June 18, 2017 | Author: Ilker Yalman | Category: N/A
1 183 Yücel Arısoy * Özet Sağlık çalışanlarının mesleki, idari, cezai sorumlulukları yanında hukuki sor...
Sağlık Çalışanlarının Hukuki Sorumlulukları
DEUHYO ED 2009, 2 (4), 183-187
183
Sağlık Çalışanlarının Hukuki Sorumlulukları Yücel Arısoy
*
Özet Sağlık çalışanlarının mesleki, idari, cezai sorumlulukları yanında hukuki sorumlulukları vardır. Ülkemizde gittikçe artan tazminat davalarına konu olan hukuki sorumluluğun oluşması için ise belirli şartlar gerekir. Bunlar; yükümlülük ihlali, kusur, zarar, yükümlülük ihlali ile zarar arasında nedensellik bağı bulunması gerekliliğidir. Sağlık çalışanının kamu kuruluşu ya da dışında çalışıyor olması tazminat davalarının şeklinde oldukça belirleyicidir. Anahtar Sözcükler; Sağlık Çalışanı, Tıbbi Girişim, Tazminat.
Legal Responsibilities of Healthcare Workers Healthcare workers have their legal responsibilities as well as occupational, administrative and penal responsibilities. Legal wrongs concerning legal responsibilities, which lead to compensation suits, require certain conditions to be fulfilled. These are violation of liability, fault, damage and the presence of a causal link between violation of liability and damage. Whether the healthcare worker works in a public institution or not strongly influences the type of the compensation suit to be filed. Key Words; Healthcare Worker, Medical Intervention, Compensation.
hastaların açtıkları tazminat davalarında ve Ülkemizde tazminat miktarlarında artış olduğu dikkati çekmek-
tedir. Hastaya verilen zararın tazmin edilmesi hukuki sorumluluğu oluşturmaktadır. Aslında sağlık çalışanlarının tıbbi uygulamalar nedeniyle mesleki, idari ve cezai sorumlulukları da vardır. Sağlık çalışanlarının ağır çalışma koşullarının yanında sorumluluklarını sıraladığı-mızda bunların da oldukça ağır olduğunu görüyoruz. Bunun kaynağı, çalışma alanının doğrudan insan olması ve sağlık çalışanının haklarının insan bütünlüğüne el atmaya kadar varan olağanüstü karakteri olsa gerektir. Bir başkası için adam yaralamak hatta öldürmeye teşebbüs sayıla-bilecek bir eylem cerrah için bir görevdir. Kuşkusuz bu hak sınırsız değildir ve çok ince çizgilerden oluşan bu sınırların aşılması uzun ve yorucu bir nöbet içerisinde dikkati dağılan çalışan için an meselesidir. Sorumluluk, belirli bir konuda mevcut olan kurallara aykırı düşmenin hesabını verme durumudur. Sağlık alanında bu kurallar hukuk, tıp bilimi, etik kuralları ile meslek odaları ve işverenin koyduğu kuralların bütününden oluşur. Çalışanın kamu ya da özel bir sağlık kuruluşunda veya serbest çalışıyor olması sorumluluğun şeklini ve bu sorumluluğun soruşturulması prosedürünü değiştirecektir. Bu kuralların ihlalinde meslek odaları ve işveren yasaların kendilerine tanıdığı yetki içersinde çalışanın sorumluluğunu soruşturabilir ve hatta ceza verebilir. Cezai bir sorumluluk için sadece hukuk kurallarının ihlal edilmiş olması gerekli ve yeterli iken hukuki sorumluluğun bir başka deyişle tazminat ile telafisi gereken bir durumun doğması için bu kurallardan herhangi birinin ihlali ile birlikte başka bazı şartların da oluşması gereklidir. Sağlık çalışanının hukuki sorumluluğu için 4 temel unsur; yükümlülük ihlali, kusur, zarar, yükümlülük ihlali ile zarar arasında nedensellik bağı bulunması gerekir. Yükümlülük İhlali Neyin yükümlülük ihlali anlamına geleceğinin anlaşılabilmesi için sağlık çalışanının yükümlülüklerinin bilinmesi, bunun için ise öncelikle sağlık çalışanı ile hasta arasındaki ilişkinin tanımlanması gerekir. Çünkü çalışan ile hasta
arasında anlaşmazlık durumunda başvurulan yargı bu sorunun çözümü için aradaki ilişkinin niteliğini bilmek ister. Sağlık çalışanı ile hasta arasında bir sözleşme olduğu kabul edilir. Bu sözleşme, estetik amaçlı girişimler gibi istisnai haller dışında vekâlet sözleşmesidir. Bu sözleşme yazılı olabileceği gibi sözlü de olabilir. Hatta sıklıkla bu sözleşme zımnidir. Yani taraflar böyle bir sözleşme hazırlamadıkları gibi varlığından ve karşılıklı edimlerinden de pek haberdar değillerdir. Hastanın sağlık çalışanı veya sağlık kuruluşuna başvurmasıyla ve sağlık çalışanının onu kabulü ve ilk işlemler ile bu sözleşme yapılmış kabul edilir. Vekâlet sözleşmesinde hekim başta olmak üzere sağlık çalışanları vekil, hasta ise müvekkildir. Vekâlet sözleşmesinde sağlık çalışanlarının hastanın yararı ve onayı ile yukarıda bahsetmiş olduğumuz kurallar bütününe uygun hareket etme yükümlülüğü vardır. Vekilin hasta olurunu alarak hukuk kurallarına, tıp bilimine ve etik kurallara uygun olarak çaba sarf etmesi yeterlidir. Burada zaman sınırlaması yoktur, sonucun mutlak olarak müvekkil lehine gerçekleşmesi zorunluluğu yoktur. Tıpkı avukat müvekkil ilişkisinde olduğu gibi, vekil yararına özenle çalışılmış, çaba sarf edilmiş olması yükümlülüğün yerine getirilmesi anlamına gelir (Başağaoğlu ve Ataç, 2003; Hancı, 2006). Sağlık hizmetlerinin sunulmasında, başta hastaya insanca muamelede bulunulması olmak üzere aşağıdaki ana ilkelere uyulması şarttır: Sağlık Kuruluşunu Seçme Hakkı Yasal düzenlemeler ile sağlık hizmeti sunucusu kuruluşlarca belirlenmiş kurallara uyulmak kaydıyla hasta, kuruluşu ve personeli seçme ve gerek gördüğünde değiştirme hakkına sahiptir (Hasta Hakları Yönetme-liği,1998; Bali Bildirgesi, 1995). Ancak, hastanın takip ve tedavisinin başlanmasından sonra bu süreci olumsuz etkileyebilecek nakiller konusunda hastanın sağlık personeli tarafından aydınlatılması gerekir. Hastanın bir başka sağlık kuruluşuna nakli söz konusu olduğunda nakilden önce, hizmetin aksamadan ve kesintisiz olarak verilmesi için gereken bilgiler nakil edilen kuruluşa iletilmelidir.
* Doç. Dr., Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı. Balçova, İzmir. E-mail:
[email protected] Tel: 0 232 412 23 11
Dokuz Eylül Üniversitesi Hemşirelik Yüksekokulu Elektronik Dergisi
http://www.deuhyoedergi.org
DEUHYO ED 2009, 2 (4), 183-187
Bilgilendirme Sağlık Kuruluşu Hakkında Bilgilendirme Sağlık hizmetleri, herkesin kolayca ulaşabileceği şekilde planlanıp düzenlenmelidir. Hasta, sağlık hizmetlerinden nasıl yararlanabileceği konusunda bilgiye rahatlıkla ulaşabilmelidir. Hastanın sağlık kuruluşu tarafından verilen hizmetlerin neler olduğunu ve bunlardan faydalanma yollarını öğrenme hakkı vardır. Sağlık hizmeti sunucuları, büyüklükleri ile uygun olarak bu bilgilendirme için bir birim oluşturmak, personel istihdam etmek, broşür, tabela ve işaretler ile hastayı yönlendirmek zorundadırlar (Hasta Hakları Yönetmeliği, 1998; Bali Bildirgesi, 1995). Hastanın Kendisiyle İlgili Konularda Bilgilendirme Konulan tanı, hastalığın seyri ve neticeleri, tanı veya tedavi amaçlı olarak uygulanması düşünülen girişimler, bunların faydaları ve muhtemel sakıncaları, yapılmaması halinde muhtemel sonuçlar, alternatif girişimlerin neler olabileceği konusunda hasta bilgilendirilmelidir. Bilgilendirme, hastanın sosyal, kültürel ve ruhsal durumuna uygun, anadilinde ve anlayabileceği düzeyde, mümkün olduğunca tıbbi terimler kullanılmadan yapılır. Tedavisi olmayan bir tanı ve olası klinik seyir hakkında bilgilendirme, hastanın ruhsal durumu ve sonuç olarak hastalığı üzerinde yapacağı olumsuz etki göz önüne alınarak hekim tarafından kısıtlanabilir. Ancak günümüzde eğilim en ağır tanıların bile uygun bir dille hastaya bildirilmesidir (Aydın, 2003). Bunun yapılamadığı durumlarda mutlaka ailesi bilgilendirilir. Hasta, sağlık durumu hakkında kendisine veya ailesine bilgi verilmemesi ister ise buna uyulmalıdır. Bilgilendirme, hastanın küçük veya kısıtlı olması halinde velisi veya vasisine yapılmalıdır. Hasta, bilgilendirilme için bir başkasına da yetki verebilir. Hasta, kendisi ile ilgili tıbbi bilgi, tetkik ve belgelerin birer örneğini alabilir, bunlarda var olan eksik ve hataların düzeltilmesini isteyebilir. Mahremiyete Saygı Gösterilmesi Sağlık hizmetinin verilmesi sebebiyle edinilen bilgiler, kanuni zorunluluklar dışında, hiçbir şekilde açıklanamaz. Sağlık kuruluşu içersinde bile bu bilgilerin, sadece hastanın tedavisi ile doğrudan ilgili olanlar tarafından görülebilir olması gerekir. Araştırma ve eğitim amaçlı etkinliklerde de hastanın kimlik bilgileri, onayı olmaksızın açıklanamaz. Muayene, tanısal işlemler, tedavi ve hastanın bedenini, özel hayatını açmasını, sırlarını açıklamasını gerektiren diğer işlemler belirli bir mahremiyet ortamında gerçekleştirilmelidir. Sağlık personeli bu tür işlemler esnasında tercihan bir yardımcı bulundurmalıdır. Tıbben sakınca olmayan hallerde hastanın bir yakınının da bulunmasına izin verilebilir. Eğitim verilen sağlık kuruluşlarında, stajyer ve öğrencilerin tıbbi işlem sırasında bulunması eğitim amacıyla gerekli ise bunun için hastanın onayı gereklidir (Hasta Hakları Yönetmeliği, 1998). Mahremiyet sağlık harcamalarının kaynağının gizli tutulmasını kapsar. Ölüm olayı, mahremiyetin bozulması hakkını vermez. Tıbbi Girişimlerde Bilgilendirilmiş Onay Alınması Kanuni zorunluluklar dışında, kimseye onayı olmaksızın veya verdiği onaya uygun olmayan bir şekilde tıbbi girişim yapılamaz. Bir suç işlediği şüphesi altında bulunan ve muhtemel delillerin vücudunda olduğu düşünülen hallerde bile bu delilleri elde etmek amacıyla kişi üzerinde tıbbi girişim yapılabilmesi için bazı şartlar gereklidir. Bunun için mahkeme kararı yeterli değildir, aynı zamanda bu girişimin bir sağlık problemi yaratma olasılığının bulunDokuz Eylül Üniversitesi Hemşirelik Yüksekokulu Elektronik Dergisi
Sağlık Çalışanlarının Hukuki Sorumlulukları
184
maması gerekir. Böylesine istisnai durumlar hariç, her türlü tıbbi girişimde hastanın onayı zorunludur. Bu onay, kısıtlı olmayan kişilerden ve yukarıda belirtildiği üzere bilgilendirme sonucu alınmalıdır. Hasta küçük veya kısıtlı ise kanuni temsilcisinden yani veli veya vasisinden onay alınır. Bu durumlarda bile küçük veya kısıtlının görüşünün alınarak girişime iştiraki uygun olur. Kanuni temsilcisinin olmadığı durumlarda bu şart aranmaz. Kanuni temsilcinin onay vermediği durumlarda girişimin gerekliliğine ve hasta yararına olduğuna inanılıyor ise mahkeme kararı ile bu mümkün olabilir. Kanuni temsilcinin onayı veya mahkeme kararı zaman gerektiriyor ve hastaya derhal girişim yapılması yaşamsal öneme sahip ise yine onay olmaksızın girişim yapılabilir (Hasta Hakları Yönetmeliği, 1998). Girişimi Reddetme Hasta kendisine önerilen girişimi reddetme hakkına sahiptir. Bu durumda olası sonuçlar hakkında bilgilendirme yapılması ve hastadan girişimi kabul etmediğine dair yazılı belge alınması uygun olur. Hastanın, bu hakkını kullanması, sonraki takip ve tedavisinde kendisi aleyhine kullanılamaz. Alternatif Tedavi Yöntemlerinde Onay Klasik tedavi yöntemlerinden fayda umulmadığı durumlarda alternatif yöntemler uygulanabilir. Bunun için bazı şartların bir arada bulunması gerekir. Hastanın bilgilendirilmiş onayının yanında, bu alternatif yöntemin daha önceden deney hayvanları üzerinde yeteri derecede denenmiş ve fayda sağladığının gösterilmiş olması ve olası sonuçların klasik tedavi yönteminde elde edilecek olandan daha kötü olmaması gerekir. Tıbbi Araştırmalarda Onay Hiç kimse, Sağlık Bakanlığının izni ve kendi onayı bulunmaksızın, araştırma, eğitim veya deneyim amaçlı tıbbi girişime konu yapılamaz. Tıbbi araştırmalardan beklenen fayda ve toplum menfaati, üzerinde araştırma yapılmasına onay veren gönüllünün sağlığı ve vücut bütünlüğünün korunmasından üstün tutulamaz (Hasta Hakları Yönetmeliği, 1998). Tıbbi araştırmalar, sadece, yeterli donanıma sahip, yetkili ve yeterli tıbbi bilgi ve deneyimi olan personel tarafından yapılabilir. Araştırmalarda, gönüllünün sağlığına ve diğer kişilik haklarına zarar verilmemesi için gereken bütün tedbirler alınır. Araştırmanın gönüllüye vereceği muhtemel zararlar önceden tespit edilemediği takdirde; gönüllü, onayı olsa bile, araştırma konusu yapılamaz (Hasta Hakları Yönetmeliği, 1998; Helsinki Bildirgesi, 1964). Gönüllü, araştırmanın amacı, yöntemi, gönüllü üzerindeki olası fayda ve zararları hakkında önceden yeterince bilgilendirilir. Gönüllü sadece bilgilendirilmeli, maddi veya manevi hiçbir baskı altında kalmamalıdır. Gönüllünün onayının tamamen serbest iradesine dayanılarak alınmasına azami özen gösterilir. Gönüllünün başlangıçta verdiği onay, araştırmanın herhangi bir safhasında araştırmadan çıkması konusundaki iradesini engellemez. Tıbbi araştırmalarda onay yazılı alınır. Gönüllünün tıbbi araştırmaya onay vermiş olması, bu araştırmada görev alan personelin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Küçüklerin ve Kısıtlıların Durumu Küçükler veya kısıtlı olanlar üzerinde sırf tıbbi araştırma amacı ile kendilerine faydası olmadan, herhangi bir tıbbi http://www.deuhyoedergi.org
DEUHYO ED 2009, 2 (4), 183-187
girişim uygulanamaz. Küçükler veya kısıtlı olanlar üzerinde tıbbi araştırma yapılması, faydası bulunması şartı ve veli veya vasinin onayına bağlıdır. Tıp Bilimine Uygun Tanı ve Tedavi Bedeni, ruhi ve sosyal yönden tam bir iyilik hali içinde yaşama hakkı, anayasamızda da önemle vurgulanan en temel insan hakkı olup, verilen sağlık hizmetinin her safhasında daima göz önünde bulundurulmalıdır. Hiç kimsenin bu hakkı ortadan kaldırma veya kısıtlama yetkisi yoktur. Sağlık hizmetinin verilmesinde, hastaların, ırk, dil, din ve mezhep, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç ve ekonomik ve sosyal durumları ile diğer sosyal farklılıkları dikkate alınamaz (Hasta Hakları Yönetmeliği, 1998; Bali Bildirgesi, 1995). Kuşkusuz ayrımcılığı yasaklayan bu düzenlemeler, hastanın cinsiyeti, mesleği, alışkanlıkları gibi sağlık problemi ile ilişkili olabilecek özelliklerinin gözetilmesi, araştırılması ve hatta gerekiyorsa tedbirler alınmasının önüne engel değildir. Hastaya, modern tıp biliminin ulaşmış olduğu bilgi ve teknolojinin gereklerine ve ülke olanaklarına uygun olarak tanı ve tedavi yöntemlerinin uygulanması, kurumun sahip olduğu olanaklar içersinde en uygun bakımın verilmesi zorunludur. Uygulanan tedavi genel kabul gören tıbbi ilkelere uygun olmalıdır (Hasta Hakları Yönetmeliği, 1998; Bali Bildirgesi, 1995). Tıbbi Gereklilikler Dışında Girişim Yasağı Tanı, tedavi veya korunma maksadı olmadan, bedensel, zihinsel veya ruhsal olarak kişiye zarar verebilecek hiçbir girişim yapılamaz hatta yapılması teklif edilemez. Estetik amaçlı girişimler, kişinin ruhsal esenliği için gerekli görüldüğünden yasaklanmamıştır fakat hukuken diğer tıbbi girişimlerden ayrı tutulur. Tıbbi ve estetik amaçlı olanların dışındaki girişimler ise vücut bütünlüğünü bozacak nitelikteyse hastanın kendi talebi ile dahi yapılamaz. Ötenazi Yasağı Kendisinin talebi olsa bile, kimsenin hayatına son verilemez. Yasalarımızda ötenazi ile ilgili herhangi bir düzenleme yoktur. Dolayısı ile ötenazi eylemi halen yasaktır ve bu eylemi gerçekleştirenler adam öldürme ile ilgili hükümlere göre cezalandırılır. Özen Gösterilmesi Çalışan, hastanın durumunun gerektirdiği tıbbi özeni göstermekle yükümlüdür. Benzer sağlık kuruluşlarında ve benzer koşullarda çalışanlar arasında ortalama bir özenin bile gösterilememesi sorumluluğu doğurur. Bu ifade şekli sıradan/ortalama bir özenin yeterli olduğu anlamına gelmemelidir. Özen, hastaya vekâlet eden çalışanın en önemli borcudur. Çalışan edinmiş olduğu mesleğin ve yasaların kendisine vermiş olduğu hakların karşılığında hastanın yararına olacak şekilde bilgi ve becerisini azami ölçüde kullanmak durumundadır. Hastanın tedavisinin veya sağlığının korumasının mümkün olmadığı durumlarda, ıstırabının dindirilmesi veya azaltılmaya çalışılması zorunludur. İnsani Değerlere Saygı Gösterilmesi Sağlık çalışanlarının yükümlülüklerinin başında hastaya insanca muamelede bulunulması gelmektedir. Sağlık kuruluşlarında, hastaların sağlıklarına kavuşmalarını hedefleyen tanı ve tedavilerin uygulanmasına uygun temiz, düzenli ve donanımlı bir ortam yanında, burada zorunlu olarak ikame eden hasta ve yakınlarının insan haysiyetine yakışır, sessiz ve huzurlu vakit geçirmelerini, haber alma, Dokuz Eylül Üniversitesi Hemşirelik Yüksekokulu Elektronik Dergisi
Sağlık Çalışanlarının Hukuki Sorumlulukları
185
dinlenme, yeme, yıkanma, tuvalet gibi zaruri ihtiyaçlarını karşılayacak ortamın sağlanması önemlidir. Sağlık çalışanları, çalışma koşulları ağır olsa bile bunu hasta ve yakınlarına yansıtmamalı, onlara daima güler yüzlü, nazik, şefkatli davranmalıdır. Profesyonellik bir ölçüde empati yapabilmeyi gerektirir. Sağlık çalışanları hasta ve yakınlarının ıstırabını ve sağlık kuruluşundan beklentilerini öngörebilmeli ve bunlara karşılık verebilmelidir. Bunun mümkün olmadığı durumlarda beklentilerin gerçekleşmeme veya gecikmesinin nedenleri konusunda hasta ve yakınlarını aydınlatmalıdır. Ziyaret ve Refakatçilerin Durumu Hastanın yakınları ile görüşebilmesi yukarıda sayılan nedenlerden ötürü tıbbi olarak sakınca doğurmadığı ölçüde izin verilmesinde yarar olan bir durumdur. Sağlık kuruluşunca belirlenen süre ve kurallar çerçevesinde ziyaretçilerinin kabul edilmesi, hastanın basit fiziki ve sosyal ihtiyaçlarının karşılanmasına yardımcı olabilir. Refakatçi kalması ise koşul ve kuralları iyi tasarlandığında bunun daha da ötesinde hastanın ciddi şekilde yararına olabilir. Refakatçi, hastanın bakımı ve ihtiyaçlarının karşılanmasında sağlık çalışanlarına olağanüstü yardımcı olabilir. Hastanın belirli parametrelerini takip edebilir, gerektiğinde çalışanları uyarır. Kuşkusuz sağlık kuruluşunun fiziki olanakları refakatçinin kalmasına ve konforuna fırsat verir nitelikte olmalıdır. Buna karşılık eğitimsiz, hijyen konusunda özensiz ve hastane kuralları konusunda bilgilendirilmemiş bir refakatçi ise hastaya zararlı olabilir. Din Hizmetleri Sağlık kuruluşları, imkânları ölçüsünde hastaların kendi dini temsilcileri yardımıyla inançlarının gereklerini yerine getirebilmeleri için gereken tedbirleri alır (Hasta Hakları Yönetmeliği, 1998; Bali Bildirgesi, 1995). Kusur Kusur, yukarıda önemli başlıkları özetlenen kurallara aykırı tutum ve davranış ile sağlık çalışanının bilişsel bağını ifade etmektedir. Kusur, “bilme” ve “isteme” derecesidir. Sağlık personelinin hastanın sağlığına ve esenliğine zarar vermek için kasıtlı bir davranış sergileyeceğini pek düşünemeyiz. Ancak burada unutulmaması gereken nokta şudur; yükümlülük ihlali her zaman aktif bir eylem ile değil sağlık mesleğinde birçok kez görevin yapılmaması ile gerçekleştirilebilir. Eğer bu görevin yapılamaması halinde ortaya çıkabilecek sonuçlar sağlık çalışanı tarafından kestirilebiliyor ve buna rağmen görev yerine getirilmiyorsa burada sonucu “isteme” veya en azından “boş verme” söz konusudur. İşte hukuk, tıp bilimi ve etik kurallara aykırı davranışı gerçekleştiren çalışanın bu davranışındaki iradesi onun kusur oranını belirler. Kusur, sorumluluğun subjektif unsurudur. Eğer çalışan, eyleminin veya eylemsizliğinin sonucunda oluşacak zararı öngöremiyor veya öngörse bile önleyemiyor ise burada kusurdan bahsedilemez. Dolayısıyla kusur, kasıttan taksire hatta kusursuzluğa kadar değişen dereceler gösterebilir. Kusurun derecesinin tespiti için bilirkişiden görüş istenmesi neredeyse bir alışkanlık halini almış iken gerçekte bu görev hâkime aittir. Yeni Türk Ceza Kanununun 22. Madde gerekçesi “Taksirle işlenen suçlardan dolayı kusurluluk, bir değerlendirmeyle ancak olay hâkimi tarafından yapılabilir” ifadesi ile bu konuya açıklık getirmektedir (Türk Ceza Kanunu, 2004).
http://www.deuhyoedergi.org
DEUHYO ED 2009, 2 (4), 183-187
Zarar Sağlığına kavuşmak için sağlık kuruluşundan yardım bekleyen hastanın durumunun daha da kötüleşmesi veya doğru bir müdahale ile rahatlıkla iyileşme olabilecekken durumunda iyileşmenin gerçekleşememesi sorumluluğun en önemli unsuru olan zararı oluşturur. Zarar, hastanın fiziksel, bilişsel ve ruhsal yetilerinde meydana gelen kayıptır. Zarar, sistem, organ veya vücut bölgelerinin fonksiyon kaybı gibi maddi nitelikte olabileceği gibi ağrı, acı veya elem gibi manevi olabilir. Dalağın alınmasında olduğu gibi kalıcı da olabilir, belirli bir süre devam eden bilinç kaybında olduğu gibi geçici de olabilir. Zararın varlığını, boyutlarını kalıcı olup olmadığını belirlemek ve belgelemek bilirkişiye ait bir görevdir. Bilirkişinin görevlendirilmesi ve hak edeceği ücretin belirlenmesi ise yasalarımıza göre kovuşturma aşamasında hâkimin, soruşturma aşamasında ise savcının yetkisindedir. Tababet ve Şuabatı Sanatlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun’un 75. Maddesine göre ceza davalarında, hâkimin diğer bilirkişilere başvuru hakkı saklı kalmak kaydıyla Yüksek Sağlık Şurasının görüşünü alması zorunludur (Tababet ve Şuabatı Sanatlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun, 1928). Tazminat davalarında ise böyle bir zorunluluk yoktur. Yükümlülük İhlali İle Zarar Arasında Nedensellik Bağı Nedensellik bağı, eski adıyla illiyet rabıtası, yükümlülük ihlali ile ortaya çıkan olumsuz sonuç arasında sebep sonuç ilişkisinin kurulabilmesi durumudur. Hastanın maddi veya manevi bir kaybı söz konusu olsa bile bununla çalışanın eylemi ya da eylemsizliği arasında sebep sonuç ilişkisinin kurulamadığı durumlarda sağlık çalışanının sorumluluğundan bahsedilemez. Nedensellik bağının tanımı ve sınırları ile ilgili birçok teori bulunduğu için aslında bu bağı kurmak kolay değildir. Bu nedenle nedensellik bağının tesis edilmesinde sadece konunun uzmanı bilirkişi yetersiz kalabilir. Bu nedenle tartışmalı durumlarda hâkim, bilirkişiyi, içersinde bir hukukçunun da bulunduğu heyetten oluşturmalı veya görevlendirme esnasında bilirkişiyi nedensellik bağı konusunda bilgilendirmelidir. Sorumluluk ve Soruşturulma Yolları Sağlık çalışanlarının yükümlülüklerini yerine getiremedikleri durumlarda eğer bu durum hastanın maddi veya manevi bir kaybı ile sonuçlanır ise giriş bölümünde de belirtildiği üzere çalışanın kamuda veya özel sağlık kuruluşlarında görevli olması veya serbest çalışıyor olması sorumluluğun soruşturulması şeklini değiştirecektir. Kamuda Görevli Sağlık Çalışanının Sorumluluğu Kamu kuruluşlarında görevli sağlık çalışanlarının, eylemleri veya eylemsizlikleri ile oluşmuş yükümlülük ihlallerinde hastanın veya yakınlarının şikâyeti üzerine veya idarece fark edildiğinde konunun soruşturulması için valilikler veya sağlık kuruluşu veya bağlı bulunduğu bakanlık tarafından müfettiş veya muhakkik görevlendirilir. Soruşturma sonucunda çalışan hakkında mevzuata uygun disiplin cezası teklif edilir ise bu, sağlık kuruluşu yetkili amiri tarafından usulüne göre takdir edilir. Gittikçe özgürleşen ve sivilleşen bir toplumda bu farklılığın ortadan kaldırılması gereklidir. Diğer yandan, gerek kamuda gerekse kamu dışında çalışan sağlık mensupları için sorumlulukların oldukça ağır olduğunu görüyoruz. Bunun çalışma alanının gereği olarak doğal olduğu ve insan yaşamı ve onurunun gelecekte azalmak yerine gittikçe daha da önem kazanacağı göz önüne alındığında bu sorumluluklarda bir hafifleme beklenmemesi gerektiği anlaşılmaktadır. Dokuz Eylül Üniversitesi Hemşirelik Yüksekokulu Elektronik Dergisi
Sağlık Çalışanlarının Hukuki Sorumlulukları
186
Bilim, etik ve hukuk kurallarına aykırı eylem veya eylemsizlikleri nedeniyle sağlık çalışanlarına aynı zamanda meslek odaları tarafından soruşturularak mevzuata uygun ceza verilebilir. Sağlık çalışanlarının eylem veya eylemsizlikleri aynı zamanda suç sayılan nitelikte olduğu takdirde, ceza davası açılması ve çalışan hakkında eylemine uygun bulunan cezanın tatbiki belirli aşamaları gerektirir. Her şeyden önce suçların kişiselliği nedeniyle ceza davaları doğrudan çalışanlara karşı açılır (Çolak, 2005). Ancak “Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun”a göre kamu görevlisi olan çalışanların hakkında ceza davası açılabilmesi için ağır ceza gerektiren suçlar hariç olmak üzere önce idari olarak yapılan ön incelemede soruşturma açılması izni kararı verilmesi gerekmektedir (Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun, 1999). Kamuda görevli sağlık çalışanlarının hukuki sorumluluğunun doğması, idare aleyhine açılacak davanın tazminat kararı ile sonuçlanmasına bağlıdır. Hastaya maddi veya manevi zarar verdiği durumlarda tazminat için çalışana karşı doğrudan dava açılabilmesi mümkün değildir. Anayasanın 40 ve 129. maddelerine göre kamu görevlilerinin yükümlülüklerini yerine getirirken işledikleri kusurlardan ötürü tazminat davaları, kendilerine rücu edilmek kaydıyla ancak idare aleyhine açılabilir (Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, 1982). Tazminat davaları maddi, manevi zarar veya ölüm halinde destekten yoksun kalma nedeniyle açılabilir (Çolak, 2005). Kamu görevlisi çalışanın resmi görevleri dışında serbest olarak mesleklerini icra ederken gerçekleşen kusurlarından dolayı haklarında kamu görevlisi olmayan personelle ilgili maddelere göre işlem yapılır. Kamu Görevlisi Olmayan Sağlık Çalışanının Sorumluluğu
Kamu görevlisi olmayan sağlık çalışanının hukuk, etik ve bilimsel kurallara aykırı eylemlerinde hastanın şikâyeti veya bakanlık veya başka kuruluşlar tarafından yapılan bildirim üzerine, özel kanunlara göre kurulmuş olan kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarınca disiplin cezaları verilebilir. Kamu görevlisi olmayan sağlık çalışanının hastaya zarar vermesi halinde tazminat davaları, doğrudan kendilerine veya bunları çalıştıran kişi ve kuruluşlara karşı veya hem kendilerine ve hem de çalıştıranlara karşı birlikte açılabilir. Kamu görevlisi olmayan sağlık çalışanının ceza hukukuna göre suç teşkil eden eylemleri sebebiyle şikayet üzerine veya resen cumhuriyet savcılıklarınca yapılacak soruşturma ile dava açılmasına ve ceza verilmesine karar verilebilir. Görüldüğü üzere kamu çalışanları, gerek hukuki gerekse cezai sorumluluk bakımından yasalar tarafından ayrıcalıklıdır. Bu, yasaların işletilmesinde ciddi sıkıntıları olan ve gelişmekte olan ülke statüsünde bulunan ülkemizde çok ciddi koruma anlamına gelmektedir.
Kaynaklar Aydın, E. (2003). Hasta hakları ve terminal dönem. Yoğun Bakım Dergisi, 3(1), 37-42. Başağaoğlu, İ., Ataç, A. (2003). Hekimin hastasına sözleşmeden doğan borçları. Türkiye Klinikleri Tıp Etiği-Hukuku-Tarihi, 11, 253-257. Çolak, A. (2005). Hizmet kusurundan malpraktise. Türk Nöroşirürji Derneği Bülteni, 6, 48- 52.
http://www.deuhyoedergi.org
DEUHYO ED 2009, 2 (4), 183-187 Dünya Tıp Birliği. (1995). Bali Bildirgesi.Endonezya. Dünya Tıp Birliği. (1964). İnsan Denekleri Üzerindeki Tıbbi Araştırmalarda Etik İlkeler Bildirgesi. Helsinki, Finlandiya Hancı, İ.H. (2006). Malpraktis. İçinde Tıbbi girişimler nedeniyle hekimin ceza ve tazminat sorumluluğu (3.baskı, s.147-149). Ankara: Seçkin Yayıncılık. Hasta Hakları Yönetmeliği. (01.08.1998). Resmi Gazete, Sayı: 23420.
Dokuz Eylül Üniversitesi Hemşirelik Yüksekokulu Elektronik Dergisi
Sağlık Çalışanlarının Hukuki Sorumlulukları
187
Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun. (4.12.1999). Resmi Gazete, Sayı: 23986. Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun. (14.4.1928). Resmi Gazete, Sayı: 863. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası. (09.11.1982). Resmi Gazete, Sayı: 17863. Türk Ceza Kanunu Madde Gerekçeleri. (26.9.2004). Erişim: 02.10.2009.www.ceza-bb.adalet.gov.tr/mevzuat/maddegerekce.doc
http://www.deuhyoedergi.org