecan vericidir. Bütün müslümanların sofrasında eller yemeğe besmele ile uzanır, yemekler onun bereketi ile bollaşır, gece onunla yatılır, güne onunla başlanır, evden onunla çıkılır, eve onunla girilir, vasıtaya onunla binilir, hayırlı ve anlamlı işlere onunla başlanır, ibadetler onunla

eda edilir, duaya eller onunla açılır. Bütün hatipler sözlerine, bütün yazarlar kitaplarına onunla başlar, camilerin en müstesna yerini o süsler. Hat sanatının şaheserlerinde yine o vardır. Şiirlerin, nesirlerin, bütün edebiyatın vazgeçilmezi odur. Hastalar onunla şifa bulur, konuşmaya başlayan çocuklara ilk o öğretilir. Kısacası o, her hayrın anahtarıdır. Merhum Süleyman çelebi ne güzel ifade eder: Allah adın zikredelim evvela Vacip oldur cümle işte her kula…

Allah’a kendisini teslim eder ve sakinleşir. Hayvanların da insanlar gibi birtakım psikolojik sezgileri vardır.

Kurban, Ancak Allah’ın Adıyla Kesilirse Yenir

Çeşitli Üniversitelerde tıbbın değişik alanlarında görev yapan bazı ilim adamları, besmele ile kesilen hayvanla besmelesiz kesilen hayvan etleri arasındaki farkı ortaya koymak amacı ile labaratuar ortamında deneysel incelemeler yapmışlar ve “Bismillahi Allahüekber” sözünün, kesilen etler üzerinde herhangi bir etkisi olup olmadığını araştırınca ilginç tesbitlere varmışlardır. Sonuçta Bemeleyle kesilen hayvan etlerinin numunelerinin açık kırmızı gül rengini aldığı, diğerlerinin ise siyaha yakın koyu kırmızı bir renge büründüğü görülmüştür. Besmelesiz kesilen etlerin dokularındaki kanlarda iltihaplı alyuvarlar ve akyuvarlar tesbit edilirken, besmeleyle kesilenlerde böyle birşeye rastlanmadığı tespit edilmiştir. Bu olay besmelenin bir mucizesi olarak karşımıza çıkıyor.

Besmeleyle ilgili bu bilgilerden sonra, besmelenin kurbanla ilgili kısmına geçebiliriz. Bilindiği üzere kurban, Allah adına, Allah’a yakınlaşmak için ibadet niyetiyle kesilen hayvanın adıdır. Herşeyi yaratan Yüce Allah insanlar için de birçok nimet ve rızık yaratmıştır. Eti yenen hayvanlar da bizi beslemek için yaratılmış bir nimettir. Gerçekten protein kaynağı olan et nimeti, insanın beslenmesinde son derece önemli bir besin kaynağıdır. Hac suresinin 34. ayetinde Cenab-ı Hakk şöyle buyuruyor: “Biz, her ümmete (kurban kesmeye uygun) hayvan cinsinden, kendilerine rızık olarak verdiklerimiz üzerine Allah’ın adını ansınlar diye kurban kesmeyi gerekli kıldık…” Ayette geçen şu ifade kurban keserken Allah’ın adının anılmasını yani “BismillahiAllahüekber” demeyi emrediyor. Kur'an’da kurbandan söz edilen her yerde mutlaka Allah’ın adının anılması hatırlatılır. Nitekim Hac, 36’da “Biz büyük baş hayvanları da sizin için Allah’ın (dininin) şiarından (işaretlerinden) kıldık, onlarda sizin için hayır vardır. Şu halde onlar, ayakları üzerine dururken, üzerlerine Allah’ın ismini anınız ve kurban ediniz. Yan üstü yere düştüklerinde ise artık (can verdiğinde) onlardan kendiniz, hem de ihtiyacını gizleyen, gizlemeyen fakirlere yedirin. İşte bu hayvanları biz, şükredesiniz diye sizin istifadenize verdik.” Hac, 37’de ise Cenab-ı Hakk kurbanın temel amacını açıklıyor ve şöyle buyuruyor: “ Onların ne etleri ne de kanları Allah’a ulaşır, O’na sadece sizin takvanız ulaşır.” Cenab-ı Hakk, En’am Suresinin çeşitli ayetlerinde Allah’ın adı anılmadan kesilen hayvanların etlerinin yenme-

Besmele ile kurbanın ilgisini ve kurban keserken besmele çekmenin maddi ve manevi faydaları inceleme konusu yapılmıştır. Bu hususta bazı bilim adamları çarpıcı sonuçlara varmışlardır. Bunlardan biri vardığı sonuçları şöyle açıklıyor: Besmele ile kesilen etlerde herhangi bir mikroba rastlanmıyor, besmelesiz etlerde ise sürekli çoğalan büyük ölçüde zararlı mikrop ve bakterilere rastlanabiliyor.

mesini emrediyor. Örneğin 121. ayette “üzerine Allah’ın adı anılmadan kesilen hayvanlardan yemeyin, kuşkusuz bu büyük günahtır.” buyuruluyor. Bu ayetten şunu anlıyoruz: Aslında yenmesi helal olan herhangi bir hayvan, kasten Allah’ın adı anılmadan kesilirse, bu hayvanın etini yemek haram olur. En’am 118’de ise doğrudan şu ifade yer alıyor: “Allah’ın ayetlerine inanıyorsanız, üzerine O’nun adı anılarak kesilenlerden yiyin.” Ayrıca Maide 3’te de: “Leş, kan, domuz eti, Allah’tan başkası adına boğazlanan… hayvanların etinden yemeyin.” buyurulmuştur. Bu ayetlerden anlıyoruz ki Cenab-ı Hakk kendi adının anılmadığı yani besmele çekilmeden kesilen hayvanları murdar sayıyor ve yenmesini yasaklıyor.

Kurban Kesilirken Besmele Çekmenin Maddi ve Manevî Faydaları Besmele, önemli işlerimizde Allah’tan izinsiz bir iş yapmayacağımızın göstergesidir. Kurban kesmek de önemli bir iştir, Allah için can feda etmektir. O’nun adını anmadan, ondan izin istemeden yapılmamalıdır. Hayvan kesilirken “Bismillahi Allahüekber” cümlesi söylenir. Anlamı: Allah’ın adıyla, Allah en Yücedir veya Yüce olan Allah’ın adıyla bu hayvanı kurban ediyorum. Bu esnada bir cana kıyılmakta olduğundan, Allah’ın Rahman ve Rahim isimleri anılmaz. Kurban kesim sırasında getirilen tekbirler ve sonundaki Bismillah, kesilecek hayvanın uysallaşmasına vesile olur, hayvan adeta • 5 • temmuz - eylül 2013 • sayı - 78

Dünyanın birçok ülkesinde uygulanan, hayvanların uyuşturularak öldürülmesi işlemi sırasında kanın vücutta kalması, bu tür etlerin daha çabuk bozulmasına neden oluyor. Hâlbuki kesim anında çekilen Bemele ve tekbirin, hayvan organ ve kaslarında meydana getirdiği hareketin, kanın a’zami miktarda dışarıya atılmasına yol açtığını ve hayvanların daha az eziyet çektiğini tespit ettikleri belirtiliyor. İnancımıza göre Allah’ın haram ve helal kıldıklarında illa bir hikmet aramak gerekmez. Biz bunları O’nun emri olduğu için yaparız. Fakat şunu da biliyoruz ki O’nun emir ve yasaklarında bildiğimiz veya bilemediğimiz birçok hikmet vardır. Görüldüğü gibi besmeleyle kurban arasında sıkı bir ilişki vardır, herşey besmelenin sırrında gizlidir, zira besmele her hayrın anahtarıdır. Kurbanınız makbul, Bayramınız mübarek olsun.

MUSTAFA ATEŞ Din İşleri Yüksek Kurulu Emekli Üyesi dünya gündemi

Sömürgeciliğin Kurbanları

İslam Ülkeleri (Mehmet Akif Ersoy)

Ortadoğu'nun kaderi, İslam'ın kaderiyle iç içedir. Kadim kültürlerin gelişip serpildiği bu coğrafyaya hayat veren İslam'ın nefesidir. Mekke'den tüten ruh, bu topraklarda bazen Moğollar eliyle, bazen eski ve yeni haçlı ruhuyla, bazen de yerli Firavunların ve Esetlerin hunharlığıyla söndürülmek istenmiştir.

Bugün İslam coğrafyasının büyük bir bölümü maalesef eli kanlı diktatörler tarafından bir mezbahaya dönüştü. Mezbûhane, doğranan da insandır, eşref-i mahlûkattır... Yakılan, yıkılan, doğranan, talan edilen sadece umrân, sadece medeniyet, sadece kültür değil; bunları inşa eden, bunlara hayat veren insandır. Bizim insanımızdır. Doğranan ümmettir. Celladı kendinden, kasabı kendi içinden... Katilini kendi üreten, kanla beslenen bir dünyadır Ortadoğu şimdi... İslam'ın hariminde boğazlanan

Müslümandır. Akan kan Müslüman kanıdır. Meydanları tekbir nidalarıyla inleten masum insanlar öldürülüyor. Vaktiyle Mekke müşrikleri de aynı şeyi yapıyor, inananlara aynı zulmü reva görüyorlardı ama Müslümanlar galip geldi... Bilindiği gibi son ilahi mesaj Kur'an'dır. Melekût âleminin, nâsût âlemine son seslenişidir Kur'an! Kur'an'ın inşa ettiği bir toplum hangi sebep ve sâikle böyle cellatlar yetiştiriyor? Bu mucizevi kaynağı kim, nasıl bulandırıyor. Bu "domuz yavrulayan • 6 • temmuz - eylül 2013 • sayı - 78

kısrak" misali bir sürü katili, bir sürü celladı nasıl üretiyor? Hayret ki ne hayret... Asırlardır kanayan ve kaynayan bu sancılı coğrafya, insanlığın beşiğidir. Dinlerin, mezheplerin, ırkların, milletlerin ve kadim kültürlerin gelişip-serpildiği bu topraklar, OsmanlI'nın tarih sahnesinden çekilişinden sonra büsbütün karıştı, bir daha kendisine gelemedi. Yıkım, kıyım, katliam ve çeşitli beşeri ihtirasların kamçıladığı devlet tecrübesinden mahrum aşiret liderlerinin yönetimine, batılı müstebitler tarafından emanet edilen bu topraklar, şimdilerde daha büyük bir hercümerce sahne alıyor. Müstevlilerin vaktiyle kurduğu düzen, yerli taşeronlar tarafından devam ettiriliyor. Yabancılar buraları silah zoruyla ve daha çok ta gizli servisler eliyle, OsmanlIlardan gasp ederken, kendi emir erlerini yetiştirdiler ve buraların idaresini onlara teslim ettiler. Şimdi onların adına bu güdümlü taşeronlar çarpışıyor. Onun için zayiat fazladır. Kendi halkını hatta masum yavruları kimyasal silahlarla öldürmekten çekinmeyen bir zalim diktatör şimdilerde bu dünyanın başına musallat edilmiştir.

Ortadoğu'nun Kaderi, İslam'ın Kaderiyle İç İçedir Tarihte İslam dünyası en verimli çağında 12. ve 13. asırlarda, özellikle

Medine'de Yeşeren Kardeşlik Akdi Bize, Suriyeli Mültecileri Bağrımıza Basmamızı Emrediyor

orta doğu böyle bir hercümerci yaşadı. Bir yanda Moğol istilası, bir yanda azgın-gaddar haçlı sürüleri Anadolu'yu çiğnedi. Bağdat'ı talan etti, yaktı yıktı, öldürdü, yağmaladı ama neticede Moğollar mağlupların dinini kabul etti ve İslam'ın havzasında eridi, İslam bir daha toparlandı. Haçlılar ise ilerde Rönesans'ın temellerini atacak kültür birikimiyle evlerine döndüler. O zamana gelinceye kadar beş-altı asırlık bir İslam geleneği, feyizli bir İslâm birikimi dünyaya yeni bir hayat verdi. Garplı uyandı, şarklı kendine geldi, kendini tanıdı. Fakat şimdilerde İslam, özellikle bölgemiz Ortadoğu, tam bir kargaşa zeminine kayıyor. Herkes yabancı güçlerin müdahalesini bekliyor. Birkaç sene önce Irak'a yapılan müdahaleden kimse ders almış değil... Şöyle veya böyle Irak'ta Ba'as rejiminin tesis ettiği -zulme dayanmış olsa dahuzur ortamını şimdi herkes arar oldu. Müdahele Irak'a huzur getirmedi. Saddam gitti ama nice Saddamlar türedi. Irak yağma edildi; müzeler, kütüphaneler yağmalandı, bin yıllık kültür mirası tahrip edildi, çalındı, gasp edildi, maddi ve manevi zenginliklerine el konuldu, türedi gecekondu devletçikler türedi, zenginlik el değiştirdi. Müslümanlar bu gelişmelerden ibret alacakları, canlarını dişlerine takacakları yerde, kendi iç meselelerini kendileri halletme yoluna gidecekleri yerde, yabancılardan, müstevli ve müstebitlerden medet ummaktadırlar. İslam'ın iz-

zetini ayaklar altına alarak zalimlerden yeni zulüm abideleri inşa etmeleri için onlara yalvarıyorlar. Ayakta ne kalmışsa, hetk edilmemiş ırz, tecavüze uğramamış, pay-i mal edilmemiş namus kalmışsa, gelin bunları da siz kirletin çağrısı yapılıyor. Müstevlilerden başka ne beklenebilir ki? Ortadoğu'nun kaderi, İslam'ın kaderiyle iç içedir. Kadim kültürlerin gelişip serpildiği bu coğrafyaya hayat veren İslam'ın nefesidir. Mekke'den tüten ruh, bu topraklarda bazen Moğollar eliyle, bazen eski ve yeni haçlı ruhuyla, bazen de yerli Firavunların ve Esetlerin hunharlığıyla söndürülmek istenmiştir. Keşke iş bu noktaya gelmeden iç savaşa dönüşmeden basiretle ele alınsaydı, bu kadar masum insan, çoluk-çocuk katledilmeseydi, bu kadar insan evinden-yurdundan olmasaydı elbette daha iyi olurdu ama ihtiras, tûl-i emel, mevki ve makam hırsı işte insanı böyle hemcinsine karşı acımasız yapıyor. İslam'ın gölgesinde filizlenen irfan, dolu vurmuş taze ekin gibi mahvoluyor. Kendi yurttaşlarına karşı, uluslararası hukukun yasakladığı kitle imha silahını, zehirli gazları kullanabilen bir cani, hangi ruh haliyle bu yetkiyi kullanmış olursa olsun onun cellatlığını hafifletmez. Batı, giriştiği ve planladığı müdahalelerde ezilen, yok edilmek istenen mazlumları savunma gayesi gütmüyor, Esed'e zaman ve zemin kazandırmak istiyor. • 7 • temmuz - eylül 2013 • sayı - 78

Dünyamız gittikçe kirleniyor. Harpler, darbeler, suiistimaller, ahlaksızlıklar, vurgunlar, soygunlar, adı-sanı bilinmedik, suçlar ve günahlar, her biri bir toplumu kökten imha edecek öldürücü silahlar ve bunları dolaşıma sokan zavallı insan ve böyle bir ortamda hayat mücadelesi veren, yaşama gülümseyen yavrular bu hayat çekilmez derken onu sevimli kılan yaşanır kılan gelişmeler... Hakla-batılın sürüp giden amansız mücadelesi ve insanın konumu... Tezatlar ortasında fışkıran, boy atan bir mefkûre... Bize ümit veriyor. Kardeşliğimizi ve kardeşlerimizi hatırlatıyor. Medine'de yeşeren akd-i muahât (kardeşlik akdi) bize Suriyeli mültecilere el uzatmamızı, onları bağrımıza basmamızı emrediyor. Dile kolay altı yüz bin sığınmacı evlerinden, yurtlarından, sevdiklerinden kopuk, 600 bin kalbi kırık, boynu bükük insan. Türkiye bunlara kucak açmış, sınır bölgesindeki köyler, kasabalar, şehirler bir büyük misafirhane olmuş... Balkan muhaceretini yansıtan tablolar ama insanlar o zamanki kadar kimsesiz, bakımsız değil. Onların sıkıntılarına katlanan, onların ellerinden tutan, evlerini ve ekmeklerini paylaşan bir Türk insanı var karşılarında... Onları Mekkeli muhacirler gibi karşılayan, bağrı yanık bir Ensar ruhuna sahip hemcinsleri var. Bunları düşündükçe büyük devlet olmanın ne yaman bir caydırıcı güç olduğunu insan düşünmeden edemiyor. Osmanlı'nın emperyalistler tarafından niçin yıkıldığını içi yanarak anlıyor insan!

Gayretullah Yürürlüğe Girecek, Zalimler Kendi Sonlarını Hazırlayacaktır Batılı ve doğulu silah tüccarları, ürettikleri öldürücü silahların ilk denemelerini hep başkalarının üzerinde yaparlar. Bu başkaları da daha çok zavallı Müslümanlardır. Bir de bunlara milli çıkarlar karışır. Rusya ve İran, Suriye'yi destekler, bu çeteye Çin de katılır. Amerika'nın başını çektiği batılı blok, İsrail'in yaşamasını, korunmasını, Ortadoğu ve İslam coğrafyasında melanetini serbestçe oynamasını ister.

Neticede her iki blok da akan Müslüman kanı olunca seyirci kalmayı yeğliyor. Aslında müdahaleleri de İslam ve Müslümanlar yönünden tehlike arz ediyor. Müslümanlar 14 asırdan beri hükümran oldukları topraklara yine hükmetme, yine sahiplenme refleksi gösterip akıllarını başlarına devşirseler; kavmiyetçilik, mezhepçilik ve menfaatperestlik gibi ilkel duyguları bertaraf etseler. İslam gibi bir büyük, manevi iklimin yaşatıcı-kuşatıcı ortamında yaşamlarını sürdürseler, İslam dünyası ve özelliklede Ortadoğu yine bir hülyalar ülkesi, bir rüyalar ülkesi olur ama buna dış güçler asla müsaade etmez. Onlar etse bile Ortadoğu'nun Sünni İslam mezhebine, Şiilik ve Batınilik makyajı vurmak isteyen ve Şiiliği bir üst kimlik olarak gören İran ve Şii dünya müsaade etmek istemez. Tabii bunlara iş düşerse... Mısır'da eski firavunlara taş çıkartacak yeni Firavunlar türedi. Mumyalar arasından çıkan müstehâse (fosiller) gibi, Mısır'ın devrik lideri, Cuntacı Sisi tarafından affedildi. Küresel aktörler böyle istedikleri için onların uzantıları

olan taşeronlar böyle yaptı. 3 Temmuz 2013 günü Mısır'da gerçekleştirilen askeri darbe, Suriye'nin Esed'inden daha çok can yakmaya teşne! Yakıyor da! Hatta son günlerde mabetlere sığınan halkı katlediyor. Mabetler muhaliflerin sığınma yeri olduğu bahanesiyle bin küsur cami ibadete kapatılmış bulunuyor. Beynelmilel çarpışmalarda bile mabetlerin dokunulmazlığı garanti altına alınırken, Mısır'da çağdaş firavunlar bu garantiyi bile hiçe sayarak mabetleri kapatıyor. İbadetlere engel oluyor. Her halde bu girişim, bir gün arşı titretecek, gayretullah yürürlüğe girecek, zalimler böylece kendi sonlarını hazırlayacaktır. Bekliyor ve intizar ediyoruz. Gerçi İslam dünyası tarihte böyle çok sıkıntılar geçirdi. Ne ki onlar dini ayrı gâvurlardı. Moğollar İslam medeniyetinin merkezi olan Bağdat'ı talan etti, kütüphaneleri yağmaladı, yüzbinlerce cilt yazma eseri Dicle'ye attılar. Dicle günlerce simsiyah mürekkep aktı. Haçlılar İslam'ın ilk kıblesi Kudüs'ü yağmaladılar, yaktılar-yıktılar, çaldılar-çırptılar ve İslam'ın kültür biri-

• 8 • temmuz - eylül 2013 • sayı - 78

kimini vahşi Avrupa'ya taşıdılar. Vahşi Avrupa'nın Endülüs İslam Devletini nasıl yaktığı, nasıl yağmaladığı tarihin karanlık sayfalarında yazılıdır. Sadece şunu söyleyelim: Endülüs'ün sukutu, Batı Avrupa'nın uyanışını sağlamıştır. Kitaptan, kültürden ve medeniyetten bir şey anlamayan vahşi batı, Endülüs kütüphanelerini dolduran yüz binlerce cilt kitabı tuğla gibi kullanarak atlara ahır yaptılar. Elde kalan eserleri de batı dillerine çevirerek asırlarca üniversitelerinde ders kitabı olarak okuttular. Onların böyle takdire şayan davranışları oldu ama Sisilerin, Esetlerin; Irak'ta, Sudan'da, Arakan'da zulümkâr liderlerin vahşeti, bunları aratmıştır. Esasen vahşet tasvir edilemez. Onu ancak yaşayanlar, o ateşte kavrulanlar anlar. Ortadoğu bir kere daha çölleşmeden rahmete susayan toprakları, ilahi feyzin ve bereketinle sen söndür Ya Rabbi! Kıyamet öncesi tahaddüs edecek hercümerci bize şimdiden yaşatma Allah'ım. "Müslümanlıkla yoğrulan yurdu Müslümansız bırakma, Allah’ım!" (A. Nihat Asya)

MEHMET COŞAR Eğitimci / Yazar • [email protected] yansımalar

Mutlu Aile Sırları

“Evvel zaman içinde, memleketin birinde 90 yaşlarında fakat çok dinç ve genç görünümlü bir adam yaşarmış? Çevresinde bulunan herkes ona çok özenir ve sorarlarmış; ‘Bu gençliğin sırrı nedir?’ diye.  İhtiyar delikanlı güler geçermiş her soruldukça bu soruya... Ama sorular sıklaşıp, soranlar çoğalınca cevap vermek vacip olmuş. Düşünmüş, nasıl anlatırım bu sırrımı kolayca herkese diye. Sonra karar vermiş ve tüm meraklıları yemeğe davet ederek; ‘Bu davette size sırrımı açıklayacağım’ demiş.   Herkes merakla davete gelmiş. Yemekler yenilmiş, içilmiş, sohbetler edilmiş, vakit iyice gecikmiş, ama gençlik sırrı ile ilgili tek kelam edilmemiş.  Herkes konu ne zaman açılacak diye merak ederken, adamcağız huri gibi sevimli hanımına seslenmiş: -Hatun, şu kilerden bir karpuz getirir misin bize, sana zahmet? demiş. Hanım hemen doğrulmuş,  kaş ile göz arasında gidip bir karpuz getirmiş.   Adamcağız şöyle eliyle bir vurmuş tık tık diye sonra da: -Bu olmamış hanım, güzel çıkmayacak, başka getirir misin bir zahmet, demiş. Hanım onu götürmüş bir tane daha getirmiş. Adam onu da bir yok-

lamış yine beğenmemiş. ‘Hanım sana yine zahmet olacak ama bu da olmamış başka bir tane daha getirir misin’ diyerek başka karpuz istemiş.  Dedemiz,  bu isteğini   dört defa tekrarlamış,  ancak beşincide gelen karpuzu beğenmiş ve karpuz kesilerek, misafirlere ikram edilmiş.  Herkes karpuzunu afiyetle yerken dedecik sormuş: -Eeee... Arkadaşlar, işte benim gençliğimin sırrı burada anladınız mı?  Herkes birbirinin yüzüne bakmış. Kimse bir şey anlamamış.. ‘Aman dede demişler, anlamadık biz bu sırrı!’  Dede gülmüş. ‘Efendiler’ demiş, ‘O gördüğünüz karpuz kilerde bir tanecikti, tekti. Ben hanıma git de başka getir dedikçe o kilere gidip geliyor ancak aynı karpuzu getiriyordu. Bir kere bile (aman be adam, deli misin nesin, şu tek karpuzu niye taşıttırıyorsun bana defalarca...) demedi. Beni, sizin önünüzde mahcup duruma düşürmedi. İşte bütün bu gençliğimi hanımıma borçluyum. Biz birbirimizi  başkaları önünde zor duruma düşürmeyiz. Aile içindeki hiçbir şeyi dışarıya yansıtmayız. Hep birbirimize destek olur, dert ortağı olur, yardım ederiz. Birbirimizle ilgili olan problemleri yine birbirimize anlatırız. İyi kötü her olayı da birlikte paylaşırız." • 9 • temmuz - eylül 2013 • sayı - 78

Buradan şu sonuca varılmıştır: “ Hayatınız, seçtiğiniz eşinizdir....Zevkli birine rastlarsanız, zevkiniz, bilgili birine rastlarsanız bilginiz, zeki birine rastlarsanız zekanız gelişir.” Bu hikâye mutlu aile sırlarından biridir. Sizler de mutlu bir aileye sahipseniz ya buna benzer bir yöntem uyguluyor veya daha başka bir yöntem geliştirmiş olabilirsiniz. Burada önemli olan mutlu bir ailenin inşasıdır. Özne ailenin mutluluğu olduğuna göre yöntemler teferruattır. Anlatılan bir başka hikâye ise tamamen bunun zıddı görünümündedir. Eğer böyle de mutlu olunabiliyorsa dediğimiz gibi ‘yöntemin önemi pek ön plânda görülmemelidir’ diyor ve sizleri bu ikinci hikâye ile baş başa bırakarak yazımızı noktalamış oluyoruz.

İkinci Hikâyemiz: “Bir kahvede bir-kaç arkadaş toplanıp konuşurlarken içlerinden birine şu soruyu yöneltmişler: -Senin aile yaşantına hayranız. Eşin ve çocuklarınla çok mutlu bir yaşantın var. Hanımının bir dediğini iki etmiyorsun. Bu mutluluğun sırrını bize de anlat. Yoksa pısırık olduğunu düşüneceğiz. Adam: ‘Kısaca anlatayım,’ diyerek sorularını şu şekilde yanıtlamış: -Düğünümüz bittikten sonra karım kendi atına, ben de kendi atıma bindik. Evimize doğru gidiyoruz. Benim bindiğim atın ayağı takılıp sendeledi. Karım eğildi ve benim atıma: ‘bir’ dedi. Biraz daha ilerledik, atımın ayağı tekrar takılıp tökezlediğinde eşim tekrar eğilerek. ‘iki’ dedi. Az sonra atım tekrar takılıp tökezleyince eşim birden atından indi: ‘üç’ diyerek çeyizinden tabancasını çıkartıp atımı alnından vurdu. Ben şok olmuştum. Eşime hışımla çıkıştım: -Yazık değil mi ata, neden vurdun kadın? Manyak mısın sen, diye bağırdım. Bu defa bana dönerek: ‘bir’ dedi. Ve o günden sonra karımın bir dediğini iki etmedim.”

HALİL MEZİK

ifade-i meram

“Akıl”la Yaşamak

*

Vahiy ve dini anlamada çoklarımız tarafından akıl devre dışı bırakılmıştır. Hâlbuki aklın, içine karışmadığı bir hayat bu dünya hayatı değildir. Zira akıl dünyada insan gibi yaşayalım diye verilmiştir. Vahiyle aklı evlendirince her iki dünyayı kucaklayacak bir düşünce geliştirebilirdik.

Canlıların hayatlarını izlediğimiz zaman, kendilerine özgü yaşam biçimleri bizi her zaman hayrete düşürür. İnsan dâhil ilk dönemleri yani çocukluk dönemleri analarının, babalarının, büyüklerinin yönlendirmeleri ile sürdürürler. İnsanın dışındaki varlıklarda bu yönlendirme uzun sürmez. Çünkü onların hayatları, yaşam tarzları, hayatlarını sürdürebilmeleri için muhtaç oldukları nesneler insana göre daha basittir. Dolayısıyla onlar için gelişim ve tekâmül daha basit ve kolaydır. Onun için yaşam kurallarına yönelik eğitimleri fiziki güçleri ile orantılı olarak kısa zamanda tamamlanır. İnsana gelince; insanın tekâmülü, gelişimi, doğumundan hayatının sonuna kadar devam eder. Bu gerçeğin ifadesi olsa gerektir ki Efendimiz (sav); beşikten mezara kadar ilim tahsil etmeyi tavsiye etmiştir. Ne var ki insanoğlu gelişimini sürdürürken çoğu zaman her devresinin eğitim ve öğretim şartlarını düzgün değerlendirememiştir. Örnek vermek gerekirse, ilk zamanlarda insanların eğitimi için sık sık peygamberler gönderilirdi. Belki bu peygamberlerin sıklıkla gönderilişi insanlık mayasının tam tekâmülü için olabilir. Çünkü insan diğer canlılardan farklı olarak, hem bu dünya için yaşam kanunlarını bilmeye ve bellemeye mecbur, hem de düşüncesi ile ve peygamberlerin telkinleri ile hatta genetik olarak benliğine yerleştirilmiş olan ahiret hayatı ve bu hayatın kazanılma kurallarını bellemeye muhtaç olduğunu hisseder.

Vahiy ve Dini Anlamada Akıl Devre Dışı Bırakılmıştır Çoğu zaman taklitle hayata başlayan

bizler kendimizi bu taklidin pençesinden kurtarıp, tarihi süreç içerisindeki tekâmülü ve gelişimi tam kavrayamama bahtsızlığına düşüyoruz. Mesela peygamberliğin devam ettiği zamanlar içerisinde bir sonraki gönderilen peygamber, önceki peygamberden kalan bilgi ve tecrübelerden faydalanmakla beraber kendisine de birçok yenilikler ve yaşam biçimleri vahyedilmiştir. Son peygamber Hz. Muhammed (sav) insanlık mayasının tekâmül ettiği, artık bir tek maya ile bütün insanlık hamurunun işe yarar hale gelebileceği çağda, evrensel mucize olan Kur’an-ı Kerim’i vahiy olarak insanlık âlemine tebliğ edişi ile artık insanlar akılları ile çoğalttıkları hamurlarını vahiy mayası ile olgunlaştırarak yararlı eylemlerde ve davranışlarda bulunmalıydılar. Çünkü O “Ben güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderildim” buyurmuştur. Şimdi kendimize yönelelim, vahiy mayasını insanlık tabiatına katan bizlere, müslümanlar denilmektedir. Biz Müslümanların tabiatı, Âdem’den beri intikal eden vahiy mahsulüdür. Çünkü Kur’an insanlık için kıyamete kadar geçerli olacak malzemeleri bize sunarak, tıpkı yüz küsur elementin bu • 10 • temmuz - eylül 2013 • sayı - 78

hayat için gerekliliğini anlamamız gibi bize anlatmış oluyor. Ancak biz müslümanlar için evrensel mucize olan bu Kuran’ı anlamada akli melekelerimizi devreye sokmayarak taklide, göreneğe mahkûm olduğumuzu acı da olsa kabul etmek durumundayız. Hâlbuki bu dünya hayatında geçerli elementlerin durmadan fazlalaştığını, arttığını görüyoruz. Pozitif bilim adamları bizim taklide kapılmamız gibi taklitçi bir tutum içerisine girmiş olsalardı ne ilimlerinde bir gelişme olur ne de elementlerin sayılarını artırabilirlerdi ve kim bilir daha ne kadar element bulacaklar? Vahyi ve dini anlama noktasında, taklitçiliğimizin bizi aşksız ve heyecansız bıraktığını görmekteyim. Vahyi anlamada Arap şiir ve geleneğine önem verebiliriz ama bu sınırsız olmamalıdır. Dini anlamada geçmiş âlimlerin görüş ve ictihadlarına değer vermelidir ama bu değer verme bizi değersiz kılmamalıdır. Çünkü vahiy, bir çağın aydınlatılması ile sınırlandırılmış olacaktır. Vahiy ve dini anlamada çoklarımız tarafından akıl devre dışı bırakılmıştır. Hâlbuki aklın, içine karışmadığı bir hayat bu dünya hayatı değildir. Zira akıl dünyada insan gibi yaşayalım diye verilmiştir. Vahiyle aklı evlendirince her iki dünyayı kucaklayacak bir düşünce geliştirebilirdik. Vahyi ve dini anlama noktasında, taklitçiliğimizin bizi aşksız ve heyecansız bıraktığını görmekteyim. Vahyi anlamada Arap şiir ve geleneğine önem verebiliriz ama bu sınırsız olmamalıdır. Dini anlamada geçmiş âlimlerin görüş ve ictihadlarına değer vermelidir ama bu değer verme bizi değersiz kılmamalıdır. Çünkü vahiy, bir çağın aydınlatılması ile sınırlandırılmış olacaktır. Vahiy ve dini anlamada çoklarımız tarafından akıl devre dışı

Dini anlamada geçmiş âlimlerin görüş ve ictihadlarına değer vermelidir ama bu değer verme bizi değersiz kılmamalıdır. Çünkü vahiy, bir çağın aydınlatılması ile sınırlandırılmış olacaktır.

bırakılmıştır. Hâlbuki aklın, içine karışmadığı bir hayat bu dünya hayatı değildir. Zira akıl dünyada insan gibi yaşayalım diye verilmiştir. Vahiyle aklı evlendirince her iki dünyayı kucaklayacak bir düşünce geliştirebilirdik. meali vermişlerdir. Aklını birazcık kullanan insan bu mealdeki tezatı (zıtlığı) hemen görür. Allah’ımız bütün insanları selamet yurduna (cennete) çağırıyor. Sonra da dilediğini Sırat-ı Müstakim’e hidayet ediyor. Elbette bizi cennete götüren yol doğru yoldur. Yani Sırat-ı Müstakim’dir. Peki, verilen meale göre Sırat-ı Müstakim’e Allah’ın diledikleri ulaştığına göre, doğru yola girememiş, cennete giden yolda bulunamamış insanlar bizi Allah Sırat-ı Müstakim’e hidayet etmemiş deme hakları yok mudur? Tarih boyunca bu şekil anlayışlarla mezheplerin ortaya çıkıp bu şekil kavgalarını erbabı bilir. Akıllarını kullananlara sapık diyenler, taklide mahkûm olanlara da ahmak diyenler tarih sahnesinde müslümanlar arası sürtüşmenin ve kavganın kaynağını oluşturmuştur. Taklit yolunun bağlıları kendilerine ehl-i sünnet demekle bir nevi rahatlamış görünseler de, aşksız heyecansız ve atalete maruz kaldıklarının farkına varamadıkları görülmektedir. Sırf akıllarının zebunu olanlar da mücadelelerinin ifrata varan sınırsızlığını maalesef fark edememişlerdir. Hâlbuki bu ümmet orta ümmettir ne taklitte ne de aklı kullanmada ölçüsüz olamazdı.

Aklın Hâkimiyetini Vahyin İrşadı İle Müslümanlaştırmak Şimdi düşünelim; her şeyi isteme, arzulama duygusunu veren Allah’tır. Bu isteklerin ortaya çıkışı farklı zamanlardadır. Sorumsuzluk devrelerimiz aklımızın bizi yönlendiremediği devrelerdir. Aklımızın tam hâkim olduğu devreler bizim reşid olduğumuz, sorumluluk alabileceğimiz devrelerdir. Bu devrelerde vahiy bize hitap eder, istek ve arzularımızı kullanmada, dile getirmede bizi uyarır. Bu da Allah’ımızın bir lütfudur. Arzu ve istek de Allah’ımızın bize bahşettiği bir başka lütuftur. Bu lütuf olmasaydı güzeli çirkinden, iyiyi kötüden, faydalıyı zararlıdan, acıyı tatlıdan, karanlığı aydınlıktan, ahlaklılığı ahlaksızlıktan, imanı küfürden, bulanıklılığı berraklıktan daha doğrusu eğriyi doğrudan, sapıklığı hidayetten ayıramazdık. Onun için son derece O’na teşekkür ediyoruz… Şimdi tekrar ayetin tahliline dönelim. Allah akıl sahiplerini selamet yurduna çağırıyor ve dileyeni Sırat-ı Müstakim’e hidayet ediyor. Ayeti bu şekilde anlamamız gerekirdi. Başka bir ayette de ; “O kendisine yönelene hidayet verir.” buyrulmaktadır. İsteyeceğimiz şeyler bizim yarattığımız şeyler değildir. Dolayısıyla neleri istediğimizde hem dünyada hem ahirette mutlu oluruz bilgileri vahiy ve pey• 11 • temmuz - eylül 2013 • sayı - 78

gamberler vasıtasıyla da bize bildirilmiştir. Bu inanç noktasında, dışarıdan aldığımız bir bilgidir. Bu bilgiye uyup uymama bizim irademize bırakılmıştır. Yani dilersen cennete götüren Sırat-ı Müstakim’i istersin, dilersen istemezsin. Bu ayetten yola çıkarak herhangi bir mezhebe veya taklide dayalı bir görüşe bağlanma, dayanma lüzumu ben şahsen görmüyorum. İnanç noktasında Kur’an ayetlerini bu şekil anladıktan sonra uygulamada yani muamelatta, fazlaca şairane ruhla kelime etimolojisine dalarak, farklı çağların getirdiği uygulama tarzlarına, yaklaşım ve yöntem bulamayışımızla, akli melekelerini çalıştıranların, kullananların icat ettikleri hayat kanunlarına uyma mecburiyetinde kalışımızın eksikliğini, İslam düşünce sistemine mal etmede, değil aklımızı İslam’ın evrenselliğine uygun inkişaf ettiremeyişimize bağlayarak bu suçumuzun cezasını beşeri sistemlere mahkûm olarak ödemekteyiz. Söylemek istediklerimin özeti değil; çünkü her paragrafı özet görmekteyim. Demek istediğim şu ki; aklımızı hayatımıza katarak ömrümüzü sürdürsek, inançlı olanlar hayatlarını imanlarının gereği davranışlarla süsleseler, inanmayanlar da akılları doğrultusunda ömür sürüp meyvesiz ağaçlar gibi canlılar, varlıklar gölgelerinde barınsalar, sükûnet ve huzuru çevrelerinde ve ruhlarında hissederek, iyi ki yaratılmışız diyerek teşekkür hislerinin heyecan ve ürpertisini yaşayıp dursalar, dünya, gözlerinde küçük görülmeyecek, hırslara ve zulümlere yönelmeyecekler, kapılmayacaklar. İnancı olanlar da ahiret neşvesi içinde cennet sevdalıları olarak sorumluluklarını yerine getirirken, kendilerini taklidin pençesinden kurtulmuş olarak, aklın da hâkimiyetini vahyin irşadı ile Müslümanlaştırarak kulluklarını hür iradeleri ile yaratıcılarına arz etmenin heyecanını yaşayacaklardır. Allah’a emanet olun. * Fidan Dergisi 71. sayıda yayınlanan bu yazı, Halil Mezik hocamız tarafından tekrar okunmasına, anlaşılmasına ve üzerinde düşünülmesine lüzum görülmesi nedeniyle bir kez daha yayınlanmıştır

İ. CENGİZ ASLAN Kestanepazarı Genel Koordinatörü • [email protected] din ve toplum

Değişen Hayat İkliminde

KUR’AN VE İLETİŞİM Rehberlik edenlerin, özellikle tebliğ ve irşat hizmetinde bulunanların; insanların önünde, doğru yer almaları, açık ve net bir hayat yaşamaları gerekir, ayrıca sözleri de anlaşılabilir olmalıdır.

Yaşadığımız dünyada hızla değişen ve gelişen bir hayat söz konusu. Bilgi ve becerilerini bu şartlara göre yenileyemeyen, kendini geliştiremeyen fert ve toplumlar, sağlam ve sağlıklı bir gelecek inşa edemezler. Bunu elde edebilmek için de, gereken tedbir mutlaka zamanında alınmalıdır. Bu alt yapıyı temin edemeyen toplumların ise her an, kaybettiği değerleriyle sosyal bir çöküntüye şahit olmaları kaçınılmazdır. Böyle dönemlere rehberlik edenlerin, özellikle tebliğ ve irşat hizmetinde bulunanların; insanların önünde, doğru yer almaları, açık ve net bir hayat yaşamaları gerekir, ayrıca sözleri de anlaşılabilir olmalıdır. Kur’an-ı Kerim’de Allah Teâla şöyle buyuruyor: “(Ey Rasulüm!) Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır! Ve onlarla en güzel şekilde mücadele et. Şüphesiz Rabbin kendi yolundan sapanları en iyi bilendir ve O, hidayete kavuşanları da en iyi bilendir.” (Nahl 16/125) Ayet-i kerimeden de anlaşılacağı gibi, sözün muhatabını üç kategoride görmek mümkün: 1. Elit, 2. Halk, 3. Sorgulayıcı kesim. 1. Elit: Toplumun okumuş kesimini oluşturan bilgi sahiplerine, onların dilini kullanarak yani, ilmi, felsefi ve iktisadi alanlardan örnek vererek hitap etmek gerekir. 2. Halk: Güzel öğütler, kıssalar ve özlü sözlerle desteklenen, toplumun gündemiyle de yakından ilgili, hayatın içinden, yaşanabilir bilgiler sunulmalıdır. 3. Sorgulayıcı Kesim: Fikirleri ve değerleri tartışmadan kabul etmeyen bu

kesime; kırıcı, soğutucu ve ürkütücü olmadan ulaşılabilmelidir. Ayrıca bu üç kategorinin de aynı ortam için uygulanması mümkündür. Her meslekte insan ilişkileri, halkla ilişkiler, güzel konuşma ve sunum becerileri, kısaca nitelikli, donanımlı insan önemlidir. Ancak, yukarıdaki ayet-i kerimeden de anlaşıldığı gibi, tebliğle uğraşan, İslâm’ı temsil konumunda olan kişiler için bu husus, daha da önemlidir. Ayrıca yaşadığımız çağda; televizyon, bilgisayar ve internet gibi iletişim araçları insanın işini kolaylaştırırken, bu teknolojinin ölçü tanımayan dengesiz kullanımıyla da onu yalnızlaştırmakta ve çaresizlik içine itmektedir. Bu bilgi ve teknolojinin faydalısını zararlısından ayırt edecek ölçü ve değerler, sefer halindeki geminin pusulası gibi hayati önem arz etmektedir. Dolayısıyla, yüce dinimizin eskimez ve şaşmaz ölçüleri ile köklerimizden gelen • 12 • temmuz - eylül 2013 • sayı - 78

sağlam değerlerimiz, bunun önemini daha çok hissettirmektedir. Toplum hayatının sigortası denebilecek bu yaşam tarzı, eğer gelecek kuşaklara olumlu bir şekilde aktarılırsa, yaşanabilecek herhangi bir krize de geçit vermeyecektir. Bunu temin edebilmek için de, öncelikle ana kitabımız Kur’an-ı Kerim'i iyi anlamalıyız. O’nun Allah’tan vahiy yoluyla Peygamberimize gelen bir hayat kitabı olduğunu, dolayısı ile insanla ilişkisi olan her şeyden bahsettiğini görmekteyiz. Ayrıca Kur’an-ı Kerim’de konular anlatılırken, kendine has bir üslubunun olduğu görülmektedir. Bu ifade özellikleri, O’nun daha iyi anlaşılmasını sağlarken, Rabbimiz ile insan arasındaki iletişim ve terbiyenin değerini de ortaya koymaktadır. Kur’an-ı Kerim’in esaslarını muhataplarına kabul ettirmekte takip ettiği, umumi prensipleri ve ifade özelliklerini altı madde içerisinde ele alacağız: 1. Sevgi ve İkna Metodu 2. Maksadı Çekici İfadelerle Anlatma 3. Akla Hitap Etme 4. Esaslarını Uzun Aralıklarla Tekrarlama 5. Gerektiğinde Tartışma 6. Ahirete Ait Vak’aları Anlatan Ayetlerin İfade Tarzı

1. Sevgi ve İkna Metodu Cenab-ı Hakk’ın kullarına kendisini tanıttığı ilk ayet-i kerimede Rab sıfatını görmekteyiz. Türkçemizde mürebbi kelimesiyle ifade edilen bu kavram öğretmeyi, doğruyu göstermeyi ve bunları yaparken merhametli olmayı

sali şarabın ve kumarın haram kılınmasındaki sebebi beyan eden, şu ayet-i kerimede görmekteyiz: Şeytan, içki ve kumarla sizin aranıza düşmanlık ve kin sokmak ve sizi Allah'ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık bunlardan vazgeçtiniz değil mi? (Maide 5 / 91)

2. Maksadı Çekici İfadelerle Anlatma

ihtiva eder. İlah ve Allah ism-i şerifleri ile besmele-i şerifte de sevgi manası vardır. Ayrıca Kur’an’da sık geçen Gafur, Rahim sıfatları da Allah’ın kullarına olan sevgisinin delili olup, kullarına emirlerini sevgi ile anlattığını görmekteyiz. Bu mevzuda şu ayet-i kerimeyi misal verebiliriz: De ki: Ey haddi aşarak nefislerine karşı israf etmiş olan kullarım! Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin. Çünkü Allah, bütün günahları bağışlar. Şüphesiz ki O, çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir. Onun için ümidi kesmeyin de başınıza azap gelmeden önce tövbe ile Rabbinize yönelin ve O'na teslim olun. Sonra kurtulamazsınız. Haberiniz olmayarak ansızın başınıza azap gelmeden önce (halis Müslüman olun da) Rabbinizden size indirilenin en güzelini takip ve tatbik edin. (Zümer 39/53-55)

Kur’an’da Allah’ın sayısız lütuflarına karşı nankörlükte ısrar edenler hakkında azap ayetleri de çoktur: Bunu onlara nankörlüklerinin cezası yaptık ve biz hep böyle çok nankör olanları cezalandırırız. (Sebe 34/17) Eğer şükreder ve iman ederseniz Allah size azabı ne yapar? Allah, şükredenlerin mükâfatını veren ve her şeyi bilendir. (Nisa 4/147) Ayrıca emir ve yasaklardaki hikmetler belirtilirken, kulun kazancı ve kaybı net bir şekilde önüne konulur. Tercih kendi iradesine bırakılırken de, faydalı olanı seçmesi istenir. Bununla ilgili mi-

Kur’an-ı Kerim’in üslubunun çekiciliği, seçilen kelimelerin söylenişinde hissedilen musiki zevki ve açık ifade tarzı, bazı Avrupalı filologlar (dil bilginleri) tarafından şiir diye nitelenmesine yol açmıştır. Ancak kanun, örf ve adet, ahlak, ibadet ve tarihi hadiselerin toplandığı bir kitap olduğu kanaati de göz ardı edilememiştir. Görünen o ki, Kur’an ne şiir, ne de nesirdir. O’nun üslubu sadece nev-i şahsına münhasır bir özellik taşımaktadır. Başlangıçta ilk vahiyle karşılaşan Mekke toplumu da ona şiir demişti. Çünkü putperestlere göre şairler, putların içinde bulunan cinlerin verdiği ilhamla şiir söyleyebiliyorlardı. Cenab-ı Hakk, Kur’an’a şiirlik isnadını reddetti ve şöyle buyurdu: Biz ona şiir öğretmedik. Bu ona yaraşmaz da... O sadece bir öğüt ve apaçık bir Kur'ân'dır. (Yasin 36/69) Bütün dillerde okuyucu ve dinleyicinin dikkatini çekmek için kullanılan ifade tarzlarını, Kur’an’ın kendine mahsus üslubuyla görmekteyiz. Muhatabın dikkatini çeken nida, Mekke’de nazil olan ayetlerde “Ya eyyühennâs!” Medine’de nazil olan ayetlerde de “Ya eyyühellezine amenû!” tarzındadır. Misal: Ey insanlar! Haberiniz olsun ki, Allah'ın vaadi muhakkak haktır. Sakın bu dünya hayatı sizi aldatmasın, sakın o aldatıcı şeytan sizi, Allah hakkında da aldatmasın. Çünkü şeytan size düşmandır. Siz de onu düşman tutun. O etrafına toplanan taraftarlarını ancak cehennemliklerden olsunlar diye davet eder. (Fatır 35/5-6) Bazen dokunaklı soru ile muhatabın dikkati çekilir. Misal: Allah, kuluna kâfi değil midir? Durmuşlar da seni O'ndan başkalarıyla korkutuyorlar. Her kimi ki Allah şaşırtırsa, artık ona hidayet edecek yoktur. (Zümer 39/36)

Bazen de cevabı verilemeyecek sorular sorularak muhatabın dikkati gerginleştirilir. Sonra Allah tarafından cevap verilir. Misal: Kâria! (Çarpacak kıyamet) Nedir o kâria? Kârianın ne olduğunu sen bilir misin? O gün insanlar yayılmış pervaneler gibi olurlar. • 13 • temmuz - eylül 2013 • sayı - 78

Dağlar, atılmış renkli yünler gibi olur. (Kâria 101/1-5)

Geçmiş hadiseler peygamberimize hikâye edilirken çok kere “görmedin mi?” şeklinde soru ile başlar. Misal: Nasıl, bunlarda bir akıl sahibi için yemin var değil mi? Görmedin mi Rabbin ne yaptı Âd kavmine? (Fecr 89/5-6)

3. Kur’ân’ın Akla Hitabı Kur’ân, esaslarını kabul ettirmekte aklı hakem kabul eder ve ona bir prensip olarak başvurur. Bu hususta şu ayetleri tefekkür etmeli ve tefsirlerine bakmalıdır: Şimdi Rabbinden sana indirilenin gerçekten hak olduğunu bilen bir kimse, kör olan bir kimse gibi olur mu? Fakat bunu ancak üstün akıllı ve temiz vicdanlı kimseler idrak ederler. (Ra’d 13/19) Hem o göğü, yeri ve aralarındakileri biz boşuna yaratmadık. O, kâfirlerin zannıdır. Onun için vay ateşe girecek olan kâfirlerin haline! Yoksa, iman edip de salih amel işleyenleri biz, o yeryüzündeki bozguncular gibi yapar mıyız? Yoksa o takva sahiplerini azgın günahkârlar gibi yapar mıyız? Bu, sana indirdiğimiz mübarek bir kitaptır ki, insanlar onun âyetlerini düşünsünler ve temiz akıl sahipleri ibret alsınlar. (Sâd 38/27-29) Yoksa o, gece saatlerinde kalkan, secdeye kapanıp, kıyama durarak daima vazifesini yapan, ahireti hesaba katan ve Rabbinin rahmetini uman kimse gibi olur mu? De ki: "Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?" Ancak temiz akıl sahibi olanlar anlar. (Zümer 39/9) Bundan dolayı Kur’ân, insanları düşündürebilmek için akıllarıyla hareket etmeyenleri yermiştir. Akla başvurmayan putperestler hakkında şöyle buyrulur: İçlerinden seni dinlemeye gelenler de var. Sen, sağırlara, üstelik akılsız da olanlara dinletebilir misin? (Yunus 10/42)

4. Tekrarlar Kur’ân’ın bir metodu da esaslarını uzun aralıklarla tekrar etmektir. Öğretmek istediği bir şeyi tekrar ederken insanın ilgisini çekmiş, usanç ve bıkkınlık vermemiştir. Bunu sağlamak için de gerekli dil özelliklerini kullanmış; fikirlerini değişik ifadelerle tekrarlamıştır. Aynı olaydan değişik ifadelerle, birbirinden farklı neticeler ortaya konmuştur. Bu hususta Yunus Peygambere ait bir olayın tekrarlarını misal verelim:

Şüphesiz Yunus da gönderilen peygamberlerdendir. Hani o bir zaman dolu bir gemiye kaçmıştı. (Oradakilerle) kura çekmiş de kaydırılanlardan (yenilenlerden) olmuştu. Derken (denize atılmış ve) kendisini balık yutmuştu. (Kendi nefsini) kınıyordu. Eğer çok tesbih edenlerden olmasaydı, yeniden dirilecekleri güne kadar onun karnında kalırdı. Biz onu hasta bir halde bir alana çıkardık. Üzerine kabak cinsinden bir ağaç bitirdik. Biz onu (Yunus'u) yüz bin veya daha çok insana peygamber olarak gönderdik. O zaman ona iman ettiler de biz onları bir zamana kadar yaşattık. (Saffat 37/139-148) Davud ve Süleyman'ı da (hatırla). Hani onlar ekin hakkında hüküm veriyorlardı. Hani milletin koyunları (geceleyin) içinde yayılmıştı, biz onların hükmüne şahittik. (Enbiya 21/78) Rabbinin hükmüne sabret, balık sahibi gibi olma. Hani o öfkeye boğulmuş da nida etmişti. Rabbinden bir nimet yetişmiş olmasaydı, elbette kınanacak bir halde ıssız bir diyara atılacaktı. Fakat Rabbi onu seçti de iyilerden kıldı. (Kalem 68/48-50) Kur’an’ın bu tekrar metodunun psikolojik bakımdan da önemi büyüktür. Eğer Kur’an konulara ayrılmış olsaydı her mesele kendi konusunda zikredilecek, böylece bir konuyu okuyan bir meseleyi öğrenmiş bulunacaktır. Fakat ikinci konuya geçince yorulmuş olacağından devam edemeyecek veya dikkati kaybolarak okuduğunun farkında olmayacaktı. Kur’an ise ilk fırsatta ana prensiplerini insana sunabilmek için onları her sureye dağıtmıştır. İnsan Kur’an’ın neresini açarsa açsın ve neresini okursa okusun mutlaka orada ana fikirlere rastlayacaktır. Bundan dolayı bazı sureler ve ayetler hakkında “Bundan başka sure, bundan başka ayet gelmeseydi, bu bile yeterdi” denmiştir.

5. Münakaşa (Tartışma) Metodu Kur’ân bu metodu, en kısa yoldan neticeye ulaşmak şartıyla kabul eder. Buna bir misal: Allah, kendisine hükümdarlık verdi diye, Rabbi hakkında İbrahim'le tartışanı görmedin mi? Hani İbrahim, ona: "Benim Rabbim odur ki, hem diriltir, hem öldürür." dediği zaman: "Ben de diriltir ve öldürürüm." demişti. İbrahim: "Allah güneşi doğudan getiriyor, haydi sen

Her meslekte insan ilişkileri, halkla ilişkiler, güzel konuşma ve sunum becerileri, kısaca nitelikli, donanımlı insan önemlidir. Ancak, tebliğle uğraşan, İslâm’ı temsil konumunda olan kişiler için bu husus, daha da önemlidir. Ayrıca yaşadığımız çağda; televizyon, bilgisayar ve internet gibi iletişim araçları insanın işini kolaylaştırırken, bu teknolojinin ölçü tanımayan dengesiz kullanımıyla da onu yalnızlaştırmakta ve çaresizlik içine itmektedir. onu batıdan getir!" deyince o inkâr eden herif şaşırıp kaldı. Öyle ya, Allah zalimler topluluğunu doğru yola iletmez. (Bakara 2/258) Bazen karşı çıkanların fikirlerini ispat için delil getirmeye davet eder. Bir misal: Bir de "yahudi ve hıristiyanlardan başkası asla cennete giremeyecek" dediler. Bu onların kendi kuruntularıdır. Sen de onlara de ki; "Eğer doğru iseniz, haydi bakalım getirin delilinizi." (Bakara 2/111) Bazen de karşı çıkanların tezlerini varsayım olarak kabul eder gibi görünür, fakat getirdiği kuvvetli delillerle onların davasını iptal eder. Misal: Yoksa (Mekke müşrikleri) birtakım ilâhlar edindiler de yerden ölüleri onlar mı diriltecekler? Eğer yer ile gökte Allah'tan başka ilâhlar olsaydı, bunların ikisi de muhakkak fesada uğrar yok olurdu. O halde Arş'ın Rabbi olan Allah, onların vasfetmekte oldukları şeylerden (bütün noksanlıklardan) beridir, münezzehtir. (Enbiya 21/21-22) Eğer muarız büsbütün anlayışsız olursa, onun dedikodusunu kendi konusuna karıştırmaya imkân vermeden sözü keser. Misal: Eğer seninle tartışırlarsa, de ki: "Allah yaptıklarınızı çok iyi bilir." (Hacc 22/68) Ayrıca Kur’ân’ı Kerim, putperestlerin Allah’ın mahiyeti hakkındaki sorularına hükmünü, çarpıcı olarak net bir şekilde ortaya koymuştur. İhlas süresi bunun en güzel misalidir: De ki; O Allah bir tektir. Allah eksiksiz, sameddir (Bütün varlıklar O'na • 14 • temmuz - eylül 2013 • sayı - 78

muhtaç, fakat O, hiç bir şeye muhtaç değildir. Doğurmadı ve doğurulmadı. O 'na bir denk de olmadı. (İhlas 112/1-4) Kur’ân’ın yerine göre gayet canlı tasvirleri de vardır. Misal: Rabblerini inkâr edenlerin durumu tıpkı fırtınalı bir günde rüzgarın şiddetle savurduğu bir küle benzer. Kazandıklarından hiçbir şeyi elde edemezler. İşte asıl uzak sapıklık budur. (İbrahim 14/18) Onların yaptıkları her bir iyi işi dikkate alırız, fakat onu saçılmış zerreler haline getiririz. (Furkan 25/23) Ey iman edenler! Sadakalarınızı, başa kakmak, gönül kırmakla boşa gidermeyin. O adam gibi ki, insanlara gösteriş için malını dağıtır da ne Allah'a inanır, ne ahiret gününe. Artık onun hâli, bir kayanın hâline benzer ki, üzerinde biraz toprak varmış, derken şiddetli bir sağnak inmiş de onu yalçın bir kaya halinde bırakıvermiş. Öyle kimseler, kazandıklarından hiçbir şey elde edemezler. Allah, kâfirler topluluğunu doğru yola iletmez. Allah'ın rızasını aramak, kendilerini veya kendilerinden bir kısmını Allah yolunda sabit kılmak için mallarını Allah yolunda harcayanların hâli ise, bir tepedeki güzel bir bahçenin hâline benzer ki, ona kuvvetli bir sağnak düşmüş de yemişlerini iki kat vermiştir. Böyle bir bahçeye yağmur düşmese bile mutlaka bir çisenti vardır. Allah, yaptıklarınızı görür. (Bakara 2/264-265)

6. Ahiret’e Ait Vakaları Anlatan Ayetlerin İfade Tarzı Bu nevi ayetler, geleceğe ait vakaları umumiyetle geçmiş zaman fiili ile ifade eder. Tefsirlerde buna “tahakkuku vukuuna binaen” tabiri kullanılır. Hikmeti de, ahirette vuku bulacak olayların muhakkak ve şüphe götürmez olduğunu anlatmaktır. Mesela, cennete giren kulların orada neler söyleyeceği anlatılırken şöyle buyrulur: Onlar orada şöyle derler: "Hamd olsun Allah'a, bizden o üzüntüyü giderdi. Gerçekten Rabbimiz çok bağışlayıcı ve şükrün karşılığını vericidir." (Fatır 35/34) Bu esasların, Peygamberimiz tarafından hayata nasıl geçirildiğini görmek ve anlamak için, O’nun tebliğ metodunu inceleyen eserleri, ayrıca tetkik etmemiz gerekir. Bu makale Prof. Dr. Ahmet Coşkun'un "Sohbetler ve Hatıralar" adlı kitabından istifade edilerek hazırlanmıştır.

ZEKİ ÜNAL Emekli Öğretim Görevlisi • [email protected] şiir tahlili

Hayırlı İnsan Olmak “Âdem olanın hayr olur âdemlere kastı, İnsanlığa, insanda budur işte delalet.” Ziya Paşa

sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız, bu sevgiyi sağlamanın yolu da selamlaşmayı yaygınlaştırmaktır.” (Müslim, İman, 93) buyurarak Allah Rasulü insanların yakınlaşmasını ve kaynaşmasını arzu etmiştir. Yine O, insanları yakınlaştırmayı ve aralarındaki sevgiyi artıracak başka tavsiyelerde de bulunmuştur. Örneğin: “Hediyeleşin ki aranızdaki sevgi artsın.” buyurmuştur.

Ziya Paşa bu mısralarında adeta bir hadis-i şerifi dile getirmiş gibidir. Peygamberimiz (sav) şöyle buyurmuştur: “ İnsanların hayırlısı insanlara hayrı ve faydası olandır.” Birinci mısra: Âdem evladı olan güzel insanlar, diğer insanların hayrını ve iyiliğini isteyen ve bunun için çaba sarfeden kişilerdir. Yani bu insanların kastı ve amacı diğer insanlar için hayır ve iyilik dilemekten ibarettir. İkinci mısra: Bu davranış, yani insanların hayrını dilemek ise kişinin olgunluğunun ve insanlığının bir göstergesidir. Açıklama: Gerçekten diğergam dediğimiz bencil olmayan bu kişileri dinimiz övmüştür. Kendi çıkarlarından başkasını düşünmeyen bencil insanları da yermiştir. Nitekim Peygamber Efendimiz (sav): “Sizden biriniz kendisi için istediğini diğer insanlar için de istemedikçe gerçek mü’min olamaz.” (Buhari, İman, 7; Müslim, İman, 71) Ve gene; “İman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi

Cenab-ı Hakk Maide suresinde: “İyilik ve takvada yardımlaşın, günahta ve düşmanlıkta yardımlaşmayın.” buyuruyor. (Maide, 2) İnsanoğlu bencil olduğu için başkalarına yardımı pek düşünmez ama imanlı olanlar Allah’ın emirlerine uyarak yardımlaşmaya önem verirler. Bilirler ki Allah için birbirlerine yardım edenlere Allah da yardım eder, işlerini kolaylaştırır. Bir hadis-i şerifinde Allah Rasulü şöyle buyurur: “ Müslüman müslümanın kardeşidir, ona zulmetmez, onu düşmanına teslim etmez. Kim, mü’min kardeşinin bir ihtiyacını giderirse, Allah da onun bir ihtiyacını giderir. Kim bir müslümanı bir sıkıntıdan kurtarırsa, bu sebeple Allah da onu kıyamet günü sıkıntılarının birinden kurtarır. Kim bir müslümanın kusurunu örterse, Allah da kıyamet günü onun bir kusurunu örter.” (Buhari, Mezalim, 3; Müslim, Birr, 58)

Başka bir hadisinde insanları birbirinden uzaklaştıran ve koparan davranışlardan men ederek şöyle buyurmuştur: “Birbirinize buğz etmeyin, birbirinize haset etmeyin, birbirinize arka çevirmeyin; ey Allah’ın kulları kardeş olun. Bir müslümana üç günden fazla • 15 • temmuz - eylül 2013 • sayı - 78

din kardeşi ile dargın durması helal olmaz.” (Buhari, Edep, 57, 58) Dinimize göre insan insanın düşmanı değildir, kendisine yapılmasını istemediği şeyi başkasına yapmamalıdır. Aslında insanlar birbirine zarar vermemek konusunda uyarılmıştır. Cenab-ı Hakk Hucurât Suresinde (Ayet, 13) insanların Âdem ve Havva’nın çocukları oldukları, çeşitli milletlere kabilelere ve soylara ayrıldığı hatırlatılmış ve sonunda tanışıp iyi ilişkiler kurmaları tavsiye edilmiştir. İyilik ve üstünlük ölçüsü, Allah’a olan yakınlık ve bağlılık, takva ile belirlenmiştir. Yani kısaca bütün insanlar yaratılışta birer kardeştirler çünkü Hz. Âdem’in evlatlarıdır. Bu ayette en çarpıcı kelime “Litearafû” emridir. Manası şudur: Çeşitli kabile millet ve soylara ayrılmak, savaşmak ve düşmanlık sebebi değil bilakis güzel bir şekilde tanışmak ve yardımlaşmak sebebidir. Cenab-ı Hakk böyle istemiştir. Fakat günümüzde maalesef Allah’ın bu emrine uyulmadığı için tanışma yerine milletler savaşmakta, çok defa haksız yere masum insanların kanları akmakta ve dünya cehenneme dönmektedir. Son günlerde üstelik ikisi de İslam Ülkesi olan Suriye ve Mısır’da yaşanan acıklı olaylar, müslümanlık ve insanlık adına son derece üzücüdür, Allah onlara doğru yolu göstersin. Ziya Paşa, bu mısralarda insanlık adına önemli bir kuralı dile getirmiştir. İnsanlar empati yaparak diğer insanların hayrını ve iyiliğini düşünerek hareket ederse dünya cennete döner.

kültür deryamızdan M. OZAN SEMERCİ Araştırmacı / Yazar • [email protected]

Tatil Mimarisinde Milli Kültür

ve Dini Hassasiyet Meselesi Bir yazlık, bir Müslüman ve bir vakit namaz…

Arkadaşımın ısrarlı daveti üzerine yazlığında altı gün misafir oldum. Yazlık, bir site içerisinde, tabiatın koynuna yaslanmış, yeşillik, ferah, sakin bir yer. Sitenin kuruluşu ve yazlıkların inşası sırasında akla gelen her şey birinci sınıf malzemeden, özenle seçilip kullanılmış. Hâsılı harika bir yer. Yazlığa dâhil olduğum ilk saatlerdeki bu intibalarım bende bir mutluluk uyandırmış ve iyi ki gelmişim dedirtmişti. Yazlık ve çevre hakkında bilgi edinilmiş, yenilmiş, içilmiş ve sıra ikindi namazını kılmaya gelmişti. Ev sahibim kıble yönünü iki eliyle tarif ederek namazımı üst katta kılabileceğimi söyledi. Bize ayrılan odada iki kişilik bir karyola ve küçük bir soyunma dolabından başka hiçbir şey bulunmuyor ama bu iki eşya odaya öyle bir yerleştiril-

miş ki kalan yere, kıbleye dönük olarak bir seccade yazamıyorsun ve namaza duramıyorsun. Öylesine dar bir alan... Şöyle bir düşündüm ki odadaki iki parça eşyanın yerlerini değiştirerek, namaz kılacak daha geniş bir alan açmak da mümkün değil. Çaresiz yandaki odayı açıp baktım, orası da aynı. Namaza duracak uygun bir alan yok. Anladım ki “işinin ehli-uzman” mimar ile mühendisimiz, binanın odalar halindeki iç bölümlerini tasarlarken bunu hiç düşünmemişler. Bu odalar yatma, oturma veya herhangi bir amaçla döşendiğinde, namaz kılmak icap ederse (yaklaşık güneydoğu istikametinde) hiç olmazsa bir seccadelik boş bir alan nasıl bırakabiliriz diye hiç düşünmemişler. “Nasıl olur” diye sormayın, olmuş işte… Tekrar zemin kata inip ev sahibime nerede namaz kılabileceğimi soruyorum. Beni üçüncü kattaki çocuk oda• 16 • temmuz - eylül 2013 • sayı - 78

sına çıkarıp yeri gösteriyor ve “biz de burada kılıyoruz” diyor. Yaklaşık 130 m2’lik, üç katlı ve dört odadan ibaret evde (yazlıkta) namaz kılınabilecek yegâne yer işte burası… Bir de zemin kattaki hane halkı ve misafirlerin müşterek kullandığı açık mutfak ve oturma salonu denilen çok geniş bir alan var ama burası her daim kalabalık ve gürültülü bir yer olduğundan namaz kılmaya müsait değil. Ertesi gün bir şey daha fark ettim ki yazlık bina tasarlanırken “mahremiyet kaygısı” da hiç dikkate alınmamış. Mesela havuza gidenler, haliyle havuz kıyafetleriyle dışarı çıkıyorlar ve o şekilde eve dönüyorlar. Bu kimseler de zemin kattaki müşterek oturma alanını doğrudan görebilen kapıdan girip çıkıyorlar ve haliyle orada oturanlardan (hiç olmazsa birileri) mutlaka bu giren-çıkanı o haliyle görmüş oluyor.

Milli Şahsiyetin Korunması Kültürel İklim Meselesidir Bu tespitlerimi şunun için anlattım. Okuyucularım da gayet iyi bilirler ki; milli şahsiyetin korunması ve geliştirilmesi bir kültürel iklim meselesidir. Bu kültürel ortamlardan birisi de evimiz, yazlığımız, işyerimiz ve bunun gibi mimari yapılardır. Problem şu olsa gerek: Ömrümüzün büyük bir kısmını içinde geçirdiğimiz bu binalar Türklük ve Müslümanlıkla yoğrulmuş milli kültürümüzü ve milli kimliğimizi ne kadar temsil ediyor? Misafir kaldığım yazlık ev “tripleks” olarak inşa edilmiş. Adı bile yabancı. İşte bunun içindir ki o güzelim yazlıkta huzur içinde namaz kılabilecek bir yer bulamıyoruz. Çünkü bina, Batı kültüründen kopyalanarak yapılmış. Hıris-

tiyan Batı kültürünün ise namazla, mahremiyetle bir alakası yok. O, yazlığını kendi ihtiyacına göre tasarlamış. Diğer bir ifadeyle; anlaşılan o ki biz, mimar ve mühendislerimizi kendi branşlarında en yeni bilgilerle yetiştirmişiz ama onlara milli kültürümüzden, milli mimarimizden ve Türk insanının beklentilerinden hiçbir şey vermemişiz. O da Batı kültüründen “kes, kopyala, yapıştır” yapmış.

Dini Hassasiyetler Göz Ardı Edilmemeli İsterseniz şöyle de düşünebilirsiniz: O yazlığı tasarlayan mimar-mühendis veya o evde oturacak olan kimsenin belki namazla, niyazla fazla bir alakası olmayabilir ama hasbelkader evine gelmiş misafiri, namaz kılacak bir imkân talep ederse bunun dünya ve ahiretlik mahcubiyetinin altından na-

Kestanepazarı'na

sıl kalkacak. Çeşitli olaylar karşısında zaman zaman “Eskiden böyle değildik, bize ne oldu da bu hale düştük” diye şikâyetçi oluyoruz. Ne olduğumuz belli değil mi? İlhamımızı, milli kültürümüzden almadığımız müddetçe bu gibi şikâyetlerimiz hep olacak demektir. Bayrak şairimiz merhum Arif Nihat Asya ne güzel söylemiş: “Bize bir nazar oldu. Cumamız Pazar oldu. Bize ne oldu ise Hep azar azar oldu.” Bu hususta kusur hepimizdedir. Bizler önce Müslümanca yaşamayı öğrenip benimsersek elbette ki mimar ve mühendislerimizle birlikte hepimiz hayat tarzımıza uygun bir yazlığı arzularız. Bilmem ki ne demek istediğimi anlatabildim mi?

Vekalet Yoluyla Kurban Bağışlayabilirsiniz KURBAN BAĞIŞLARINIZ İÇİN İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ • 17 • temmuz - eylül 2013 • sayı - 78

Merhum Prof. Dr. Cemal Sofuoğlu (1941- 2013)

Hulusi Hatiboglu

Kestanepazarı Fidan Eğitim Kurumları Derneği Onursal Başkanı - Yazar • [email protected] bakış

Güle Güle Kadim Dostum…! Prof. Dr. Cemal

Böyle söylüyorum, zira senin arkanda bıraktıklarına bakınca üzülerek gittiğini sanmıyorum. Gerçi şair: Ölmek kaderde var, bize ürküntü vermiyor Ancak dostlardan ayrılmanın ıstırabı zor” demiş. Ancak öte yanda senin burada bıraktıklarını sana pek

Sofuoğlu'nun Ardından...

aratmayacak; başta yolunda ömrünü verdiğin Rasul-ü Zîşân olmak üzere birçok âşinaların var, onların seni karşılamış olmalarını umarım. Hayat ve memat meselelerinde şahsen genel anlamda haşır neşir olmuş birisi de olsam, seni kaybetmenin acısı bende tarifi imkânsız bir burukluğa sebep oldu. Bunları kimse için söylemiyorum, sana mersiye de yazma niyetinde değilim. Beni duyacağını umduğum için seninle konuşuyorum. Seninle olan dostluğumuz ellili yıllara dayanır, Kestanepazarı günlerine… 1956 yılında birlikte Hafızlık cemiyetimiz yapılmıştı. Sonra yollarımız ayrıldı; Sen İmam Hatip Okuluna, ben de önce İstanbul’a sonra da Mısır’a gittim, bundan sonra yollarımız birkaç kere birleşti. Önce 1970 yılında ben hacca giderken Bağdat’ta, sonra da 1975 yılında akademik araştırmaların için geldiğin Kahire’de. Bu sırada yeğenim Nilgün dünyaya geldi. Onun isim babası olma mutluğunu bana bahşetmiştiniz. • 18 • temmuz - eylül 2013 • sayı - 78

Türkiye’ye döndükten sonra İzmir’de yine buluştuk. Kestanepazarı bünyesinde Fidan Dergisini kurduk. Sen başlangıç için derginin adının “Fidan” olmasını önermiştin. Bu önerin arkadaşlarımızca da kabul gördü ve dergimizin adını “Fidan” koyduk. Fidan, bugün çınar olma yolunda. Cemalciğim! Daha fazla devam edemeyeceğim. Zaten söyleyeceklerimin de kimseye bir faydası olmayacak. Senin meziyetlerini sayıp dökmeyi lüzumlu görmüyorum. Sağolsunlar, arkadaşlar bunu, gerek cenazenin kalktığı gün olduğu gibi, hâlâ da yapmadalar. Sen zaten bunları aşmıştın. Seni unutmamız -özellikle de kendi adıma söylüyorum- mümkün değil. Ailene gelince, onlara sabr-ı cemîl ve ecr-i cezîl dilemekten başka söylenecek söz bulamıyorum. Cemalciğim! Sana nûr içinde yat demiyorum, yatmak ne kelime, bırak bedenin kabrinde yatsın, ruhunla mavera âlemde nur içinde gezin… Dost Hulûsi Hatiboğlu

Başkanın Mesajı

Hasan DAYHAN Kestanepazarı Öğrenci Yetiştirme Derneği Yönetim Kurulu Başkanı

Kurban Bayramınızı Tebrik Ederim Değerli Kardeşlerim! Yüce Mevla’mızın izniyle, cıvıl cıvıl öğrenci sesleriyle 20132014 eğitim-öğretim yılına başladık elhamdülillah. Kampüsümüzde yeni çiçekler açtı. Kur’an kurslarımıza yeni öğrencilerimizi aldık. 4. ve 5. sınıfı bitirerek kurumumuza gelen öğrencilerimiz, Kestanepazarı’na ayrı bir heyecan ve mutluluk getirdi. Sizler de biliyorsunuz ki, Kestanepazarı’nın ilk dışa açılımı, 1950’li yıllarda hizmete başlayan Menemen Kur’an Kursu’ydu. Bu kurs, Kestanepazarı’nın şubesi olarak yaklaşık 40 yıl Kur’an’a hizmet etti. Çeşitli nedenlerden dolayı bu şube 1992 yılında kapatıldı. Yıllar sonra Kestanepazarı tekrar dışa açılım için bir adım daha attı. Bu adım, Allah’ın takdirinin bir tecellisidir ki, Kestanepazarı’nın 1960’lı yıllardaki kamp yaptığı Yenişakran’a nasip oldu. Ve hayırsever işadamı M. Güngör Çolakoğlu, Aliağa Yenişakran’a bir Kur’an kursu yaptırdı. Güzel bir sadaka-i cariye örneği ve eşine vefa olarak kursa eşinin adını verdi. Ekim 2013 itibariyle “Kestanepazarı Hacı Tülay Çolakoğlu Kur’an Kursu”muzun açılışını gerçekleştirmiş olacağız inşallah. Güngör Bey’e, Çolakoğlu ailesine ve katkısı olan tüm yardımsever kardeşlerimize, camiamız adına teşekkür ediyorum. Yeni Projelerle Hizmet Yelpazemizi Genişletmeyi Hedefliyoruz Önümüzdeki günlerde, yeni güzel hizmetlere vesile olmayı hedefliyoruz. 4. sınıfı bitiren öğrencilerimiz için, kampüsümüz içine yeni bir bina inşa etmek istiyoruz. Bu binamızın proje ve diğer ön çalışmalarını tamamladık. Kurban Bayramı sonrasında inşaata başlayacağız Allah’ın izni ile. Bayraklı’daki İmam Hatip Lisesi projemizin hazırlıklarını sürdürüyoruz. Gerekli ön hazırlıklar tamamlandığında, hizmet yelpazesi itibariyle İzmir’i aşıp, ülkemizin güzide genç hafızları-

na hizmet edecek olan bu okulumuzun inşaatına da başlayacağız. Kısacası önümüzdeki yıllarda, yeni projelerimizle hizmet yelpazemizi genişletmeyi; daha fazla gencimize ulaşmayı ve daha fazla gence Kur’an eğitimi vermeyi hedefliyoruz. Yardımseverlerimize Şükran Borçluyuz Kurumumuza yıllardır desteklerini esirgemeyen kıymetli yardımseverlerimize; hizmetlerimizin güzel bir şekilde yürütülmesi için gayret gösteren Kestanepazarı gönüllülerine; gençlerimizi geleceğe hazırlamak ve onların gönüllerini Kur’an ve Allah sevgisiyle, hizmet aşkıyla süslemek için gecesini gündüzüne katan değerli eğitimcilerimize ve bu eğitim kervanının güzide yolculuğunun selameti için emek sarfeden yöneticilerimize, idarecilerimize ve personellerimize sonsuz teşekkürlerimi arz ediyorum. Kestanepazarı’nı Allah’ın izni ve inayetiyle 68 yıldır ayakta tutan sizler, bundan sonra da bu ulvi vazifeyi hakkıyla yerine getireceksinizdir. Bundan hiçbir şüphem yoktur. İzmirliler ve ülkemizin değerli yardımseverleri Kestanepazarı’nı ve onun asra yaklaşan hizmetlerini iyi bilmektedir. Onlar, yapılması gerekeni yapmakta ve Kestanepazarı’nın aydınlık yarınlara taşınması için gayret göstermektedirler. Son olarak bir hususu da hatırlatmak isterim. Bu yıl İzmir Fuarında kurumumuz adına bir stant açtık. Binlerce insanımız bu standımızı ziyaret etti. Çeşitli yayınların yanı sıra bu tür açılımlarla da, kurumumuzu tanımayan insanlarımıza ulaşmayı hedefliyoruz. Önümüzdeki yıllarda inşallah bu tür etkinliklerimizi sürdürmeyi planlıyoruz. Kurumumuz bünyesindeki öğrencilerimiz başta olmak üzere, tüm öğrencilerin 2013-2014 eğitim-öğretim yılını kutlarım. Kurban Bayramınız mübarek olsun.

• 19 • temmuz - eylül 2013 • sayı - 78

abide şahsiyetler LÜTFİ GÖRMEZ Milli Kültür ve Ahlaka Hizmet Vakfı Başkanı

İzmir’in ve Kestanepazarı’nın Sembolü

Hacı Bekir Amca 1903 - 20.03.1990

İnsanın karakterinde, yaptığı şeylerin başkaları tarafından bilinmesi isteği vardır. Yapılan bu işin ve hizmetin içine riyanın karışması muhtemeldir. Yapılan her türlü hizmet ve çalışmalarımızda Hakkın rızasını hedef aldığımızda hem yapılan işin ecri ve fazileti artacak ve hem de o hizmet uzun ömürlü olacaktır. Buna din dilinde “ihlâs” diyoruz. Allah ile kul arasındaki bir alış veriş, kul bilmese de Allah biliyor. Atalar ne güzel söylemiş: “Yap iyiliği at denize, Balık bilmezse Hâlık bilir. Asırlara meydan okuyan İslâm eserlerinin halâ dimdik ayakta durmasının sebebi, temellerinin, Hakkın rızası yani ihlâsa dayanmasıdır. Konumuz Kur’an, ilim ve irfan yuvasına, Kestanepazarı’na gelince burada da bu gerçek ile yüz yüze geliriz. Bunca güçlük ve zorluklara rağmen 70’e yakın yıldır bu hizmetin başarılarla devam etmesinin temelinde de yine bu ihlâs duygusu yatmaktadır. H. H. Salih Tanrıbuyruğu hocamız ve onun etrafında hizmete âmâde hoca efendiler ve hayır sahipleri bu hizmet ehlinin bazıları biliniyor, bilinmeyen, cephe gerisinde ön plana çıkmayan amma her hayırlı işin içinde bulunan gizli kahramanlar var. Kestanepazarı Kur’an Kursu’nun kuruluşundan itibaren bu hayırlı hizmete gönül vermiş bir hizmet erini, Hacı Bekir Amca’yı bu sayımıza konuk edeceğim.

Hayatı Hacı Bekir Yüncüler 1319 (1903) yılında İzmir Karşıyaka’da dünyaya geliyor. Soyadından anlaşılacağı gibi yün, yapağı ve keçecilikle meşgul. Hisar

lık bağları da var. Akrabalık ve evlilikle kurulan bu birliktelik artık Allah yolunda Kur’an’a hizmet etmek ve genç nesli Allah yoluna yönlendirmek, onları Kur’an’la tanıştırmak için kolları sıvamanın zamanının geldiğini haber vermektedir. Salih Tanrıbuyruğu hocamız bu hizmet kervanını harekete geçirirken o günkü zor şartlar içerisinde en yakınında Hacı Bekir Amca ve emsali hayır sahipleri vardır. Hacı Bekir Amca Kestanepazarı Kur’an kervanını her safhasında önemli hizmetleri hayatının sonuna kadar büyük bir aşkla yerine getirirken, ön plana çıkmamaya azami itina göstermiştir. Çok sevilen ve sayılan bir insan olduğu için zenginlerle olan diyalogu sayesinde her hangi bir hayrı hizmeti sunduğunda derhal tasvip görür ve yerine getirilirdi. Camii Baş İmam ve Hatibi H. H. Mehmet Tevfik Keçecioğlu ile hem akraba ve hem de iş ortaklığı, yün ticareti ve keçe imalatı ile uğraşıyorlar.

Evlilik Hayatı Hacı Bekir Amcanın çok mutlu bir evlilik hayatı vardır. Cenab-ı Hakk kendisine asalet sahibi bir hanım nasip ediyor. Kestanepazarı ilim ve irfan yuvasını kuran, değerli âlim, Fâdıl, hocaların hocası Hacı Hafız Salih Tanrıbuyruğu hocamızın kız kardeşi Hikmet Hanımefendi ile 1926 yılında evleniyorlar. Bu mutlu evlilikten 3 çocukları oluyor. Necla Hanım ile Neşe Hanım halen hayattalar. Cenab-ı Hak uzun ömürler nasip etsin. Salih Tanrıbuyruğu hocamızla Hacı Bekir Amcanın aynı zamanda akraba• 20 • temmuz - eylül 2013 • sayı - 78

Konak İmam Hatip Okulu İlave İnşaatı Konak İmam Hatip Okulu 1953 yılında Konak Arap fırını caddesinde oldukça eski ve yetersiz bir binada kuruldu. 1980’li yıllarda bu yetersiz ve eski binada kızlar okuyor amma yoğun müracaatları karşılamak ne mümkün. İşte bu şartlarda cankurtaran Hacı Bekir Amca imdada yetişiyor. Yakın dostu olan Arap hanı sahibi Hacı Fadıl Özyurtsever’e durumu anlatıyor ve okulun bulunduğu yerin hemen yanındaki iki adet evi alıp Kestanepazarı’nın hizmetine veriyor. Kısa zamanda orada yepyeni, ihtiyaca cevap verecek bir okul inşa ediliyor. Bu okul bu gün hâlâ büyük bir ihtiyacı karşılıyor ve istikbalimizin ilim ve irfan sahibi annelerini

yetiştirmeye devam ediyor. Hacı Fadıl Bey, bu hayrı yaptığı için Hacı Bekir Amca da bu hayra sebep olduğu için mükâfatlarını inşallah Cenab-ı Hak’tan alacaklardır. Bu mübarek insanları rahmetle yâd ediyoruz.

ailesi, çocukları bu yorucu ve ağır hizmeti yapmasına izin vermediler. Kâbe’deki müşahede ettiğim o muhteşem tavaf manzarası aradan geçen bunca yıla rağmen halâ tazeliğini koruyarak gözlerimin önündedir.

Hacı Bekir Amca İle Hac

Hayat Arkadaşının Kaybı

Hac farizasının kontenjansız ve sınırsız olduğu dönemlerde Hacı Bekir her yıl mutad olarak hacca gider onu yakından tanıyanlar, ölen anne ve babaları için rica minnet vekil olarak hacca gönderirler, o da bu rica ve arzuları geri çevirmez en güzel ve ciddi manâda bu kutsal hizmeti yerine getirirdi. Öyle ki birçok kimseler Hacı Bekir Amca ile hacca gitmek, onunla aynı kafilede bulunmak için can atardı.

63 yıllık mutlu bir yuvayı paylaştığı Hacı Hikmet Hanım 18 Aralık 1989 yılında fani hayattan ebedi âleme göç etti. Hacı Bekir Amca hayat arkadaşından ayrılığa ancak 3 ay tahammül edebildi. 20 Mart 1990 yılında 86 yaşında o da ebedi âleme göç edip 63 yıllık hayat arkadaşına bir daha ayrılmamak üzere kavuştu. Peygamber Efendimiz (sav) “Ölülerinizi hayırla yâd ediniz” buyuruyor. Bizler bu mübarek insanları anarken onların kaybından ve yerlerinin doldurulamayışından üzüntü duyuyor, onları tanımaktan ve onlarla beraber olduğumuz zamanları paylaşmaktan teselli buluyoruz. Günümüz dünyasında birçoğumuzun madde perest bir yaşantıya meyletmesi sanırım böyle hasbi insanların yetişmesinin önünde engel teşkil etmektedir. İş hayatını, aile hayatını ikinci plâna atacak derecede kendini hayra ve hayır işlerine adayan bir

Kâbe’de Tavaf Zevki 1971 yılındaki hac yolculuğumda gördüğüm manzara müthişti. Hacı Amca kafilesine yani sevenlerine Kâbe’de tavaf ettiriyor. Kendisi aşk ve vecd içinde ihtişamla, heybetle tavaf ederdi. Çeşitli ülkelerden gelen insanlar da zaman zaman Hacı Amcanın tavaf halkasına katılırdı. Hacı Amcanın kafilesi, Kabe’de muhteşem bir tablo oluşturuyordu. Yaşı ilerleyene dek devam etti bu hizmet. Son zamanlarda rahatsızlığı nedeniyle

hayat sürmek Rabbimizin hoşnutluğunu kazanmaya vesile olacaktır. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de bu husus şöyle açıklanmaktadır: “Herkesin yöneldiği bir yön vardır. Hayırlı işlerde bir birinizle yarışın. Nerede olursanız olun Allah (cc) sizi bir araya toplar. Allah şüphesiz her şeye kadirdir.” (Bakara, 149) Fidan dergimizin konuğu Hacı Bekir Amcanın, kâmil bir mü’min hayatından ancak bir nebze bahsedebilmeye gayret ettik. Gayemiz unutulmaya yüz tutan bu değerleri genç nesle tanıtmak suretiyle vefa borcumuzu yerine getirmektir. Bu yazıyı hazırlamaya karar verdiğimde kızı Necla Hanımla görüştüm. Babasını yazacağımı söyleyince çok duygulandı. 80 yaşında olan Necla Hanıma ve kardeşi Neşe hanıma sağlıklı uzun ömürler dilerken, genç yaşta vefat eden kardeşleri Necmettin beye, Hacı Bekir Amcaya, Hacı Hikmet Hanıma Cenab-ı Hak’tan rahmet dilerim. İdrak edeceğimiz Kurban Bayramının ülkemize, milletimize, İslâm âlemine hayırlar getirmesini, dünyanın çeşitli bölgelerindeki akan kanın durmasını, barış ve kardeşlik duygularının yeniden yeşermesine vesile olmasını Cenâb-Hak’tan niyaz ederim.

Kestanepazarı'nda Kurbanınızın Kesimine Şahit Olabilirsiniz

KURBAN BAĞIŞLARINIZ İÇİN İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ • 21 • temmuz - eylül 2013 • sayı - 78

Bizim İzmir'den M. OZAN SEMERCİ Araştırmacı / Yazar • [email protected]

Yusuf Dede

Sen Polikarp Tartışması Üzerine

Kadifekale eteklerindeki, Yusuf Dede Kabristanı, İzmir’imizin 1300’lü yıllara kadar uzanan geçmişini temsil etmekte idi.

Kadifekale’nin kuzey yamacında, şimdiki itfaiye yangın gözetleme kulesinin kuzeybatı tarafında, günümüzde mevcut olmayan bir mezardan bahsedilir. Şehrimizdeki bazı kimseler bu mezarın, İzmir’de Hıristiyanlığı ilk defa yaymaya başlayan Sen Polikarp’a (St. Polycarpe) ait olduğunu iddia ederler. Aslında bu mezar Türkler tarafından “Yusuf Dede” diye bilinen ve Aydınoğulları’nın döneminde (XIV. asırda) yaşamış olan bir Alperen gaziye aittir.1 Yusuf Dede, İzmir Beyi Aydınoğlu Gazi Umur Bey’in zamanında, İzmir’in fethi mücadeleleri sırasında 1 Tuncer Baykara, “İzmir Şehri ve Tarihi”

büyük gayretler göstermiş ve ölünce de mezarına bir türbe yapılmıştır. Muhtemelen o yıllarda hakkında anlatılan menkıbelerin de etkisiyle Türk halkı tarafından zamanla bir ermiş kişi, evliya kabul edilip türbesi İzmir’in ziyaret yerlerinden biri haline gelmiştir. Rivayete göre Sen Polikarp, İncil yazarı Aziz Sen Jan’a (St. John) inanan ilk kişilerdendir. O yıllarda İzmir ve çevresinde Hıristiyanlığın benimsenip yayılmasında büyük çalışmaları olmuştur. Bu yüzdendir ki putperest Romalılar, Sen Polikalp’i (yine rivayetlere göre) Kadifekale’nin kuzey yamacında bulunan stadyumda öldürmüştür. • 22 • temmuz - eylül 2013 • sayı - 78

Yusuf Dede – Sen Polikarp tartışmasındaki belgelere gelince: “Sen Polikarp” iddiacılarının dayanak noktası olan Avrupalı seyyahlar, bu konuda naklettikleri bilgileri esas olarak Rumlardan edinmiştir. Türklere bir şey soran olmamıştır. Tek taraflı toplanmış malzemedir. Bu seyyahların bir kısmı papazdır. Onlar da dini duyguları öne çıkararak anlatmışlardır. Seyyahların önemli bir kısmı da kendinden öncekilerin yazdıklarını nakletmiştir.

Yusuf Dede Türbesi ve kabristanı. Sağ tarafta arka planda görülen yapı yangın gözetleme kulesidir.

Netice:

”Agora-Kadifekale kentsel dönüşüm” projesinin nihai hedefleri arasında bu bölgedeki antik dönem, Hıristiyanlık ve Yahudiliğe ait kültürel malzemeyi ihya etmek de vardır. Bu hedef gerçekleşirse böylece kültürel sahiplilik bakımından Kadifekale yamaçlarından da kovulmuş olacağız. Tıpkı MezarlıkbaşıNamazgâh bölgesinden kovulmak üzere olduğumuz gibi.

Avrupalı seyyahların anlattıkları, güvenilir bilgiler değildir. Üstelik bunların başka bilgi ve belgelerle mukayeseli tahlilleri de yapılmamıştır. Sen Polikarp’ın mezarından bahseden herkes “kes-kopyala-yapıştır” şeklindeki malzemeyi kullanıyor. 1671 yılında İzmir’e gelmiş olan İngiliz Papaz Thomas Smıth şöyle diyor: “Dağın yamacında Aziz Polikarp’ın mezarı bulunuyor. Rumlar onun kutsal hatırasını yaşatmak için her yıl festival düzenliyor…”2 Halbuki aynı yıl (1671’de) İzmir’e gelmiş ve Kadifekale ve çevresi hakkında çokça bilgiler vermiş olan Evliya Çelebi ise ne Sen Polikarp’ın mezarından ne de bu festivalden hiç bahsetmiyor ama şöyle diyor: “İzmir’deki ziyaretler çoktur. Fakat bunlar içinde Hacı Yusuf Baba………., Seydi Mükerremeddin Sultan’ı ziyaret ettik.”3 Fransız Seyyah Jacop Spon, hekim, arkeolog ve bilgin bir kimsedir. 1675’te İzmir’e gelmiştir. İzmir hakkında en geniş bilgileri veren bir seyyahtır. O dahi kimi tespitlerinin kaynağını “Rumların dediğine göre…” diyerek belgeliyor. Kendi gözlemlerine dayanan bilgiler dahi onun “arkeolog-bilgin” sıfatına yaraşır tespitler değil. O da şöyle diyor: (Kadifekale’den) daha aşağıda Aziz Polikarp’ın adına yapılan bir manastırın (?) yıkıntıları görülüyor. Diğer taşların ise Aziz Polikarp’ın mezarının kalıntıları olduğu söyleniyor ki bunu tespit etmek oldukça zor.4 Sen Polikarp’ın mezarının olduğu yer

olarak takdim edilen fotoğrafların kiminde “Smyrne-St. Polycarpe”, kiminde ise “Yusuf Dede”, bazen de “Yusuf Dede-Sen Polikarp” diye yazıyor. Şubat 1937’den önce Tınaztepe mahallesinde, “Yusuf Dede Caddesi” isimli bir caddenin olduğunu da hatırlatalım. 5 (Bu cadde günümüzdeki Rakım Elkutlu caddesidir.)6 Sen Polikarp kartpostallarında görülen mezarlık bir İslâm mezarlığıdır. Hıristiyan Aziz’inin yanı başında Müslüman mezarlığının ne işi var? Bu durum dahi o yerin Polikarp’a değil Yusuf Dede’ye ait olduğunu gösterir. Kaldı ki putperest Romalılar kendi dinlerinin aleyhinde çalıştığı için öldürdükleri bir Hıristiyan’ın, onu öldürdükleri yerin yakınına gömülmesine ve buralarının önem kazanmasına izin verirler mi?... Görülüyor ki “Burada Aziz Polikarp’ın mezarı vardı” diyenlerin gerekçeleri çok zayıf. Hatırlatayım ki yine bazı kimseler yıllarca Kadifekale’de bulunan “tonozlu yapı kalıntısı”nın bir şapel (küçük

2 İlhan Pınar, “Gezginlerin Gözüyle İzmir XVII. Yüzyıl” 3 “Evliya Çelebi Seyahatnamesi” 4 İlhan Pınar age.

5 “İzmir Şehri Mahalle İsimleri ve Sokak Numaraları Rehberi” 6 Yaşar Ürük,“İzmir’i İzmir Yapan Adlar”

• 23 • temmuz - eylül 2013 • sayı - 78

kilise) olduğunu iddia etmişler hatta buraya resmi bir açıklama levhası da koydurmuşlardır. Sonra bu yapının kalenin mescidi (camisi) olduğu anlaşıldı ve şapel levhası kaldırılıp “Kale Mescidi” açıklama levhası konuldu. Övünmek gibi olmasın ama bu sonuca ulaşılmasında Fidan Dergisi’nin de “âcizane-fakirane” katkıları oldu. Demek istiyorum ki Sen Polikalp mezarı iddiasının akıbeti de böyle olacak. Tabii ki Yusuf Dede’ye ve bu bölgedekiTürk-İslâm geçmişimize sahip çıkar isek… Bir şey daha diyeyim: Son zamanlarda Sen Polikarp ve mezarı hakkındaki yazılı ve sözlü anlatımlar öne çıkmaya başladı. Hepsinin de gerekçesi aynı: Burasını inanç turizmine açarız ve çok para kazanırız.(!) “İnanç Turizmi”ne karşı çıkmadığımı ama bu gerekçenin bir masaldan ibaret olduğunu daha önce belgeleriyle anlatmıştım. (Fidan Dergisi 62 ve 63. Sayı, “Kültür Deryamızdan” köşesi.) Okuyucularıma hatırlatayım: “Agora-Kadifekale kentsel dönüşüm” projesinin nihai hedefleri arasında bu bölgedeki antik dönem, Hıristiyanlık ve Yahudiliğe ait kültürel malzemeyi ihya etmek de vardır. Bu hedef gerçekleşirse böylece kültürel sahiplilik bakımından Kadifekale yamaçlarından da kovulmuş olacağız. Tıpkı MezarlıkbaşıNamazgâh bölgesinden kovulmak üzere olduğumuz gibi. Yusuf Dede – Sen Polikarp meselesinde bu anlattıklarım elbette ki çok eksiktir. Ama bana ayrılan yer bu kadar. Amacım, okuyucularımı sadece konu hakkında basitçe bilgilendirmek ve gelişmelerden haberdar etmektir. İnşallah bir gün daha etraflıca anlatmak nasip olur.

Yrd. Doç. Dr. RAHİM TUĞRAL DEÜ İlahiyat Fakültesi Emekli Öğretim Üyesi • [email protected] Kur’an’a Dair

Kur’ân Kırâatinde Tecvid İncelikleri 22

Vasl Kuralları Değerli kardeşlerim, Geçen sayıda "Vasl (Geçiş) Kuralları"ndan "Tenvinden vasl Hemzeli bir kelimeye geçiş"i görmüştük. Bu sayıda da Vasl kurallarına devam ediyoruz.

7- Sonu med harfi olan bir kelimeden geçiş: a- Sonu med harfi olan bir kelimeden, ilk harfi Hemze olmayan bir kelimeye geçiş yapılırken, kelimenin sonundaki med harfi duruşta nasıl okunuyorsa, geçişte de aynen okunur. Duruşta okunuşu

‫َو ال َ ْي ِل ِاذَا يَغْ شى * َو النَ َها ِر‬ ُّ ‫َو‬ * ‫الضحى * َو ال َ ْي ِل ِاذَا َسجى‬ ‫ط‬

‫ف َْاس َتوى * َو ُّه َو بِ ْاالُّف ُِّق ْاال َ ْعل‬ ‫ال‬

Geçişte okunuşu

‫َو ال َ ْي ِل ِاذَا يَغْ شى َو النَ َها ِر‬ ُّ ‫َو‬ ‫الضحى َو ال َ ْي ِل ِاذَا َسجى‬ ‫ف َْاس َتوى َو ُّه َو بِ ْاالُّف ُِّق ْاال َ ْعل‬ b- Sonu med harfi olan bir kelimeden, ilk harfi katı’ Hemzesi olan bir kelimeye geçiş yapılacak olursa, Medd-i Munfasıl meydana gelir. Duruşta okunuşu

‫الل‬ ُّ ‫َس ُّن ْق ِرئ َُّك فَ ََل تَ ْنسى * ا َِال َما َشا َء‬ َ‫اَرَا َ ْي َت ا ِْن كَا َن َع َل ا ْل ُّهدى * ا َ ْو ا َ َمر‬ Geçişte okunuşu

‫الل‬ ُّ ‫َس ُّن ْق ِرئُّ َك فَ ََل تَ ْنسى ا َِال َما َشا َء‬ َ‫اَرَا َ ْي َت ا ِْن كَا َن َع َل ا ْل ُّهدى ا َ ْو ا َ َمر‬

c- Sonu med harfi olan kelimeden, ilk harfi vasıl Hemzesi olan bir kelimeye geçiş yapılacak olursa, hem med harfi hem de vasıl Hemzesi okunmaz. Duruşta okunuşu

Duruşta okunuşu

‫مِ ْن ْه ط ا َِال‬ ِ ْ ‫فَ ْل َي ْنظُّ ِر‬ ‫االنْسـَا ُّن اِلى طَ َعا ِم ْه * اَنـَا‬ Geçişte okunuşu

‫ال َ ي َ ْصلي َها ا َِال ْاال َ ْشقى * اَلَذى‬

‫ِم ْن ُّه ا َِال‬

ِ ‫السم َو‬ ‫ات ا ْل ُّعل * اَلر َ ْْ ُّن‬ َ ‫َو‬

ِ ْ ‫فَ ْل َي ْنظُّ ِر‬ ‫االنْسـَا ُّن اِلى طَ َعامِه اَنـَا‬

Geçişte okunuşu

‫ال َ ي َ ْصلي َها ا َِال ْاال َ ْشقَى الَذى‬ ِ ‫السم َو‬ ‫ات ا ْل ُّع َل الر َ ْْ ُّن‬ َ ‫َو‬ 8- Sonunda zamir bulunan kelimeden geçiş: Zamirden sonra gelen kelimenin Hemzeli olup olmamasına bakılır: a- İlk harfi Hemze olmayan bir kelimeye geçiş yapılrsa, zamirin uzatılıp uzatılmama durumuna göre kural uygulanır. Duruşta okunuşu

‫ْي ا َ ْيد ِيه ْم‬ َ ْ َ ‫عِ ْن َد ُّه ا َِال بِ ِا ْذ ِن ْه ۚ ي َ ْع َل ُّم مـَا ب‬ ‫ط‬

‫ط‬

* ‫ضوا َع ْن ْه ذل َِك ل َِم ْن َخ ِش َى رَب َ ْه‬ ُّ َ‫َور‬ Geçişte okunuşu

‫ْي ا َ ْيد ِيه ْم‬ َ ْ َ ‫عِ ْن َد ُّه ا َِال بِ ِا ْذنِه يَ ْع َل ُّم مـَا ب‬ ‫ضوا َع ْن ُّه ذل َِك ل َِم ْن َخ ِش َى رَب َ ُّه‬ ُّ َ‫َور‬ b- Son harfi zamir olan bir kelimeden lk harfi kat’ Hemzesi olan bir kelimeye geçiş yapıldığında, yine zamirin uzatılıp uzatılmama durumuna göre kural uygulanır. Zamir uzatılma durumunda ise, Medd-i Munfasıl meydana gelir; uzatılma durumunda değil ise aynen okunur.

• 24 • temmuz - eylül 2013 • sayı - 78

c- Sonunda zamir bulunan bir kelimeden ilk harfi vasl Hemzesi olan bir kelimeye geçiş yapıldığında, vasl Hemzesi okunmaz; zamir de uzatılmaz. Duruşta okunuşu

ُّ ‫بِا َ ْم ِر ْه ط اَلل‬ Geçişte okunuşu

ُّ ‫بِا َ ْم ِر ِه الل‬ 9- Besmeleden Sûre başlarına geçiş: Bunu iki grupta inceleyeceğiz: a- Besmele’den Hemze ile başlamayan sûrelere geçiş yapılırken, Besmelenin son harfine hareke verilerek devam edilir; başka bir kural uygulanmaz. Hurûf-u mukattaa ile başlayan sûrelerde de bu kural geçerlidir. Duruşta okunuşu

ِ ِ‫بِ ْسم‬ ‫الل الر َ ْْ ِن الرَحيمِ ْ * يَ ْس َئ ُّلون َ َك‬ ِ ِ‫بِ ْسم‬ ُّ ‫الل الر َ ْْ ِن الرَحيمِ ْ * ق ُّْل ا َ ُّعوذ‬ ِ ِ‫بِ ْسم‬ ِ َ‫الل الر َ ْْ ِن الرَحيمِ ْ * َوا ْل َعا ِدي‬ ‫ات‬ ِ ِ‫بِ ْسم‬ * ‫الل الر َ ْْ ِن الرَحيمِ ْ * طسم‬ ِ ِ‫بِ ْسم‬ * ‫الل الر َ ْْ ِن الرَحيمِ ْ * الم‬

(2)- Besmeleden vasıl Hemzeli sûre başlarına geçiş yapılırken, vasl Hemzesi okunmaz; Besmele’nin son harfi, Hemzeden sonraki harfe tutturularak okunur. Vasıl Hemzeli Sûrelere Geçiş

ِ ِ ‫الل الر َ ْْ ِن الرَحيمِ ا ْل َح ْم ُّد‬ ِ ِ‫بِ ْسم‬ .. ‫لل‬

Fâtiha, En’âm, Kehf, Sebe’, Fâtır

Geçişte okunuşu

ِ ‫الل الر َ ْْ ِن الرَحيمِ يَ ْس َئ ُّلون َ َك‬ ِ ُّ ‫الل الر َ ْْ ِن الرَحيمِ ق ُّْل ا َ ُّعوذ‬

ِ‫بِ ْسم‬ ِ‫بِ ْسم‬

ِ ِ‫بِ ْسم‬ ِ َ ‫الل الر َ ْْ ِن الرَحيمِ َوا ْل َعا ِدي‬ ‫ات‬

Kat’ Hemzeli Sûrelere Geçiş

ِ ِ‫بِ ْسم‬ ... ‫الل الر َ ْْ ِن الرَحيمِ اَ ْلهيك ُُّّم التَكَاثُّ ُّر‬

Tekâsür

ِ ‫الل الر َ ْْ ِن الرَحيمِ اَتى ا َ ْم ُّر‬ ِ ِ‫بِ ْسم‬ .... ‫الل‬

Nahl

ِ ِ‫بِ ْسم‬ * ‫الل الر َ ْْ ِن الرَحيمِ طسم‬

ِ ِ‫بِ ْسم‬ .. ‫الل الر َ ْْ ِن الرَحيمِ اَلَ ْم‬

ِ ِ‫بِ ْسم‬ * ‫الل الر َ ْْ ِن الرَحيمِ الم‬ b- Besmeleden Hemze ile başlayan sûre başlarına geçiş durumunu iki madde halinde göreceğiz: (1)- Besmeleden katı’ Hemzeli sûre başlarına geçiş yapıldığında da, hiçbir kural uygulamaz; Besmeleden sonra sûrenin başındaki Hemze belirtilerek okunur.

ِ ِ‫بِ ْسم‬ ... ‫ين كَف َُّروا‬ َ ‫الل الر َ ْْ ِن الرَحيمِ الَذ‬

Muhammed

ِ ِ‫بِ ْسم‬ * ‫الل الر َ ْْ ِن الرَحيمِ الر َ ْْ ُّن * َعلَ َم ا ْلق ُّْرا َن‬

Rahmân

ِ ِ‫بِ ْسم‬ .. ‫الل الر َ ْْ ِن الرَحيمِ ا ْق َر ْأ بِ ْاسمِ رَبِ َك‬

Alâk

ِ ِ‫بِ ْسم‬ ... ‫الل الر َ ْْ ِن الرَحيمِ ا ْق ََتَ َب لِلن َ ِاس‬

İnşirâh, Fîl

Enbiyâ

ِ ِ‫بِ ْسم‬ ... ‫الل الر َ ْْ ِن الرَحيمِ اِن َا‬

ِ ِ‫بِ ْسم‬ ... ‫اع ُّة‬ َ ‫الل الر َ ْْ ِن الرَحيمِ ا ْقَتَ َب َ ِت ال َس‬

Feth, Kadr, Kevser

Kamer

ِ ِ‫بِ ْسم‬ ... ‫الل الر َ ْْ ِن الرَحيمِ ِاذَا‬

ِ ِ‫بِ ْسم‬ * ‫الل الر َ ْْ ِن الرَحيمِ ا ْل َحاق َ ُّة * َما ا ْلحاق َ ُّة‬

Münâfikûn, Nasr

Hâkka

ِ ِ‫بِ ْسم‬ ... ‫الل الر َ ْْ ِن الرَحيمِ اَرَا َ ْي َت‬

ِ ِ‫بِ ْسم‬ * ‫الل الر َ ْْ ِن الرَحيمِ ا ْلقَا ِر َع ُّة * َما ا ْلقَا ِر َع ُّة‬

Mâûn

Kâria

2013-2014 eğitim-öğretim yılının tüm öğrencilere, eğitimcilere, idarecilere ve ülkemize hayırlı olmasını temenni eder, başarılar dileriz...

KESTANEPAZARI EĞİTİM KURUMLARI FİDAN DERGİSİ Anma Programları Takvimi

Hacı Nuri Sevil

İsmail Başpınar

Kestanepazarı Dernek Başkanlarından Vefat Tarihi: 10 Aralık 2002 Anma Programı Tarihi: 10 Aralık 2013 Salı Medfun Bulunduğu Mezarlık: Işıkkent Mezarlığı Ada: 4 – Mezar No: 9634

2

Kestanepazarı Kurucularından Vefat Tarihi: 2 Ocak 1973 Anma Programı Tarihi: 2 Ocak 2014 Perşembe Medfun Bulunduğu Mezarlık: Altındağ Kokluca Mezarlığı Ada: 28 – Mezar No: 1510

• 25 • temmuz - eylül 2013 • sayı - 78

• 26 • temmuz - eylül 2013 • sayı - 78

sağlık Dr. HASAN AKSOY Beyin ve Sinir Hastalıkları Uzmanı

Vücudumuzdaki Asit-Baz Dengesinin Önemi - 2 Geçen sayımızda medeniyetin getirdiği imkânlardan yararlandıkça, yanlış beslenme ve çevresel faktörlerle kronik bir asitlenme etkisinde yaşadığımızdan bahsetmiştim. Bu durumun insan organizması için son derece zararlı olduğunu belirtmiştim. Bu sayımızda asitlenme devam ettikçe vücudumuzda neler olacağını ve buna karşı nasıl tedbir alınacağından bahsedeceğim. Vücutta en fazla miktarda bulunan alkali mineral kalsiyumdur. Deposu kemiklerdir. Kan ve vücut sıvıları asitlenince, kandaki mevcut kalsiyum bu asitleri nötralize etmek için kullanılır ama asitlenme artar ve kandaki kalsiyum biterse, kemik ve dişlerden kalsiyum çalınır. Özellikle leğen kemiklerinden, uzun kemiklerden ve omurgadan kalsiyum çalınmaya başlar. Osteoporoz (kemik erimesi) oluşmaması için beslenmede kalsiyum içeren besinlerin önerilmesinin sebebi, asitleri gidermek ve alkali olmak için kemikteki kalsiyum yerine besinlerdeki kalsiyumun kullanılmasını sağlamaktır. Kemik sağlığını koruyan besinler, aslında bizi asitlenmeden korur. Aslında osteoporoz, asitli yiyeceklerle beslendiğimiz modern yaşam tarzımız için, yıllar içerisinde ödediğimiz gizli bir vergidir. Osteoporozun değeri ne kadar yüksekse vücuttaki asit yükü de o kadar çoktur. Kemikler alkali mineral deposudur. Kalsiyum dışında kemikteki magnezyum da önemli bir alkali mineraldir. Vücuttaki magnezyumun % 80’i kemiklerde bulunur. Geri kalan magnezyum ise kaslardadır. Yorulunca kaslara kramp girmesinin bir sebebi de kaslardaki magnezyumun eksilmesidir. Kas yorgunluğuna bağlı asitlenmeyi atmak için kastaki magnezyum kullanılır. Gece uykuda “huzursuz bacak sendromu” diye tarif edilen durumda, fibromiyoljide (yumuşak doku romatizması), damar sertliğinde ve kalp kapağı hastalıklarının bazılarında magnezyum eksikliği söz konusudur. Vücudun alkali olması için magnezyum, kalsiyum kadar önemlidir. Gençken kandaki asitlenmeyi gidermek için bikarbonat tamponu gibi başka tampon maddeler bol miktarda bulunduğu için kandaki asitlenmeyi gidermede ilk aşamada onlar kullanılır, hemen kemiğe başvurulmaz. Osteoropozun ileri yaşlarda görülmesinin sebebi, vücudun asit yükünün eski yöntemlerle azaltılamıyor olması ve giderek kemikten daha çok kalsi-

yum ve magnezyum çalınmasıdır. Osteoporoz oluşmaması için kalsiyum ve magnezyum içeren yiyeceklerin tüketilmesinin yanı sıra, asit içeren besinlerden de uzak durulmalıdır.

Asitli yiyecekler tüketildiğinde normalden fazla alkali sıvısı üretmek için yorulan pankreas insülin üretiminde yetersiz kalır, şeker yükselir.

Bir bardak asit yüklü kola için 32 bardak su ve kemiklerden bolca kalsiyum harcanır. Asitlenmenin diş çürüğüne yol açtığını biliyoruz. Çok tatlı yiyen çocukların dişleri, şekerin asitlenmeye sebep olması yüzünden çabuk çürür. Asitli ortam ve şeker bakterilerin çoğalmasını kolaylaştırır. Bunun sonucunda da diş etleri çekilir.

Asitlerin çoğu böbreklerden atıldığı için, yüksek asitli idrar; idrar yolu enfeksiyonlarına, böbrek taşlarına zemin hazırlar.

Ağız içi, normalde alkali yapıdadır. Alkali ortamda fonksiyon gösteren tükürükteki amilaz adlı enzim ile karbonhidratların sindirimi ağızda başlar. Vücuttaki asitlenme artışı tükürüğü de eşitlendirir. Ağızda asitlenme fazlalaşınca amilazın fonksiyonu azalır. Bunun sonucunda da şekerli, karbonhidratlı besinler iyi sindirilemez ve ağızdaki asitlenmeyi daha çok arttırır. İyot minerali alkali ortamda fonksiyon gösterir. Asitlenme sebebiyle iyodu kullanamamak tiroid fonksiyonlarını azaltabilir. Tiroid fonksiyonlarının az olması hipotiroidiye ve kolay kilo alınmasına sebep olur. Vücudumuzdaki en büyük protein olan kalkojen asitlenme sebebiyle sertleşir. Kalkojen oluşan eklemler ve cilt esnekliğini kaybeder. Ciltte kırışıklıklar ve kurumalar meydana gelir. Cildin hızla yaşlanmasında asitlenmenin etkisi sandığımızdan çok daha fazladır. Asitlenmede kan ve dokularda daha az oksijen içerdiğinden bakteri üremesi kolaylaşır. Enfeksiyona yatkınlık olur. Asitlenme hücre zarlarının sertleşmesine sebep olur. Oysa hücreler arası iletişim, hücre zarının elastikliğine bağlıdır. Sertleşen hücre zarları sebebiyle özellikle beyinde hücreler arası iletişim yavaşlar. Uykusuzluk, depresyon, hafıza kaybı durumlarında da asitli olmanın etkisi vardır. Uyku için melatonin hormonu üretilir ve bu hormon diğer hücrelerle iletişim içinde olmalıdır. Depresyon oluşmaması için serotonin hormonunun yeterince üretilmesi gerekir. Ayrıca iyi bir hafıza için sinir sistemindeki nöronlar birbirleriyle iyi bir etkileşim içinde olmalıdır. Hücre zarlarının asitlenmesi onları sertleştirir. Normal duyarlılıklarını kaybederler uykusuzluk, kronik yorgunluk, depresyon hali bu şekilde oluşur. Pankreas sıvısı vücuttaki en alkali sıvıdır.

• 27 • temmuz - eylül 2013 • sayı - 78

Asit yükünü seyreltmek için vücut daha çok su tutar. Fazla su tutulması ödem yapar. Alkali su tüketilmesi, mevcut ödemi azaltır. Yağların ve bölgede tutulan suyun hacmi, o dokudaki lenf ve kan damarlarını sıkılaştırır. Asitli bölgeye oksijen daha az ulaştığı için yağ dokusunun bulunduğu bölgedeki dokular beslenemez. Büzüşüp, sertleşir ve selülit bu şekilde oluşur. Lenfler asit atılım kanallarıdır. Kilo verme çabalarıyla yağ dokusu eridikçe, lenf dolaşımındaki sıkışmış asitlerde atılmak üzere dolaşıma verilir. Bu durum mevcut asit yükünü arttırır. Bu asitleri atmak için kilo verirken daha çok alkali besine ihtiyaç vardır. Görüldüğü gibi kolesterol, osteoporoz, kanser, selülit gibi birbiriyle ilgisiz görünen hastalıklar ortak bir noktaya sahiptir.

Vücuttaki Fazla Asit Yükü Vücut asitli ortamlardan kurtulmak için tampon sistemlerini kullanır. Bunlar bikarbonat, fosfat ve protein tampon sistemleridir. Bu tampon sistemlerine çeşitli organlar yardımcı olur. En büyük görev böbrek ve akciğerlere düşer. Daha sonra az miktarda asit atımı yapsa da ciltte asit atımını yapan organımızdır; ter de idrar gibi asidik bir sıvıdır. Doğru nefes alarak, kandaki oksijen miktarının arttırılması alkali olmak için çok önemlidir. Çeşitli mekanizmalarla atılamayan asit vücutta birikir. Bu asitler; Kolesterol ile paketlenebilir. Yağ asidi olarak depolanabilir. Ürik asit olarak eklemlerde birikebilir. Böbrek taşı olarak, böbreklere yerleşebilir. Düşük düzeyde, sürekli olarak asitlenmeye maruz kalmamız, tedavi edilmesi gereksiz bir durum olarak algılanırsa, uzun dönemde hastalık olarak karşımıza çıkar. Dolayısıyla asitli yiyecekleri fazla tüketmemeye gayret gösterelim. Alkali yiyecekleri soframızda arttırırsak son derece sağlıklı bir yaşam sürebiliriz. Sağlıklı günler dileğiyle. Kaynak: Alkali Diyet, Dr. Ayşegül Çoruhlu

i.com andergis

www.fid

fidan

k i l ç n ge

ir Büyük b damının fa tasavvu le, zifirî şiy benzeti tün a, ak sü t k ı l n a r ka ark ak kılı f i k e d n i iç özü kadar g k e c e d e nçlik... e g r i b n keski NFK

Görünmezliğe Doğru Bir Adım Daha

Zeka Soruları 7 kişi karşılaşır, sünnet olduğu için birbirlerine selam verir ve birbirleri ile yalnızca bir kere tokalaşırlarsa kaç kere tokalaşma olur? BIUDBAY sonra hangi harf gelir. Doktorunuz “şifa Allah’tandır” diyerek size 3 ilaç verdi ve dedi ki "bunları yarım saat ara ile içiniz” kaç saat sonra her ilaçtan bir tane almış olursun.

Zeka Sorularımızı cevaplayıp, gönderin. Hediyeler kazanın… Cevaplarınızı, isim-soyisim, yaş, iş, adres ve iletişim bilgileriyle birlikte [email protected] mail adresine gönderebilirsiniz. Soruları doğru cevaplandıran okurlarımıza sürpriz hediyeler göndermeye devam edeceğiz.)

Geçen Sayının (77. sayı) Doğru Cevapları: 1- 9.999.999.999 (On milyon eksi bir). 2- Kafası çok yol alır.

İngiliz bilim adamları, ilk kez, bir nesneyi tam olarak görünmez hale getirdi. Görünmezlik çalışmalarının askeri cephesinde ise kızılötesi kalkanlar test ediliyor. Bir çeşit illüzyon olarak görülen görünmezliği gerçek yapmak için bilim adamları deneylerini aralıksız sürdürüyor. Bu deneylerde artık bilimkurgunun sınırlarına yaklaşılıyor. Görünmezlik çalışmalarında, mikrodalgaların, nesnenin etrafından dolaştırılması yoluyla yapılan deneylerde bir merhale daha kat edildi. İngiliz araştırmacılar silindir şeklindeki bir nesneyi tam görünmez yaptı. Duke Üniversitesi'ndeki araştırmacılar, 7,5 santimetre çapında ve bir santimetre kalınlığındaki silindirin çevresinde, görülmesini engellemeye yetecek ışık bükülmesi gerçekleştirdi.

Ancak yine de, bu durum, tam görünmezlik sağlamıyor. Işık arkadan görülebildiği için, nesne de sadece bir açıdan bakıldığında görünmez olabiliyor. Görünmezlik çalışmalarının askeri cephesinde ise, bilim adamları, tank gibi araçların da aralarında bulunduğu daha büyük ölçekli eşyaların çevrenin parçasıymışçasına algılanmasını sağlayan kızılötesi kalkanlar test ediyor.

Bunları

Hz. Peygamberimizin öz amcalarının Ebu Talib ve Zübeyr olmak üzere iki tane olduğunu, diğer amcalarının üvey olduğunu, Akşemseddin’in (1389 – 1459) mikrobu bulan ilk bilim adamı, İstanbul’un manevi fatihi ve büyük bir mutasavvıf olduğunu, Kahire’deki el-Ezher Camii Medresesi’nin 972’de ve yine aynı şehirde Dâr’ul Hikmet’in 11. asırda kurulduğunu, Alkol, sülfürik asit ve nitrik asit maddelerinin Müslümanlar tarafından keşfedildiğini,

Biliyor Muydunuz?

ilginç resimler

Zemzem Towers: Mekke'de Osmanlı mirası Ecyad Kalesi yıkılıp yerine inşa edilen 595 metre yüksekliği ile de Suudi Arabistan'ın en yüksek binası, Dünyanın en yüksek ve en büyük otelidir.

• 28 • temmuz - eylül 2013 • sayı - 78

Hazırlayan Ümmügülsüm Tipi

Zilhicce Ayının İlk On Günü 1.Gün: Hz. Adem (a.s)’nin duasının kabul edildiği gündür. Bir kimse o gün oruç tutarsa Allah onun her günahını bağışlar 2.Gün: Allahü Teâla, Yunus (a.s) Peygamberin duasını kabul buyurdu, kendisini balığın karnından çıkardı. Bir kimse o gün oruç tutarsa Allahü Teâla’ya ibadet eden, bu ibadetinde de göz açıp kapayacak kadar zaman için dahi asi olmayacak gibi olur. 3.Gün: Allahü Teâla, Zekeriya (as) Peygamberin duasını kabul buyurdu. Bir kimse o gün oruç tutarsa, Allahü Teâla onun duasını kabul buyurur. 4.Gün: Zilhice ayının dördüncü gününde İsa (as) doğdu.Bir kimse o gün oruç tutarsa , ondan sıkıntı, fakirlik gider. Kıyamet gününde iyiliksever, keremli yazıcı meleklerle olur. 5.Gün: Zilhicce ayının beşinci gününde Musa (as) doğdu. Bir kimse o günde oruç tutarsa, münafıklıktan uzak kabir azabından emin olur. 6.Gün: Zilhicce ayının altıncı gününde Allah Teâlâ Peygamberimiz(s.a.v)'e Hayber kalesini almayı nasip eyledi. Bir kimse o gün oruç tutarsa, Allahü Teâlâ ona rahmet nazariyle bakar, bir daha ona azap etmez. 7.Gün: Zilhicce ayının 7. günü cehennem kapıları kilitlenir, zilhicce ayının on günleri çıkıncaya kadar açılmaz. Bir

kimse o gün oruç tutarsa, Allahü Teâla kendisine 70 sıkıntı kapısını kapatır, 70 kolaylık kapısını açar.

ban keser kanını akıtırsa, Allahü Teâlâ onun ve ailesinin günahlarını çoluk çocuğunun günahlarını bağışlar.

8.Gün: Zilhicce ayının sekizinci günü olan Terviye günü bir kimse oruç tutarsa, kendisine o kadar büyük iyilik ihsan edilir ki, onların miktarını ancak Allah bilir.

Bayram sabahı da dahil 10 gün boyunca her gün çekilebilecek tespihler; 100 Estağfirullah el azim, el kerim, ellezi lâ ilahe hüvel hayyum kayyum ve etebü ileyh. 100 Salavât 100 İhlas suresi 001 Fatiha suresi 1000 hasbinallahi veni’mel vekil 700 El hükmü lillahil aliyyil kebir Bayramdan önceki iki çarşamba, kalpleri fethetmek için Fetih Suresi okunmalıdır Bayramdan önceki iki perşembe, birer tane Yasin-i şerif okunmalı.

9.Gün: Zilhicce ayının 9. günü olan Arife günü bir kimse oruç tutarsa, geçen bir senelik, gelecek bir senelik günahlarının bağışlanmasına sebep olur. 10.Gün: Bugün dininizi sizin için mükemmel ettim, size olan nimetimi tamamladım ilahi emrinin indiği gün, zilhicce ayının onuncu günü idi, kurban bayramıydı. Bir kimse o gün kur-

Peygamberlerin Kabul Olan Duaları Hz. Adem (a.s)’nin Duası ..."Rabbimiz! Biz kendimize zulüm ettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize acımazsan mutlaka ziyan edenlerden oluruz." (Araf 23)

Hz. Yunus (a.s)’nin Duası ..."Senden başka hiçbir ilah yoktur. Seni eksikliklerden uzak tutarım. Ben gerçekten (nefsine) zulmedenlerden oldum"...(Enbiya 87)

Hz. Zekeriya (a.s)’nin Duası ..."Rabbim! Beni tek başıma bırakma. Sen varislerin en hayırlısısın" (Enbiya 89) • 29 • temmuz - eylül 2013 • sayı - 78

Hazırlayan Şaban Ayhan

Fıkra

Adam yanıla yanıla âlim olur, pehlivan yenile yenile galip olur. Anlamı: Kişi, her girişiminde başarılı olmayabilir, yanılmış olur. Ama yeni girişimlerinde eski hatalara düşmeyecek deneyimler kazanmış olacağından başarma şansı artar.

2013-2014 eğitim öğretim yılında açılan yeni bir İmam Hatip Ortaokulunu teftişe gelen bir müfettiş sınıfın birine girer. Ders Kur’an-ı Kerim’dir. Bir öğrenciyi kaldırarak ismini sorar. Öğrenci: “Fatih” diye cevap verir. Müfettiş : “Peki öyleyse yavrum, Fatiha suresini oku bakalım.” Çocuk sureyi okur. Sıra başka bir öğrenciye gelmiştir. Müfettiş yine sorar “İsmin ne çocuğum” Çocuk cevap verir: “Yasin. Ama arkadaşlar kısaca Kevser derler”

Labirent

Sevgili çocuklar! Küçük bal arısını, yapacağı bal için tüm çiçeklere götürdükten sonra kovanına ulaştırabilir misiniz?

• 30 • temmuz - eylül 2013 • sayı - 78

BiSr-i Hafi

• 31 • temmuz - eylül 2013 • sayı - 78

Hikaye

Kestanepazarılılar 42. Geleneksel Mezunlar Günü’nde Bir Araya Geldi 6 Temmuz 2013 Kestanepazarı’ndan mezun olan yüzlerce kişi ve yüzlerce Kestanepazarı gönüllüsü, “Kestanepazarı 42. Geleneksel Mezunlar Günü”nde bir araya geldi. Bu yılki program, 10:00 ile 11:00 saatleri arasında, salon girişinde hazırlanan ikramlar eşliğinde, katılımcıların kendi aralarındaki sohbetle başladı. Tanışma ve sohbet programı için, her mezunumuza, ad-soyad, Kestanepazarı’nda kaldığı yıllar ve görevinin yazılı olduğu isimlikler hazırlandı ve yakalara iliştirildi. Böylelikle, birbirlerinin isimlerini hatırlamakta güçlük çeken mezunlarımızın, alt üst dönemlerle tanışıp, kaynaşması adına güzel bir uygulama olduğu, yapılan değerlendirmeler arasındaydı. Salon toplantısı saat: 11.00’de Saygı duruşu, İstiklal Marşı ve Kur’an tilavetiyle başladı. Sunumu, Fidan Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Nurkan Boz tarafından gerçekleştirilen programda, Kur’an Kursları Arası Kur’an-ı Kerim’i Güzel Okuma Yarışması Türkiye 2.’si, Kestanepazarı Merkez Kur’an Kursu öğrencilerinden Taner Önden’in

Kur’an tilavetinin ardından konuşmalar gerçekleştirildi.

Kestanepazarı Yeni Hizmetleriyle Atılım Dönemine Giriyor Kestanepazarı Öğrenci Yetiştirme Derneği Başkanı Hasan Dayhan konuşmasında Kestanepazarı’nın yeni bir atılım dönemine girdiğine değinerek, yeni projeler hakkında bilgi verdi. Dayhan: “Bu sene eğitim sistemindeki değişikliklerle, ortaokul talebelerini aldık. Mevcut öğrencilerimiz kampüs binalarımızı doldurduğundan ortaokul öğrencilerimiz için 150 öğrenci kapasiteli, 7 katlı ve 10 sınıfı bulunan bir Kur’an kursu ek binası inşaatına gelecek aylarda başlayacağız inşallah. Aliağa Yeni Şakran’da, yardımseverlerimizden M. Güngör Çolakoğlu Bey bize 70-80 kişilik bir Kur’an kursu binası yapıyor. Yeni eğitim-öğretim döneminde bu kursumuz da hizmete girecek inşallah. Türkiye’de eşine az rastlanır bir İmam-hatip lisesi inşa etmeyi düşünüyoruz. Bayraklı’daki arsamıza yapacağımız binanın temelini yakın zamanda atmayı planlıyoruz. Kestanepazarı olarak, inşallah din eğitiminde Türkiye’nin önde gelen • 32 • temmuz - eylül 2013 • sayı - 78

kuruluşlarından olmaya devam edeceğiz.” diyerek mezunlardan projeler için desteklerini esirgememelerini istedi.

Lütfi Görmez Vefanın Önemine Değindi Milli Kültür ve Ahlaka Hizmet Vakfı Başkanı Lütfi Görmez, programa katılanlara hitaben şunları söyledi: “Bugün bizim bayramımız. Burada bir birimizi görüyoruz, hatıralarımız canlanıyor. Ufacık çocuktuk, büyüdük yetiştik, yaşlandık, ölüme doğru gidiyoruz. Geçen yıldan bu yana, kaybettiğimiz arkadaşlarımız var. Bu bize, bir nevi bizim de fani olduğumuzu hatırlatıyor. Vefa, çok önemli bir haslet. Aramızda olan arkadaşlarla hasret gideriyoruz.” Diyerek, rahatsızlığından ötürü programa katılamayan Fidan Eğitim Kurumları Derneği Onursal Başkanı Hulusi Hatipoğlu’nun selamlarını katılımcılara iletti.

Halil Mezik, Mezunlarımızın Misyon ve Vizyonu Konulu Bir Konuşma Yaptı Mezunlarımızdan Halil Mezik, Kestanepazarı’nın geçmişine vurgu yaptı ve şunları söyledi: “Allah razı olsun, Kestanepazarı, bizim inancımız doğrultusunda şekil

almamızı sağladı. İnsan, anadan, babadan sonra böyle insanlara sonra nasıl teşekkür edeceğini bilemiyor. Kestanepazarı’nı, Ali Rıza Güven amca sağken sık sık konuşurduk, o yıllarda çok fazla risk almayan bir müesseseydi. Riskli işlere girmiyordu. Şunu kafamızdan çıkarmamalıyız. Zaman zaman hem düşünüyor hem de üzülüyorum. Cumhuriyet döneminde bir Diyanet reisinin hapse atıldığını gördünüz mü? Süleyman Efendi’nin, Sait Nursi’nin hapishane hapishane gezdiğini okuyoruz. 1930’lu yıllarda kitleleri heyecanlandırarak, imanı düşünceyi, hayata sokmak isteyen insanlar vardı ve bunlar asıldı. Bence inanmak demek, dünyada risk almak demektir. Birincisi, önce nefsin saldırılarına maruz kalmak demek, ikincisi evde hanımın, çocukların saldırısına maruz kalmak demek. Sonra ananın, babanın, çevrenin daha sonra gücün saldırısına maruz kalmak demektir. Peygamberimize neler neler

teklif edildi. Ama o kabul etmedi. Bu din, dünyada göğüslediğimiz risk mukabili bize cennet vaat ediyor. Bu riski alması gereken de bizleriz, yani hocalar. Hiçbir kimse emr-i bi’l-maruf, nehy-i ani’l-münker yapmak zorunda değildir. Fakat “din”i, yaşantı olarak temsil etmek durumundadır. Din iki cihan saadetini temin eden bir sistem olduğundan pısırık, korkak, diğer din mensuplarından farkı olmayan bir kişi tarafından nasıl temsil edilir?”. Halil Mezik, bir kaç hikâyeden verdiği örneklerle mezunlarımıza, hizmet etmek için inandıkları gibi

Mezunlarımız turnuvayı ilgiyle takip etti. Katılımcılara günün hatırası olarak madalya hediye edildi.

yaşamaları, yaşarken de risk almaları gerektiği tavsiyelerinde bulundu. Programda mezunlarımızdan Nuri Akay, Prof. Dr. Şerafettin Gölcük ve Abdullah Özbey’in yanı sıra birçok mezunumuz söz alarak kendisini tanıttı ve Kestanepazarı’yla ilgili duygularını dile getirdi. Program sonrası mezunlarımıza öğle yemeği ikram edildi.

“Kestanepazarı Futbol Sahası Veda Turnuvası”nda, Sahanın Emektarları Mücadele Etti Mezunlar günü sonrası Hatay Kur’an Kursu (A Blok) bahçesinde

Futbol Turnuvası Şampiyonu (Emrullah, İsa, Ömer Celal, Şemsettin)

• 33 • temmuz - eylül 2013 • sayı - 78

düzenlenen “Kestanepazarı Futbol Sahası Veda Turnuvası”nda mezunlar, öğrencilik yıllarında çokça futbol oynadıkları sahaya veda ettiler. Hatay Kur’an Kursu ek bina inşaatı nedeniyle kazılacak olan sahada, 30’ar dakikalık maçlarla gerçekleştirilen turnuvaya eski ve yeni dönem mezunlarından oluşan yedi takım katıldı. Turnuva sonunda 2007 me-

zunlarından oluşan takım birinci olarak kupayı aldı ve Kestanepazarı tarihine geçti. Turnuvaya katılan mezunlarımıza, günün anısına birer madalya hediye edildi. Kupayı kazanan takım oyuncuları, Kestanepazarı tarihinden bir hatıra olması dileğiyle kupayı Kestanepazarı’na hediye etti.

43. Geleneksel Mezunlar Günü 21 Haziran 2014 Cumartesi Günü Gerçekleştirilecek Her yıl Temmuz’un ikinci Cumartesi Günü yapılan mezunlar günü, önümüzdeki yıl, Ramazan ayının 10 gün geri gelmesi nedeniyle, daha geri bir tarihe çekilerek 21 Haziran 2014 Cumartesi günü düzenlenecek.

İl Dernekler Müdürü Bülent Korkmaz, Kestanepazarı’nı Ziyaret Etti 28 Ağustos 2013 İzmir İl Dernekler Müdürü Bülent Korkmaz kurumumuzu ziyaret etti. Kestanepazarı Öğrenci Yetiştirme Der-

neği Başkanı Hasan Dayhan’ın makamında gerçekleşen ziyarette kurum yönetici ve idarecileri de yer aldı. Ziyarette Dayhan, hizmetleri özetleyerek 82. İzmir Enternasyonal Fuarında Kestanepazarı’nın da yer alacağı bilgi-

sini verdi. Korkmaz, sivil toplum kuruluşlarının topluma kattığı değerlere değinerek Kestanepazarı’nın gerçekleştirdiği hizmetlerden duyulan memnuniyeti dile getirdi ve hizmetlerde başarılar diledi.

Bülent Korkmaz (sağda) faaliyetler hakkında bilgi aldı

• 34 • temmuz - eylül 2013 • sayı - 78

Geleneksel İftar Programımızda Ramazanın Manevi Coşkusu Birlikte Yaşandı 2 Ağustos 2013 Geleneksel İftar Sofrası programımız, gönüllerinde Kestanepazarı olanları kampüsümüzde buluşturdu. Davete; İzmirli yöneticiler, sivil toplum kuruluşları, parti temsilcileri, basın mensupları ve hayırseverlerimiz katılarak kurumlarımızda iftar etmenin manevi coşkusunu yaşadı.

Ramazanın Manevi Coşkusu Birlikte Yaşandı İzmir Vali Yardımcısı Mehmet Suat İlhan, İl Dernekler Müdürü Bülent Korkmaz ve Karabağlar İlçe Müftüsü Abdulcebbar Altun’un da katıldığı programda kurum temsilcileri ve Kestanepazarı yönetim kurulu üyeleri de iftar soframızda bizleri yalnız bırakmadı.

Lütfi Görmez, Ortaokul Öğrencileri İçin Yapılacak Kur’an Kursumuzun Sevincini Paylaştı Programın selamla konuşmasında Milli Kültür ve Ahlaka Hizmet Vakfı Başkanı Lütfi Görmez davetlilere hoş geldiniz diyerek hizmetlerimizi ve ramazan faaliyetlerini özetledi. Çocukluğundaki Ramazanlardan bahseden ve diş hakkı adetine değinen Görmez: “Ben de size bir diş hakkı vereyim. İftar ettiğimiz bahçenin üst kısmında bulunan bahçede Allah’ın izniyle ramazan ayı sonrası ortaokul öğrencilerimiz için 150 öğrenci kapasiteli, 7 katlı, 10 derslikten oluşan, içinde spor ve seminer salonlarının yanı sıra dinlenme alanları da bulunan bir Kur’an kursu inşa edeceğiz. Ek Kur’an kursu binamız

İftar programına çok sayıda davetli katıldı

gerek fiziki, gerek eğitim açısından ortaokul yaş grubunda hitab edecek. Bu müjdeler ile ramazanınızı ve bayramınızı kutluyorum.” sözleriyle katılımlarından dolayı gönül verenlerimize teşekkür etti. Programda İzmir Vali Yardımcısı Mehmet Suat İlhan da duygularını dile getirerek; “Hocalarımızdan sonra konuşmak zor olur. Onlar sözlerin en doğrusunu en güzel şekilde ifade ederler. Ben de bugün burada bulunmaktan ve sizlerle olmaktan büyük mutluluk duyuyorum” dedi. Akşam namazı ve sonrasında öğrencilerimizle birlikte kılınan teravih namazıyla devam eden program, katılımcılara, eşine az rastlanır bir Ramazan akşamı yaşattı.

İzmir Vali Yardımcısı Mehmet Suat İlhan • 35 • temmuz - eylül 2013 • sayı - 78

İyi Haberler

İzmir'de 75 Bin Çocuk Yaz Kur’an Kurslarına Katıldı 23 Haziran -26 Ağustos

İzmir İl Müftülüğü, cami ve Kur’an kurslarında düzenlediği yaz Kur’an kurslarında 75 bin öğrenciye Kur’an’ı öğrenme fırsatı sundu. Müftülük bu yıl, Yaz Kur’an Kurslarını coşkulu bir açılış programıyla karşıladı, kurs bitiminde ise kapanış programı gerçekleştirildi. Yaz Kur’an Kurslarına katılacak öğrenciler, Kültürpark Fuar Alanı 5. holde düzenlenen, açılış programıyla yaz kurslarına başladı. “Gel Bu Yaz Kur'an'ı Gönlüne Yaz” ve “Bu Yaz Camiler Çocuk Açacak” sloganlarıyla bu yıl birincisi düzenlenen programda çocuklar gönlünce güzel vakit geçirdi.

Kapanış Programı Davetlilere Duygulu Anlar Yaşattı Yaklaşık iki bin davetlinin katıldığı, Kültürpark Fuar Alanı 5. Holde düzenlenen yaz Kur’an kursları kapanış programında Yaz Kur’an kursu öğrencilerinden oluşan çocuk mehter takımı, ilahi grubu ve semazenler misafirlere duygulu anlar yaşattılar. Program sonunda yaz Kur'an kurslarında dini eğitim alan ve başarılı olan öğrenciler sürpriz hediyelerle ödüllendirildi. Törende konuşan İzmir Müftüsü Prof. Dr. Ramazan Muslu, 2013 yılı

yaz Kur'an kursları döneminin başarılı bir şekilde tamamlandığını belirtti. Anne ve babalara teşekkür eden Muslu; "Çocuklarınızı göndermeseydiniz, bu tabloyu yaşayamayacaktık. İyi ki gönderdiniz. Öte yandan gerçekten yaz kursları bir fırsat mevsimi. Çocuklarımızın dini bilgileri ve Kur'an okumayı öğrenmeleri için güzel bir imkân. Allah hepinizden razı olsun. Bundan sonra da çocuklarımızı camilere gönderelim. Cami çocuk buluşmasını mutlaka devam ettirelim. Çocuklarımızın ve gençlerimizin camiye devam etmelerini ve buna alışmalarını önemsiyoruz.’’ dedi. Kur'an kurslarına katılan çocuklara da teşekkür eden Muslu; "Kötülüklerden uzak duralım. Arkadaşlarımızı kardeşlerimizi güzelliklere teşvik edelim ve kötülüklere karşı onları

güzel bir şekilde uyaralım. Uyarmak ve hatırlatmak hepimizin görevidir" sözleriyle miniklere tavsiyelerde bulundu.

Başarılı Öğrencilere; Umre, Dizüstü Bilgisayar, Bisiklet ve Çeyrek Altın Hediye Edildi Yaz Kur’an kurslarında dini eğitim alan il genelindeki çocuklardan başarılı olan 20 ilkokul, 20 ortaokul öğrencisi bilgi yarışmasına katıldı. İlkokul öğrencilerinden Yusuf Bakacak umre, Büşra Akar dizüstü bilgisayar, Nihan Özalp bisiklet, Aleyna Yıldız ise çeyrek altın ödülünü kazandı. Ortaokul öğrencileri kategorisinde ise Celalettin Göyüs umre, Semanur Kula dizüstü bilgisayar, Oğuzhan Özdemir bisiklet, İrem Orhan çeyrek altın ödülü aldı.

Eylül 2013 İzmir’in tüm ilçeleri İmam Hatip’e kavuştu. 4+4+4 eğitim sistemiyle ortaokulların tekrar açılması sonucu, vatandaşların yoğun talepleri üzerine her ilçede İmam Hatip ortaokulu ve İmam Hatip Liseleri açıldı. Yetkililer, Eylül 2013 itibariyle İmam Hatip’i olmayan ilçenin kalmadığını belirtti. Artık İzmir’in tüm ilçeleri ve köylerindeki vatandaşlar, çocuklarını İmam Hatip’te okutmak istemeleri durumunda, önümüzdeki yıllarda çocuklarını bu okullara kaydettirebilecekler. Yeni açılan okullara, açıldıkları ilçeye, ilimize ve ülkemize hayırlı olmasını; eğitimini sürdüren okullara da başarılarının devamını dileriz. • 36 • temmuz - eylül 2013 • sayı - 78

İzmir İl Müftülüğü Görme Engellilere

Yatılı Yaz Kur’an Kursu Düzenledi 5 Ağustos 2013 İzmir İl Müftülüğü, Engelleri Aşanlar Derneği işbirliği ve Adana Büyükşehir Belediyesi'nin katkılarıyla, görme engellilerine yönelik düzenlenen yatılı yaz Kur’an kursunu belge töreni ile tamamlandı. Braille alfabesi ile hazırlanmış Kur’an-ı Kerim ve görme engelliler için eğitim materyalleriyle gerçekleşen kurs, yatılı olarak bir ay boyunca devam etti. Kursu tamamlayan 17 öğrenciye başarı belgesi verildi.

İMHAD İftarında 3000 İHL’li Buca Stadını Doldurdu 15Temmuz 2013 İzmir İmam Hatipliler ve Mezunları Derneği’nin (İMHAD) düzenlediği 13. Geleneksel İftar Daveti’ne üç bin İmam Hatipli katılarak İzmir Buca Stadı’nı farklı bir aktiviteyle renklendirdi. İzmir bürokratları ve sivil toplum kuruluşları temsilcilerinin katıldığı iftar programına Kestanepazarı camiası-

nı temsilen Başkan Hasan Dayhan, Genel Koordinatör İ. Cengiz Aslan ve Halkla İlişkiler Müdürü Mustafa Yaman katıldı. Stadyumu dolduran davetliler, minik öğrencilerin ilahi gösterileri ile karşılandı. Daha sonra okunan Kur'an-ı Kerim ve ezan ile oruçlar açıldı. İMHAD Başkanı Burhanettin Kansızoğlu, iftar sonrası yaptığı konuş-

mada, İftar programlarına ilk defa İzmir İHL bahçesinde, 15 kişi ile başladıklarını belirterek; “Bu sene stadyumda yaklaşık üç bin kişi ile iftar yapıyoruz. Bir dahaki sene inşallah on bin kişiyle, daha büyük yerlerde iftar yapmayı hedefliyoruz.” diyerek İzmir’de bulunan İHL mezunlarını derneğin faaliyetlerine katılmaya davet etti.

İzmir Gençlik Hizmetleri ve Spor İl Müdürlüğü

Öğrencilerimize Tişört Hediye Etti 23 Temmuz 2013

İzmir Gençlik Hizmetleri ve Spor İl Müdürü Metin Kaplan, Kestanepazarı Hatay Kur’an Kursu öğrencilerimizi ziyaret ederek spor malzemeleri hediye etti. Diyanet İşleri Başkanlığı ile Gençlik Hizmetleri ve Spor İl Müdürlüğü arasında yapılan protokol kapsamında Kur’an kursu öğrencileri sabah dini eğitim görürken öğleden sonra spor aktivitelerine katılıyor. Kestanepazarı yönetici ve idarecilerinin projeye büyük desteği olduğunu ifade eden Kaplan “Bu sayede sadece Kestanepazarı’nda 1250 kur-

siyere ulaşıldı. Biz de İl Müdürlüğü olarak Antrenör ve malzeme desteğinde bulunduk. Kendilerine, ilgi ve alakalarından dolayı teşekkür ederim. Diyanet’in toplam kursiyer kayıtlarında çok ciddi bir artış var. 4301 öğrencimiz 20 branşta gönüllerinin dilediği sporu en uygun koşullarda ve uzman antrenörler • 37 • temmuz - eylül 2013 • sayı - 78

eşliğinde devam ettirmektedirler. Bu sayıyı daha da artırarak ‘İzmir de spor yapmayan genç ve çocuk kalmayacak’ sloganını güdüyoruz ve herkesi spor yapmaya davet ediyoruz” diyerek protokolün büyük ilgi gördüğünü ve çeşitli spor branşlarına ilginin arttığını belirtti.

Kurumsal Haberler

İzmir’deki Din Görevlisi Mezunlarımızla Buluştuk

Programa Kestanepazarı'ndan mezun olup İzmir'de görev yapan din görevlileri katıldı

15 Haziran 2013 İzmir’de görev yapan, Kestanepazarı mezunu din görevlileri yemekli toplantıda bir araya geldi. İzmir İl Müftüsü Prof. Dr. Ramazan Muslu ve müftülük yetkililerinin yer aldığı programda, İzmir’de görev yapan

mezunlarımızla hasbihal edildi, fikir alışverişinde bulunuldu. Programda mezunlarımızın söz alarak görüşlerini belirttiği bölümde organizasyondan duyulan memnuniyet dile getirilerek bu tür çalışmaların belirli aralıklarla devam ettirilmesi temennilerinde bulunuldu.

Ömer Kardaş, Hasan Dayhan, Prof. Dr. Ramazan Muslu

Konak Müftülüğü Din Görevlileri Teşekkür Yemeğimizde Buluştu

26 Haziran 2013

Konak Müftülüğü din görevlileri, Kestanepazarı teşekkür yemeği ve tanışma toplantısında buluştu. Konak Müftüsü Zeki Aksoy ve müftülük personellerinin, kurumlarımıza gösterdikleri ilgi ve alakadan dolayı düzenlenen teşekkür yemeğinde, Kestanepazarı’nın müftülük ile birlikte organize ettiği halka yönelik faaliyetler değerlendirildi. Katılımcıların sözlü ve yazılı olarak görüşlerini ifade ettikleri toplantı, Kestanepazarı’nın gerçekleştirdiği faaliyetler, eğitim-öğretim gibi daha birçok konunun değerlendirildiği bir tanışma yemeği oldu. Buluşmada Ramazan ayı irşat çalışmalarıyla ilgili konular da müzakere edildi. Yeni teklifler sunuldu. Kurum yetkilileri, yapılan görüşmelerinin verimli geçtiğini, fikirlerin değerlendirileceğini bildirdi.

Öğrencilerimiz İzmir Camilerinde Ramazan Coşkusunu Arttırdı 7 Ağustos 2013 Kestanepazarı öğrencileri Ramazan faaliyetleriyle İzmir’de bulunan tüm camilerde irşat programı düzenleyerek halkımızın manevi coşkusuna ortak oldu. Müminlere ve hayırseverlere, yaptıkları bağışların hizmete nasıl dönüştüğünü görme fırsatı sunan irşat

faaliyetleri, 1950’li yıllardan beri Kestanepazarı geleneği olarak sürdürülmeye devam ediyor. Hafızlarımız ve öğrencilerimiz, Ramazan ayında İzmir merkezindeki camilerde hatimle teravih namazı kıldırıyor, mukabele okuyor ve teravih namazlarında düzenlenen irşat programlarıyla İzmirlilerin Ramazan coşkusunu arttırıyor. Her teravih namazında farklı cami• 38 • temmuz - eylül 2013 • sayı - 78

lerde imamlık ve müezzinlik yapan öğrencilerimiz, halkla buluşarak mesleki açıdan da bolca uygulama yapma fırsatı buldu. İzmir’deki 35 camide, İkindi namazı öncesi mukabele okuyan hafızlarımız, Ramazan sonunda, cami cemaatiyle birlikte Kur’an-ı Kerim’i hatmediyor. Ayrıca hafızlarımız 5 camide hatimle teravih namazı kıldırdı.

Mehmet Nil Hıdır ve İlhan Armutçuoğlu

Derneğimizi Ziyaret Etti

21 Ağustos 2013 TBMM 23. Dönem Milletvekili Dr. Mehmet Nil Hıdır ve Emekli İl Müftüsü İlhan Armutçuoğlu Kestanepazarı’nı ziyaret etti. Dernek Başkanı Hasan Dayhan’ın makamında gerçekleşen ziyarette kurumumuzun hizmetleri özetlendi. Yeni projeler hakkında konuşan Yönetim Kurulu Üyesi Haluk Saruhan, Genel Koordinatör İ. Cengiz Aslan ve Halkla İlişkiler Müdürü Mustafa Yaman, Aliağa Hacı Tülay Çolakoğlu Kur’an Kursu ve ortaokul öğrencileri için kampüsümüzde yapılacak ek Kur’an kursu binalarının son durumları hakında da bilgilenmede bulundu.Ziyaretçiler hizmetlerin gelişerek devam etmesinden duyduğu memnuniyeti ifade ederek, emeği geçenlere teşekkür etti.

Aliağa Müftüsü Enes Müslümoğlu Ziyaret Edildi 23 Eylül 2013 Müftüsü Enes

Kestanepazarı yetkilileri Aliağa Müslümoğlu’nu ziyaret etti. Hacı Tülay Çolakoğlu Kur’an Kursu’nun son durumuyla ilgili bilgi veren heyete Müslümoğlu, ilçelerine güzel bir Kur’an kursu hediye ettikleri için yetkililere teşekkür etti. Müslümoğlu, ilçe müftüsü olarak Hacı Tülay Çolakoğlu Kur’an Kursu’nun bir an önce eğitime başlaması için çalıştıklarını; ilgili yazıları Diyanet İşleri Başkanlığına gönderdiklerini ve yetki alanında olan her iş için istişareye hazır olduklarını ifade ederek, Aliağalıların Kestanepazarı’nı en yakın zamanda ilçelerinde görmek istediklerini belirtti. Merhuma Cenab-ı Hak’tan rahmet, ailesine, yakınlarına ve sevenlerine başsağlığı dileriz. Dışişleri Bakanı Yardımcısı Naci Koru, gazeteci-yazar Fehmi Koru ve İzmir İl Özel İdaresi Dair Başkanı Vecdi Koru’nun babası Muzaffer Koru’nun babası Muzaffer Koru 17 Eylül 2013 Salı günü vefat etmiştir. Merhuma Cenab-ı Hak’tan rahmet, Koru ailesine, yakınlarına ve sevenlerine başsağlığı dileriz. İzmir Şadırvanaltı İmam-Hatiplerinden Ömer İnce 7 Ağustos 2013 Çarşamba günü vefat etmiştir.

Mezunlarımızdan Kamil Arı 17 Ağustos 2013 Cumartesi günü İzmir’de düzenlenen düğünle evlendi. Mezunlarımızdan İsa Karaca 31 Ağustos 2013 Cumartesi Balıkesir Dursunbey’de düzenlenen düğünle evlendi. Eski çalışanlarımızdan Abdussamed Çankaya 22 Eylül Pazar günü İzmir’de • 39 • temmuz - eylül 2013 • sayı - 78

düzenlenen düğünle evlendi. Mezunlarımızdan Ertuğrul Özkul 29 Eylül 2013 Pazar günü İzmir'de düzenlenen düğünle evlendi. Mezunlarımızdan Murat Yağcı 8 Eylül 2013 Pazar günü İzmir'de düzenlenen düğünle evlendi. Mezunlarımızdan Yavuz Yıldız 8 Eylül 2013 Pazar günü İzmir'de düzenlenen düğünle evlendi. Arı, Karaca, Çankaya, Özkul, Yağcı ve Yıldız ailelerine iki cihan saadeti diliyor, Kestanepazarı ailesine katılan kıymetli eşlerine “Hoş Geldiniz” diyoruz.

Kestanepazarı

İzmir Fuarında

29 Ağustos - 8 Eylül 2013 Kestanepazarı 82. İzmir Enternasyonal Fuarı’nın Sivil Toplum Kuruluşları bölümündeki stantlarda yer alarak halkımıza, eğitim faaliyetleri ve hizmetleri anlattı. Fuar 26 Ağustos Kapısı yakınlarında bulunan 10 nolu Sivil Toplum Kuruluşları bölümünde bulunan standımızı İzmir Valisi Mustafa Toprak’ın yanı sıra Din İşleri Yüksek Kurulu Uzmanı Dr. Zafer Koç, Dr. M. Hüseyin

Korkusuz, Dini Eğitime Yardım Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Ebubekir Karaarslan, İzmir İHH İnsani Yardım Derneği Gönüllüsü Rasim Çalar, öğretmen, imam-hatip, memur, mezunlarımız ve halkın farklı kesimlerinde yer alan binlerce vatandaş ziyaret etti. Standımızda Kestanepazarı tarihçesi, eğitim kampüsünün birimleri ve sosyal yapısı, ulusal yarışmalarda dereye giren öğrencilerimiz, halka

• 40 • temmuz - eylül 2013 • sayı - 78

yönelik faaliyetler, kurban organizasyonu ve Fidan Dergisiyle ilgili bilgilerin yer aldığı resim sergisi yer aldı. Eğitim sistemi ile faaliyetleri anlatan iki farklı broşür ziyaretçilerimize takdim edilerek, şeker, kolonya ve çocuklara Kestanepazarı balonu dağıtıldı. Kestanepazarı hatıra defterinin de yer aldığı stantta onlarca kişi duygu ve düşüncelerini yazma fırsatı buldu.

İzmir Valisi Sayın Mustafa Toprak Hatıra Defterimize Şunları Yazdı:

Mustafa Yıldırım, Mustafa Toprak, Nurkan Boz

“Bugün Kestanepazarı Kur’an Kursu'nun, 82. İzmir Enternasyonal Fuarı’ndaki standını ziyaret ettim. Buradaki arkadaşların, inancımızın yüce değerlerinin öğrenilmesi ve öğretilmesindeki katkılarını müşahede ettim. Tüm katkı veren, destekleyen, gayret eden arkadaşlara teşekkür ediyorum.” Mustafa Toprak - İzmir Valisi

İzmir Valisi

Mustafa Toprak

Standımızı Ziyaret Etti

• 41 • temmuz - eylül 2013 • sayı - 78

1 Eylül 2013 İzmir Valisi Mustafa Toprak, 82. İzmir Enternasyonal Fuarı’nda bulunan Kestanepazarı standını ziyaret etti. Kestanepazarı Eğitim Koordinatörü Mustafa Yıldırım ve BasınYayın ve Enformasyon Müdürü Nurkan Boz tarafından karşılanan Vali Mustafa Toprak, kurumun hizmetlerinden memnuniyet duyduğunu belirtti. Vali Toprak, stantta bulunan Misafir Hatıra Defteri’ni de imzaladı.

Kestanepazarı Eğitim Hizmetleri

Büyüyerek Devam Ediyor 1 Ekim 2013 Kestanepazarı 2013-2014 eğitimöğretim yılına 600 öğrencisiyle birlikte merhaba dedi. Kestanepazarı Merkez Kur’an Kursu 30 öğrenci, Hatay Kur’an Kursu 220 öğrenci ve Hatay Kur’an Kursu Ortaokul bölümünde 50 öğrenciyle Kur’an eğitimi faaliyetlerine devam ediyor. Kur’an kurslarımızda hafızlığa çalışan 125, Kur’an kursu eğitimi gören 155 öğrenci bulunuyor. Lise Yurdumuzda ise 300 öğrenci yatılı kalarak İzmir İmam Hatip Lisesi’ne devam ediyor. 39 lise son sınıf öğrencimiz 2014 yılında yapılacak olan üniversite giriş sınavlarına girecek. Dokuz Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ne giden 20 öğrencimiz belletmen olarak lise yurdumuzda eğitimlerine devam ediyor. Kur’an Kurslarımıza Başvurular Arttı

Yeni eğitim-öğretim sistemine göre öğrenci kayıtlarını gerçekleştiren Kestanepazarı, ilkokul ve ortaokul mezunu yaklaşık 400 öğrenciyle yaz kursunu tamamladı. 140 öğrenci yeni eğitim yılı için seçildi. Genç Yıldızlar Gündüzlü Yaz Kur’an Kursu’nda ise 60 ilkokul öğrencisi Kur’an ve dini bilgiler eğitimi aldı. Minik Öğrencilerimiz Eğitimcilerimizi Memnun Etti Yeni eğitim-öğretim sistemiyle birlikte, Kur’an eğitiminin, öğrenmeye

daha uygun bir yaşta verileceğini belirten Eğitim Koordinatörü Mustafa Yıldırım; “Yıllar sonra yeniden 10-12 yaşındaki öğrencilerimizi eğitim yuvamızda görmek bize ayrı bir mutluluk ve şevk verdi. Hocalarımız adeta bu minik yavrularımızla, Kestanepazarı’na ilk geldiği günleri yaşadı. 5. ve 6. sınıf öğrencilerimizin o masumiyeti bizlere ayrı bir heyecan veriyor.” sözleriyle eğitim kadrosunun mutluluğunu yansıttı.

Karabağlar Din Görevlileri

Teşekkür Toplantısında Bir Araya Geldi

8 Temmuz 2013 Karabağlar Müftülüğü din görevlileri, Kestanepazarı teşekkür yemeği ve tanışma toplantısında buluştu.

Karabağlar Müftüsü Abdulcebbar Altun ve müftülük personellerinin, kurumlarımıza gösterdikleri ilgi ve alakadan dolayı düzenlenen teşekkür yemeğinde, Kestanepazarı’nın müftülük ile birlikte organize ettiği • 42 • temmuz - eylül 2013 • sayı - 78

halka yönelik faaliyetler değerlendirildi. Katılımcıların sözlü ve yazılı olarak görüşlerini ifade ettikleri toplantıda Kestanepazarı’nın gerçekleştirdiği faaliyetler, eğitim-öğretim gibi birçok konu değerlendirildi. Buluşmada Ramazan ayı irşat çalışmalarıyla ilgili konular da müzakere edilerek Kestanepazarı’nın kurumsal hassasiyetleri din görevlilerine anlatıldı. Toplantıda din görevlileri, Kestanepazarı ve hizmetleriyle ilgili fikir ve tekliflerini de yazılı olarak yöneticileri iletti. Kurum yetkilileri, yapılan görüşmelerinin verimli geçtiğini ve sunulan fikirlerin değerlendirileceğini bildirdi.

Genç Yıldızlar Yaz Kur’an Kursumuzda 60 Öğrenci Kur’an Eğitimi Aldı 26 Haziran 2013 Kestanepazarı Genç Yıldızlar Yaz Kur’an Kursu’nda, İlköğretim 1 ile 5. sınıf arasında bulunan 60 öğrenciye Kur’an eğitimi verildi. Gündüzleri düzenlenen kursumuzda minikler; Kur’an-ı Kerim, itikat, ibadet, ahlak ve siyer dersleri görerek geleceğe hazırlandı. Derslerin yanı sıra spor ve aktivitelerle dolu bir yaz geçiren öğrencilerimiz halı saha maçları, piknik, yüzme kursu, deniz gezisi, doğal yaşam parkı gezisi, masa tenisi, badminton, film seyretme ve bilgi yarışması gibi birçok etkinlik gerçekleştirdi.

Kurs sonunda başarılı öğrencilere madalya verildi

Başarılı Öğrencilere Başarı Belgesi ve Madalya Verildi Yaygın Eğitim Sorumlusu İlyas Altunkaya koordinesinde gerçekleşen yaz Kur’an kursuna katılan öğrencilere

Başarı Belgeleri hocaları tarafından takdim edildi. Düzenlenen sportif aktivite ve yarışmalarda dereceye giren öğrenciler de madalya ile ödüllendirildi.

Personel ve Aileleri İftar Programında Buluştu

6 Ağustos 2013 Kestanepazarı Eğitim Kurumları bünyesinde çalışan yönetici, idareci, hoca, personel ve kurumlarımızdan emekli olanlar iftar programında buluştu. Çalışan yakınlarının kurumumuzu

daha yakından tanıma fırsatı bulduğu ve diğer personel aileleriyle hasbihal ettiği programda yapılan iftar duasıyla oruçlar hep birlikte açıldı. Kestanepazarı camiasını temsilen hoş geldiniz konuşmasını yapan Fidan Eğitim Kurumları Derneği Başkanı M. Necati Gürsöz; “En az senede

• 43 • temmuz - eylül 2013 • sayı - 78

bir defa da olsa böyle bir programda bir araya geliyoruz. Hocalarımız ve personellerimizin aileleri kurumumuza geliyor kaynaşıyoruz.” diyerek katılımcılara teşekkürlerini iletti. Program kurumlarımızda iftar edilmesinin ardından akşam namazının eda edilmesiyle son buldu.

Mezunlarımızdan Prof. Dr. Cemal Sofuoğlu

Vefat Etti

Hocamız meal çalışmasını tamamladıktan sonra Hakkın rahmetine kavuştu

2 Ağustos 2013 Mezunlarımızdan, DEÜ İlahiyat Fakültesi Emekli Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cemal Sofuoğlu (72) hocamız vefat etti. Hocamızın cenazesi, İlahiyat Fakültesi Camii’nde kılınan cenaze namazının ardından, İzmir Urla Zeytinalanı Kabristanına defnedildi. Merhumun cenaze namazını bir zamanlar öğrencisi olan Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez kıldırdı. Sofuoğlu’nun gelecek için hazırlık yaptığını belirten, hayatını ülkenin dinî hayatına, manevi hayatına, ilim ve kültür hayatına hizmetle geçirdiğini belirten Görmez, “Sayısız öğrenci yetiştiren, benim de bizzat ilminden istifade ettiğim çok değerli hadis hocamızı, bugün ebediyete uğurluyoruz. Yüce Rabbimiz kendisine rahmet eylesin, mekânını cennet eylesin. Öncelikle eşine ve ailesine, değerli fakülte hocalarına ve öğrencilerine başsağlığı diliyorum. Rabbim hepinize sabrı cemiller ihsan eylesin. Hocamıza karşı birinci görevimizi cenaze namazını kılarak yerine getirmiş olduk. Rabbimiz kıldığımız namazımızı kabul eylesin. Onun için yaptığımız dualarımızdan kendisini haberdar eylesin. İkinci gö-

• 44 • temmuz - eylül 2013 • sayı - 78

revimiz olan hüsn-ü şahadetimizi kabul eylesin. Peygamberimiz; ”Siz bir Mümin için iyidir, cennetliktir dediğiniz zaman ona cennet vacip oluyor” buyuruyor. Bizler de onun iyi bir Mümin olduğuna şahadet ederiz. Üçüncü görevimiz ise kendisine dünya ve ahirette tahakkuk eden haklarımızı helal etmemizdir. Bizler de haklarımızı helal ediyoruz. Yüce Rabbimiz kendisini Peygamberimiz ve ashabıyla birlikte haşretsin. Peygamberimiz; “Ehl-i hadis peygamberin ehlidir, kendileri beraber olmasalar da nefesleri beraber olur” buyurmuşlardır. Rabbim bizleri cennette buluştursun” dedi. Fidan Dergisi’nin İsmini Hocamız Vermişti Hayatını Hadis ve Kur’an ilmine adamış olan hocamız, 1992 yılında yayın hayatına başlayan Fidan Dergimizin isim babası olmuş ve uzun yıllar dergimizde yazılar yazmıştı. Hocamız, kitapları ve makaleleriyle uzun yıllar ilme ve İslam’a hizmet etti. Muhterem hocamıza Cenab-ı Hakk’tan rahmet diler, yakınlarına, İlahiyat Fakültesi ve Kestanepazarı camiasına başsağlığı dileriz.

Bir Hak Adamı Hakk’a Yürüdü Kestanepazarı’ndan yetişen bir güzel insan: Prof. Dr. Cemal SOFUOĞLU Adını Diyanet’in yayınladığı Tecrid-i Sarih adlı hadis kitabının son cildini hazırlayanlardan biri olarak duymuştum öğrencilik yıllarımda. Sonradan doktora derslerinde hocam oldu. Hikâyesi uzun, ama birkaç cümleyle ifade etmek gerekirse, kafamda şimşekler çaktırmıştı. Zihin dünyamın aydınlanması, dine bakış açımın sağlam esaslara oturması konusunda büyük emeği olan bir hocamdı. Beni, hiç ayrılmak istemediğim Diyanet’ten Fakülteye geçmeye o ikna etti. İlim yolunda ve kariyer basamaklarına tırmanmamda en büyük teşvikçim oldu. Zaman içinde bir baba-evlat yakınlığı oluştu aramızda. Bu yakınlık, onun ağabey dediği benim ise doktora çalışmamın danışmanı olan muhterem hocam Prof. Dr. Abdülkadir ŞENER –Al-

lah ona sağlıklı ve uzun ömür versinhocanın manevi desteği ve büyük ilmi katkılarıyla birlikte yaptığımız bir meal çalışmasına vesile oldu. Sekiz yılda tamamlanan söz konusu meal onun en büyük heyecanı ve hayat kaynağı idi. Vefatından yirmi gün önce, hem de bayram günü huruf-ı mukataalar ile ilgili bilgi sahibi olduğunu düşündüğü bir başka bilim insanının peşine düşmüştü. Oysa ecelin hayatı inkıtaya uğratacağı hiç aklımıza gelmemişti. Her ölüm erkendir denir ama Cemal hocamın vefatı bizce gerçekten erkendi. Daha yapacağı çok şey vardı. Ama elden ne gelir ki… Yüce Yaratıcı böyle takdir etmişti. Odaklandığı en önemli nokta ilim yolunda çalışmak ve çalıştırmaktı. Kabiliyetli gördüğü öğrencilere özel önem verir, onları madden ve manen desteklerdi. Onun bu tür desteğiyle ilim

Cemal Sofuoğlu (1941 - 2013) Prof. Dr. M. Cemal Sofuoğlu, Kütahya Simav’da doğdu. Kestanepazarı Kur'an Kursu ve İzmir İmam-Hatip'te okudu. 1966 yılında Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'ni bitirip aynı okulda araştırma görevlisi oldu. 1977'de doktor, 1983'te doçent oldu. 1985'te Dokuz Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'ne atandı. 1989'da profesör oldu. Bir süre İlahiyat Meslek Yüksekokulu müdürlüğü yaptı. Bir yıl Bağdat'ta, iki yıl Kahire'de bilimsel araştırmalar yaptı. Bir dönem Kazakistan Yesevi Üniversitesi'nde çalıştı. 2008'de Dokuz Eylül Üniversitesi'nden emekli oldu. 30 Ağustos 2013 tarihinde geçirdiği kalp krizi sonrası 72 yaşında rahmet-i rahmana kavuştu. Kitapları 1. Ayet ve Hadislerle İbadetlerimiz (Salih Akdemir ile), İstanbul 1984.

Prof. Dr. Mustafa Yıldırım DEU İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi

hayatına kazandırdığı alanında yetkin, değerli pek çok bilim insanı bulunmaktadır. Bir çınar göçtü, fakat o çınarın kökünden, nice ulu çınarların filizleneceği umuduyla teselli buluyorum. O heybesine Kur’an hizmetini koyarak gitti Dâr-ı Ukbâ’ya. Adı Cemaldi, ahirette de Cemalüllah’a mülakî olmasını niyaz ediyorum. Ruhu şad olsun.

6. Sahih-i Buhari Muhtasarı Tecrid-i Sarih Tercümesi Kılavuzu, Haz. Mücteba Uğur, M. Cemal Sofuoğlu, Ankara: Diyanet İşleri Başkanlığı, 1978. 7. Açıklamalı ve Yorumlu Kur’an-ı Kerim Meali (Prof. Dr. Abdülkadir Şener ve Prof. Dr. Mustafa Yıldırım ile birlikte) 8. Misyoner- İngiliz Misyoner Nasıl Yetiştiriliyor, Ahmet Hamdi Paşa, (Osmanlıca'dan sadeleştirme), İzmir 2006, Tibyan Yay. Ulusal Hakemli Dergide Yayınlanan Makaleler 1. “Gadir-i Hum Meselesi”, Ankara Üniversitesi Dergisi, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Sayı: 5. 2. “Şia’nın Hadisler Hakkındaki Bazı Görüşleri, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Sayı:24. 3. “Kur’an ve Hadis Kültürünün Kutadgu Bilig’deki İzleri”, D.E.Ü. İlahiyat Fakültesi Dergisi, Sayı:5.

3. İslam Dini Esasları -Yeni Bir Bakış, Yeni Bir Yorum, İzmir 1996.

4. “Muhammed Sadık Necmi’nin Buhari’ye Yönelttiği Bazı Tenkidler”, D.E.Ü. İlahiyat Fakültesi Dergisi, Sayı:6.

4. Alevîlik Bektaşîlik Tartışmaları (Avni İlhan ile), Ankara: Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, 1997.

5. “Regaib Namazı Hakkında Bir Münazara”, D.E.Ü. İlahiyat Fakültesi Dergisi, Sayı:7.

5. Hanefi Fıkhının Esasları, Muhammed Zahid b. el-Hasan b. Ali Zahid elKevseri, 1371/1952; trc. Abdülkadir Şener; Trc. M. Cemal Sofuoğlu, Ankara: Türkiye Diyanet Vakfı, 1991.

6. “Zayıf ve Mevzu Hadisler Açısından Tirmizi’nin Süneni Üzerine Bir İnceleme”, D.E.Ü. İlahiyat Fakültesi Dergisi, Sayı:6.

2. Açıklamalı Büyük Dua Kitabı, Ankara: Türkiye Diyanet Vakfı, 1994

• 45 • temmuz - eylül 2013 • sayı - 78

(Kaynak: www.deu.edu.tr)

Yarışma Haberleri

Öğrencimiz Said Dağlıoğlu, Türkiye Finalinde Kur’an Kurslarımızı Başarıyla Temsil Etti

8 Eylül 2013 Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından düzenlenen, Kur’an Kursları Arası Hafızlık Yarışması Türkiye Finali’nde öğrencimiz M. Said Dağlıoğlu Türkiye 4.’sü olarak Kestanepazarı Kur’an Kurslarını başarıyla temsil etti. Düzce Merkez Büyük Camii’nde gerçekleşen yarışmada Türkiye’nin yedi bölgesinden katılan Erkek Kur’an Kursu öğrencilerinin hafızlıkları ve Kur’an tilavetleri değerlendirildi. Halkın büyük ilgi gösterdiği yarışmada Manisa Eğitim Müdürü Osman Eğin, İstanbul Eyüp Sultan Cami İmam-Hatibi Metin Kaçar ve DİB Eğitim Hizmetleri Genel Müdürü Ali Erbaş jüri üyesi olarak görev yaptı. Kestanepazarı camiası da yarışmaya katılarak hafızımızı destekledi. Kur’an kursu öğreticilerimizden Hüseyin Şabcılı, İbrahim İşlek, Salih Sabancı, Yasin Uslu’nun yanı sıra bir grup öğrencimiz de kafileye katılarak arkadaşlarını destekledi. Hafızımız M. Said Dağlıoğlu Dördüncü Oldu Yarışma sonunda sıralama şu şekil-

de oluştu: Erzurum Ahmediye Medresesi Erkek Kur’an Kursu öğrencisi Ferhat Yılmaz birinci, Düzce Hafız Hasan Erkek Kur’an Kursu öğrencisi Hasan İşlekoğlu ikinci, İstanbul Küçükköy Erkek Kuran Kursu öğrencisi Faruk Şahin ise üçüncü oldu. Yarışmaya katılan diğer hafızlar; M.Said Dağlıoğlu - Kestanepazarı Erkek Kur'a Kursu / İzmir Mehmet Akif Çakallı - Şehadet Erkek Kur'an Kursu / Kahramanmaraş Salih Demirbaş - Kalkancı Bölge Erkek Kur'an Kursu / Samsun Mustafa Kaplan - Yeşilyalı Merkez Kur'an Kursu / Trabzon Prof. Dr. Ali Erbaş, 1975 Yılından Günümüze 115 Bin Kişi Hafız Oldu DİB Eğitim Hizmetleri Genel Müdürü Ali Erbaş, Düzce’nin yarışmaların en güzeline ev sahipliği yaptığına değinerek; "Ben yarışmacı hafızlarımıza başarılar diliyorum. Çocuklarını hafızlığa teşvik eden ailelere ve böyle hafızlar yetiştiren hocalarımıza da teşekkür ediyorum" dedi. Erbaş konuşmasında, 1975 yılından • 46 • temmuz - eylül 2013 • sayı - 78

Hüseyin Şabcılı, M. Said Dağlıoğlu

bu yana 115 bin kişinin hafız olduğuna da değinerek, bu rakamı daha da arttırmak istediklerini belirtti. Müftü Selami Emen, Kur’an’la Dost Olma İhtiyacına Değindi Düzce Müftüsü Selami Emen yarışmacılara başarılar dileyerek "Program vesilesi ile Kur'an’la dostluğumuzun yeniden gündeme taşınması gerektiğine inanıyorum. Bu program Kur'an’la olan dostluğumuzu yeniden gözden geçirmemize vesile olsun. Kur'an’la ilişkimiz zayıf ise bu program bir başlangıç olsun" ifadelerini kullandı. Yarışmaya Katılan Heyet, Bursa’yı da Gezdi Yarışmaya katılan Kestanepazarı heyeti, yarışmanın bir gün öncesinde Bursa’da konakladı ve Ulu Cami, Yeşil Cami, Tarihi Çınar ve Türbeler gibi şehrin tarihi yerlerini ziyaret etti.

Ziyaretler

Kestanepazarı Hacı Tülay Çolakoğlu Kur’an Kursu Yeni Eğitim Yılında Hizmete Girecek 23 Eylül 2013 Hayırsever Güngör Çolakoğlu tarafından Aliağa Yenişakran’da yaptırılan Kur’an kursu, Kestanepazarı heyeti tarafından periyodik aralıklarla ziyaret ediliyor. Dernek Başkanı Hasan Dayhan, yönetim kurulu üyelerinden; Nafi Demirel, Eyyüp Özcan, Rıza Kışla ve Haluk Saruhan tarafından gerçekleştirilen ziyarette, Güngör Çolakoğlu yetkililere bitmeye yakın olan Kur’an kursu binasını gezdirdi. Kestanepazarı Hacı Tülay Çolakoğlu Kur’an Kursu’nun 2013-2014 eğitimöğretim yılı içerisinde eğitime başlatılması planlanıyor.

Yenişakran Belediye Başkanı

İbrahim Etem Yorulmaz Ziyaret Edildi 23 Eylül 2013 Kestanepazarı heyeti Yenişakran Belediye Başkanı İbrahim Etem Yorulmaz’ı makamında ziyaret etti. Halkla İlişkiler Müdürü Mustafa Yaman ve İdari İşler Müdürü Celil G. Deniz tarafından gerçekleştirilen ziyarette, Kestanepazarı Hacı Tülay Çolakoğlu Kur’an Kursu’nun yakın

İzmir Torbalı Belediye Başkanı

İsmail Uygur

makamında ziyaret edildi 24 Eylül 2013 Halkla İlişkiler Müdürü Mustafa Yaman tarafından gerçekleştirilen ziyarette Kestanepazarı hizmetleri ve eğitim faaliyetleri anlatıldı.

Ziyaretten büyük memnuniyet duyan Uygur, Yenişakran’da açılacak Kur’an kursunu büyük beğeniyle karşılayarak Torbalı ilçesinde de böyle bir eğitim yuvası görmekten mutluluk duyacaklarını belirtti. • 47 • temmuz - eylül 2013 • sayı - 78

zamanda açılmasının planlandığını belirterek çalışmaların son durumu hakkında bilgi verdiler. Ziyaretten duyduğu memnuniyeti teşekkür ederek dile getiren Yorulmaz, Kur’an kursunun bulunduğu mevkideki altyapı çalışmalarını hızlandırarak bölgeyi en yakın zamanda öğrencilerin rahatça kullanabileceği bir alan haline getireceklerini belirtti.

Anma Haberleri

Hacı Ali Rıza Güven

Kabri Başında Dualarla Yâd Edildi 27 Haziran 2013 Kestanepazarı’nın kurucularından ve eski dernek başkanlarımızdan Hacı Ali Rıza Güven, vefatının 7. yıldönümünde Bornova Mezarlığındaki kabri başında dualarla yâd edildi. Anma programına merhumun aile fertleri, akrabaları ve sevenlerinin yanı sıra Kestanepazarı camiası da katıldı. Bornova Ali Rıza Güven Camii’nde ikindi namazı öncesi, hocalarımız tarafından Kur’an-ı Kerim tilavet edildi. Kabir ziyaretinde ise öğ-

rencilerimiz tarafından okunan hatimlerin duası yapıldı. Hacı Ali Rıza Güven başta olmak üzere,

Kestanepazarı’na emeği geçen diğer büyüklerimiz, hocalarımız ve bağışçılarımız için dualar edildi.

Diyanet TV "Diyanet Güncel " Haber Programı İçin Çekim Yaptı 18 Eylül 2013 Diyanet TV Güncel Haber programı yetkilileri Kestanepazarı hizmetleri ve hafızlık eğitim sistemi hakkında haber hazırladı. Diyanet TV Muhabiri İshak Özen çekim sonrası faaliyetlerden duydukları memnuniyeti dile getirdi ve hizmetlerde başarılar diledi.

Siyer Yarışmasında Dereceye Giren

Öğrencilerimiz

Ödüllendirildi

16 Ağustos 2013 Kur’an kursları öğrencilerimiz arasında yapılan siyer yarışmasında dereceye giren talebeler hediyelerle ödüllendirildi. DİB Yayınları’ndan İrfan Yücel’in “Peygamberimizin Hayatı” isimli

280 sayfalık eserinden yarışmaya hazırlanan 300 öğrencimiz, siyer bilgilerini 100 sorudan oluşan test sınavında yarıştırdı. Peygamber Efendimiz'in (sav) hayatını doğru ve güzel şekilde öğrenip, onu tanıma, hak mücadelesini kavrama ve hayatını hayatımıza rehber • 48 • temmuz - eylül 2013 • sayı - 78

edinme amacıyla yapılan yarışmaya katılan tüm öğrencilerimiz kitap hediyesiyle ödüllendirildi. Dereceye giren öğrenciler ve ödülleri şöyle açıklandı; 1. Muammer Atıcı - Tablet 2. Ramazan Buran – Fotoğraf makinası 3. Osman Kılıç – MP4 oynatıcı 4. Bünyamin Çevik – Kitap seti

• 52 • temmuz - eylül 2013 • sayı - 78

• 51 • temmuz - eylül 2013 • sayı - 78

View more...

Comments

Copyright � 2017 SILO Inc.
SUPPORT SILO