19-20 HAKEM KURULU YAYIN İLKELERİMİZ. 1. Prof. Dr. Cahid BALTACI. Prof. Dr. Mehmet ÇELİK. Prof. Dr. Yücel OĞURLU. Prof. Dr.

October 16, 2016 | Author: Aylin Türkyılmaz | Category: N/A
Share Embed Donate


Short Description

Download 19-20 HAKEM KURULU YAYIN İLKELERİMİZ. 1. Prof. Dr. Cahid BALTACI. Prof. Dr. Mehmet ÇELİK. Prof. Dr. Yücel OĞURL...

Description

Sayı 19-20 ÖZEL SAYI

19-20

TARİH BİLİNCİ Tarih ve Kültür Dergisi

Sayı: 19-20 ÖZEL SAYI Kasım 2012 Tarih Bilincinde Buluşanlar Derneği adına

Sahibi ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü

Hasan KONUK Yazı İşleri Müdürü Zekeriya AÇIKGÖZ Editör Prof. Dr. Mehmet ÇELİK Genel Koordinatör Recep ŞENAY Yayın Kurulu Prof. Dr. Cahid BALTACI Prof. Dr. Mehmet ÇELİK Prof. Dr. Mustafa ÖZTÜRK Prof. Dr. Mehmet CAN Prof. Dr. Orhan KILIÇ Prof. Dr. İdris BAL Prof. Dr. Bedri GENCER Prof. Dr. Nihat BULUT Prof. Dr. Yücel OĞURLU Prof. Dr. Tayyar ARI Prof. Dr. Mefail HIZLI Doç. Dr. Mustafa ŞENTOP Doç. Dr. Mazhar BAĞLI Doç. Dr. Ensar NİŞANCI Doç. Dr. Ahmet YILDIZ Doç. Dr. Senai YALÇINKAYA Doç. Dr. Ebubekir SOFUOĞLU Yrd. Doç. Dr. Bedri MERMUTLU Yrd. Doç. Dr. Şükran YAŞAR Yrd. Doç. Dr. Nazım ELMAS Av. Reşat PETEK Sadık YALSIZUÇANLAR

HAKEM KURULU 1. Prof. Dr. Cahid BALTACI 2. Prof. Dr. Mehmet ÇELİK 4. Prof. Dr. Yücel OĞURLU 5. Prof. Dr. İdris BAL 6. Doç. Dr. Ahmet YILDIZ

Danışma Kurulu Prof. Dr. Erkan TÜRE Prof. Dr. Mustafa SAMASTI Prof. Dr. Ziya KAZICI Prof. Dr. Mehmet MAKSUTOĞLU Dr. Enel ŞENOCAK Veli ŞİRİN Emin ÜSTÜN

YAYIN İLKELERİMİZ 1

Tarih Bilinci Dergisi "hakemli dergi" olup altı ayda bir yayınlanır. Derginin sahibi "Tarih Bilincinde Buluşanlar Derneği"dir.

2

Dergide tarih ilmi başta olmak üzere sosyal ilimler ve sanatla ilgili yazılara, hakemlerin kontrolünden geçmiş akademik makalelere yer verilir.

3

Dergimizde yayınlanan yazıların ilmi ve hukuki sorumlulukları yazarlarına aittir.

4

Derginin yayın dili Türkçe'dir. Türkçe'nin dışında başka dillerdeki yazılar için Türkçe özet istenir.

5

Dergide yayınlanacak yazılar on sayfayı geçmemelidir.

6

Yazılar elektronik posta ile [email protected] adresine gönderilmelidir.

Hukuk Danışmanları Av. Ömer BOZOĞLU Av. Hüseyin ÖZTÜRK Düzeltme / Tashih H. İbrahim ÖZTÜRKÇÜ Grafik Tasarım A4 Grafik - Recep ŞENAY [email protected] Baskı / Milsan İdare Yeri Ihlamur Sk. Çadırcı İş Merkezi 18/8 Pendik-İstanbul Tel.: 0216 354 20 56 [email protected]

www.tbbd.org

www.tbbd.org

Prof. Dr. Ghia Nodia

Prof. Dr.Yücel OĞURLU Kuzey Kafkasya'da Konuşulan Dillere Genel Bir Bakış ve Dillerin Akrabalıkları Üzerine

114

Gürcistan'ın Kuzey Kafkas Politikası: Eski İkilemler,Yeni Eğilimler

15

A General Overview OnThe Languages Spoken In Northern Caucasus AndTheir Relations

118

21

Общий Взгляд На Употребляемые На Северном Кавказе Языки И Языковое Родство

122

Georgian PolicyTowardsThe Northern Caucasus: Old Dilemmas, NewTrends Политика Грузии На Северном Кавказе: Старые Дилеммы, НовыеТенденции

9

Yrd.Doç.Dr. Fethi GÜNGÖR Doç. Dr. Türkolog, Zaza TSURTSUMIA

27 34 41

Çerkes ve Abhazların OsmanlıTopraklarına Sürgünü Expulsion Of Cherkess And Abkhaz People Into OttomanTerritory СсылкаЧеркесов И Абхазцев НаТерриторию Османской Империи

126 136 147

Kafkasya'da Çerkes Bölgelerinin SosyalYapısı Social Structure Of Circass Regions In Caucasus Социальная СтруктураЧеркесских Регионов В Кавказе

Fehim TAŞTEKİN Yrd. Doç. Dr. Yasin POYRAZ

158

Bağımsız Çeçenya Deneyiminden Çerkasya İdealine: Kafkasya'da Çatışma Potansiyelleri

48

Kıyıdaş Devletlerin Tezleri ve Uluslararası Hukuk Işığında Hazar'ın Statüsü

160

54

Status Of Caspian Sea WithinThe Lights Of International Law And The Arguments Of Riparian States

162

FromThe Experience Of Independent ChechnyaToThe Circassia Ideal: Conflict Possibilities In Caucasus Из Опыта НезависимойЧечни К ИдеалуЧеркесии: Kонфликтный Потенциал На Кавказе

60

Положение Прибрежных Стран И Статус Каспийского Моря В Рамках Международного Права

Prof. Dr. Nadir DEVLET

66

1917 Devrimi Döneminde Kuzey Kafkasyalı Ahmet Tsalikov'un Rusya Müslümanları Arasında Oynadığı Önemli Rol

69

The Important Role Of Northern Caucasian AhmetTsalikov Among The Russian Moslems DuringThe 1917 Revolution

72

Важная Роль В Среде Российских Мусульман, Сыгранная Выходцем Северного Кавказа, Ахметом Цаликовым, В Период Октябрьской Революции 1917 Года

Keisuke WAKIZAKA

75 83 91

99 102 105

Ulusların Kaderlerini Tayin Hakkının Kuzey Kafkasya'daki ToplumYapısı ve SSCB'nin İskan Politikasına Etkileri, 19.Yüzyıl Çarlık Rusya'sı ile SSCB'nin Kuzey Kafkasya'daki İskân Politikalarının Karşılaştırılması The Impact Of Self-determination InThe Social Structure Of Northern Caucasus AndThe Soviet Settlement Policy Comparison OfThe 19th Century Russian Csardom With Ussr InTerms OfTheir Settlement Policies Влияние “О Праве Наций На Самоопределение “На Общественный Строй Северного Кавказа И Политику Выселения СССР

Av. Kâzım BERZEG Kafkasya Meselesinin Uluslararası Camiaya Arzı Presentation Of Caucasian IssueToThe International Community Представление Кавказского Вопроса Международному Сообществу

Evren BALTA PAKER

164

Sovyetler Birliğinden Rusya'ya Kuzey Kafkaslar'da Kontrol, Çatışma veYerel Elitler

169

Control, Conflict And Local Elites In Northern Caucasus From Soviet UnionTo Russia

174

Контроль, Конфликты И Местная Элита Северного Кавказа Начиая С Периода Советского Союза До России

Elena LIASHENKO

179

1917-1924Yılları Arasında Stavropol Bölgesinde Bölgesel Sovyet Hükümet Sisteminin Kurulması

186

The Establishment OfThe Soviet Local Government System InThe Stavropol Region 1917-1924 Основание Областного Советского Правильства В Ставропольском Крае В Период 1917-1924 гг.

193

A.D. SAETGARAEV

200 205 210

Kuzey Kafkasya Bölgesindeki Siyasi Kimliklerin EtnikYönleri Ethnic Aspects OfThe Political Identity InThe North Caucasian Region Этнические Аспекты Политических Идентичностей В Северокавказском Регионе

Yrd. Doç. Dr. Abdülkadir AKIL

215

Kendi Kaderini Tayin Hakkı Ve Diğer Uluslararası Hukuk Kurallari Çerçevesinde Çeçenistan Meselesi

230

Chechnya Issue InThe Scope Of Self-Determination And Other Rules Of International Law

245

Чеченский Вопрос В Рамках Права На Самоопределение И Других Правил Международного Права

Janna TARHANOVA Hasan KONUK

108 110 112

Kafkasya'nın Jeopolitik Önemi Geopolitics Of Caucasus Геополитика Кавказа

260 268

Oset-İnguş Anlaşmazlığı: Barış Süreci Осетино-Ингушский конфликт: процесс мирного урегулирования

Talha DÜLGERBAKİ

276

Orta Asya'da Uygulanan Serbest Zaman Etkİnlİklerİ Ve Spor

17-18 Haziran 2011 tarihinde gerçekleştirdiğimiz "Uluslararası Kuzey Kafkasya Sempozyumu"nda bizleri yalnız bırakmayan,

Sn. Emin Üstün, İbrahim Kapaklıkaya, Vahdettin Özcan, Prof. Dr. Yücel Oğurlu, A. Rıza Altunel, Mustafa Demir, Kenan Güler, Doç.Dr. Fethi Güngör, Sinan Tavukçu, Rüstem Kabil, Metin Tavukçu, Zekeriya Açıkgöz, Maruf Çelik'e Verdikleri destek ve katkılarından dolayı

Teşekkür Ederiz.

TARİH BİLİNCİ

ULUSLARARASI KUZEY KAFKASYA SEMPOZYUMU

Prof. Dr. Mehmet ÇELİK

SAYI 19 - 20

Kuzey Kafkasya Sempozyumu Sevgili okuyucu,

EDİTÖRDEN

Tarih Bilincinde Buluşanlar Derneği, kurulduğu günden bu yana, tam beş yıl geçti. Zaman su gibi akıp gitmektedir. Şöyle bir geriye baktığımızda, aldığımız mesafe azımsanacak gibi değil. Biz, hiçbir zaman klasik bir dernekçilik düşüncesinde olmadık. Bir yerimiz olsun, bir tabelamız olsun, haftada veya ayda bir toplanıp çay içelim, sohbet edelim… gibi pasif fantezilerin peşine düşmedik. İmkânsızlıklar ve zorluklarla yola çıktığımızda, hep ileriye baktık. Usanmadan, yılmadan, Anadolu'yu karış karış gezdik... Yüzlerce konferansa, panele, açık oturuma, sempozyuma, yemekli toplantılara imza attık. Okuyucumuzla, gönüldaşlarımızla birleştik. Birçok ilde şubeler açtık, tabelalarımızı astık. Çıkardığımız dergiyi anlatmaya lüzum yok... Elinizde... Kalitesine, estetiğine, muhtevasına tam not verdiğiniz için bu dergi günden güne büyüyerek sizlere ulaşmaktadır. Özellikle “Özel Sayı”larımız çok büyük bir teveccüh gördü. “Türk Demokrasisinin Yüzyıllık Serüveni”, “Ortadoğu”, “Nasıl Bir Anayasa” gibi özel sayılarımız ülkemizde gündem yarattı, düşünen beyinlerin, siyasetçilerin başucu kaynağı oldu. Elinizdeki bu sayı ise 16-17 Haziran 2011 tarihlerinde Fatih, Ali Emiri Kültür Merkezi'nde gerçekleştirdiğimiz “KUZEY KAFKASYA SEMPOZYUMU”nda birbirinden değerli yerli yabancı bilim adamlarının sundukları bildirilerden oluşmaktadır. Böyle bir sempozyum düzenlememizin sebepleri, amaçları hususunda birşeyler söylemeyi lüzumsuz addediyoruz. Zira Kafkasya'nın gerek tarihimiz açısından ve gerekse günümüz ve geleceğimiz açısından önemini herkes bilmektedir. Dergimizin bu özel sayısında yer alan bildiriler üç dilde kaleme alınmıştır: Türkçe, İngilizce, Rusça. Uluslararası bir yara haline gelen Kafkas halklarının sorunlarını tüm dünyaya duyurmak istediğimiz için bildirileri üç dile çevirdik. Sözü fazla uzatmadan, beğeneceğiniz ümidiyle, bildirilerin içeriği hakkında kısa bilgiler vermeye çalışacağım.

5

TARİH BİLİNCİ

ULUSLARARASI KUZEY KAFKASYA SEMPOZYUMU

“ KUZEY KAFKASYA'DA KONUŞULAN DİLLERE GENEL BİR BAKIŞ VE DİLLERİN AKRABALIKLARI ÜZERİNE / A GENERAL OVERVIEW ON THE LANGUAGES SPOKEN IN NORTHERN CAUCASUS AND THEIR RELATIONS” Prof. Dr.YücelOĞURLU Sayın Oğurlu, bir “diller coğrafyası” olan Kafkasya'da konuşulan diller hakkında özet bir bilgi verdikten sonra, bu dillerin birbirleriyle akrabalıklarını ve ilişkilerini bildiri konusu yapmıştır. Okuyucunun konuyu daha iyi anlaması için de, tablolarla somut örneklemelerle bu ilişkiyi bilimsel bir tarzda ortaya koymuştur. Kafkas halklarının birbirleriyle ilişkilerine ışık tutması açısından, son derece önemli bir bildiridir.

SAYI 19 - 20

“ALANLAR VE OLAMLAR: DÜN VE BUGÜN / ALANS ANDOLAMS: PASTAND PRESENT” Akad. (Ord.) Prof. Dr. MuratgeldiSOYEGOV Soyegov'un bir sayfalık kısa bildirisi Alan halkıyla ilgilidir.Ansiklopedik bir bilgidir. “ULUSLARIN KADERLERİNİTAYİN HAKKININ KUZEY KAFKASYA'DAKİTOPLUMYAPISIVESSCB'NİN İSKAN POLİTİKASINA ETKİLERİ - 19.YÜZYIL ÇARLIK RUSYA' SI İLE SSCB'NİN KUZEY KAFKASYA'DAKİ İSKÂN POLİTİKALARININ KARŞILAŞTIRILMASI / THE IMPACT OF SELF-DETERMINATION IN THE SOCIAL STRUCTURE OF NORTHERN CAUCASUS AND THE SOVIET SETTLEMENT POLICY COMPARISON OF THE 19th CENTURY RUSSIAN CSARDOM WITH USSR IN TERMSOFTHEIRSETTLEMENT POLICIES -” KeisukeWAKIZAKA Wakizaka, bildirisinde gerek Çarlık Rusyası ve gerekse Sovyetler döneminde, Rusların Kafkasya'daki sürgün ve iskân politikalarını ele almış, Kafkas halklarının maruz kaldığı şiddet ve zulümleri işlemiştir. Uluslararası hukuk açısından milletlerin kendi kaderlerini tayin hakkı prensibi ışığında önemli analizlerde bulunmuştur.

“ÇERKES VE ABHAZLARIN OSMANLI TOPRAKLARINA SÜRGÜNÜ / EXPULSION OF CHERKESS AND ABKHAZ PEOPLE INTOOTTOMANTERRITORY” Doç. Dr.TürkologZazaTSURTSUMIA XIX. yüzyılda Rusların katliam, tehdit ve baskıları sonucu Çerkesler ve Abhazlar Osmanlı coğrafyasına göç etmek mecburiyetinde kalmışlardır. Zaza Tsurtsumia, Osmanlı coğrafyasında oluşan bu Kafkas diasporasını derli toplu bir biçimde işlemiştir.

“ KAFKASYA MESELESİNİN ULUSLARARASI CAMİAYA ARZI / PRESENTATION OF CAUCASIAN ISSUE TOTHE INTERNATIONALCOMMUNITY” Av. Kâzım BERZEG Sayın Berzeg, bu bildirisinde duygusal bir üslupla Çerkeslerin hukukî ve insanî haklarını alabilmeleri için, uluslararası kuruluşlara kendilerini daha iyi anlatmalarını ve desteklerini temin etmelerini tavsiye etmektedir.

“KIYIDAŞ DEVLETLERİNTEZLERİ ve ULUSLARARASI HUKUK IŞIĞINDA HAZAR'IN STATÜSÜ / STATUS OF CASPI-AN SEA WITHIN THE LIGHTS OF INTERNATIONAL LAW AND THE ARGUMENTS OF RIPARIAN STATES” Yrd. Doç. Dr. Yasin POYRAZ Sayın Poyraz'ın bildirisi Uluslararası Hukuk Işığında Hazar'ın statüsünü belirlemeye yöneliktir. Özellikle Sovyetlerin dağılmasından sonra, Rusya ve İran dışında, Azerbaycan, Kazakistan ve Türkmenistan'ın kıyıdaş devletler olarak sürece dahil olmaları, statü konusunda bazı tartışmaların doğmasına sebep olmuştur. Sayın Poyraz, bu süreci uluslararası hukuk çerçevesinde ele alarak işlemiş, çözüme yönelik tarafların tezlerini de masaya yatırmıştır.Son derece önemli bir çalışmadır.

“KAFKASYA'NIN JEOPOLİTİK ÖNEMİ / GEOPOLITICS OFCAUCASUS” Hasan KONUK Sayın Konuk bildirisinde Kafkasya'nın Jeopolitiği üzerinde durmaktadır. Tarihi süreç içerisinde özetle bu bölgenin önemine dikkat çektikten sonra, günümüzdeki önemine de vurgu yapmaktadır. “GÜRCİSTAN'IN KUZEY KAFKAS POLİTİKASI: ESKİ İKİLEMLER, YENİ EĞİLİMLER / GEORGIAN POLICY TOWARDS THE NORTHERN CAUCASUS: OLD DILEMMAS, NEWTRENDS” Prof. Dr.Ghia Nodia Sayın Nodia bildirisinde Gürcistan'ın Kuzey Kafkasya politikasını ele almakta, kısa bir tarihçeden sonra Sovyetler dönemindeki durumuna değinmekte, son olarak da bağımsızlığını kazandıktan sonra Kuzey Kafkasya politikasını analiz etmektedir.

“1917 DEVRİMİ DÖNEMİNDE KUZEY KAFKASYALI AHMETTSALİKOV'UN RUSYA MÜSLÜMANLARI ARASINDA OYNADIĞI ÖNEMLİ ROL / THE IMPORTANT ROLE OF NORTHERN CAUCASIAN AHMET TSALIKOV AMONG THE RUSSIAN MOSLEMS DURING THE 1917 REVOLUTION” Prof. Dr. Nadir DEVLET Sayın Nadir Devlet, 1917 Devrimi sürecinde Rusya müslümanlarının durumunu ve faaliyetlerini bildirisinde konu edinmekte, bu süreçte Kuzey Kafkasyalı Ahmet Tsalikov'un oynadığı rolü anlatmaktadır.

6

TARİH BİLİNCİ

SAYI 19 - 20

ULUSLARARASI KUZEY KAFKASYA SEMPOZYUMU

“KUZEY KAFKASYA BÖLGESİNDEKİ SİYASİ KİMLİKLERİN ETNİK YÖNLERİ / ETHNIC ASPECTS OF THE POLITICAL IDENTITY IN THE NORTH CAUCASIAN REGION” A.D. SAETGARAEV (Bilimsel Danışman Professor M.Kh. FARUKSHIN) Saetgaraev, Kuzey Kafkasya coğrafyasında siyasal kimliklerin “etnik köken” ile ilişkisi üzerinde durmaktadır.

“KAFKASYA'DA ÇERKES BÖLGELERİNİN SOSYAL YAPISI / SOCIAL STRUCTURE OF CIRCASS REGIONS IN CAUCASUS” Yrd.Doç.Dr. FethiGÜNGÖR Sayın Güngör, “Kafkasya'daki Çerkes Bölgelerinin Sosyal Yapısı” adlı bildirisinde, önce Adıgeler (Çerkesler)in yaşadıkları coğrafyayı ve tarihi geçmişini özetler. Sosyal yapıyı, önce aileden başlayarak, evlilik ve aile kurumunu genişçe izah eder. Sonra, ekonomik yapı, eğitim ve töre üzerinde durur. En sonunda da sosyal tabakalaşma, feodalite ve demografik yapı üzerinde durur.Sosyolojik açıdan derli toplu bir çalışmadır.

“ KENDİ KADERİNİ TAYİN HAKKI VE DİĞER ULUSLARARASI HUKUK KURALLARIÇERÇEVESİNDE ÇEÇENİSTAN MESELESİ / CHECHNYA ISSUE IN THE SCOPE OF SELF-DETERMINATION AND OTHER RULES OF INTERNATIONAL LAW” Yrd. Doç. Dr.AbdülkadirAKIL Sayın Akıl, Kafkasya'da önemli bir sorun olan Çeçenistan meselesini konu edinmektedir. Uluslararası hukuk kuralları çerçevesinde kendi kaderini tayin hakkına sahip olmanın bütün şartlarını taşıdıklarını, ancak Rusya'nın meseleye hukukî açıdan değil, siyasî açıdan yaklaştığı için problemin halledilemediğini vurgulamaktadır. Bildiri, hukukî açıdan önemli bir çalışmadır.

“BAĞIMSIZ ÇEÇENYA DENEYİMİNDEN ÇERKASYA İDEALİNE: KAFKASYA'DA ÇATIŞMA POTANSİYELLERİ / FROM THE EXPERIENCE OF INDEPENDENT CHECHNYA TO THE CIRCASSIA IDEAL: CONFLICT POSSIBILITIES INCAUCASUS” FehimTAŞTEKİN Sayın Taştekin bildirisinde Kafkasya'da etnik ve dinî çatışmaların devam edeceğini, bunun da Rusya'nın bölgede takip ettiği politikalardan kaynaklandığını vurgulamaktadır.

“OSET-İNGUŞ ANLAŞMAZLIĞI: BARIŞ SÜRECİ / OSET-INGUS DISPUTE: PEACE PROCESS” JannaTARHANOVA 1992 Oset İnguş anlaşmazlığını konu edinen bildiride Tarhanova, ÇİASSAR'ın(öncelikle Kuzey Osetya'nın) kısa bir tarihçesini verir. Daha sonra barış ve müzakere süre-cini anlatır. 1993'ten itibaren günümüze kadar yaşanan bu süreçte alınan kararların yeraldığı bu bildiri okuyucuya konu hakkında derli toplu bilgi sunmaktadır.

“ SOVYETLER BİRLİĞİNDEN RUSYA'YA KUZEY KAFKASLAR'DA KONTROL, ÇATIŞMA VE YEREL ELİTLER / CONTROL, CONFLICT AND LOCAL ELITES IN NORTHERN CAUCASUS FROM SOVIET UNION TO RUSSIA” Evren BALTA PAKER Sayın Paker bildirisinde Rusya'nın Kafkasya'yı yönetirken, yerel elitlerle nasıl işbirliği yaptığı ve bu yönetsel işbirliğinin avantaj ve dezavantajları üzerinde durmaktadır.

İşte böyle sevgili okuyucular,Sağlıkla okuyunuz...

“1917-1924YILLARI ARASINDASTAVROPOL BÖLGESİNDE BÖLGESEL SOVYET HÜKÜMET SİSTEMİNİN KURULMASI / THE ESTABLISHMENT OF THE SOVIET LOCAL GOVERNMENT SYSTEM IN THE STAVROPOL REGION 1917-1924” Elena LIASHENKO Liashenko bildirisinde 1917 1924 yıllarında SSCB'nin Stavropol bölgesinde kurdukları Sovyet hükümet modelinin ekonomik alanda başarısızlığa uğradığını, 1917 öncesi bölgedeki tarım ve hayvancılığın gerilediğini anlatır.

Sevgilerimle,

Mehmet Çelik

7

TARİH BİLİNCİ

ULUSLARARASI KUZEY KAFKASYA SEMPOZYUMU

SAYI 19 - 20

KUZEY KAFKASYA'DA KONUŞULAN DİLLERE GENEL BİR BAKIŞ ve

DİLLERİN AKRABALIKLARI ÜZERİNE

Prof. Dr.Yücel OĞURLU İstanbul Ticaret Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi

Kafkasya Bölgesi, Endonezya ve Hindistan bölgeleri gibi Dünyanın en fazla dil çeşitliliğinin olduğu bölgelerdendir. Kafkasya bölgesi ve halklarının dilleri dilbilimcilerin her zaman ilgisini çekmiştir ve aslında “tehlike altında olan” bu dillerin kullanıcılarının sayılarındaki artış dikkat çekicidir. Kafkasya'da konuşulan diller arasında üç temel grup olan Kafkas,Türk ve İran dilleri dikkat çeker.Türk dilleri, göreceli olarak Türkiye'de akademik çevrelerce üzerlerinde daha fazla çalışma yapılmış dillerdir. Bu amaçla, Türkiye'de daha yakından bilinen Türki diller yerine, onlara göre daha az bilinen ve bazıları sadece tek bir köy ve çevresinde konuşulan Kafkas dilleri grubu daha ilginçtir ve bu çalışmada da sözkonusu diller üzerinde odaklanılmıştır. Kuzeydoğu Kafkasya'da konuşulan Azeri, Kumuk ve Nogay Türkçeleri üzerinde Türkiye'de normal olarak birçok çalışma yapılmışken, Kafkas ve İran alt dil grupları hakkındaki çalışmalar yok denecek kadar azdır. Bu nedenle, bu diller üzerinde BatıAvrupa, Rusya veABD'de çok sayıda bilimsel çalışma yapılmasına rağmen,Türkiye'de yeterince bilinmemektedir. Türk dil grubundan olanların karşılıklı anlaşılabilirliği oldukça yüksek iken, Kafkas ve İran dil grubundan olanlarda anlaşılabilirlilik yüzdesi oldukça düşüktür. Geçmişte, Türk dillerinden özellikle, Kıpçak ve Oğuz dil gruplarından alınan ödünç kelimeler Kafkas dil gurubundaki dillerde ilgi çekici seviyededir. Avarca örneğindeki gibi, çevresindeki küçük dil ve lehçeleri yutan veya Kumukça, Azerice ve Lezgice örneğindeki gibi çevresindeki dillere kelimeler vererek onları etkileyen diller de bulunmaktadır. Bu arada, linguistik biliminin politik amaçlarla kullanımı, dilbilim çalışmalarının bilimsel olmaktan çok onu bir araca dönüştürmektedir. Bu nedenle, dürüst dilbilimcilerin bölgeyi yönlendirmelere kapalı bir şekilde ciddiyetle çalışmaları gerekir. Kafkas dilleri, birbiriyle akrabalıkları mutlak ve tartışmasız dillerdir. Bu çalışmada da, bu şekilde bir karşılaştırma yapılırken temel ve kök kelimeleri seçerek çalışma yapılmıştır. Bu dillerin leksikolojik karşılaştırması, sözkonusu dillerin akrabalıklarını mutlak şekilde ortaya koyacaktır. Çalışmada, yurtdışından bilim adamlarının tespit ettiği örneklere de atıf yapılarak yer verilmiştir. Bunun dışında, bizzat tespit ettiğim kelimeler üzerinden karşılaştırmalı tablolar oluşturarak sözkonusu yakınlık ve akrabalıkları tespit ettiğimi söyleyebilirim. Karşılaştırmada, Kuzeydoğu Kafkas dilleri karşılaştırmalarda başlangıç olarak alınmıştır.

konudur. Bunun için, bu çalışmada, konunun tek bir boyutu olan “dil” (lisan) konusuna odaklanmayı tercih ettim.

Kafkasya, tarihin eski dönemlerinden bu yana, gezgin ve tacirlerin, hükümdarların, şairlerin, ediplerin ilgisini çekmiş olan, büyüleyici, etkileyici ve biraz da ürkütücü bir masallar diyarı olarak algılanmıştır. Geçmişte, kimi insanların zihninde, Simurg, Anka, Kafdağı, Prometheus'un esareti, efsaneye dair çağrışımlarla yer tutmuştur. Kimilerine ise, etrafındaki savaşçı ve hâkim kavimlerin tam bir işgali başaramadıkları zorlu bir coğrafyayı çağrıştırıyor. Bugünün Kafkasya'sı mitolojinin veya Lermantov'un, Alexander Dumas'ın ya da Tolstoy'un roman ve hikâyelerinden mülhem hayallerin çok ötesinde uluslararası politika ve çatışmalar, enerji, savaş gibi güncel diğer gerçekliklerle yanyana zikrediliyor. Gerçekten de Kafkasya, diller, etnik kökenler, tarih, coğrafya, uluslararası ilişkiler, enerji problemleri, kültür, inançlar, folklor gibi onlarca ayrı veçheden incelenebilecek zengin bir coğrafyadır. Bu sebeple, bölge dil, tarih, felsefe, hukuk, teoloji, folklor, siyasetbilim, mitoloji gibi onlarca farklı disiplin ve meraklı ilgi konusunun odağında kalmıştır. Düşüncenin dışavurumu ve dış dünyayla beynin köprüsü olan dil de, günümüzde sadece bir dilbilim konusu olmaktan çıkmıştır. Aslında, dilin kökeni bile başlı başına onlarca makale oluşturabilecek bir

Çalışma metodolojisi olarak, iki farklı yaklaşım seçilebilirdi. Gramer üzerinden karşılaştırma yapılabilir veya leksikolojik bir karşılaştırma yapılabilirdi. Bu çalışmada, Kafkasya ve özellikle de Kuzeydoğu Kafkas halklarının konuştuğu dillere dışlayıcı olmayan bir yaklaşımla genel göndermelerde bulunmaya çalıştık. Fakat, sözkonusu alan, 80 dil ve diyalektin konuşulduğu bir saha olunca, ihtiyatı hiçbir şekilde elden bırakmamak gerektiği ortadadır. Ayrıca, Türkiye'de Kafkas dilleri hakkındaki çalışmaların genelinde, bir kargaşanın ve önemli önyargıların olduğu bilinmektedir. Bu önyargılar; özellikle, tarihler, etnik köken ve atalar, dillerin birbiriyle ilişkileri konusundaki genellemelerden kaynaklanmaktadır. Bazen, dillerin akrabalıklarına dair sarfedilen cümleler, isabetsiz, yuvarlak ve genellemeci olabilmektedir. Kafkas dilleri hakkında yaygın bir kanaati ifade eden “birbiriyle asla anlaşamayacak kadar uzak küçük diller” genellemesi her zaman geçerli midir? Veya sıklıkla yapılan bu ayrıştırıcı vurgunun yanında, acaba artık bu diller arasında akrabalık ve yakınlık vurgusunu irdelemek daha uygun olmaz mı?

9

TARİH BİLİNCİ

ULUSLARARASI KUZEY KAFKASYA SEMPOZYUMU

Kafkas dilleri üzerinde kelime ve gramer düzeyinde karşılaştırma yapmadan bu diller hakkında konuşmanın doğru olmadığını ifade etmek gerekir. Gerçekten de, bu konu üzerinde iddialı bir çalışma, ancak dilbilim konusuna yıllar verilmesiyle mümkün olabilir.

SAYI 19 - 20

kelimeler üzerinde durulmuştur. Bu çalışmada ise, bir karşılaştırma yapılırken temel ve kök kelimeler seçilerek dilbilim açısından anlamlı bir yöntem tercih edilmiştir. Çalışmada, yurtdışından bilim adamlarının bugüne kadar tespit ettikleri örneklere atıf yapılarak alıntılanmıştır. Bunun dışında, bizzat tespit ettiğim kelimeler üzerinden karşılaştırmalı tablolar oluşturarak sözkonusu yakınlık ve akrabalıkları tespit ettiğimi söyleyebilirim. Karşılaştırmada, Kuzeydoğu Kafkas dilleri karşılaştırmalarda temel olarak alınmış ve Kuzeybatı Kafkas dillerine de göndermeler yapılmıştır.

Burada şu noktaya dikkat çekmek gerekir: Birçok diğer dilde de olduğu gibi, Kafkas dilleri hakkındaki ilk çalışmalar, Batılı ve özellikle de Rus dilbilimcileri tarafından yapılmış1 tır . Batılıların çalışmalarının yürütülmesinde, başlangıçta biraz oryantalizm, biraz da dini sebepler ve politika olmakla birlikte bugünkü çalışmaların çoğunda, bu öncü çalışmaların izleri vardır.

KAFKASYADAKİ DİLLEREGENEL BAKIŞ

Diğer yandan, bugüne kadar Kafkas dilleri ortak sözlüğü çıkarılmamış, dil yakınlıkları üzerinde ciddi çalışmalar maalesef yapılmamıştır. Bununla birlikte, bu tür çalışmaları pro2 totipleri ortaya çıkmaya başlamıştır ve bu çalışmalar son derece önemlidir. Hâlbuki bu tür çalışmalar, sosyal ve politik sonuçları da olan, bugün Kafkasya'da yaşanan ve yaşatılan etnik sorunların önemli bir kısmını hafifletecek nitelikte temeller olabilirler. Bugünün Kafkasya'sında, halkların dil ve kültürlerinin ortak özelliklerden çok, ayrılınan noktalara yapılan vurgular, dikbaşlılık, cehalet, kışkırtılan etnik kaosun körükleyicisi olmaktadır ve yakın gelecekte de devam etmesi maalesef muhtemeldir. Kültürel yakınlık ve ortak mirasın değerlendirilmesi ile, Kafkas dillerinin kendi arasındaki benzerlikleri, en azından aynı öbekteki diller üzerinde ciddi, objektif ve iyiniyetli çalışmalar yapılması, geleceğin Kafkasya projeksiyonunu değiştirecek barışçıl katkılar sağlayabilir. Kafkas dilleri yerine, “Kafkasya'da konuşulan diller” şeklinde bir başlık seçimimiz, Kafkas dilleri ifadesinin daha dar olmasıyla ilgilidir. Bunu şöyle açıklamak istiyorum: Kafkas dilleri denildiğinde, sadece Kafkasya'nın yerli halklarının konuştuğu ve büyük dil aileleriyle akrabalığını ispatlamanın zor olduğu bir dil grubu akla gelir. Halbuki, Kafkasya bölgesinde Kafkas dilleri dışında Türk ve İran kökenli diller de bulunmaktadır. Bu dillerin Kafkasya'ya sonradan gelen milletler olduğu düşüncesi yanında, bu milletlerin kökenlerini binlerce yıl öncesine dayandıran görüşler de dikkat çeker. Bunun için bu konuyu tarih ve etnoloji çerçeveli başka bir çalışmaya bırakmak gerekir.

Kafkasya Endonezya ve Hindistan bölgeleri gibi, dillerin sayıca yoğunlaştığı bölgelerden biridir. Bölgede bu kadar çok dilin varlığı konusunda farklı tezler ileri sürülse de, bunların içinden en önemlisi ve kabul göreni, doğal engellerin farklı dillerin oluşumuna sebep olduğu tezidir. Dağlar, derin vadiler, nehirler, bu halkaları zaman içerisinde daha az temasla farklılaştırarak yeni şive, lehçe ve dillerin ortaya çıkmasına sebep olduğu önemli bir tezdir ve haklılık payı yüksektir. Günümüzde Yüksek Kafkas sıradağları üzerinde, zirvelerden dağ eteklerine kadar, kimine göre 80, kimine göre 40 civarında dil konuşulmaktadır. Kafkas sıradağları tarihi açıdan bakılırsa, Batıda onun bütün çevresini işgal ederek ilerleyen Roma'nın; Doğuda ise Perslerin doğal sınırını oluşturmuştur. Küçük halkların neredeyse birbirinden habersizce yüzyıllarca yaşadığı bölge, dil etkileşiminin az olduğu bir coğrafyadır. Dilbilimcileri hayrete düşürecek kadar çok dilin bu küçük coğrafyada yanyana 3 bulunması, bölgenin geçmişte diller dağı (cebeli elsine) , bugün ise açık etnografya müzesi adıyla ünlenmesine yol açmış. Ama asıl dikkat çekici olan konulardan birisi, bu kadar çeşitli dile rağmen bu kadar yakın benzerlikler, ortak kültür, benzer psikolojinin varlığıdır. Kafkas dilleri, kendi arasında, Rusların yaptığı ve zamanla herkesin kabullendiği coğrafi bir ayırımla, Kuzey Kafkas dilleri ve Güney Kafkas dillerinden oluşur. Kuzey Kafkas dilleri kendi arasında, Kuzeybatı Kafkas dilleri (Abhaz-Adige dilleri) ve Kuzeydoğu Kafkas dilleri (Nah-Dağıstan dilleri) olarak ikiye ayrılır. Bir başlangıç olarak kaleme aldığımız bu çalışmada, Güney Kafkasya'da konuşulan diller hesaba katılmayacaktır. Aksi halde, Azeri Türkçesi, Gürcüce ve Ermenice de dâhil olmak üzere, çok geniş bir dil haritası önümüzde durur. Ancak, yeri gelmişken belirtmek gerekir ki, Kafkasya'nın Güneyinden yalıtılması girişimi, aslında, daha kolay hükmedebilmenin bir yolu olarak yapay bir ayrımdır, bununla birlikte başarıya ulaşmıştır.

Bugüne kadar yapılan dilbilim çalışmalarına göre Kafkas dilleri, birbiriyle akrabalıkları mutlak ve tartışmasız dillerdir. Bu dillerin leksikolojik karşılaştırması, sözkonusu dillerin akrabalıklarını ispatlamada önemli bir usuldür. Fakat şu durumu tespit etmek gerekir ki; şimdiye kadarki çalışmalarda genellikle Kafkas dillerindeki kelimeler altalta sıralanarak yetinilmiş ve konu yeterince irdelenmemiştir. Bir kısmında ise, yeterli karşılaştırma yapılamamış ve ödünç

10

TARİH BİLİNCİ

ULUSLARARASI KUZEY KAFKASYA SEMPOZYUMU

SAYI 19 - 20

riyle hiç ilişkisi olmayan dil öbeklerinden birbirilerine geçen kelime sayısı hiç de azımsanamaz. Türk dili olan Terekeme ile İrani dilllerden olan Tatça arasındaki kelime benzerlikleri ve hatta dilin yapısına etkisi bile ilgi çekicidir. Lezgicenin, kendisine yakın akraba olan Tabasaran, Rutul, Hinaluk ve Tsakhur dillerine geçen yüzyılda verdiği kelime sayısı hiç de az değildir. Yine, Modern Avarcanın, AvarDido grubundaki bütün alt dillere kelime verdiği söylenebilir5. Aksini düşünmek zaten imkânsızdır. Kuzeyde Avarcanın, gazavat döneminde yakın dilleri ve kabileleri birleştirici olan yapıcı etkisi, maalesef güneyde Lezgi dilleri arasında başarılamamış, süreç yarım kalmıştır. Kumukça'nın Lingua Franka (ortak anlaşma dili) olması, Rus işgali sonrasında sona ermiştir. Rusça resmi dil olmanın ötesinde, bugün sadece Dağıstan'ın değil, bütün bir sabık Sovyet coğrafyasının Lingua Franka'sı olmuştur ve yakın gelecekte de bu durumunu sürdürecek görünmektedir. Böylece, bütün bölge dilerinin öyle veya böyle etkileşim sonucunda aldıkları kelimeler de vardır.

Yoksa Güney Kafkasya ve Kuzey Kafkasya Rus işgalinden önce birbiriyle çok daha fazla benzeştiği tarihi kayıtlardan ve bölge göçmenlerinin Türkiye'de kendilerini adlandırmalarından rahatlıkla anlaşılabilir. Güney Kafkasya'nın Kuzeye yakın kesimlerinden gelen bütün halklar kendisini, Dağıstanlı olarak tanımlamıştır. Türkiye sınırındaki Batum'dan göçedenler de Kafkasyalı kimliğini tercih etmektedirler. Kafkasya'da konuşulan onlarca dilin bir kısmı Kafkas, diğer bir kısmı Türkî ve İranî gruptandır. Bu dillerden, Türkî grup hakkında Türkiye'de bilimsel çalışmalar yapılmış olduğundan4 Türk dilbilim ve etnoloji literatüründe kısmen de olsa bilinmektedirler. Bunun için çalışmamızda, göreceli olarak daha az bilinen Kafkas dil grubundan olan dillere ve Türkiye'de yeterli çalışmanın yapılmadığını düşündüğümüz bu sahayı tercih ettik. Kuzey Kafkasya genelinde konuşulan dilleri, akrabalıklarına göre sınıflandırırsak; birinci ayrımda, Kafkas,Türk ve İran dil ailelerine mensup diller şeklinde üçlü bir ayırım ortaya çıkar. Kuzey Kafkasyadaki Türkçeyle akraba diller; Karaçay, Nogay, Kumuk ve Terekeme Türkçesidir. Farsçayla yakın veya benzerlikleri olan diller ise, Osetçe veTatçadır. Osetçe, zaman bakımından eski bir tarihde ayrıldığından ve Adıge dillerinden aldığı kelimelerle Farsçadan oldukça uzaklaşmıştır. Tatça ise, komşu Azericeden ve Lezgice'den kelimeler almış ve vermiş olmakla birlikte Farsçayla yakınlığı bir lehçeden çok şive düzeyindedir.

Dağıstan dilleri arasındaki temeldeki akrabalık ve ortak kelimeleri yanında, bu dillerin Türkçe, Arapça ve Farsça'dan aldıkları kelimelerin ve ayrıca son yüzyıldır Rusçadan alınan ortak kelimelerin katkısıyla, bu diller arasındaki kelime ortaklığı ilk kez bu derecede artmıştır. Kuzey Batı Kafkas dilleri ise Türkiye'de özellikle bölgeden göç eden ailelerin torunlarından olan yazarlar tarafından incelenmiştir6 ve bunlara ilişkin sınırlı sayıda da olsa materyal bulunmaktadır.

Kuzey Kafkas dillerini ise kendi arasında doğu ve batı şeklinde ayırmak öteden beri kabul görmüştür. Dağıstan dilleri, Kuzeydoğu Kafkas dilleri veya diğer bir adlandırmayla NahDağıstan dilleri adıyla bilinir ve Kafkasya'nın doğusunda konuşulan ve Kafkas dilleri ailesine bağlı bir dil grubunu ifade eder. Bunlar belli başlı iki alt kola ayrılır. Bunlardan ilki, Nah kolu (Nah dilleri) üst başlığında toplanan birbirinin yakın akrabası olanÇeçence, İnguşça ve Bats dilleridir. İkinci kol olan Dağıstan dilleri kolu ise ilkine göre birbirinden daha uzak sayılabilen ama akraba olan dillerden oluşur. Onları da yakınlıklarına göre, 1. Avar-Andi-Dido, 2. Lak-Dargva 3. Lezgi öbekleri şeklinde ayırmak mümkündür. Dağıstan dilleri, ilk bakışta, dinleyenlerin birbirinden ayırmaları mümkün olmayan, harf bakımından zengin ve boğazdan harfleri olan dillerdir. Çoğu birbiriyle anlaşamasa da, dil mantıkları ve bazı kelime benzerlikler ile gramer yakınlıkları şaşırtıcı derecede benzerdir. Bu konuya ileriki yazılarımızda örnekler vermeyi planlıyoruz.

Adığece'nin Batı (Ç'ahe) ve Doğu (Şhağ) veya Kabardeyce olarak bilinen iki lehçesi farklı şivelere ayrılır. Batı lehçesinde Abzah, Bjeduğ, Çemguy ve Şapsığ ağızları Doğu (Kabardey) lehçesinde ise Büyük Kabardey, Besleney, Mozdok ve Kuban şiveleri yer alır. Rus dilbilimcilerinin iki ayrı dil olarak kabul ettikleri Batı lehçesi "Adığey dili" olarak Doğu lehçesi ise "Kabardey-Çerkes dili" olarak adlandırılmıştır7. Bu dillerin mevcut durumu “büyük sürgün” bilinmeden anlaşılamaz. Adıge-Abhaz-Ubıh grubundan olan bu dillerin hem Kuzey Kafkasya'daki hem de sürgün sonrasında Türkiye, Ürdün, Suriye'deki en büyük temsilcisi Kabardeycedir ve fonetik olarak diğer Adıge-Abhaz dillerine göre ÇeçenDağıstan dillerine benzer ve yakın seslere sahiptir. AbhazAdıge şivelerinden olan Abzeh, Şapsığ, Hatkuay, Nehüc, Çemguey, Besleney vs. gibi şivelerin bugün artık ne Kafkasya'da ne de dışında konuşan sayısı sadece onbinlerle, hatta binlerle ifade edilmektedir. Ubıhça'nın son konuşanı ise Türkiye'de (Balıkesir-Manyas) 1992 yılında vefat etmiştir. Kabardeyce ise Kafkasya'da altı yüzbin ve Kafkasya dışında da en büyük grup oldukları dikkate alınırsa önemli sayıdaki konuşanı ile daha ümit verici bir noktadadır.

Bu alt öbeklere rağmen, Çeçence ile Avarca arasında, Çeçence ile Lezgice arasında, Lezgice ile Avarca veya Lakça arasında benzerlik ve akrabalık bulunmadığını ileri sürmek, dilbilime çok uzak olmanın göstergesi olabilir. Hatta birbi-

11

TARİH BİLİNCİ

SAYI 19 - 20

ULUSLARARASI KUZEY KAFKASYA SEMPOZYUMU

küçük de olsa akademik bir katkı sağlamak önemli bir insani görevdir.

Kafkas dillerinin akrabalığının ortaya konulması dilbilim bakımından meraklı ve ilgi çekici bir sahadır. Fakat konunun bu anlamdaki bilimsel değeri kadar, bölge halklarının akrabalıklarını yeniden anlamalarıyla bölgeye barış ve huzur getirecek önemli bir tarafı daha vardır. Bu sebeple, uzun zamandır savaş ve kargaşayla anılan bir bölge barışına

Çalışmanın bu genel bölümünden sonra, ekte tablolar halinde Kafkas dillerinin genelindeki benzerliklere kendi bulgu ve tespitlerim ile diğer dilbilimcilerin çalışmalarından katkılarla dikkat çekmeye çalışacağım:

KAFKAS DİLLERİNDEN KARŞILAŞTIRMALI ÖRNEKLER Yabancı kaynaklardaki çalışmalardan önemli bulduğum Straostin'den üç örnek verdikten sonra kendi araştırma ve tespitlerimle devam edeceğim: Lezgi

Türkçe

Çeçen

Lak

Görmek

Gır-

Kwa

Agwa (Aku-)

Hagwa

Türkçe

Çeçen

Avar

Lezgi

Kabar

Ubıh

Yol

neq'

niq'

req'

g'wagw

meg'e

Türkçe

Avar

Kabardey

Abhaz

Lezgi

Yapmak Fiili

Ha

We

Awra

Avu-

Rutul

Kaynak: Straostin, s.2.

Kaynak: Straostin, s.78

Kaynak: Straostin, s.2.

Bu noktadan sonra ortak harf, karakter ve vurgu içeren temel kelimeleri seçerek kendi tespitlerime yer vermek istiyorum: Türkçe

Lezgi

Tabasaran

Agul

Kan

Jiw

Jif

Jiv

Türkçe

Lezgi

Tsakhur

Karın

Rufun

Wuhun

Türkçe

Dargin

Parmak

Tup'

Türkçe Parmak

Lezgi Tub

Lezgi içu,

Çeçence yeç,

iç,

wiç,

nâça, nâpç, amç,

Türkçe

Lezgi

Khinalug

Abhaz

Kabardey

Çoğul Eki ler, --lar

-ar -er

-r

-r(a)

-her

A'j

Türkçe

Adıge

Çeçence

Avar

Lezgi

Tabasaran

Dargin

Su

Psi

H'i



Yad Yıd

Şid

Şin

12

TARİH BİLİNCİ

SAYI 19 - 20

ULUSLARARASI KUZEY KAFKASYA SEMPOZYUMU

Avar

Lezgi

Khor (akarsu) H'ü (Su)

Hül (deniz)

Türkçe

Lezgi

Dargin

Kabardey

Abhaz

Ay

Varz

Baz

Maze

(E)mze

Türkçe

İnguş

Avar

Lezgi

Tabasaran

Dargin

Yeni

Ts'eena

Ts'iiyab

Ts'iyi

Ts'iyi

Ts'iigan

Türkçe

Lak

Lezgi

Kısa

Kut'a

Kütü

Türkçe

Avar

Lezgi

Ubıh

Az

Hit'inab

T'imil

T'a

Türkçe

Kabardey

Ubıh

Lezgi dilleri

Çeçence

Kız, Gelin

Pşaşe

Şaşe

Sas(e) Sus Saş (Gelin)

Siesıg (Hanım)

Türkçe

Çeçen

Lezgi

-ma

ma-

mir-ç. t'-

Türkçe

Çeçen

Avar

Lezgi

Adıge

Bir

T'sha'

San

Sad Sa

Zı, Se, Za, Sı, Se

Türkçe

Çeçen

Lezgi

Adıge

Avar

Benim

So

Zi

Si

Dir

Türkçe

Çeçen

Lezgi

Bulut

Marha

Marf (Yağmur)

Türkçe

Abzeh

Kabardey

Adıge

Çeçen

İnguş

Rüzgâr

Dama

Dame

Tame

T'am (Kanat) Moıkh (Rüzgar)

Tkam

Türkçe

Kabardey

Adıge

Çeçen/İnguş

Lak

Dargin

Tabasaran

Lezgi

Buğday

H'e

H'e

K'ı/Muq

H'a

Muhi

Muh'

Muh'

Türkçe

Abhaz

Abzeh

Çeçen/İnguş

Avar

Lak

Boğa/Öküz

At'se

Ts'u

Stu/ Ust

Ots

Nits

13

Dargin Tabasaran unts

Yits

Lezgi Yats

TARİH BİLİNCİ

SAYI 19 - 20

ULUSLARARASI KUZEY KAFKASYA SEMPOZYUMU

Türkçe

Abzeh

Çeçen/İnguş

Lak

Avar

Dargin

Tabasaran

Lezgi

Elma

Çva

A'j/a'j

Ğivç

Ğeç

Ğints

Viç

İç

Türkçe

Çeçen

Avar

Lezgi

Adıge

Kalp

Moıtt

Mats

Mez

Bize/beze

Türkçe

Abhaz

Kabardey

Çeçen

Lezgi

Adıge

Ördek

Babıts'

Babıtş

Bad'

P'at'

Bayat'

Türkçe

Çeçen

Çeçen

Tabasaran/Tsakhur

Yarın

P'ak'a (Ertesi gün)

P'aka

Baga

Türkçe

Avar

Çeçen

Dargin

Lezgi

Tabasaran

Abhaz

Göz

Ber

Berg

Hüli

Vil

Uli

La

Türkçe

Avar

Lezgi

Kabar

Abhaz

Rağ

De'ga

Güneş Türkçe

Avar

Lezgi

Kabardey

Adige

Dolmak fiili

Asuma

As'una

Yez

Azna

AVAR-DİDO GRUBUNDA SAYILARIN BENZERLİĞİ Avar Andi Botlix Godoberi Chamalal Bagulal Tindi Karata Axvax Xvarshi Dido Hinux Bezhta Hunzib

1 se-w se-b se-b Seb se-b se-b ce-b che-be Has sis Hes Hõs e h ~s

2 che-gu ke-da ke-da echida ke-ra ke-ja ke-da ke-da qIwene qIano qo-no qona qan.u

3 lob-gu habu-da labu-da lalada lab-da lab-da lab-da lwadabe lona loIno lono lana lana

4 =oGo-gu =uGu-da =u?u-da =o?uda =o:-ra =o?o-ja =o?o-da =oqo-da u~qe-n uj-no uqi-no õqo-na oq'e.n

5 inshdu-gu ishtu-da insh:t:uda i~s:uda inshtu-ra insh:tu-ja insh:tu-da i~sh:tu-da leno leno le-no lina li.no

Kaynak: Mark Rosenfelder, “Numbers in 5000 Languages” http://www.zompist.com/mide.htm#caucasian

KAYNAKÇA •Gülreyhan Novruzova, Dağıstan-Derbent BölgesiTerekemeTürklerinin Dini Hayatı, ErciyesÜniversitesiSBE.,Yüksek LisansTezi, 2005. • Mehmet Dursun Erdem, (Yeni BirTürk DiliTarihi Kitabı,Akar,Ali 2005.Türk DiliTarihi,ÖtükenYayınları, İstanbul) hakkında kitap değerlendirmesi,Turkish Studies /Türkoloji Dergisi I (2006),Sayı: 1. • Murat Papşu, “Adığe veAbaza Dilleri”, http://www.kafkas.org.tr/kultur/kafkas_dilleri.html. • Rosenfelder, Mark, “Numbers in 5000 Languages” http://www.zompist.com/mide.htm#caucasian •SergeyStarostin, “AConciseGlossary ofSino-Caucasian”,Appendix to "Sino-Caucasian", http://starling.rinet.ru/Texts/glossary.pdf, İndirilmeTarihi: 01.03.2011. •UfukTavkul, “Kafkasya'da KonuşulanTürk Lehçeleri”, Kırım Dergisi, 15 (57), 2006. •UfukTavkul, “Kafkasya'daki NogayTatarlarının Etno-Politik DurumlarıÜzerineSosyolojik BirAnaliz”, Kırım Dergisi, 11 (41-44), 2003. •UfukTavkul, “KumukTürkleri -Tarihleri,SosyalYapıları ve DilleriÜzerine Bir İnceleme-”, Kırım Dergisi, 13 (50), 2005. • Werner Fröhlich, “Basque-Caucasus Glossary”, http://www.geonames.de/wl-eus-caucasus.html. Diğer önemli bir kaynak da Wolfgang Schulze, “Zur Sprachgeschichte des Kaukasus”, http://www.lrz.de/~wschulze/kaukhist.pdf, Münih 2007. •YücelOğurlu, “Dağıstan Dilleri ve Halkları” adıylaYeni Fikir Dergisi, (UluslararasıAkademikAraştırma Dergisi),Yıl 1,Sayı 2,Ağustos 2009, İstanbul.

14

TARİH BİLİNCİ

INTERNATIONAL SYMPOSIUM OF NORTH CAUCASUS

SAYI 19 - 20

A GENERAL OVERVIEW ON THE LANGUAGES SPOKEN IN NORTHERN CAUCASUS AND THEIR RELATIONS

Prof. Dr.Yücel OĞURLU Istanbul Commerce University, Faculty of Law.

Caucasus Region is among the top regions that host the most diversity of languges such as Indonesia and India. Caucasus has always attracted the attentions of lnguists and indeed the number of speakers of these languages whereas it is “under the risk” has been increasing. There are three major language groups spoken inCaucasus:Caucasus,Turkish and Persian languages.Turkish languages are the ones which have been researched more often by the academicians in Turkey. Fort his reason, instead of more familiar Turkic languages Caucasus languages which are not very well known and some of them can only be spoken in just one village are more interesting and this study will focus on them. While there are so many researches done on Azeri, Kumyk and Nogay Turkish in Turkey, there is hardly any research on Caucasus and Iranian language groups. For this reason, although these languages are researched inWestern Europe, Russia and USA,They are not very well known inTurkey. .While intelligibility between the Turkic languages is so high; it is so low in languages of Caucasus or Iranian origin. In the past, the words derived from Turkic languages, exclusively from Kıpchak and Oguz language groups are frequent in Caucasus language group. As in the example of Avari,there are some languages that absorbs the smaller languages and dialects , and also there are some languages such as Azeri, Lezghi, Kumyk etc that affect other languages by giving some vocabulary to them. By the way, use of linguistics with the political aims, is rather a tool than being scientific.So, honest linguistics should examine the region with no bias and outsider affects. Affinity of Caucasus languages with eachother is absolute and undisputable. In this study, while making such a comparison, basic and root words are taken for consideration. Lexicological comparisons of these languages will certainly reveal the affinity of these languages. In this study, examples taken from foreign researches will also be referred. Apart from this, I can say that I found affinities by myself by forming comparable tables with the words I chose. In this comparison, North-EasternCaucasus languages are taken as a basis.

Caucasus, since the ancient history was seen as a land of charming, effective and a bit frightening tales attracted the interests of travellers, tradesmen, poets, and scholars. In the past, Sİmurg, Phoenix, Mount Kaf and the captivity of Prometheus occupied mythical places within people's mentality. Caucasus Today is more talked with international politics and conflicts, energy, war etc rather than mythology, novels and stories of Lermontov, A.Dumas and Tolstoy. In reality Caucasus is a rich geography which can be examined for languages, ethnic origins, history, geography, international relations, energy problems, culture, and beliefs folklore. So, the region had always been the focus of the concerns about languages, history, philophy, history, philosophy law, theology, folklore, political sciences mythology The language which is the revelation of the beliefs, and the bridge between outerWorld and the brain, is now not only a subject of linguistics. In fact, the origin of languages is itself a matter of several articles. Therefore, I preferred to mention only one dimension of the topic that is the “language” itself. As a studying methodology, two different approaches could be chosen. It should be compared in terms of grammar or lexicology In this study, we tried to refer to the Caucasus, and exclusively North Eastern Caucasus langu-ages with a non-discriminative general approach. However, as

the subject matter contains 80 different languages and dialects it is certain that the caution should not be overlooked. In addition in general of the studies about Caucasus languages conducted it is known that there are confusions and prejudices. These prejudices are caused by the dates, ethnic origin and ancestors, an the generalisations about the relations of languages with each other. Sometimes, the sentences about the affinity of languages can be inappropriate, round and generalising. Is the general statement of “the minor languages which can never be understood mutually” about theCaucasus languages always true?Or together with this discriminative emphasis done very frequently isn't it better to examine the affinity between these languages? It should be noted that it is not correct to talk about Caucasian languages without comparing them in terms of vocabulary and grammar. An assertive study on this matter can only be possible by spending years on linguistics. It should be highlighted that as in many other languages, the first researches about Caucasian languages were conducted by the Western and especially the Russian linguists. In conducting these researches Westerners generally had a kind orientalism, some religious and also political motivations, in most of the studies of today the traces of these early Works can be seen.

15

TARİH BİLİNCİ

INTERNATIONAL SYMPOSIUM OF NORTH CAUCASUS

SAYI 19 - 20

languages are taken as a basis and NorthWestern Caucasus languages also referred.

On the other hand, until today there is not any published common Caucasus languages dictionary and there are not serious Works on language affinity. In addition, now we can see some prototypes of the studies of this kind and these studies are highly important. However, such studies could be a kind of Fundamentals that may alleviate the ethnic problems happening in Caucasus. In today's Caucasus, the emphasis mostly given to the discriminative points such as thoughtfulness, ignorance rather than the common features of language and culture of peoples are triggering the ethnic chaos and unfortunately it is highly probable to go on like this in the future. With the assessment of cultural affinity and common heritage, conducting serious, objective and favourable researches on the affinity of Caucasus languages between each other or at least the languages in the same group may contribute to the Caucasus projection of the future in a peaceful way. Our selection of title as “the languages spoken in Caucasus” instead of Caucasus languages, is about the fact that the term Caucasus languages has a more limited concept. I want to explain it like this: When it is said Caucasus languages, a language group which is only spoken through indigenous people of Caucasus and is difficult to prove the affinity to the larger language groups comes into mind. Whereas, in Caucasus region apart from the Caucasus languages, there are also Turkic and Iranian languages as well. Together with the ideas that these languages had come to theCaucasus in a later period of time, there are also some other views that trace the origins of these languages to the thousands of years ago.Therefore, it is better to leave this subject to an another study with a historical and ethnological framework.

A GENERAL OVERVIEW ON THE LANGUAGES SPOKEN IN CAUCASUS As Indonesia and India, Caucasus is one of the regions that have the most diversity on the numbers of languages spoken. Although there are different views on the possible reasons of having so much diversified languages, the most common and highly approved one is that the natural barriers caused the emergence of different languages. Mountains, deep valleys and rivers blocked the contact of these people within time and so different accents and dialects also languages emerged after the differentiation of the languages by less contact. This thesis is an important explanation of the reason and it is highly possible. Toady, over the highCaucasus Mountains, from the summits to the foots, there are 80 for some people, and 40 different languages are being spoken for some other thinkers. Taking the history of Caucasus Mountains into account, they were the natural borders of the Roman Empire which was expanding around it in the West, and in the East it was the border of the Persians. This region in which the minor people lived without any contact whit each other for centuries, is a geography in which there is little or no language interaction.. Presence of so many different languages being spoken in this small which is enough for surprising the linguistics allowed them to call the region as “mountains of languages” in the past, and an open ethnography museum in modern times. But the real surprising thing is that, in spite of this huge diversity, there is the presence of similar psychology common culture and similarities.

According to the linguistic researches conducted until now, Caucasus languages are the languages that have undoubtedly and certainly affinity to each other. Lexicological comparison of these languages is an important method in proving the affinity of them. But it should be noted that, within the researches conducted until now, generally the words inCaucasus languages are listed in sequences subordinately and this subject was not examined well enough. In some of these researches, they weren't compared enough and the focus was given to the borrowed vocabulary. In this study, basic and root words are chosen for comparing and a reasonable method of linguistics was preferred. In this study, the examples taken from foreign scientist are referred and explained in details. Apart from this, I can say that I identified some forms of affinity in some of the words by myself and formed comparable tables fort hem. In these comparisons, North Eastern Caucasus

Caucasus languages are composed of Northern Caucasus and Southern Caucasus languages classified so by the Russians according to the geographical categorising and approved by everyone later on. Northern Caucasus languages are divided into two within itself as Northwestern Caucasus languages (Abhaz-Adyge languges) and North Eastern Languages (Nah-Dagestan languages). In this study that we consider as a starter, the languages spoken in the Southern Caucasus will not be taken into account. Otherwise, there would be a wide languages map comprising of Azeri Turkish, Georgian and Armenian. However, it should be noted that, the separation of Caucasus from its Southern part is indeed an artificial method of ruling easily, but it is achieved.

16

TARİH BİLİNCİ

INTERNATIONAL SYMPOSIUM OF NORTH CAUCASUS

SAYI 19 - 20

has really no relation. The Word similarity and their effects on structure on languages between Terekeme, a Turkish language and Tatia, an Iranian language are also striking. The number of words that are passed from Lezghi to the languages of Tabarasan, Rutul, Hinaluk and Tsakhur in the last century is remarkably high. And again, it can be said that modern Avar language has given vocabulary to all the subgroups inAvar-Dido language group.To think differently is indeed impossible. The combining effect of Avar language in the North during the years of the war, could not be seen in the South with Lezghi languages and the process of cooperation between the tribes was not successful. The Lingua franca (common language) status of Kumyk changed after the Russian occupation. Beyond being the official language, Russian has become the lingua franca of all the former Soviet geography including the Dagestan and it seems to pursue this situation in the near future. Thus, w may say that here are so many common words taken from all these languages through interaction.

Whereas, the similitaries between the Southern and Northen Caucasus and their common features can be easily understood from the historical records of the times before the Russian occupation and the attitudes of immigrants in Diaspora. All the people moved from the northern parts of the SouthernCaucasus called themselves as Dagestani.The people who migrated from Batumi, near the borders of Turkey also chose the nameCaucasians for themselves. One part of the diverse languages spoken i the Caucasus is the Caucasian and the others are from the Turkic or Iranian origin. As there are many scientific studies about the Turkic ones of these languages, they are at least partially known in Turkish linguistics and ethnology. Therefore, in our study, we focused on the languages from Caucasus language groups which are not very well known and on which there are not manyWorks. If we categorise the languages spoken in Northern Caucasus according to their affinity in the first section there are groups of languages which are connected to the Caucasian, Turkic and Iranian language families. The languages which are close to the Turkish in Northern Caucasus; Karachay, Nogay, Kumyk andTerekemeTurkish.The languages which are close to Persian are Osetian and Tatian. As the Osetian separated from the group in a distant past and with the words it taken from Adyge languages it went so much further of the Persian. Although Tatian has taken some words from the neighbouring Azeri and Lezghi and has given to them its affinity to the Persian is on the level of dialect rather than theAccent.

In addition to the affinity and common words between the Dagestan languages, through the words taken from Turish,Arabis and Persian and in the last century from the Russian the number of common words between these languages has dramatically increased. NorthWesternCaucasus languages have been examined by the writers who are the descendents of the immigrants especially toTurkey and there can be found some materials on them although their number is limited. Adyge language's two dialects known as Western ( Ç'ahe) and Eastern (Şhağ) or the Kabardey are divided into several accents. In the Western dialect Abzeh, Bjedugh, Chemguy and Shapsıgh accents can be counted; and in the Eastern dialect there are Great Kabrdey, Besleney, Mozdok and Kuban accents. Accepted as two different languages by the Russian linguists, Western dialect is called as “Adyge language” and the Eastern was called as “Kabardey-Cherkess language”. The current situation of these languages cannot be understood well without knowing “the Great Exile.” The largest representative of these languages which belong to Adyge,Abhaz Ubykh group is Kabardey language both in Northern Caucausus and in Turkey, Syria and Jordan after the Exile.In comparison to other Adyge-Abhaz languages Kabardey language is more similar to the Chechen Dagestan languages in terms of phonetic, and it has more similar words. The number of people who speak different AdygeAbzegh accents such as Abzeghi Shapsıgh, Hatkuay, Nehüc, Chemguey, Besleney etc is now less than ten thousands an even thousands both inCaucasia and the diaspora. The last person to speak Ubyk died in Turkey (BalıkesirManyas) in 1992. If it is considered that it has the largest number of people speaking this language with 600.000 people in Northern Caucasus, the situation is more hopeful fort he Kabardey language.

It has always been approved to separate NorthernCaucasus languages into two groups as Eastern and Western. Dagestan languages are known as North Eastern Caucasus languages or in another saying as Nah-Dagestan languages and it defines a language group spoken in the East of Caucausus with the group ofCaucasus languages.They are divided into two main groups. First one is Nah languages composed of Chechen, Ingush and Bats languages. The second group is Dagestani and it is comprised of some languages which are not very close to each other but still have some affinity. It is possible to classify them according to their affi-nity levels as 1. Aar-Andi-Ddo 2.Lak-Dargva 3.Lezghi. Dagestan languages are the languages which are difficult to distinguish at first and that have a wide variety of letters with pharyngeal sounds. Although most of them cannot communicate with each other it is surprising that there many similar words and their linguistic logic is almost the same. We are planning to give some other examples for this matter. In spite of these subgroups, the claims that there is no affinity between Chechen and Avari, Chechen with Lezghi, Lexghi and Avar or Lakia can be a sign of being too much away from linguistic competence.There are even too many words that are passed from a very distant language which

17

TARİH BİLİNCİ

SAYI 19 - 20

INTERNATIONAL SYMPOSIUM OF NORTH CAUCASUS

the region which has always been familiarised with wars and conflicts by way of an academic work.

Revealing the affinity of Caucasus languages is an attractive and curious field of linguistics. But as well as the scientific value of this subject there is also a sociological side of it that may bring peace and serenity by realizing their affinity to each other. Fort his reason, it is a kind humanitarian responsibility to contribute to the peace of

After the general chapter of this study, I will try to attract your attention towards the affinity of languages with my own findings and the other linguists' studies through the table of words:

COMPARATIVE EXAMPLES FROM CAUCASUS LANGUAGES After giving three examples from Straostin, whom I found as important in foreign sources, I will give my own researches and findings: Lezgi

Turkish

Çeçen

Lak

Görmek (see)

Gır-

Kwa

Agwa (Aku-)

Hagwa

Turkish

Çeçen

Avar

Lezgi

Kabar

Ubıh

Yol (road)

neq'

niq'

req'

g'wagw

meg'e

Turkish

Avar

Kabardey

Abhaz

Lezgi

Yapmak Fiili (do)

Ha

We

Awra

Avu-

Rutul

Resurce: Straostin, s.2.

Resurce: Straostin, s.78

Resurce: Straostin, s.2.

Bu noktadan sonra ortak harf, karakter ve vurgu içeren temel kelimeleri seçerek kendi tespitlerime yer vermek istiyorum: Turkish

Lezgi

Tabasaran

Agul

Kan (blood)

Jiw

Jif

Jiv

Turkish

Lezgi

Tsakhur

Karın (tummy)

Rufun

Wuhun

Turkish Parmak (finger) Turkish

Dargin

Lezgi

Tup'

Tub

Lezgi

Parmak (finger) içu,

iç,

Çeçence yeç,

wiç,

nâça, nâpç, amç,

Turkish

Lezgi

Khinalug

Abhaz

Kabardey

Çoğul Eki ler, --lar (s)

-ar -er

-r

-r(a)

-her

A'j

Turkish

Adıge

Çeçence

Avar

Lezgi

Tabasaran

Dargin

Su (water)

Psi

H'i



Yad Yıd

Şid

Şin

18

TARİH BİLİNCİ

SAYI 19 - 20

INTERNATIONAL SYMPOSIUM OF NORTH CAUCASUS

Avar

Lezgi

Khor (akarsu)(potamic) H'ü (Su)(water)

Hül (deniz)

Turkish

Lezgi

Dargin

Kabardey

Abhaz

Ay (moon)

Varz

Baz

Maze

(E)mze

Turkish

İnguş

Avar

Lezgi

Tabasaran

Dargin

Yeni (new)

Ts'eena

Ts'iiyab

Ts'iyi

Ts'iyi

Ts'iigan

Turkish

Lak

Lezgi

Kısa (shirt)

Kut'a

Kütü

Turkish

Avar

Lezgi

Ubıh

Az (any)

Hit'inab

T'imil

T'a

Turkish

Kabardey

Ubıh

Lezgi dilleri

Çeçence

Kız, Gelin (girl)

Pşaşe

Şaşe

Sas(e) Sus Saş (Gelin)

Siesıg (Hanım)

Turkish

Çeçen

Lezgi

-ma (not)

ma-

mir-ç. t'-

Turkish

Çeçen

Avar

Lezgi

Adıge

Bir (one)

T'sha'

San

Sad Sa

Zı, Se, Za, Sı, Se

Turkish

Çeçen

Lezgi

Adıge

Avar

Benim (my)

So

Zi

Si

Dir

Turkish

Çeçen

Lezgi

Bulut (cloud)

Marha

Marf (Yağmur)

Turkish

Abzeh

Kabardey

Adıge

Çeçen

İnguş

Rüzgâr (wind)

Dama

Dame

Tame

T'am (Kanat) Moıkh (Rüzgar)

Tkam

Turkish

Kabardey

Adıge

Çeçen/İnguş

Lak

Dargin

Tabasaran

Lezgi

Buğday (wheat)

H'e

H'e

K'ı/Muq

H'a

Muhi

Muh'

Muh'

Turkish

Abhaz

Abzeh

Çeçen/İnguş

Avar

Lak

Boğa/Öküz (bull, ox)

At'se

Ts'u

Stu/ Ust

Ots

Nits

19

Dargin Tabasaran unts

Yits

Lezgi Yats

TARİH BİLİNCİ

SAYI 19 - 20

INTERNATIONAL SYMPOSIUM OF NORTH CAUCASUS

Turkish

Abzeh

Çeçen/İnguş

Lak

Avar

Dargin

Tabasaran

Lezgi

Elma (apple)

Çva

A'j/a'j

Ğivç

Ğeç

Ğints

Viç

İç

Turkish

Çeçen

Avar

Lezgi

Adıge

Kalp (heart)

Moıtt

Mats

Mez

Bize/beze

Turkish

Abhaz

Kabardey

Çeçen

Lezgi

Adıge

Ördek (duck)

Babıts'

Babıtş

Bad'

P'at'

Bayat'

Turkish

Çeçen

Yarın (tomorrow) P'ak'a (Ertesi gün)

Çeçen

Tabasaran/Tsakhur

P'aka

Baga

Turkish

Avar

Çeçen

Dargin

Lezgi

Tabasaran

Abhaz

Göz (eye)

Ber

Berg

Hüli

Vil

Uli

La

Turkish

Avar

Lezgi

Kabar

Abhaz

Rağ

De'ga

Güneş (sun) Turkish

Avar

Lezgi

Kabardey

Adige

Dolmak fiili (fill)

Asuma

As'una

Yez

Azna

AVAR-DİDO GRUBUNDA SAYILARIN BENZERLİĞİ Avar Andi Botlix Godoberi Chamalal Bagulal Tindi Karata Axvax Xvarshi Dido Hinux Bezhta Hunzib

1 se-w se-b se-b Seb se-b se-b ce-b che-be Has sis Hes Hõs e h ~s

2 che-gu ke-da ke-da echida ke-ra ke-ja ke-da ke-da qIwene qIano qo-no qona qan.u

3 lob-gu habu-da labu-da lalada lab-da lab-da lab-da lwadabe lona loIno lono lana lana

4 =oGo-gu =uGu-da =u?u-da =o?uda =o:-ra =o?o-ja =o?o-da =oqo-da u~qe-n uj-no uqi-no õqo-na oq'e.n

5 inshdu-gu ishtu-da insh:t:uda i~s:uda inshtu-ra insh:tu-ja insh:tu-da i~sh:tu-da leno leno le-no lina li.no

Kaynak: Mark Rosenfelder, “Numbers in 5000 Languages” http://www.zompist.com/mide.htm#caucasian

REFERENCES •Gülreyhan Novruzova, Dağıstan-Derbent BölgesiTerekemeTürklerinin Dini Hayatı, ErciyesÜniversitesiSBE.,Yüksek LisansTezi, 2005. • Mehmet Dursun Erdem, (Yeni BirTürk DiliTarihi Kitabı,Akar,Ali 2005.Türk DiliTarihi,ÖtükenYayınları, İstanbul) hakkında kitap değerlendirmesi,Turkish Studies /Türkoloji Dergisi I (2006),Sayı: 1. • Murat Papşu, “Adığe veAbaza Dilleri”, http://www.kafkas.org.tr/kultur/kafkas_dilleri.html. • Rosenfelder, Mark, “Numbers in 5000 Languages” http://www.zompist.com/mide.htm#caucasian •SergeyStarostin, “AConciseGlossary ofSino-Caucasian”,Appendix to "Sino-Caucasian", http://starling.rinet.ru/Texts/glossary.pdf, İndirilmeTarihi: 01.03.2011. •UfukTavkul, “Kafkasya'da KonuşulanTürk Lehçeleri”, Kırım Dergisi, 15 (57), 2006. •UfukTavkul, “Kafkasya'daki NogayTatarlarının Etno-Politik DurumlarıÜzerineSosyolojik BirAnaliz”, Kırım Dergisi, 11 (41-44), 2003. •UfukTavkul, “KumukTürkleri -Tarihleri,SosyalYapıları ve DilleriÜzerine Bir İnceleme-”, Kırım Dergisi, 13 (50), 2005. • Werner Fröhlich, “Basque-Caucasus Glossary”, http://www.geonames.de/wl-eus-caucasus.html. Diğer önemli bir kaynak da Wolfgang Schulze, “Zur Sprachgeschichte des Kaukasus”, http://www.lrz.de/~wschulze/kaukhist.pdf, Münih 2007. •YücelOğurlu, “Dağıstan Dilleri ve Halkları” adıylaYeni Fikir Dergisi, (UluslararasıAkademikAraştırma Dergisi),Yıl 1,Sayı 2,Ağustos 2009, İstanbul.

20

TARİH BİLİNCİ

МЕЖДУНАРОДНЫЙ СИМПОЗИУМ СЕВЕРНОГО КАВКАЗА

SAYI 19 - 20

ОБЩИЙ ВЗГЛЯД НА УПОТРЕБЛЯЕМЫЕ НА СЕВЕРНОМ КАВКАЗЕ ЯЗЫКИ и ЯЗЫКОВОЕ РОДСТВО

Профессор-Доктор Юджель ОГУРЛУ

Член преподавательского состава Юридического Факультета Стамбульского Коммерческого Университета

Кавказский регион это один из регионов, который, наряду с Индией и Индонезией, отличается большим языковым разнообразием. Сам регион Кавказских гор и языки общения различных, проживающих там, народов, всегда привлекали внимание языковедов всего мира. Особенно же любопытным является тот факт, что, казалось бы, на этих “находящихся в группе риска” языках говорит все больше и больше людей. По сравнению с другими языками, тюркские языки это языки, с которыми в академический среде Турции были проведено значительное количество работ. Именно поэтому, вместо тщательно изученных в Турции тюркских языков, ученые отдают предпочтение исследованию гораздо менее изученным, на которых общаются лишь единственная деревня и ее окрестности, языкам Кавказского региона. Теперь работы сфокусировались именно на подобных языках. В то время, как огромное количество работ ученых были с такими тюркскими языками северо-восточного Кавказа, как азербайджанский, кумыкский и ногайский языки, языковые подгруппы Кавказа и Ирана до настоящего времени практически не были исследованы. Именно поэтому, даже несмотря на многочисленные научные исследования, проведенные со стороны Западной Европы, России и США, в Турции о них знают очень мало. И если представители различных языков тюркской группы довольно хорошо понимают друг друга, то способность к пониманию друг друга представителями кавказской и иранской языковой группы очень низкая. Очень любопытным оказалось то, что в кавказской языковой группе повсеместно встречаются слова, перенятые в прошлом из тюркских языков, и в частности из кыпчакской и огузской группы. Помимо этого, существуют и такие языки, которые, подобно аварскому, поглощают незначительные языки и диалекты окружающих окрестностей или же наоборот, подобно кумыкскому, азербайджанскому и лезгинскому языкам, обогащают своими словами языки окрестностей. Между тем, использование лингвистической науки в политических целях выносит ее за научные рамки и превращает языковедческие работы лишь в политическое средство. Поэтому порядочные языковеды должны со всей серьезностью относиться к своим работам, не допуская региональной направленности. Языки Кавказского региона это бесспорно и безусловно родственные языки. Соответственно и работы с ними проводились путем их сопоставления и выделения базисных и коренных слов. Лексикологическое сопоставление этих языков непременно выявит существующее между ними родство. В нашей работе также имеют место и, представленные в виде цитат, примеры, составленные иностранными учеными. Помимо этого, создав таблицы сопоставления на примерах выявленных лично мной слов, я могу достоверно заявить о том, что мне удалось выявить их близость и родство. Выполняя данные сопоставления, я начал работу со сравнений языков северо-восточного Кавказа.

С древних времен Кавказ привлекал внимание путешественников, торговцев, монархов, поэтов, баснописцев и всегда ассоциировался с чарующими, волнующими и немного пугающими легендами. В прошлом Кавказ ассоциировался в умах некоторых людей с такими мифическими образами, как Симург, Анка, гора Каф и пленение Прометея. Некоторые же воспринимают его, как сложный регион, который так и не смогли полностью покорить господствующие в округе воинствующие племена. Сегодня же, при упоминании Кавказа, все чаще на ум приходят не изящные иллюзии, навеянные мифами, романами и рассказами Лермонтова, Александра Дюма и Толстого, а такие актуальные реалии, как международная политика, перестрелка, энергетика, военные действия и тому подобное. На самом же деле, Кавказ это такой географический регион, который можно изучать с множества различных аспектов: языки, этнические истоки, история, география, международные отношения, энергетические проблемы, культура, вероисповедания, фольклор и т.п. По этой причине Кавказский регион стал центром десятков таких дисциплин, как язык, история, философия, право, теология, фольклор политология, мифология, и просто любопытства. Язык, как средство отображения мыслей и

мост сообщения мозга с внешним миром, сегодня уже перестал быть лишь предметом языковедения. На самом деле, даже сущность языка это тема, на которую может быть написано множество статей. Именно поэтому, в данной работе я предпочел сфокусироваться на одной из его сущностей язык, как речь. В качестве рабочей методики можно было выбрать два различных подхода. Можно было выполнить грамматическое или лексикологическое сопоставление. Используя подход, не допускающий пренебрежительного отношения к языкам общения кавказских и северокавказских народов, в этой работе мы постарались найти общие посылки. Однако, учитывая то, что это регион, где люди общаются на различных 80-ти языках и диалектах, необходимо постоянно проявлять осторожность. Помимо этого, всем известно, что в большей части работ, касающихся кавказских языков в значительной мере присутствуют беспорядок и предрассудки. Эти предрассудки обязаны своим происхождением истории, этническим корням, предкам и обобщениям в вопросах языковых взаимоотношений. Иногда, применяемые для выражения родственности языков, предложения могут быть неточными, замкнутыми и обобщенными.

21

TARİH BİLİNCİ

МЕЖДУНАРОДНЫЙ СИМПОЗИУМ СЕВЕРНОГО КАВКАЗА

И всегда ли уместным оказывается такое распространенное обобщенное изречение о кавказских языках: “настолько маленькие и далекие языки, что нет возможности понять друг друга”? Или же, вместо частых подобных заявлений, не лучше ли было бы изучить фактор родства и близости между этими языками? Стоит отметить, что невозможно говорить что-либо о языках Кавказского региона, предварительно не сопоставив их на уровне слов и грамматики. На самом же деле, серьезные и претенциозные работы в данной сфере возможны только после многих лет труда в области языкознания. В данном случае, хотелось бы обратить внимание на следующий момент: первые работы по Кавказским языкам были проведены со стороны западноевропейских и, в особенности, русских лингвистов. В работах западных ученых прослеживается, прежде всего, ориентализм, и в меньшей степени религиозные предпосылки и политика, следы которых проявляются и в работах ученых настоящего времени. С другой стороны, вплоть до сегодняшнего дня так и не было издано ни одного словаря по общеупотребительным словам кавказских языков, и не было проведено серьезных работ по степени их близости. Вместе с этим, подобные работы перешли в стадию выделения прототипов, и это очень важно. На самом же деле, подобные труды, даже несмотря на то, что являются результатом социально-политических взглядов, могут стать залогом значительного облегчения переживаемых сегодня на Кавказе этнических проблем. К сожалению, в сегодняшнем Кавказе вместо общности языка и культуры народов, акцент ставится на моменты, разделяющие эти народы, на их строптивость, безграмотность и постоянно подстрекаемый этнический хаос, и каких-либо изменений в ближайшем будущем не предвидится. Выявление в ходе исследования культурной близости и общности культурного наследия сходств между языками народов кавказского региона и серьезный, объективный и доброжелательный подход к работе над языками, как над представителями одной группы, может внести значительный миротворческий вклад, который в будущем изменит общую позицию на Кавказе. Использование в заголовки статьи выражения “Употребляемые на Кавказе языки”, вместо “Кавказские языки” связано с тем, что выражение “кавказские языки” является гораздо более узким. Хочу объяснить это следующим: при использовании термина “кавказские языки” непременно на ум приходят идиомы на которых говорят только лишь жители Кавказского региона, причем доказать родство которых с более масштабными языковыми группами кажется практически невозможным. Хотя, на самом деле, среди кавказских языков непременно имеют место языки с тюркскими и иранскими корнями. Помимо мнения о том, что на этих языках говорят, как правило, народы, заселявшие этот регион в более позднее время, нельзя не обратить внимание и на гипотезы, связывающие их с прошлым в несколько тысячелетий. Выяснение этого, думаю, следует оставить для другой работы с историческим и этноло-

SAYI 19 - 20

гическим уклоном. Исходя из проведенных до настоящего времени лингвистических исследований, кавказские языки это языки, находящиеся в непременном и бесспорном родстве друг с другом. Лексикологическое сопоставление данных языков действительно необходимо для доказательства их родства. Однако, следует выяснить следующую ситуацию: во всех, выполненных до сегодняшнего дня работах ученые считали достаточным записать кавказских языков столбиком друг под другом, без их соответствующего изучения. В некоторых же работах имеет место скудное сопоставление и акцент на заимствованных из других языков словах. В этой же работе был использован метод смыслового лингвистического подхода, в каждом случае сопоставления акцентирующих внимание на базисных и коренных словах. Здесь использовались также примеры, заимствованные из более ранних работ иностранных ученых со ссылкой на них. Помимо этого, создав таблицы сопоставления на примерах выявленных лично мной слов, я могу достоверно заявить о том, что мне удалось выявить их близость и родство. Выполняя данные сопоставления, я начал работу со сравнений языков северовосточного Кавказа, то и время создавая ссылки на языки северо-западного Кавказа.

ОБЩИЙ ВЗГЛЯД НА ЯЗЫКИ КАВКАЗСКОГО РЕГИОНА Кавказский регион это один из регионов, который, наряду с Индией и Индонезией, отличается большим языковым разнообразием. И сколько бы ни было различных гипотез, касающихся наличия такого большого количества языков в одном регионе, наиболее весомым из них было признано предположение того, что причина этому скрывается в природных препятствиях. Как объясняет эта важная гипотеза, горы с великой долей истины, глубокие каньоны и реки сделали невозможным частое общение народов, приводя к образованию новых диалектов, наречий и языков. На сегодняшний день, на некоторых горах Кавказской горной цепи Кавказа, от пика до подножия, могут иметь место от 40 до 80 различных языков. Если же рассматривать Кавказские горы с исторического аспекта, в западной их части располагались границы захватившей окрестные регионы Римской империи, а в восточной естественные границы Персии. Это регион, где многие столетия жило множество маленьких народов, даже не подозревающих о существовании друг друга и без соответствующего языкового взаимодействия. Одновременное пребывание в этом маленьком географическом регионе огромного количества языков всегда вызывало восхищение у лингвистов, поэтому в прошлом его называли “горой языков” (cebeli elsine), а сегодня он воспринимается, как этнографический музей под открытым небом. Однако более любопытным оказывается наличие чрезвычайно явных сходств, общность культур и аналогичность психологического поведения, даже несмотря на такое разнообразие языков общения.

22

TARİH BİLİNCİ

МЕЖДУНАРОДНЫЙ СИМПОЗИУМ СЕВЕРНОГО КАВКАЗА

SAYI 19 - 20

названием северовосточнокавказские или нахскодагестанские языки и представляют собой группу языков, входящую в кавказскую семью. Между тем, они делятся еще на две подгруппы. Одна из них: нахская ветвь (нахские языки), включающая в себя такие, довольно близкие друг другу языки, как чеченский, ингушский и бацбийский языки. Вторая подгруппа - дагестанская ветвь, включающая в себя более далекие друг другу, по сравнению с первой ветвью, но все же родственные языки, которые также, в свою очередь, можно разделить на такие подветви, как: 1. Аваро-андо-цезская (-дидойская), 2. Лакско-даргинская 3. Лезгинская. На первый взгляд, дагестанские языки трудно отличить на слух, однако это языки с богатым алфавитом и, как правило, гортанными звуками. И, несмотря на то что представители этой языковой группы с трудом понимают друг друга, удивляет степень схожести языковой логики, некоторых слов и грамматики. В последующих пунктах мы планируем показать подобную схожесть на примерах. Утверждение того, что, несмотря на наличие описанных выше подгрупп, между чеченским и аварским, чеченским и лезгинским, лезгинским и аварским или лакским языком не существует родства и схожести, может быть прямым показателем отсутствия представления о лингвистике, как науке. Более того, нельзя недооценивать количество одинаковых по природе происхождения слов в языках, не имеющих никого отношения друг к другу. Удивительным также является схожесть в словах и даже воздействие на языковую структуру терекеменского языка тюркской группы и татского языка иранской группы. Удивляет и количество слов, которые всего лишь за прошлое столетие перешли из лезгинского в родственные ему табасаранский, рутульский, хиналугский и цахурский языки. Нельзя оставить без внимания и то, что современный аварский язык передал множество слов во все языки аваро-цезской ветви. Обратное даже и предположить нельзя. Созидательный эффект аварского языка, объединившего в период газавата (священной войны) ближайшие языки и племена Северного Кавказа, так и не смог добиться успешного продолжения на юге, среди языков лезгинской ветви. Статус “лингва-франка” (язык межнационального общения) кумыкского языка был утерян после покорения Кавказа Россией. После этого русский язык стал не просто официальным языком, а языком лингва-франка, как Дагестана, так и всего постсоветского пространства. Исследования показывают, что такое положение останется без изменений и в ближайшем будущем. Таким образом, каждый из существующих в регионе языков, под тем или иным воздействием, перенял слова и из русского языка. В связи с тем, что, наряду с явным родством и общими словами всех дагестанских языков, ими были переняты слова из турецкого, арабского и персидского языков, а также большое количество русских слов за последнее столетие. Такое увеличение количества общих слов наблюдается в этих языках впервые.

Кавказские языки охватывают языки северокавказского и южно-кавказского регионов, разделенных в результате междоусобных отношений и в результате определения границ со стороны России, которые впоследствии были утверждены всем миром. В свою очередь, северокавказская семья делится на две части: северо-западную кавказскую группу (абхазо-адыгейская группа) и северовосточную кавказскую группу (нахско-дагестанская группа). В этой нашей работе, с которой мы хотели бы начать исследования, языки южно-кавказской семьи рассматриваться не будут. Потому что в противном случае, нам пришлось бы рассмотреть очень широкое языковое сообщество, включающее в частности азербайджанский, грузинский и армянский языки. Однако, хотелось бы отметить при этом, что подобное отделение от Кавказа его южной части это искусственное разделение, связанное, на самом деле, с желанием облегчить понимание сути. Иначе же из исторических источников и из того, как называли себя эмигранты, легко можно будет установить, насколько явной была близость народов Северного и Южного Кавказа до того, как Россия оккупировала эти территории. Все народы, пришедшие в Южный Кавказ с близлежащих территорий Северного Кавказа, причи-слили себя к дагестанцам. Так же и эмигрировавшие из Батуми люди, проживающие сегодня на приграничных землях Турции, предпочитают называть себя выходцами из Кавказа. Одна часть десятков, употребляемых на Кавказе, языков принадлежит к кавказской группе языков, а другая к тюркско-иранской группе. В связи с тем, что в Турции ранее уже были проведены научные работы, связанные с тюркской группой языков, эти языки, пусть и частично, но описаны в научной и этнологической турецкой литературе. Поэтому, в нашей работе мы решили уделить внимание именно кавказской группе языков, гораздо менее известной группе, которой в Турции, как мы считаем, было посвящено очень незначительное количество трудов. Если классифицировать используемые на Северном Кавказе языки по их родству, можно будет выделить три основные группы: кавказские, тюркские и иранские языки. К родственным языкам северокавказской тюркской группы можно причислить карачайский, ногайский, кумыкский, терекеменский (карапапахский) языки. В свою очередь, родственными или имеющими определенную близость с персидским языком являются осетинский и татский языки. В связи с тем, что осетинский язык в очень далеком прошлом отделился и перенял слова из адыгейского языка, он значительно отдалился от фарси. А между тем, татский заимствовал слова из соседних азербайджанского и лезгинского языков и превратился не столько в диалект, сколько в говор персидского языка. Издавна было принято делить языки северокавказской группы на западные и восточные. Дагестанские языки, на которых говорят в восточной части Кавказа, известны под

23

TARİH BİLİNCİ

SAYI 19 - 20

МЕЖДУНАРОДНЫЙ СИМПОЗИУМ СЕВЕРНОГО КАВКАЗА

языка, как абадзехский, шапшугский, хатукайский, нехуджский, чемгуйский, бесленеевский диалекты, говорят теперь даже не десятки тысяч, а всего лишь несколько тысяч человек, проживающих в Кавказе и за его пределами. Так, последний носитель убыхского языка скончался в 1992 году в Турции (Балыкесир, Маньяс). При этом, кабардинский язык насчитывает шестьсот тысяч носителей на Кавказе, а также не меньшее количество за его пределами. Его положение является более обнадежи-вающим. Выявление родства между кавказскими языками это сфера, всегда вызывающая интерес и любопытство лингвистов. Однако, помимо научной ценности этого вопроса, есть еще одна, не менее важная сторона это установление родства среди народов Кавказа, которое, возможно, станет первым шагом на пути их примирения. Поэтому, я считаю, что пусть и совсем незначительный вклад академического мира в мир в Кавказском регионе, прославившемся смутами и враждой, является важным человеческим долгом. После завершения вводной части этой работы, я постараюсь обратить ваше внимание на выявленные мной лично и другими лингвистами общие схожести кавказских языков, отображенные в следующих ниже таблицах.

Между тем, языки северозападнокавказской группы были достаточно исследованы и описаны внуками эмигрировавших в Турцию семей, поэтому, хоть и в ограниченном количестве, но материалы на эту тему имеются. Два диалекта адыгейского языка, западный (чьахе) и восточный (щаг), известный еще и как кабардинский, делятся в свою очередь, на различные говоры. К примеру, говорами западного диалекта считаются абадзехский, бжедугский, чемгуйский (темиргоевский) и шапсугский; а к говорам восточного (кабардинского) диалекта причисляют большой кабарды, бесленеевский, моздокский и кубанский. Русские лингвисты признали эти диалекты, как два различных языка и назвали западный диалект “адыгейским языком”, а восточный “кабардино-черкесским языком”. Настоящее положение данных языков невозможно понять, ничего не зная о “великом изгнании”. Самым значительным представителем этих языков, принадлежащих к абхазо-адыгско-убыхской группе, являются кабардинский язык жителей Северного Кавказа и, в период после изгнания, его выходцы, проживающие в Турции, Иордании и Сирии. Однако, его фонетическая структура и произношение звыков гораздо ближе к чечено-дагестанским языкам, а не абхазо-адыгским. На сегодняшний день на таких диалектах абхазо-адыгского

ПРИМЕРЫ СОПОСТАВЛЕНИЯ КАВКАЗСКИХ ЯЗЫКОВ Представив вам три, на мой взгляд, наиболее важных примера из работы иностранного ученого, Старостина, я представлю также и свои исследования и аргументы. Турецкий

Чеченский

Лакский

Лезгинский

Рутульский

Görmek (видеть)

Gır-

Kwa

Agwa (Aku-)

Hagwa

Турецкий

Чеченский

Аварский

Yol (дорога)

neq'

niq'

Источник: Старостин, стр.2.

Лезгинский Кабардинский req'

g'wagw

Убыхский meg'e

Источник: Старостин, стр.78

Турецкий Yapmak Fiili

Аварский Ha

Кабардинскийdey We

Абхазский Awra

Лезгинский Avu-

(глагол делать) Источник: Старостин, стр.2.

Ну а теперь я хотел бы перейти к собственным исследованиям, выбирая базисные слова, включающие общие буквы, знаки и ударения:

Турецкий Kan (кровь) Турецкий Karın (живот) Турецкий Parmak (палец)

Лезгинский Jiw Лезгинский Rufun Даргинский Tup'

Табасаранский

Агульский

Jif

Jiv

Цахурский Wuhun Лезгинский Tub

24

TARİH BİLİNCİ

Лезгинский

Турецкий Elma (яблоко)

içu,

Турецкий Çoğul Eki ler, --lar (окончания множественного числа и, -ы, -а, -я)

Чеченскийce yeç,

iç,

wiç,

nâça, nâpç, amç,

A'j

Лезгинский ХиналугскийАбхазский Кабардинский -ar -r -r(a) -her -er

Турецкий

Адыгейский

Чеченский

Аварский

Su (вода)

Psi

H'i



Аварский

Лезгинский

Khor (akarsu)(река) H'ü (Su)(вода)

Hül (deniz)

Лезгинский Табасаранский Даргинский Yad Yıd

Турецкий

Лезгинский

Ay (месяц)

Varz

Baz

Турецкий

Ингушский

Аварский

Лезгинский

Yeni (новый)

Ts'eena

Ts'iiyab

Ts'iyi

Турецкий

Лакский

Лезгинский

Kısa (короткий)

Kut'a

Kütü

Турецкий

Аварский

Лезгинский

Убыхский

Az (мало)

Hit'inab

T'imil

T'a

Даргинский Кабардинскийdey Maze

(E)mze Табасаранский Даргинский Ts'iyi

Кабардинскийdey

Убыхский

Лезгинский

Чеченскийce

Kız, Gelin (девушка, невеста)

Pşaşe

Şaşe

Sas(e) Sus Saş (Gelin)

Siesıg (Hanım)

Турецкий

Чеченский

Лезгинский

-ma

ma-

mir-ç. t'-

Турецкий

Чеченский

Аварский

Лезгинский

Adıge

Bir (один)

T'sha'

San

Sad Sa

Zı, Se, Za, Sı, Se

Турецкий

Чеченский

Лезгинский

Adıge

Аварский

Benim (мой)

So

Zi

Si

Dir

Турецкий

Чеченский

Лезгинский

Bulut (облако)

Marha

Marf (Yağmur)

Rüzgâr (ветер)

Абадзехский Кабардинскийdey Адыгейский Dama

Dame

Tame

25

Şid

Абхазский

Турецкий

Турецкий

SAYI 19 - 20

МЕЖДУНАРОДНЫЙ СИМПОЗИУМ СЕВЕРНОГО КАВКАЗА

Ts'iigan

Чеченский

Ингушский

T'am (Kanat) Moıkh (Rüzgar)

Tkam

Şin

TARİH BİLİNCİ

Турецкий

Кабардинскийdey

Адыгейский

Чеченский/Ингушский

Лакский

Buğday (пшеница)

H'e

H'e

K'ı/Muq

H'a

Турецкий

Абхазский

Абадзехский

Чеченский/Ингушский

Boğa/Öküz (бык/вол)

At'se

Ts'u

Stu/ Ust

Турецкий

SAYI 19 - 20

МЕЖДУНАРОДНЫЙ СИМПОЗИУМ СЕВЕРНОГО КАВКАЗА

Абадзехский Чеченский/Ингушский

A'j/a'j

Даргинский Табасаранский Лезгинский

Muhi

Аварский Лакский

Ots Аварский

Ğivç

Ğeç

unts

Yits

Yats

ДаргинскийТабасаранскийЛезгинский

Elma (яблоко)

Çva

Турецкий

Чеченский

Аварский

Лезгинский

Adıge

Kalp (сердце)

Moıtt

Mats

Mez

Bize/beze

Турецкий

Абхазский

Кабардинскийdey

Чеченский

Лезгинский

Адыгейский

Ördek (утка)

Babıts'

Babıtş

Bad'

P'at'

Bayat'

Турецкий

Чеченский

Чеченский Табасаранский/Tsakhur

Yarı (завтра)

P'ak'a (Ertesi gün)

P'aka

Muh'

Даргинский Табасаранский Лезгинский

Nits

Лакский

Muh'

Ğints

Viç

İç

Baga

(следующий день)

Турецкий

Аварский

Чеченский

Даргинский

Göz (глаз)

Ber

Berg

Hüli

Турецкий

Аварский

Rağ Аварский

Dolmak fiili

Asuma

Vil

Uli

Абхазский La

Лезгинский Кабардинский Абхазский

Güneş (солнце) Турецкий

Лезгинский Табасаранский

De'ga

Лезгинский Кабардинскийdey Адыгейский As'una

Yez

Azna

(глагол наполняться)

СХОЖЕСТЬ ЧИСЛИТЕЛЬНЫХ В АВАРСКО-ЦЕЗСКОЙ ГРУППЕ ЯЗЫКОВ 1 Аварский se-w Andi se-b Botlix se-b Godoberi Seb Chamalal BАгульскийalse-b se-b Tindi ce-b Karata che-be Axvax Has Xvarshi sis Dido Hes Hinux Hõs Bezhta he~s Hunzib

2 che-gu ke-da ke-da echida ke-ra ke-ja ke-da ke-da qIwene qIano qo-no qona qan.u

3 lob-gu habu-da labu-da lalada lab-da lab-da lab-da lwadabe lona loIno lono lana lana

4 =oGo-gu =uGu-da =u?u-da =o?uda =o:-ra =o?o-ja =o?o-da =oqo-da u~qe-n uj-no uqi-no õqo-na oq'e.n

5 inshdu-gu ishtu-da insh:t:uda i~s:uda inshtu-ra insh:tu-ja insh:tu-da i~sh:tu-da leno leno le-no lina li.no

Источник: Марк Росенфельдер: “Numbers in 5000 Languages” http://www.zompist.com/mide.htm#caucasian

REFERENCES • Гульрейхан Новрузова, “Религиозная жизнь терекемских тюрков Дербентского района Дагестана, Университет Ерджиес SBE., Аспирантская работа, 2005. • Мехмет Дурсун Ердем, (Книга истории нового турецкого языка, Акар, Али 2005. История турецкого языка, Издательство “Ötüken”, Стамбул) изучение литературы, Turkish Studies /Журнал “Türkoloji I” (2006), выпуск: 1. • Мурат Папшу, “Адыгейский и Абхазские языки”, http://www.kafkas.org.tr/kultur/kafkas_dilleri.html • Марк Росенфельдер, “Numbers in 5000 Languages” http://www.zompist.com/mide.htm#caucasian • Сергей Старостин, “A Concise Glossary of Sino-Caucasian”, Appendix to "Sino-Caucasian", http://starling.rinet.ru/Texts/glossary.pdf, дата скачки: 01.03.2011. • Уфук Тавкул : “Употребляеные на Кавказе тюркские диалекты”, журнал “Kırım”, 15 (57), 2006.

• Уфук Тавкул: “Социологический анализ этнополитического положения ногайских татар Кавказа”, журнал “Kırım”, 11 (41-44), 2003. • Уфук Тавкул: “Кумыки исследование их истории, социальной структуры и языка.”, журнал “Kırım”, 13 (50), 2005. • Вернер Фрёлих: “Basque-Caucasus Glossary”, http://www.geonames.de/wl-eus-caucasus.html. И еще один немаловажный источник: Вольфганг Шульце: “Zur Sprachgeschichte des Kaukasus”, http://www.lrz.de/~wschulze/kaukhist.pdf, Münih 2007. • Юджель ОГУРЛУ: статья “Народы и языки Дагестана”, журнал “Yeni Fikir Dergisi”, (международный журнал академических исследований), год 1, выпуск 2, Август 2009, Стамбул.

26

TARİH BİLİNCİ

ULUSLARARASI KUZEY KAFKASYA SEMPOZYUMU

SAYI 19 - 20

ÇERKES VE ABHAZLARIN OSMANLI TOPRAKLARINA SÜRGÜNÜ Doç. Dr. Turkolog, ZAZA TSURTSUMİA Gürcistan Tiflis King Tamar Universitesi Öğretim Üyesi

Osmanlı Devletinde Kafkas Diyasporasının ortaya çıkışı, Rusya Çarlığının Kafkaslar'da 19. yüzyılda güçlenmesi ve Kafkas dağlıların ulusal bağımsızlık ve özgürlükleri için mücadeleleriyle bağlantılıdır. Kafkas dağlıları, Osmanlı Devletince, Rusya'ya karşı mücadelelerinde desteklenmişlerdi. Rusya'nın Kartli-Kakheti Krallığını ele geçirmesini takiben, 19.yüzılın başından beriOsmanlı Devletinin dış politikasında Kafkaslar önemli rolü oynamaya başlamıştır.

ordularıyla eşit olmadıkları savaşlarda cansiperane bir şekilde mücadele ettilerse de mevzilerinden çekilmek zorunda kaldılar. Böyle bir durumda, Rusya, direnen Kafkas dağlıların Osmanlı Devletine kitlesel sürgününü planlamıştı. Rusya veOsmanlı devletlerinin her ikisi de Kuzey Kafkasya nüfusununOsmanlı Devletine göçürülmesiyle ilgilenmekteydiler.

ÇERKES DİYASPORASI Çerkesler, Abazalar ve diğer Kuzey Kafkas halkları Osmanlı Devletinin egemenliğini kabul etmemişler ve yalnızca, Osmanlı Devletine bağlı olan Kırım Hanlığı ile siyasi ilişkilerde bulunmuşlardır. (1, 162). Rusya'nın Kafkaslara ilerlemesi, Batı Kafkaslar'daki etkisi zayıf olan Osmanlı Devletini rahatsız etmişti. Osmanlı Devletinin Çerkeslerle ilişkileri ve İslam dininin Çerkesler arasında tebliği geleneksel olarak Kırım Hanlığının bir vazifesiydi fakat Rusya'nın Kırım Hanlığına yaptığı saldırıları sonucu Rusya'nın Güneye ilerleyişini püskürmek amacıyla Osmanlı Devleti, Anapa Kalesini güçlendirmeye karar verdi. 1780-84 yılları arasında, Osmanlı etnik bir Gürcü olan Ferah Ali Paşa, takviye edilen Anapa Kalesini bir askeri üssü ve Rusya'ya karşı mücadele eden Kuzeybatı Kafkas kabileleri için bir sığınağa dönüştürdü. (2. 51) Ferah Ali Paşa Anadolu' nun Sivas, Sinop, Amasya ve Tokat illerinden 10.000 kadar asker getirdi ki bunların bir çoğu dağlı kadınlarla evlendiler ve bölgeye yerleştiler. Bu durum, Rusya karşıtı daimi gücün oluşması için ileri safhayı hazırlayacaktı. 1785'de Ferah Ali Paşa'nın vefatının ardından yerine Acaralı bir Gürcü olan Bijanoğlu Ali Paşa atandı. (3, 321) Osmanlı Devletinin niyeti, Çerkes ve Abaza aristokrasi arasında İslam dinin yayılmasını Anapa üzerinden teşvik etmek ve Osmanlı Devletinin gücünü ve manevi otoritesini dağlılara göstermekti. Osmanlılar, Çerkesler arasında etkilerini genişletiyorlardı fakat 16. Yüzyıldan beri Rusya ile yakın ilişki içerisinde bulunan Kabardeyleri kazanamadılar. (4, 99-100)

Osmanlı Devleti, askeri gücünü göçürülecek Çerkeslerin insan gücüyle beslemek istiyordu. Osmanlı Devleti, iç sorunlarını çözmek amacıyla komşu ülkelerden Müslüman nüfusun göçürülmesinden faydalanıyordu. Bu şartlar altında, Osmanlı Devleti gizlice Rusya ile anlaşmaya girmiştir. 9 Mayıs 1857 tarihinde Osmanlı idaresi, Muhacirler için mülkiyet güvence garantisinin bizzat Sultan olduğunı açıklayarak, muhaceretle ilgili özel bir yasayı kabul etti. Bu yasa, muhacirlere toprak vergisinden muafiyeti yanı sıra askerlik görevinden - göç tarihlerinden itibaren 12 yıl boyunca hariç tutulmalarını garanti etmekteydi. “Muhacir İskan Komisyonu” kurularak kafkasyalıların muhaceratın Osmanlı Devleti'nin yüksek bir düzeyde tasarlanmış bir plan olduğunu ortaya çıkmıştır. (8, 524) 1859'den beri Osmanlı idaresi, Rusya ile yoğun müzakereler içerisindeydi ve sonunda, ilk etapta 50.000 muhacirin kabul edilmesi üzerine anlaştılar. Osmanlı Devleti, muhacir Çerkesleri, Rusya sınırları yakınlarına yerleştirmemeye söz vermişti. 1860 yılında, Başkanlığını kendisi de bir Çerkes olan Trabzon Valisi Hafız Paşa'nın yaptığı özel bir “Muhacir Komisyonu” kuruldu. Sonraları, bu Komisyon, İçişleri Bakanlığı şemsiyesi altında hareket edecekti. Komisyonun görevleri arasında Muhacirlerin Osmanlı limanlarına varışlarının kontrolü, Muhacirlerin yerinde kayıtları ve ikamet yerlerine ulaştırılmaları bulunmaktaydı. (12, 106)

19. Yüzyıldan beri Rusya Çarlığı Kuzey Kafkaslara ateş ve kılıç zoruyla diz çöktürmeye çalışmakta ve yerel halkların direnişlerini şiddetle bastırmaktaydı. Çerkesler, Rus

27

TARİH BİLİNCİ

ULUSLARARASI KUZEY KAFKASYA SEMPOZYUMU

1861 yılının Haziran ayında Soçi Nehri'nin dar ağzında Ubıhların öncülüğünde Batı Kafkasya Dağlı halklarından temsilciler bir araya geldiler. Sabit bir askeri birlik kurulmasına karar verdiler, yönetim için ise Meclis adı verilen on beş ulemadan oluşan bir kurul seçtiler. Dışarıdan bu örgüt İmamlar sistemine benziyordu, ama teokratik bir karakter taşımıyordu. Osmanlı ve İngiltere yardımı arayışına giren Dağlılar, Ağustos ayında Ubıh liderlerinden Kerantuh Barzeg ve İsmail Barakay-İpa Dziaşma tarafından kaleme alınan bir mektupla Sohum'daki İngiliz konsolosu Dikson'a başvurdular. Konsolostan kendi hükümetine Rusya ordusunun Çerkezlere yönelik saldırganlığı bildirilmesini ve İngilizlerin kendilerine sahip çıkmasını talep ettiler. Ancak bu girişim de Dağlılar için somut bir sonuç getirmedi.

SAYI 19 - 20

sun göç etme hızına bağlıdır.' 2 Nisan 1864 yılında Kafkasya ordusu Başkumandanı Mihail Romanov özellikle kendisi savaş alanına gidip Mzimta Nehri'nde yer alan Rusya ordusu kampında Ciget,Ubıh ve diğer halkların temsilcileriyle görüştü. Başkumandan herkesten itaat sözünü alıp onlara ya Kuban'a ya da Osmanlı'ya göç edin diye gözdağı verdi. 1864 yılının Mayıs ayında Rus ordusu birlikleri, Aibga, Ahçipsi, Pshu gibi Cigetlerin dağ kabileleri karşı karşıya geldiler. Mayıs ayının başlarında ölüm kalım mücadelesi sırasında Aibgalar yenildi. Bunlar Rus emir altına girmeyi kabullendiler. Aynı zamanda ekmek biçmek ve Osmanlı'ya geçmeye hazırlanmak için süre istediler. Rus ordusu birlikleri, Dağlıları şartsız koşulsuz teslim olması için Aibga boyunca ilerlemeye devam ettiler. 12 Mayıs Aibga tamamen teslim oldu. Kabile nüfusu Osmanlı'ya geçmek üzere Karadeniz kıyısına doğru hareket etti. Bu olaylardan sonra Ahçipsi ve Pshu kabilelerinin direnci tamamen kesildi.

1861 yılının Eylül ayında Kafkasya'ya gelenÇar II.Aleksandr, 18 Eylül'de, Mamriuk-Ogoy'de, Hacı Kerantuh Barzeg liderliğinde toplanan Dağlıların heyetiyle buluştu. Dağlılar delegasyonu Çardan, Rusya ordu birliklerince topraklarının işgaline, stanitsların ve kalelerin kurulmasına, köy- lerinin yakılıp yıkılmasına son verilmesini rica etti. Karşılığında ise Rusya himayesine girmeyi kabul ediyorlardı. Çarın cevabı çok kısaydı: Dağlılar ya gösterilen yerlere göç edecekler ya daOsmanlı'ya gideceklerdi.

20 Mayıs 1864 tarihinde Rusya ordusunun 4 kolunu; P. Şatilov, D.Svyatopolk-Mirski, V.Geyman ve P.Grabbe komutanlığında Mzimta Nehri'nin üst kısmında Ahçipsi merkezinde Gubaadva köyünde (Rusça Kbaada, şimdi Krasnaya Polyana) birleşip bu kabileyi ele geçirdiler. 21 Mayıs Kafkasya ordusu Başkumandanı Mihail Romanov, Gubaadva alanında askeri geçit töreninde Kafkasya mücadelesine son vermesini söyledi.

1862 yılında Çerkez Meclis heyeti İsmail Barakay-İpa Dziaşma liderliğinde, yardım ricasıyla İstanbul'u ve Avrupa'da birkaç ülkenin başkentini ziyaret etti. 1862 yılının sonunda Dağlılar heyeti, Batı Kafkasya'nın Dağlı halklarının yanında savaşan Polonyalı devrimci Albay Teofil Lapinski tarafından Londra'da İngiltere başbakanı Lord Palmerston'la görüştürüldü. Heyet Rus saldırılarına karşı yardım ricasında bulundu. Kafkasya'da Rusya'nın durdurulması mümkün olamayacak bir güç olduğunu iyi gören Palmerston, heyete olumsuz cevap verdi. Böylece, Osmanlı ve Avrupa ülkelerine gerçekleşmiş Meclis ziyaretleri sonuçsuz tamamlandı. (16 , 55-57)

21 Mayıs 1864 tarihinde Kafkas ordusu Başkumandanı büyük prens Mihail Romanov, Ahçipsu askeri kampından İmparator II.Aleksandr'a bir telgraf çekip Kafkasya mücadelesinde zafere ulaştıklarını iletip tebrikleri sunmuştur. Rusya komutanlığı Abaza ve Çerkezlere ya Kuban kıyılarındaki düzlüklere göç etmeleri ya da Osmanlı'ya gitmeleri için ültimatom verdi. (16, 58-63) XIX. yüzyılda Rusya Hükümeti tarafından Kafkasya'nın yerli halklarının Osmanlı İmparatorluğu'na göç ettirilmesi “Muhacirlik” olarak da adlandırılır. Arapça “Muhaceret” kelimesinden gelen Muhacirlik terimi göç etmek anlamına gelir. Kafkasya halklarının tarihinde bu terim, XIX. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğuna zorunlu göç anlamını aldı. Bu göç, Abaza, Kuban kıyısındaki Nogael, Ubıh, Çerkez, Oset, Çeçen, Karaçaylı, Dağıstanlılar gibi Kuzey Kafkasya halklarını kapsıyordu. Dağlıların göçünün ilk grupları “Mekke'ye hacca gitmek” isteyen kişilerle doluydu. Osmanlı'ya tehcir etme iznini vermeyeceğini düşünen Dağlılar ölmeden önce Mekke'ye gitmek ve Medine'de Hz. Muhammed'in mezarı önünde diz çökmek isteklerini bir gerekçe olarak gösteriyorlardı. Rusya bu tür istekleri genelde olumlu karşılıyordu. Kafkasyalıların Osmanlı'ya tehciri “Muhacirlik” adını almakla birlikte bu süreç dinsel değil, daha çok siyasi nedenlerden ortaya çıkarmıştır.

1864'ün Kasım ayında Novorossisk'te toplanmış 24 790 Abadzeh, Bjeduğ ve Şapsığlardan sadece 14 900 kişi Osmanlı'ya geçebildi. Kuban bölgesi ordusu Kumandanı Tuğgeneral M.Olşevski 9 Ocak 1865 tarihli belgede şöyle bildirmiştir: 'Sadece Konstantinovski burnunun Kuzey doğusunda, Adige kampından tahminen beş verstlik mesafede yeni kazılmış mezarlarda yaklaşık iki bin dağlı gömülü bulunmuştur.' (24) 1864 Mart ayında Kafkasya ordusu Başkumandanı ve Kafkasya Genel Valisi büyük prensi Mihail Romanov (18621881) II.Aleksandr'a şöyle yazmıştır: 'Karadeniz kıyısını tamamen temizlemek için cesurca ve kendimize güvenerek hareket etmeliyiz. Kuban'da yer alan dağlıların olduğu yerlere yerleşeceğineOsmanlı'ya göç etmeyi tercih edeceği düşünülüyor. Karadeniz'in Doğu kıyısının işgali yerli nüfu-

28

TARİH BİLİNCİ

ULUSLARARASI KUZEY KAFKASYA SEMPOZYUMU

Kuzey Kafkasya Dağlılarının Osmanlı'ya göç etmesi 18581859 yıllarında aktif hale geldi; 1863-1864 yıllarında ise doruk noktasına ulaştı. Kuzeybatı Kafkaslar'da en yoğun şekilde süren Muhacirlik süreci sonucunda Çerkez boyları toplu olarak Osmanlı'ya tehcir ettiler (Rus resmi verilere göre yaklaşık 470 bin kişi göç etmiş, geride ise tahminen 90 bin kişi kalmıştır). Bazı halkların, mesela Ubıhların tamamı göç etmiştir. Dağıstan-Çeçenistan Osmanlı Devleti'ne daha uzak kaldığı için Kuzeydoğu Kafkasya'dan göçenler sayısı oldukça azdır (100 bin kişi); Osetler ve Malkarlar (Balkarlar) ise Rusya'ya karşı savaşa hiç katılmamışlardır. Osetya'nın yeni yetişmiş aydınları tarafından yapılmış propaganda sonucunda birçok MüslümanOset yurdunda kalmıştır.

SAYI 19 - 20

MüslümanAraplar arasına yerleştirilmekteydiler. (3, 529) Rusya Çarlığı ordusunda General rütbesinde görev yapmış ve daha sonra Osmanlı Devletine göç ederek Paşa olmuş olan Musa KUNDUHOV'a göre; Çerkeslerden sonra Çeçenler de Osmanlı Devletine göç etmeye karar vererek kendisinden hangi yolla gidebileceklerine dair tavsiye istemişlerdi. KUNDUHOV, Gürcistan üzerinden kara yoluyla gitmeyi tavsiye etti. 3.000 kadarÇeçen aile, tavsiyesine uyarak 1865 Mayıs ayında Gürcistan üzerinden Osmanlı Devletine hicret ettiler (5, 67-70). Çerkes muhaceretinin oranı, o zaman için görülmemiş büyük boyutlara vararak sürgün edilen insanlar arasında yüksek sayıda kayba ve dayanılmaz acılara neden olmuştu. Binlerce insan Kuzey Batı Kafkasya'nın Karadeniz kıyısında Osmanlı gemilerini beklemekteydi, açık havada, vatanlarından uzaklarda. Muhacirlerden daha fazla para alabilmek için gemi kaptanları, daha da fazla insan alıyorlardı gemilere. Güvenlik ve sağlık kuralların tümü ile ihlalinin yanı sıra aşırı dolu gemiler batıyor ve Karadeniz binlerce Çerkes'e mezar oluyordu. Salgın hastalıklar yaılmasın diye hastalar denize atılıyordu.

1864'te Osmanlı'ya göç eden Şapsığların listesi biliniyor. Listede ailedeki başların adı,soyadı; aile fertlerinin sayısı ve onlara ayrılmış ödenek miktarı da belirtilmiştir. 1864 6 Hazıran tarihli evraka göre Novorossisk'ten yelkenli gemilerle 54 836 kişi, Anapa'dan ise 49 291 kişi nakledildi. 6 Haziran dahil nakliyat durumu şöyleydi: Novorossisk'ten 30 076 kişiŞapsığ; 16 727 kişi Nathvac;Anapa'dan 16 452 kişi Nathvac. Novorossisk'ten dağlıların taşınması 16.13.1864 tarihinde başladı, Anapa'dan ise 3 Mart'ta başlayıp 20 Mayıs 'ta sona ermiştir.

1864 Mayıs ayında, Rusya'nın Trabzon Konsolosluğuna göre, toplam 30.000 Çerkes sadece deniz yolcuğunda ölmüştü. 1865 yılına kadar Trabzon'a ulaşan Çerkes muhacirlerin toplam sayısı yaklaşık 500.000 olmuştu. (6, 61-62)

Novorossisk Limanından dağlılardan oluşan 63 yelkenli yat ve 3 gemi,Anapa Limanından ise 27 gemi kalktı.

Çerkeslerin Osmanlı İmparatorluğu'na sürgünün yanında Rusya'nın yine onlarla ilgili bir başka büyük projesi da vardı. KUNDUHOV'a göre, Rusya idaresinden yetkili şahıslar bizzat kendisi ve Kafkas dağlıların lideri Gazi Muhammed ile görüşerek Çerkeslerin, Afganistan sınırı yakınına nakledilmelerini istemişlerdir. Rusya'nın, Afganistan sınırında, Rusya'nın himayesinde olmak üzere Çerkesler eliyle bir islam devleti kurma hayali vardı. Bu devlet sayesinde, Rusya, Orta Asya'da İngiliz yayılmacılığının önünü kesmek arzusundaydı. Dağlıların ileri gelenleri Rusya'nın bu öneriyi reddetti. (5, 12)

Bjeduğların bölgesinden Osmanlı'ya dağlıları taşıyan gemilerin listesi ve her geminin yolcu sayısı bilinmektedir. 14 Haziran 1864 tarihinde belirlenmiş listeye göre Rus, İngiliz,Türk ve Yunan gemileriyle Osmanlı'ya 27 337 kişi nakledildi. Yolcular arasında ücretsiz taşınan dört yaşından küçük 3 803 çoçuk da vardı. (24) 1859-64 yılları arasında, Kuzey Kafkaslılar deniz yoluyla Trabzon, Samsun, İstanbul, Varna ve Burgaz gibi Osmanlı Devletinin Karadeniz limanlarına varmaktaydılar. Pek çoğu kadın ve çocuk olmak üzere Çekes göçmeni yolculuk esnasında vefat etmekteydi. Karaya çıkanlar ise açlık ve hastalıklarla mücadele etmek zorunda kalıyorlardı. 1864 yılında Rusya İmparatorluğu Trabzon Konsolosluğundaki bir görevili tarafıdan Kafkas Ordusu Kumandanı General Kartsov'a gönderilen mektuba göre 70.000 Çerkes, o dönemde Osmanlı toprakları içerisinde olan Batum'da Osmanlı İmparatorluğu'nun iç bölgelerinde gitmek üzere toplanmıştı. Her gün Batum'da 7 Çerkes göçmeni, açlık ve hastalık nedeniyle ölmekteydi. Trajedinin boyutlarını anlamak için, Trabzon'da ölen yaklaşık 19.000 insana bakmak yeterli olacaktır. Trabzon'da kalan Çerkesler'den her gün 200 kişi ölmekteydi. Benzeri haller, Varna ve İstanbul'a gönderilen Çerkesler için de geçerliydi. Sağ kalan Çerkesler iseOsmanlı idarecilerince,Osmanlı Devletinin sorunlu alanlarına ihtilaf bölgelerine Bulgaristan'da, Sırbistan'da, Arnavutluk'ta, Suriye ve Irak'ta Hıristiyan Slavlar ve

Sürgünün yıkıcı sonuçları, yeni muhaceret dalgalarının önünü kesti. Tanıklık hika- yeleri ve Osmanlı Devletinden gelen mesajlar sayesinde insanlar, Osmanlı Devletindeki soydaşlarının trajedisinden haberdar olmaktaydılar. Bu nedenle, Kabardeylerın bir kısmı göçe gitmeyi reddetti. (7, 134) Zoraki sürgüne kurban giden Çerkesler, Osmanlı Devletinden vatanlarına geri dönmeye çalışmaktaydılar. 1872'de, İstanbulda Rus Elçisi Graf İgnatiyev Rusya Dış İşleri Bakanlığına, yaklaşık 9.000 Çerkes ailenin Osmanlı Devletindeki katlanılmaz yaşam şartları ve açlık nedeniyle Kafkaslara geri dönmeyi talep ettiklerini bildirmektedir. Geri dönmeyi talep eden Çerkesler'in sayısındaki artış, göçmen Çerkeslere karşı Osmanlı idaresinin sert tedbirleri arttırdı. Hem Osmanlı hem de yabancı gemilerinin, özel bir izin almaksızın bir tane bileÇerkesin almasını yasaklandı. (7, 198)

29

TARİH BİLİNCİ

ULUSLARARASI KUZEY KAFKASYA SEMPOZYUMU

SAYI 19 - 20

Buna rağmen, az sayıda da olsa Çerkesler vatanlarına farklı yollardan riskli ve gizlice dönmeyi başardılar. Fakat bu çok nadiren olabilmekteydi ve bu konuda önemli ölçüde vatanına geri dönüş sürecinden söz etmek mümkün değildir.

Paşa el-Mufti, Ürdün'de Başbakan oldu. Çerkeslerin ve Çeçenlerin Parlamentoda kotaları vardır. Geleneksel olarak, Ürdün Kraliyet Ailesinin muhafızları Kafkas kökenlidir. (11, 59-60)

Rusya idaresi Çerkesleri vatanlarından çıkartmakla yetinmeyerek Osmanlı Devleti içerisinde yerleştirilmelerine de müdahil oluyordu. 2 Mart 1878 tarihinde, Rusya ve Osmanlı arasında yapılan anlaşmaya göre, Balkanlar'da Rusya sınırına yerleştirilen Çerkeslerin Osmanlı'nın iç bölgelere yerleştirilmelerinin sorumluluğu Osmanlı tarafına yüklenmekteydi. Bu anlaşma uyarınca, Çerkesler ikinci defa Osmanlı Devletinde yerleştirildiler; Çerkesler bu defa Anadolu ve Orta doğuya sürüldü.

Çerkes Diyasporası bir etnik azınlık olmasına rağmen, yaşadıkları ülkenin medeni-siyasi hayatına en iyi şekilde entegre olmakla ünlüdürler. Bu bakış açısından, İsrail'de yaşayan Çerkesler örneği ilginçtir. Çerkesler, İsrail'in Reyhanye ve Kfar-Kama kasabalarında yaşamaktadırlar. Bu insanlar, vatandaşı oldukları İsrail'in sadık ve tanınmış mensuplarıdır ve İsrail Devletinin kalkınmasına ve inşasına katkıları gereğince takdir edilmektedir. İsrail Silahlı Kuvvetlerinde Çerkesler başarılı asker ve subaylar olarak biliniyor. İsrailli Çerkeslerin komşuları Ürdün'deki Çerkesler de Ürdün Kralına sadakatle bağlıdırlar. Aynı zamanda, Diyaspora Çerkesleri tarihi anayurtlarıyla ilişkilerini geliştirmeye çabalamaktadır. Çerkes etnik-kültürel bilincine sahiptirler, birbirlerinin toplum ve soy isimlerini bilirler ve Çerkes çevreleri içerisindeki spesifik, özel ahlaki-etik prensiplerine sadıktırlar.

1859-79 arasında Osmanlı İmparatorluğu'na sürgün edilen Kuzey Kafkaslıların toplam sayısının saptanmasında, Prof. Kemal KARPAT'a göre 1,5 milyon Kuzey Kafkaslı muhacir (ki çoğunluğu Çerkes) sürülmüştür. Bunlardan 500.000, yolda veya varışlarından birkaç hafta sonra açılk ve hastalıktan ölmüştür. (9, 69) Diğer araştırmacılar da bu rakamları doğrulamaktadırlar. (10, 49)

Osmanlı Devletine sürülen Çerkesler, askerlik görevine düşkündüler. Sultan'ın idaresi onları bu yönde teşvik etmiştir ve Çerkesler de kamu hizmetlerinde öneMli mevkileri işgal ede gelmişlerdir. Çerkesler, Sultan'ın süvari bölüğünü ve özel muhafızlarını oluşturmaktaydılar.

Muhacirlerin çoğunluğu Kuzeybatı Kafkaslılardı Çerkesler, Ubıhlar, Abazalar ve Abhazlar (Apsua). Dağistanlılar, Çeçenler ve İnguşlar ise daha az sayıda sürül- müşlerdir. Bugün, Kuzey Kafkaslı muhacirlerin torunları Türkiye'nin Marmara, İç Anadolu, Doğu Anadolu ve Karadeniz bölgelerinde yaşamaktadır. Kuzey Kafkas kökenli Türk vatandaşları, Devletin idari ve askeri kurumlarında önemli makamları işgal etmektedirler. Pek çoğu, tanınan toplumsal ve kültürel figürlerdir. Türkiye'de çok sayıda Kuzey Kafkas (Çerkes, Abhaz, Osetin, Çeçen, Dağistanlı) derneği, vakfı ve kültür-eğitim kurumu faaliyet göstermektedir. Türkiye'nin Kuzey Kafkas Diyasporası, ulusal etnik kültür ve geleneklerin korunmasına büyük önem atfetmektedir; Diyaspora temsilcilerinin tarihi anayurtlarıyla geniş ilişkileri vardır Rusya Federasyonu içerisindeki Kuzey Kafkas cumhuriyetler ile, ayrıca Abhaz kökenli Türk vatandaşlarının da Abhazya ile yakın ilişkileri vardır ki Abhazya Parlamentosunda iki Türkiyeli Abhaz mılletvekili yer almaktadır. Türkiye'deki Abhaz Diyasporası, Abhazya'da ticari-iktisadi ve kültüreğitim projeleri yürütmektedir. En kalabalık Kuzey Kafkas Diyasporasına Türkiye'de bulunmakla birlikte Orta Doğu ülkelerinde de çok sayıda Çerkes ve Çeçen topluluklarına rastlanmaktedir .

Osmanlı Devletinde 1908'de gerçekleşen devriminin bir sonucu olarak, İttihat ve Terakki Cemiyeti liderleri, ikinci meşrutiyet dönemi olarak bilinen 1908-1918 dönemi arasında devlet yönetimine hakim oldular. İttihat veTerakki Cemiyet'in liderleri Enver Talat ve Cemal, Kuzey Kafkaslar'da Osmanlı Devletinin himayesinde İslami Devlet kurma düşüncesini akılda tutarak, Çerkeslerin ulusal kimliğinin canlanmasını desteklemekteydiler. 1908'de meşhur Çerkes asıllı Fuat Paşa, Çerkes İttihad ve Teavün Cemiyetini kurdu. Cemiyet, Çerkes Alfabesini icat ederek çerkesçe kitaplar yayınladı. İstanbul'da 'Çerkes Okulu' açıldı. Osmanlı Çerkesleri, Enver Paşa tarafından desteklenen 'Kafkasya İstiklal Komitesini' kurmuşlardır. Komite, Çerkeslerin ulusal bağımsızlık hareketi için Avrupa devletlerinden destek alabilmek amacıyla girişimlerde bulunmuştur. (11, 44,46) Çerkesler, 1919-1923 arasında Mustafa Kemal ATATÜRK önderliği yaptığı ulusal kurtuluş mücadelesine aktif bir şekilde katılmışlardır. Abhaz asıllı (Aşkarua) Rauf ORBAY 12 Temmuz 1922- 24 Ağustos arasında Türkiye başbakanlık görevinde bulunmuştur.

19. Yüzyılda Osmanlı Devletinin bir parçası olan Suriye ve Ürdün'de çok sayıda Kafkasyalı göömenler yerleştirilmiş. Halen Yaklaşık 30.000 Çerkes, Suriye'de yaşamaktadır. Ürdün'e gelince, Çerkes nüfusu yaklaşık 50.000 iken Çeçen nüfusu ise 10.000 kadardır. Ürdün'ün ve özellikle başkent Amman'ın Çerkes nüfusu, Ürdün'ün bağımsızlığını kazanmasında önemli rol oynamıştır. 1950'de Çerkes kökenli Said

1951'de İstanbul'da 'Kuzey Kafkasyalılar Kültür ve Yardımlaşma Derneği' kuruldu ki buna ileriki yıllarda Çerkeslere ait başka kültür-eğitim dernek ve vakıflarının kurulması takip etti.

30

TARİH BİLİNCİ

ULUSLARARASI KUZEY KAFKASYA SEMPOZYUMU

1995'de İstanbul'da “Kafkas Vakfı” kuruldu. Kafkas Vakfı Türkiye'nin yanı sıra Kuzey Kafkasya halkları arasında bilgilendirme, kültür-eğitim ve hayır işlerinde bulunmaktadır. Çeçen Savaşı esnasında, Türkiye ve Orta Doğu ülkelerinde “Çeçen Komiteleri” ortaya çıktı. 'Çeçen Komiteleri' Çeçen direnişçileri desteklemek için mali yardım toplamaktaydılar.Türkiye'ninAbhaz-Çerkes diyasporasının koordinatörlüğü yapan “Kafkas Dernekleri Federasyonu” Türkiye'de faaliyet gösteren Abhaz-Çerkes dernekleri ve kültür-hayır kurumlarını bir araya getirmektedir.

SAYI 19 - 20

mıştı. Ruslar Osmanlı yönetimi ile Abhaz muhacirlerin Rusya sınırlarına yakın yerlere yerleştirilmemeleri hususunda da uzlaşmışlardı. (14, 284) Osmanlı idaresinin onayının ardından, Kafkasya Genel Valisi MİHAİL ROMANOV, 1867 yılın Nisan ayı sonu itibariyle sürgün sürecinin başlatılması emrini verdi. Rus Askeri birlikler Sohum'u başta olmak üzere Abhazya'ya sevk edildiler. Sür-günün başlamasından önce, 6 Nisan 1867 tarihinde, ilk Abhaz Muhacir toplulupu (49 aile, 218 kişi) Batum'a ulaştı. 1867 Nisanın sonunda, büyük Abhaz Muhaceret süreci başlamıştı. Dönemin belgelerinden açıkça anlaşılabileceği gibi Abhaz sürgününün nedenlerinde Rus baskısı ve askeri güçü vardı. 31 Mart 1867 tarihindeki imparatora gönderdiği mektubunda Genel Vali MİHAİL ROMANOV, Biçvinta sakinlerinin sürgüne karşı olduklarını yazıyordu. Abhazlar kalabilmek için Hıristiyanlığa bile geçiyorlardı. (14, 288)

ABHAZLARIN MUHACERETİ 1864 yılında Rusya, eskiGürcistan krallığıne bağlı bölgelerin özgürlükleri kaldırılması süreci içerisinde Abhazya Prensliğini da ortadan kaldırarak Prens Mihail Şervaşidze Rusya'ya sürgün etti. Abhazya, Sohum Askeri Dairesi'ne dönüştürüldü ve KutaisiGenelValiliğine bağlandı. Rus askeri idaresinin Abhazların geleneksel yaşam tarzına müdahil olması, halk arasında kitlesel memnuniyetsizliğe neden oldu ve nihayet 1866 Temmuzunda bir halk ayaklanmasını baş gösterdi. Çarlık ivedilikle Abhazya'ya askeri birlikler yollayarak Rus askerler Ağustos'ta ayaklanmayı bastırdılar. Liderler ve aktif katılımcılar şiddetle cezalandırıldı.

Tiflis'te çıkan Gürcüce “Droeba” gazetesi, Abhazya'daki durumu şöyle betimliyordu: “Abhazlar çok üzgün… Tsebeldalılar, Dalililer, Guplılar gittiler. Abjuva ilçesinden pek çoğu gitti. Çiloulular ve Cgerdalılar evlerinden zorla çıkartıldılar. Aslında gitmek istemiyorlardı.Abhazlar, Osmanlı Devletine sürgün edilmektense Rusya idaresinde yaşamanın daha iyi olacağını anlatan ve bir kısmının anayurdunda kalmalarına yardımcı olan Bzip İlçesi yöneticisi Binbaşı Dimitri ÇAVÇAVADZE'ye çok teşekkür ediyorlardı”. (15, 1)

1866 yıl ayaklanmasından sonra, Rus idareciler tarafından Abhazların Osmanlı Devletine sürülmesi planı uygulanmaya başlandı. 27 Ekim 1866 tarihinde, Kutaisi Genel Valisi general SVYATOPOLK-MİRSKİ, Kafkas Dağlı Halkları Daire Başkanı D. STAROSELSKİ'ye hitaben şöyle yazıyordu: “Sohum Askeri Dairesi'nden kaynaklanabilecek tehditleri bertaraf etmenin tek bir yolu vardır o da Abhaz nüfusunu tümü ile Türkiye'ye sürmektir”. (13, 21) Rus yöneticileri, Abhazların sürgününü Gürcistan ve genelde Kafkasya işgalinin son noktası olarak görüyorlardı. Ruslara göre, Abhazya'daki Müslüman nüfusun azaltılması da Rusya'nın bölgede güçlenmesi demekti.

Rusya, Abhazya'daki toprak mülkiyetinin çoğunluğunu Rus kolonizasyonu için ele geçirmek istiyordu. (14, 279-280). Abhaz aristokrasisi ise bağımlı köylüleri Osman Devletine beraberinde götürmeyi ve böylece derebeylikten kaynaklanan alışılagelen ayrıcalıkları korumaya özen gösteriyordu. 16 Mart 1867 tarihinde, Sohum Askeri Dairesinin kumandanı Generali M. TOLSTOY, Kutaisi Genel Valisine yazdığı mektubunda yaklaşık 40 Tsebeldalı soylunun beraberlerindeki köylü ailelerle birlikte Osmanlı Devletine göç etmeyi kabul ettiklerini yazıyordu. (13, 1)

Kafkasya Genel Valisi Büyük Prens MİHAİL ROMANOV'a göre çoğunlukla Rus yönetime karşı isyankar olan Abhazların Rusya Çarlığı sınırlarından uzak yerlerde tutulmaları gerekiyordu. ROMANOV, muhacirlerin geri dönme ihtimallerini de ortadan kaldırmayı özel bir karara bağlanmasını emrediyordu. (14, 284-285).

1867 Haziranının başında, sürgün süreci sona ermişti. Osmanlı idaresi, Rusya ile anlaşma gereği, Abhaz Muhacirleri Rusya sınırlarından uzaklara yerleştirdi. (14, 289) Sürgün süreci esnasında, Muhacirlerin listeleri köylere göre hazırlanmıştı; aile sayıları, aile reislerinin ad ve soyadları, aile üyelerin kimlikleri özel listelere yazılmıştır. Gürcistan arşivle-rinde incelemeye açılan bu sürgün listelerine göre, 1867 yılın-da Abhazya'dan 3.358 aile toplam 19.342 kişi sürgün edildi.

1866 Kasımında Rusya İmparatoru II. Aleksandr, Abhaz nüfusunun ilk fırsatta Osmanlı Devletine sürülmesini onayladı. Çarın onayını alır almaz Mihail ROMANOV, Kafkas Ordusu Kumandanı General A. KARTSOV'a emri verdi,Çar'ın kararını ivedilikle uygulanmalıyıdı. (13, 19)

Askeriye ve devlet-idari kurumlarına Kafkas dağlılarının çekmesinin teşvik edilmesini öngören Osmanlı Devletinin Abhaz-Çerkes politikası, devlet yönetiminin tüm kısımlarında “Çerkes” etkisinin güçlenmesine yol açtı. Osmanlı Devletinde “Çerkes” kavramı,Çerkes toplumların yanı sıra

Rus idaresi, sürülecek nüfus miktarını çoktan belirlemişti. 4.500 Abhaz ailesini sürmeyi planlamışlardı. Diğer yandan, Osmanlı Devleti 4.000 aileyi kabul etmeye hazırdı. Rusya, Abhaz sürgünüyle ilgili olarak Osmanlı ile anlaşmaya var-

31

TARİH BİLİNCİ

ULUSLARARASI KUZEY KAFKASYA SEMPOZYUMU

Abhazya'dan sürülen ve “Abaza” olarak da adlandırılan Abhaz nüfusunu tanımlamak için de kullanılmaktaydı. Aynı zamanda, Abhazya'dan sürülenlerin, 'Çerkeslerden' farklı oldukları da bilinmekteydi. “Abaza” ismini Çerkeslerden ayrı etnik aidiyetlerini vurgulamak için kullanılıyordu. Osmanlı Devletinin askeri-siyasi ve idari kurumlarındaki Abhaz katkısı ve sırasıyla baş gösteren etkileri, etnik Çerkeslerin (Adigeler) katkısından daha az değildi. Osmanlı Devletinin tarihinde pek çok Abhaz kökenli siyasetçi, asker ve devlet adamı bilinmektedir.

SAYI 19 - 20

çoğunluğu ağlıyor ve Rus idaresine ülkelerine dönmeleri için sesleniyorlardı; zor kullanılarak istekleri dışında gitmek zorunda bırakıldıkları için tutsak olarak addedilmelerini istiyorlardı.” (20, 2) Çarlık, 1877 yılında Abhazya'da Osmanlı ordusuna karşı ilk çatışmalarda yenilerek Sohum'dan çekilmesi ve başarısızlığının faturasını Abhazların ihanetine kesmişti ki bu Gürcü toplumunda tepkiye neden olmuştur. Gürcü Yazar Giorgi Tsereteli, Abhaz muhaceretindeki trajediyi Abhazya'dan savaş sırasında çekilen Rusya ordusunun başarısızlığına ve halkın Osmanlı işgalciler tarafından göçe zorlanmasına bağlamıştır. G. Tsereteli Abhazların sözde ihanetiyle ilgili olarak Rus resmi görüşüne karşı çıkarak ihanetin söz konusu olmadığını vurguluyordu (21, 2)

1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı esnasında, Osmanlı Devleti, Abhazya'ya bir deniz harekatı gerçekleştirerek Abhazya'ya Ruslara karşı savaşmak üzere bir Osmanlı birliği çıkarma yapmıştır. Osmanlı askerler ve Abhaz mühacirlerinden oluşan bu askeri birlik Abhazya'daki savaş operasyonları düzenlenmekteydi. Osmanlı Devletinin Abhaz muhacirleri kendi lehine kullanması ve yerelAbhaz nüfusunun büyük bir kısmının da Osmanlı güçlere katılması, Osmanlı Devleti savaşı kaybedince Abhazların ikinci büyük Muhaceretiyle sonuçlanmıştır. 1877 tarihli bir Rus resmi belgesine göre, kendi istekleriyle İslam dinine geçen Abhazlar gönüllü olarak Osmanlı Devletine göç etmişlerdi. Bu belgeye göre Abhazlar, Osmanlı dini adamlar ve daha önce göç etmiş muhacirlerin Rusya aleyhtarı propagandasının kurbanı olmuşlardı. “Ağırlıklı olarak İslam dininin etkisindeki Abhaz yerleşim yerlerinin nüfusu Osmanlı'ya göç etti. Bunların arasında Kodor İlçesindeki Cgerda, Çlou, Gup'un yanı sıra tümGumista İlçesinin köylüleri bulunmaktaydı.” (17, 3)

1877 Muhaceretinde 32.000 civarında Müsliman Abhaz, Osmanlıya göç etti. Abhaz muhacirler, Osmanlı idaresinden yeteri kadar yardım alamadıkları ve açlıktan ölüm tehlikesine maruz kaldıkları için geri dönmeye niyetlendiler fakat Rusya onları geri kabul etmiyordu.Osmanlı ve Rusya arasındaki anlaşma uyarınca, muhacirlerin anayurtlarına geri dönme hakları bulunmuyordu. (22, 2) Geri dönmek isteyen Abhaz muhacirler ilk etapta Batum'a yöneldiler ve Abhazya'ya ordan dönmeye çalıştılar. Pek çoğu Batum ve havalisinde yerleşti ki torunları halen oralarda yaşamaktadırlar. 27Ocak 1879 tarihinde İstanbul'da, Rusya ve Osmanlı devleti arasında bir anlaşma imzalanmıştır. Bu anlaşma gereği Kafkaslar'daki Rus Genel Valiliği, anlaşmanın imzalanmasından itibaren 3 yıl içerisinde Abhazların kısmi dönüşüne izin verecekti. Bunun sonucunda, 15.000 Muhacir,Abhazya'ya geri döndü. (14, 381, 396)

Abhazya nüfusunun dikkate değer bir kısmı Abhazya'ya yapılan Osmanlı çıkarmasında Osmanlı Devletinden yanaydı fakat dönemin Gürcü basını, Abhazya'ya gelen Osmanlıları işgalciler olarak niteliyordu. “Droeba” gazetesi: “Türkler,Abhazya'yı acımasızca talan ettiler, yerel halk ile de pek çok kez çatıştılar.” diye Abhazya'daki durumu izah ediyordu(18, 2).

1877-1878 savaşından sonra Rus idaresi, Abhazlara örnek bir ceza vermeye karar verdi. II. Aleksandr'ın 31 Mayıs 1880 tarihli fermanı uyarınca,Gudauta,Gumista ve Kodor İlçelerinin Abhaz nüfusu toprak mülkiyeti hakkından yoksun bırakılarak toprakları devlete devredildi. Sohum yakınlığında ve Kodor ile Psirtskha nehirleri arasındaki sahil şeridinde Abhazların yerleşmesini yasaklandı. Abhazların “Suçlu nüfus” statüleri yasallaştırılmış oldu. Çarlığa en ufak bir itaatsizlik halinde, suçlu nüfus Kafkasya dışına sürgün edilmekle tehdit ediliyordu. Bu statü, 1907'de kaldırıldı.

Osmanlı'nın Abhazlara Rus aleyhtarı propagandası uygulanarak göçe teşvik etmeleri 1877'deki büyük çaplı Muhacerete yol açan nedenlerden biridir. Osmanlı subaylar halka Rus güçlerince kontrol edilen noktalara sığınma fırsatı vermiyorlardı. Dönemin basının aktardığı bilgilere göre, “Abhazlar, Türkler'den bize doğru kaçmaya çalıştıysa da Türkler buna izin vermedi. Abhazlar Türklerden şikayet ediyorlar. Abhazlar, vatanlarını terk etmek istemiyor fakat Türkler onları baskı ve tehditle zorluyorlar. Türklere göre, hicret etmedikleri takdirde Abhazlar Ruslar tarafından ihanetle suçlanarak öldürülecek.” (19, 3)

Çarlık Rusyası sömürge politikasına uyarınca, Abhazya'daki birincil gayesini nüfusun Ruslaştırılması ve kültürel asimilasyonu olarak saptadı. Bu politikanın savunucularından A. VEREŞÇAGİN, 19 Ocak 1878'de şöyle yazıyordu: “Devletin uzak bir bölgesi olarak, Rus kanına ve parasına mal olan Karadeniz'in Kafkas kıyıları, Rus Kilisesinin, Rus dilinin ve Rus okuma-yazmasının tam olarak hakimiyetinde olmalıdır. Kafkas Nüfusu içerisindeki çeşitli kabilelerde Rus okulları kurulmasını zorunlu hale getirilmelidir ki yalnızca Rus okullar Ruslaştırmayı mümkün kılacaktir.” (23, 22).

Gürcü aydınlar, Abhaz halkının trajedisine büyük bir merhametle yaklaştılar. Sansür şartları altında, “Droeba” gazetesi Abhaz halkının mukadderatını yansıtıyordu: “Bir gemiye bindirilen ve Türkiye'ye yola çıkan Abhazların

32

TARİH BİLİNCİ

ULUSLARARASI KUZEY KAFKASYA SEMPOZYUMU

Rusya hükümeti Abhazya'da boşalan topraklara Rus kazakları yerleştirme planları hazırlıyor, en evrimli topraklar ise Çarlik ailesi mensuplarına hedye edilmiştir. Bu dönemde Abhazya'ya komşu Gürcü köylülerin yerleşme sürecini başlamıştır. Türkiye'deki Abhaz diasporasından Mustafa Butbay ve Ömer Beygua (Büyüka)Abhaz alfabesi, dili kültürü ve mitolojisine ilişkin önemli araştırmalar yayımlamıştır. 1992 yılında, Gürcistan'ın Abhazya bölgesinde silahlı çatışmaların başlangıcında,Türkiye'deki Abhaz-Çerkes diyasporası Gürcistan'a karşı protestolar düzenledi; Bu gelişmeler

SAYI 19 - 20

1992 yılında İstanbul'da “Kafkas-Abhazya Dayanışma Komites'inin” kurulmasına yol açtı. 2010 yılında Ankara'da “Abhaz Dernekleri Federasyonu” kuruldu. Türkiye'deki Abhaz Diyasporasının toplu yerleşimlerinde kurulan dernekler, kültürel kimliği ve etnik gelenekleri sürdürmeyi amaçlamaktadır. Türkiye'nin Abhaz Diyasporası, Abhazya'daki siyasi ve kamusal çevrelerde, Abhaz aydınları arasında dikkate değer bir etkiye sahip olup Abhazya'da önemli iş ve ortaklık çalışmaları yapmaktadır. İki bine kadar Türkiyeli Abhaz, son yıllarda Abhazya'ya yerleşmiştir

Kaynaklar: 1. A.Cevdet.Tarih. III. Ahmet Cevdet Paşa.Tarihi-Devlet. I-XII. İstanbul 1894. 2. Gökçe C. Kafkasya ve Osmanlı İmparatorluğu'nun Kafkasya siyaseti. Istanbul 1979. 3. İ.Berkok.Tarihte Kafkasya. Istanbul 1958. 4. B. Habiçoğlu. Kafkasya'danAnadolu'yaGöçler. İstanbul 1993. 5. M. Kundukov.Anılar, çev. M.Yağan. İstanbul 1978. 6. А. Авксентьев. Kuzey Kafkasya'da İslam.Stavropol 1984.(Rusça) 7. N. Berzec.Tehcîru'ş Şerâkise.Amman 1986. 8. Ö. L. Barkan. Osmanlı İmparatorluğunda Bir İskân Kolonizasyon MetoduOlarakSürgünler. İ.Ü.İ.F. Mecmuası. İstanbul 1949. 9. K. H. Karpat.Ottoman Population 1830-1914.Wisconsin 1995. 10. A. H.Hızal. Kuzey Kafkasya Hürriyet ve İstiklâl Davası. Orkun Yayınları 4.Ankara 1961. 11. F.Baderhan. Türkiye, Sürye ve Ürdün'deki Küzey Kafkasya Diasporası (XIX yüzyılın ikinci yarısı-XX yüzyılın birinci yarısı). Doğu

Bilimler Enstitüsü. Moskova 2001 (rusça) 12. A.Saydam. Kırım ve KafkasGöçleri (1856-1876).Ankara 1997. 13. Gürcistan MerkeziTarihArşivleri. Fon.1861. Dosye 2.Sayfa. 37. 14. G.Dzidzaria. Muhacerat ve Abhazya'nın XIX yüzyılın ikinci yarsındaki tarihin sorunları.Sukhumi.1982. (rusça) 15. Droeba gazetesi, 1867. N 23 16. B.khorava. 1867 yılındaAbhazların sürgünü.Tiflis 2004. (Gürcüce) 17. Kavkaz gazetesi 1877, No. 222 18. Droeba 1878, No.157. 19. ,,TiflisskiyiVestnik” gazetesi 1877, No.193. 20. ,,Droeba”, 1878, No.158 21. ,,Golos” gazetesi 1877, No.257 22. ,, Droeba”, 1879, No.123 23. A.V.Vereshchagin. Kafkasya Karadeniz sahili ve kolonizasyonu. Sankt-Petersburg 1878. (rusça) 24. http://circassiangenocide.org

TARİH BİLİNCİ

INTERNATIONAL SYMPOSIUM OF NORTH CAUCASUS

SAYI 19 - 20

EXPULSION OF CHERKESS AND ABKHAZ PEOPLE INTO OTTOMAN TERRITORY

Assoc. Dr., ZAZA TSURTSUMİA

Turcologist, Lecturer University of King Tamar of Georgia in Tbilisi

Emergence of Caucasus Diaspora in Ottoman Empire is related with the strengthening of Russian Czardom in Caucasus in the 19th century and the struggles of Caucasus highlanders fort he national independence and freedom. Caucasus highlanders were supported by the Ottoman in their war against the Russians. After the occupation of Kartli-Kakheti Kingdom by Russia, Caucasus people played an important role on Ottoman foreign policy since the beginning of 19th century.

CIRCASSIAN DIASPORA

Since the 19th century, Russian czars had been trying to make the NorthernCaucasus people to kneel down by force of fire and sword, and suppressing the resistance of local people violently. Although Circassians fought with their heart and souls in the wars in which they were not equal with the Russians, they had to recede from their positions. In such a case, Russia planned for the mass transportation of resistant highlanders towards the Ottoman State. Both the Russia and the Ottomans were interested in transferring the Northern Caucasus population to the Ottoman territory.

Circassians, Abkhaz and other Northern Caucasus peoples didn't accept the authority of Ottoman Empire and they only had some political relations with the Crimean Khanate which is joint toOttomanState. (1, 162) Movement of Russians into the Caucasus annoyed the Ottoman Empire which has a weak effect in the Western Caucasus. Relations of Ottoman State with the Circassians and the islamization of the Circassians was the direct responsibility of the Crimeans though, as a result of the attacks of Russian to the Crimea Ottoman Empire decided to strengthen the Anapa Castle within a view to repulse the Russian movement to the South. Between 1780-84, Ottoman Ferah Ali Paşa- who was a Georgian in ethnicityturned the Anapa Castle to a military camp and a refuge for the Northern Caucasus peoples who were fighting against the Russians. (2. 51) Ferah Ali Paşa brought 10000 soldiers from the Sivas, Sinop, Amsya and Tokat provinces of Anatolia to the Caucasus, and these soldiers married to the Highlander women and settled there. This situation would prepare the further step for having a permanent power against the Russians. In 1785, following the death of Ferah Ali Paşa, Bijanoğlu Ali Paşa who is also a Georgian from Acara origin was assigned to the post. (3, 321)The intention of the Ottoman State was to encourage the Islamization of Circass and Abkhaz aristocracy through the Anapa Castle and to show the power and moral authority to the highlanders. Ottomans were expanding their effect on the Circassians but they could not get the support of Kabardeys who had been in close relations with Russia since the 16th century. (4, 99-100)

Ottoman Empire wanted to support their military forces by the Circassians that were exiled. Ottomans benefited from the Moslem migration from neighbouring countries to solve their internal problems. Under these conditions, Ottomans secretly reached and agreement with Russia. In May 9, 1857 Ottoman government approved a special law on emigration by declaring that the property assurance guarantee was directly under the Sultan. This law was ensuring the exemption from the land tax along with the military service- within 12 years after the migration- for the emigrants. With the “Emigrant Settlement Commission” it was revealed that the migration of Caucasus people to the Ottoman State was a planned organization at a high level. (8, 524) Since 1859, Ottoman government was in intense negotiations with the Russians and eventually they agreed upon receiving 50.000 immigrants in the first phase. Ottomans promised to settle the immigrant Circassians to the places near the Russian borders.

34

TARİH BİLİNCİ

INTERNATIONAL SYMPOSIUM OF NORTH CAUCASUS

In 1860 “Immigration Commission” was founded by the presidency ofGovernor ofTrabzon Hafız Paşa- who is also a Circassian himself. Later, this commission operated under the influence of Internal Affairs Ministry. Among the responsibilities of the commission, the control of immigrant arrivals to the ports, recording of the immigrants and transferring them to their locations can be counted.(12, 106)

SAYI 19 - 20

the Caucasus General Governor The Great Prince Mihail Romanov (1862-1881); wrote these sentences to the Alexander II; “To clear the Coast of Black Sea totally we should move bravely and self-confidently. It is thought that the Highlanders would prefer to immigrate to Ottoman rather than stay at the places shown to them in Kuban..The occupation of Eastern coast of Black Sea is depended upon the immigration pace of local people.”

In June of 1861,in the narrow mouth of Soci River Western Caucasus Highlanders representatives came together under the presidency of Ubykhs. They decided to establish a constant military troop and for the governance they chose a council comprising from 15 ulemas. This organization looked similar to the Imams system but it didn't have a theocratical character. Seeking for help from Ottomans and the English, the Highlanders applied fort he British ambassador Dixon in Sohum with a letter written by Ubykh leaders Kerantuh Berzeg and Ismail Barakay in August. They demanded theAmbassador to announce the violence againstCircassians shown by the RussianArmy to their own government and assistance of British Empire for protection. But this enterprise didn't bring any favourable results for the Highlanders.

In 2 April 1864, Caucasus Army Chief Commander Mihail Romanov himself, meet and talked to the representatives of Ciget,Ubyk and other people in a Russian military camp in Mzimta River in the battle ground. Chief Commander asked for obedience of them and urged them to immigrate to Kuban orOttoman. In May of 1864, Russian troops faced with Highlander tribes of Aibga,Ahçipsi,Pshu etc. During the life and death struggle in the early May, Aibgas were defeated. They accepted the Russian authority.At the same time they demanded for extra time for cultivation of land and to immigrate to the Ottoman Empire. Russian troops continued to move forward in Aibga for convincing the Highlanders to surrender without any conditionals. In May 12, Aibgas surrender as a whole. The whole population of tribe moved to the Black Sea coast for passing to the Ottoman Empire. After this incident the resistance ofAhçipsi and Pshu were all broken.

Coming toCaucasus in September of 1861CzarAlexander II met with the representatives of Highlanders presided by the Hacı Kerantuh Berzeg in Mamruik-Ogoy in Septermber 18.Highlander delegation wanted Czar to stop the occupation of their territory by the Russian troops and construction of Russian castles and fortresses along with destruction of their villages. In return for their demands they would accept the patronage of the Czar. Czar's response was very short: The Highlanders must either immigrate to the regions that were shown or to theOttoman Empire.

In 20 May 1864, 4 wings of Russian army under the commands of P. Şatilov, D.Svyatopolk-Mirski, V.Geyman and P.Grabbe joint in the upper parts of Mzimta River in the Ahçipsi centre in Gubaadva village (Kbaada in Russian, -now called Krasnaya Polyana) and occupied this tribe. In 21 May,CaucasusArmyChiefCommander M.Romanov, asked the Caucasus tribes to stop their struggle in the parade in Gubaadva.

In 1862, Circassian Representative Delegation led by Ismail BarakayIpa Dziaşma visited Istanbul and some European capita in quest of assistance. In the end of 1862, the Highlanders delegation was introduced to the British Prime Minister Lord Palmerston in London by the Polish revolutionist Colonel Teofil Lapinski fighting for the Highlanders. The delegation wanted for help against the Russian attacks. Palmerston who thought that Russia was an unstoppable power in the Caucasus, gave a negative response to the delegation.Thus, the delegation visits to the Ottomans and European capitals couldn't be successful. (16, 55-57)

In 21 May 1864, the Chief Commander Great Prince Romanov, sent a telegram to the Alexander II in Ahipsu military camp by declaring that they got the victory in Caucasus wars and congratulated him. Russian Commanders gave an ultimatum to the Abhaz and Circassian people by stating that they must either move towards the Kuban plains or immigrate to The Ottoman Empire. (16, 58-63) Forced exile of theCaucasus people to theOttoman Empire in the 19th century by the Russian Government is also called as“immigration”.The term immigration derives from the Word “migrate”. In the history of Caucasus people, this term got the meaning of a forced exile to the Ottoman Empire in the 19th century. This migration involved the Northern Caucasus people such as Abkhaz, Nogael on the coasts of Kuban, Ubıh, Circass, Oset, Chechen, Karachay and Dagestani. The first group of Highlander immigrants were all full with the people “who wanted to go the

In November of 1864, only 14900 of the gathered 24790 Abadzeh, Bjeduğ and Shapsug people managed to pass in Ottoman Empire. Military Commander of Kuban region, Brigadier General M.Olshevski stated in a document dated in 9 January 1865: “Only in the Northwest of Kostantinovski Cape, approximately in 5 verst far away from the Adygey refuge, nearly 2 thousand Highlanders were found dead in the newly digged graves.” (24) In March 1864, Chief Commander of Caucasus Army and

35

TARİH BİLİNCİ

INTERNATIONAL SYMPOSIUM OF NORTH CAUCASUS

pilgrimage in Mecca”. The highlanders who thought that Ottomans would not allow their immigration, showed their demands of seeing Mecca before their death as a justification for their journey. Russia was generally positive towards such demands. Although the deportation of Caucasus people to the Ottoman Empire was called as “immigration” this process was more political rather than being religious.

SAYI 19 - 20

and women died during their journey. The ones who succeeded in landing had to cope with the hunger and the illnesses. According to a letter sent by a Russian officer at the Trabzon Russian Consulate to the General Kartsov Commander of Caucasus Army, 70.000 Circassians were gathered in Batumi to move towards the inner regions of Ottoman Empire. 7 Circassian immigrants were dying of hunger and illnesses every day. To understand the dimensions of the tragedy better, it is enough to look at 19.000 people died in only Trabzon. Among th Circassian left in Trabzon, 200 of them died in every day. Similar conditions could also be seen for other Circassian sent to Istanbul and Varna. The surviving Circassians were settled in problematic regions of Ottoman Empire such as Bulgaria, Serbia, Albania, Syria and Iraq among other Christian Savs and MoslemArabs by theOttoman governors. (3, 529)

Immigration of Northern Caucasus Highlanders to the Ottoman Empire was activated between 1858-1859 and reached its peak in 1863-1864. As a result of the immigration process which was most severely seen in North Western Caucasus, Circassian tribes were wholly deported to the Ottoman Empire.(According to the Russian official data, approximately 470.000 people immigrated and roughly 90.000 people were left behind.) Some nations, for example the Ubykhs were all migrated. As Dagestan and Chechnya were more further away from Ottoman Empire, the number of people who have migrated from the North Eastern Caucasus were relatively small.(100.000 people); Osets and Malkars had not participated to the war against the Russians. As a result of the propaganda made by the newly trained intellectuals of Osettia, many Moslem Osets remained at their homeland.

According to Musa KUNDOHOV who worked in Russian Army in the rank of General and later on moved to Ottoman Empire and became a Pasha; After the Circassians Chechens also decided to move to Ottoman and asked for help from him. KUNDUHOV advised them to go by land. Nearly 3000 Chechen families immigrated to the Ottoman Empire through the Georgia by obeying his advice in 1865 May. (5, 67-70)

The list of Shapsugs immigrated to the Ottoman Empire in 1864 is already known. The names and surnames of the family leaders, the number of family members and the allocated funds for them were also included in the list.

The rate of Circassian immigration caused a high loss of lives and unbearable tortures among people with its unprecedented levels until that time. Thousands of people were waiting for the Ottoman ships on the Black Sea coast of North Western Caucasia, far away from their homeland in an open air. To get more money from immigrants, the captains were boarding too many passengers to the ships. In addition to the violation of security and health procedures, ships with excessive amount loads were sinking and the Black Sea turned to a grave for many of the Circassians. In order not to be caught up by an epidemic, the ill people were thrown into the sea.

According to a document dated in 6 June 1864, 54.836 people from Novorosisk and 49.291 people from Anapa departed by the sailing ships. The shipping numbers including the June 6 was like this: 30.076 Shapsug from Noorosisk, 16727 Nathvac from Noorosisk; 16452 Natvac from Anapa were taken. The departure of the Highlanders from Novorosisk began in 16.12.1864. It began inAnapa from March 3, to the May 20.

In May 1864, according the Trabzon consulate of Russia, 30.000 Circassians died only on the sea. Until 1865 total number of Circassian immigrants approached to the Trabzon was about 500.000. (6, 61-62)

63 sailed vessels and 3 ships departed from Novorosisk Port, and 27 ships departed fromAnapa port. The ship lists carrying the Bjedughs to theOttoman and the number of passengers in each ship are already known. According to the list made in 14 June 1864, 27.337 people were taken to theOttoman Empire by the Russian, English, Turkish and Greek ships. Among the passengers, there were 3803 children below the age 4 who were carried at no cost. (24)

Russians had another big Project about Circassians apart from deportation of them to the Ottoman Empire. According to KUNDHV,the authorized people of Russian Government talked directly with him and the leader of Highlanders Gazi Muhammed, and demanded Circassians to move to a place near to the Afghanistan border. Russia had a plan to found an Islamic country led by theCircassians under the control of Russia. With the help of this state, Russia was planning to stop the British expansion in Central Asia.The leaders of highlanders rejected this idea. (5, 12)

Between the years 1859 and 1864, Northern Caucasus people approached to the Black Sea ports of Ottoman Empire such as Trabzon, Samsun, Istanbul, Varna and Burgaz. Many Circassian immigrants most of whom were children

36

TARİH BİLİNCİ

INTERNATIONAL SYMPOSIUM OF NORTH CAUCASUS

Devastating results of the exile stopped the new immigration waves. With the testimonial stories and the messages coming from Ottoman Empire, people were informed about the tragedy of their kins in Ottoman Empire. Fort his reason, some parts of the Kabardeys rejected going to the exile.(7, 134)

SAYI 19 - 20

importance to the preservation of their national ethnic culture and traditions. Representatives of Diaspora have good relations with their historical homeland- other Northern Caucasus republics in Russian Federation and Turkish citizens with Abkhaz origins also have close relations with Abhkazia; so that there are two Turkish Abkhaz parliamentarians in the Akhaz parliament. Abkhaz diaspra in Turkey, perform economical, cultural and educational projects in Abkhazia. Although the most crowded Diaspora settled in Turkey there are also some CCirassian and Chechen communities living in Middle Eastern countries.

The Circassians who were forced to the Unwilling immigration, were trying to turn back from Ottoman Empire to their homelands. In 1872, Russian ambassador in Istanbul, Graf Ignatiev reported to the Russian Minister of External Affairs that nearly 9000 Circasian families demanded to turn back toCaucasus due to unbearable life conditions and hunger in Ottoman Empire. The increase in the number of people demanding to return back enhanced the measures taken against the Circassian by Ottoman executives. It was banned for both theOttoman ships and the foreign ships to carry even oneCircassian without a special consent. (7, 198)

Large number of Caucasian immigrants settled in Syria and Jordan which were the parts of Ottoman Empire in the 19 th century. Currently nearly 30.000 Circassians live in Syria. In Jordan, the population of Circassians is around 50.000 while the population ofChechen is 10.000.Circassian population of Jordan and especially the capital city Amman played an important role in Jordan's independence. In 1950 Circassian Said Paşa al Mufti became Prime Minister in Jordan. Circassians and Chechens had quotas in the Jordan parliament. Traditionally, special guards of the Jordan Royal family are ofCaucasian origin. (11, 59-60)

In spite of this, some of the Circassians at least a few managed to turn back to their homeland in a risky and secretdifferent ways. But this could happen very rarely and it is not possible to talk about a turn back to the homeland in this case.

Although the Circassian diaspora is an ethnic minority they are famous for being integrated to the civil and political life of the country that they live in. In this aspect, the Circassians living in Isreal are interesting. Circassians live in Reyhanhe and Kfar-Kama towns of Isreal.These people are the faithful and reputable members of Israeli society in which they are citizens. They have been appreciated so much for their contributions to the development and construction of Israeli state. Circassians are known as successful soldiers and commanders in IsraeliArmed Forces.Circassians in Jordan who are the neighbours of Circassians in Israel are faithful to the King of Jordan. At the same time, Diaspora Circassians are trying to develop their relations with their historical homelands and they are always faithful to the specific, moral and ethical principals in their Circassian surroundings.

Russian government wasn't content with just removing the Circassians from their homeland and they were involving in the settlement of them in Ottoman Empire. According to the Agreement signed between Russia and Ottoman Empire, the responsibilities of the Circassians who were settled in Balkans near the Russian borders while transferring them into inner lands of Ottoman were given to the Ottomans. According to this agreement, Circassians were settled in Ottoman once again. Circassians now forced to move towardsCentralAnatolia and Middle East. In determining the real number of exiled Northern Caucasus people between 1859-79, Prof. Kemal KARPAT proposed that 1.5 million Caucasian immigrants were exiled. 500.000 of them died of hunger an illness during their journey or a few weeks later. (9, 69)Other researchers also confirm these numbers. (10, 49)

Circassians who were sent to exile inOttoman Empire were very keen on military service. The authority of the Sultan encouraged them in this way andCircassians got important responsibilities in public service posts. Circassians were forming the cavalry troop and the special guards of theSultan.

Most of the immigrants were from North Western Caucasus Circassians,Ubyhks Abhaz and Apsuas. Peoples of Dagestan, Chechens and Ingush people were not forced to exile in large numbers. Today, the grandchildren of Circassian immigrants live in Marmara,Central and EasternAnatolia and Black Sea regions. Turkish citizens with Northern Caucasus origins are assigned in the most important positions of executive and military posts of the state. Most of them are popular social and cultural figures. There are many different Northern Caucasus organizations, foundations and educational or cultural institutions operating in Turkey. Northern Caucasus Diaspora of Turkey give major

As a result of the revolution emerged in 1908 in Ottoman Empire, leaders of the Committee of Union and Progress dominated the state authority between 1908-1918, the period known as the second constitutionism.The leaders of the this Committee, Enver, Talat and Cemal, supported to activate the Circassians national identity by keeping the idea of founding an Islamic country ruled byOttomans in

37

TARİH BİLİNCİ

INTERNATIONAL SYMPOSIUM OF NORTH CAUCASUS

SAYI 19 - 20

the Abkhaz population to the exile to Turkey” (13, 21) Russian officials, considered the Abkhaz exile as the last phase of Georgian and Caucasian occupation.” According to the Russians, decreasing the Moslem population in Abkhaz would also strengthen the Russian entity in the region.

Caucasus in mind. In 1908, the famous Circassian Fuat Paşa founded the Circassian Union and Mutual Aid Committee. The Committee invented the Circassian alphabet and printed some Circassian books. A “Circassian school” was opened in İstanbul.OttomanCircassians founded the “Caucasus IndependenceCommittee” supported by Enver Paşa. The Committee attempted to have some support for the national independence struggle from European countries. (11, 44,46)

According to the Caucasus General Governor the Great Prince M. ROMANOV, theAbkhaz people who were mostly rebellious against the Russian authority should be kept far away from Russian borders. ROMANOV ordered to resolve a special decision to stop the possibility of returning. (14, 284-285).

Circassians actively joined the national independence war of Turkey led by Mustafa Kemal ATATURK between the years 1919-1923.Abkhaz (Ashkarua) Rauf ORBAY served as a prime minister inTurkey between 12July 1922- 2August.

In November 1866, Russian emperor Alexander II, approved the exile of Abkhaz population to the Ottoman Empire at the earliest possibility. As soon as it was approved by the Czar, M.ROMANOV ordered Caucasus Army Commander General A.KARTSON, Czar's decision must be applied urgently. (13, 19)

In 1951, “Northern Caucasus Culture and Cooperation Foundation” was found in Istanbul, and several other education-culture foundations owned by Circassians soon followed it.

Russian Government had already determined the number of people to be exiled. They planned to send 4500 Abkhaz families to exile. On the other hand, Ottoman Empire was ready to accept 4000 families. Russia agreed with Ottomans upon Abkhaz exile. Russia made a deal with Ottomans on the settlement of Abkhaz immigrants to the locations nearer to the Russian border. (14, 284)

In 1955, Kafkas Foundation was founded in Istanbul.Caucas Foundation operates in the fields of enlightenment of people, culture-education and charity not only in Turkey but also for NorthernCaucasus people. During theChechen war, “ChechenCommittees” emerged inTurkey and Middle Eastern Countries. “Chechen Committees” were collecting some financial aids for supporting the Chechen resistant. “Caucasus Foundations Federation” which is coordinating theAbhaz-Circass diaspora inTurkey, is bringing theAbhazCircassian foundations and cultural-charity institutions together.

After the approval of Ottoman government, Caucasus General Governor M.ROMANOV, ordered to start the process of exile at the end of April 1867. Russian military troops were sent to Abhazia and especially to the Sohum. Before the beginning of the exile, in 6 April 1867, the first Abhaz immigrants ( 49 families, 218 people) reached to Batumi.

IMMIGRATIONOFABKHAZ PEOPLE In 1864, Russia, in the process of removing the freedoms of the regions formerly ruled by the Kingdom of Georgia, destroyed the Princedom of Abkhazia and sent Prince Mihail Servashidze to the exile in Russia. Abhkhazia was turned into Sohum Military Office and connected to the Kutaisi general governor. Involvement of Russian military authority into the traditional lifestyles of Abkhaz people, caused mass unsatisfaction among the people and eventually in July 1866 there had been a public revolt. Czar immediately sent military troops to the Abhazia and the Russian soldiers suppressed the revolt in August. Leaders and active participants were severely punished.

At the end of 1867 April, the greater Abhaz immigration process began. As it may be clearly understood from the documents of the day, among the reasons of Abhaz exile there were Russian oppression and military power. In his letter to the emperor in 31 March 1867, General Governor M. ROMANOV stated that the inhabitants of Biçvinta were rejecting to e sent for exile. Abhaz people even converted intoChristianity just for staying in their homeland. (14, 288) Georgian “Droeba newspaper” published in Tbilisi was describing the situation in Abhazia with these words: “Abhaz people are very sad. Tsabeldansi Dalilins and Guppians had gone. Many people from Abjuva had gone. Çilouians and Cgerdans were forced to leave. They didn't want to leave indeed. Abhazians were thankful to the Governor of BzipTown, major DimitriCAVCHAVADZE, was trying to explain to the Abhaz people it would be better to stay in Abhazia rather than go to Ottoman Empire and he helped some of them to stay at their homelands.” (15, 1)

After the 1866 Revolt, Russian plan of Abkhaz deportation to the Ottoman Empire began to be applied. In 27 October 1866, Kutaisi General Governor SVYATOPOLK-MİRSKİ wrote to the Caucasus Highlanders Department Head D. STAROSELSKİ : “ There is only one way to get rid of the threats posed by Sohum Military Office, and it is to send all

38

TARİH BİLİNCİ

INTERNATIONAL SYMPOSIUM OF NORTH CAUCASUS

SAYI 19 - 20

Gup villages of Kodon and all the villages ofGumisa” (17, 3)

Russia wanted to occupy the majority of the Abhaz land property fort he sake of Russian colonialism. (14, 279-280) Whereas, Abhaz aristocrats were trying to bring the slave villagers to the Ottoman Empire with them and by doing this they would pursue their priorities coming from the aristocracy. In 16 March 1867, Sohum Military Office commander General M. TOLSTOY wrote to the Kutaisi General Governor that nearly 40Tsabeldan noble families convinced to move Ottoman Empire together with other villager families ruled by them. (13, 1)

A significant number of Abhaz population were together with the Ottomans in their military landing but the Georgian press of that time, defined the Ottomans as the occupant forces inAbhazia. “Droeba” newspaper was explaining the situation as “Turks have atrociously plundered the Abhazia, and they conflicted with the local people.” (18, 2) Encouragement of immigration to Ottoman Empire by applying anti-Russian propaganda was one of the major reasons for the full-scale immigration of 1877. Ottoman soldiers didn't let the people to take shelters in places under the Russian control. According the information obtained from the press of that time, “Although the Abhaz people wanted to flee towards us, theTurks didn't allow this.Abhaz people are complaining about the Turks. Abhaz people don't want to leave their homeland ut the Turks force them to do so by the oppression and threat. According to the Turks, unless they immigrate they will be killed by Russian with the accusations of treason.” (19, 3)

In the beginning of 1867 June, the process of exile was ended. Ottoman government settled the Abhaz immigrants to the very far places than Russian borders in compliance with the agreements between Russia andOttomans. (14, 289)

During the exile, the lists of immigrants were prepared according to the villages: the number of families, the names and surnames of family leaders and the identity information about family members were written in private lists. According to the exile lists opened for investigation in Georgian archives, in the year 1867 3358 families and a total of 19.342 people were sent to exile fromAbhazia.

Georgian intelligentsia showed a great mercy to the tragedy of Abhaz people. Under the conditions of censor, “Droeba” newspaper was reflecting the destiny of Abhaz people: “Majority of the Abhaz people who were boarded on a ship and set or Turkey, was in tears and demanded to have a right to return their homeland in the future; as they were forced to leave their land reluctantly they wanted to be considered as prisoners” (20, 2)

Ottoman Empire's Abhaz-Circassian policy that was provisioning the encouragement of assigning theCaucasus highlanders for the military and official executive institutions; enabled to strengthen the Circassian impact in all levels of state administration. The concept of “Circassian” in Ottoman Empire, was also used to define the Abhaz community that were exiled fromAbhazia.At the same time, it was also known that the Abhaz people were different than the Circassian people. The term “Abaza” was used to emphasize the separate ethnic identity from the Circassians. Abhaz contribution in Ottoman Empire's military-political and executive organizations and their respective influence was not less than the impact of Circa-ssians(Adyges).There are so many Abhaz politicians, soldi-ers and state men famous inOttoman history.

The Csar blamed the Abhaz treason for his own failings due to the fact that they were defeated to the ottomans in the first conflicts and left the Sohum; and this caused a reaction among Georgian society. Georgian writer Giorgi Tsereteli, attributed the tragedy of Abhaz immigration to the failure of Russian army in their recession from Abhazia and the forced immigration policy of Ottoman occupants. G.Tseretel was highlighting that there was no sign of treason in response to the claims of Russian official views. (21, 2)

During the 1977-78 Ottoman-Russian war, Ottomans performed a naval operation to the Abhazia, and an Ottoman troop landed in Abhazia to fight against the Russians. This troop formed by the Ottoman soldiers and Abhaz immigrants conducted military operations inAbhazia. Fighting ofAbhaz immigrants in favour of theOttomans and the participation of local Abhaz people into these Ottoman army led to a second great Abhaz immigration following the defeat of Ottomans in the war. According to an official Russian document dated in 1877, the Abhaz people who were willingly converted into Islam migrated to the Ottoman Empire on their own demand. According to this document, Abhaz people were the victims of Anti*Russian propaganda made byOttoman ecclesiastics and the immigrant who had migrated before. “The population of Abhaz settlements heavily under the influence of Islam migrated to Ottoman Empire. Among these, there were Cgerda,Clou,

In 1877 Immigration, 32.000 Moslem Abhaz people migrated to Ottoman Empire. Abhaz immigrants tended to return as they could not get enough help fromOttoman administrators and they were exposed to death caused by hunger; but Russia didn't allow them. According to the agreement signed between Ottoman and Russia, the immigrants didn't have the right to return their homeland. (22, 2)

Abhaz immigrants who wanted to return headed towards the Batum at first, and they tried to return to Abhazia from there. Many of them settled in Batum and it surroundings and their grandchildren still live there. In 27 January 1879, an agreement between Russia and Ottoman Empire was signed in Istanbul. According to this agreement, Russian GeneralGovernor inCaucasus would allow the partial return of Abhaz people in 3 years after the signing of agreement. As a result of this, 15.000 immigrants returned to Abhazia. (14, 381, 396)

39

TARİH BİLİNCİ

INTERNATIONAL SYMPOSIUM OF NORTH CAUCASUS

After the 1877-1878 War, Russian Government decided to give a normative punishment to the Abhaz people. According to the command ofAlexander II in 31 May 1880,Abhaz people of Gudauta, Gumista and Kodor were bereft from land property rights and their lands were transferred to the state. It was banned to build Abkhaz settlements in the coastal stripe between the Kodor and Psrtskha near Sohum.Abhaz status of “delinquent population” was made legitimate. In the event of a minor disobedience to theCsar, the delinquent people were threatened to be sent for exile. This status was removed in 1907.

SAYI 19 - 20

Russian Government was planning to settle the Russian Cossacks to the lands that were emptied inAbhazia and the most fruitful lands were given to the Csar's royal family as gift. In this period, inhabitation process of neighbouring Georgian villagers intoAbhaz villages began. Mustafa Butbay and Ömer Beygua (Büyüka) from the Abhaz diaspora in Turkey; conducted very important researches on Abhaz alphabet, language, culture and mythology.

In 1992, int he beginning of armed conflicts in Abhazia region of Georgia, Abhaz-Circass diaspora in Turkey organised demonstrations to protest Georgia. These developments led to found “ Caucasus-Abhaz Cooperation Committee” in İstanbul. In 2010, “Federation of Abhaz Foundations” was founded inAnkara.

According to the colonialisation policy of Russian Csardom, Russia determined its primary objective as the Russianisation of the population and the cultural assimilation. One of the proponents of this policy, A.VERESCAGIN, wrote in January 1878: “As a further region of the state, Caucasus coasts of Black Sea which cost the Russian blood and Money must wholly be under the control of Russian church, Russian language and Russian literacy. Among the diverse tribes in Caucasus population, building Russian schools must be obligatory and only these Russian school could Russianise these lands.” (23, 22)

The foundations in big cities of Turkish Abkhaz diaspora, aimed at sustaining their cultural identity and ethnic traditions.Abkhaz Diaspora ofTurkey, has a significant impact in political an public levels in Abkhazia and among Abkhaz intelligentsia; and they perform important workings of partnership in Abkhazia. Nearly 2000 Turkish Abkhaz have settled inAbkhazia recently.

Resources: 1. A.Cevdet.Tarih. III. Ahmet Cevdet Paşa.Tarihi-Devlet. I-XII. İstanbul 1894. 2. Gökçe C. Kafkasya ve Osmanlı İmparatorluğu'nun Kafkasya siyaseti. Istanbul 1979. 3. İ.Berkok.Tarihte Kafkasya. Istanbul 1958. 4. B. Habiçoğlu. Kafkasya'danAnadolu'yaGöçler. İstanbul 1993. 5. M. Kundukov.Anılar, çev. M.Yağan. İstanbul 1978. 6. А. Авксентьев. Kuzey Kafkasya'da İslam.Stavropol 1984.(Rusça) 7. N. Berzec.Tehcîru'ş Şerâkise.Amman 1986. 8. Ö. L. Barkan. Osmanlı İmparatorluğunda Bir İskân Kolonizasyon MetoduOlarakSürgünler. İ.Ü.İ.F. Mecmuası. İstanbul 1949. 9. K. H. Karpat.Ottoman Population 1830-1914.Wisconsin 1995. 10. A. H.Hızal. Kuzey Kafkasya Hürriyet ve İstiklâl Davası. Orkun Yayınları 4.Ankara 1961. 11. F.Baderhan. Türkiye, Sürye ve Ürdün'deki Küzey Kafkasya Diasporası (XIX yüzyılın ikinci yarısı-XX yüzyılın birinci yarısı). Doğu

Bilimler Enstitüsü. Moskova 2001 (rusça) 12. A.Saydam. Kırım ve KafkasGöçleri (1856-1876).Ankara 1997. 13. Gürcistan MerkeziTarihArşivleri. Fon.1861. Dosye 2.Sayfa. 37. 14. G.Dzidzaria. Muhacerat ve Abhazya'nın XIX yüzyılın ikinci yarsındaki tarihin sorunları.Sukhumi.1982. (rusça) 15. Droeba gazetesi, 1867. N 23 16. B.khorava. 1867 yılındaAbhazların sürgünü.Tiflis 2004. (Gürcüce) 17. Kavkaz gazetesi 1877, No. 222 18. Droeba 1878, No.157. 19. ,,TiflisskiyiVestnik” gazetesi 1877, No.193. 20. ,,Droeba”, 1878, No.158 21. ,,Golos” gazetesi 1877, No.257 22. ,, Droeba”, 1879, No.123 23. A.V.Vereshchagin. Kafkasya Karadeniz sahili ve kolonizasyonu. Sankt-Petersburg 1878. (rusça) 24. http://circassiangenocide.org

40

TARİH BİLİNCİ

МЕЖДУНАРОДНЫЙ СИМПОЗИУМ СЕВЕРНОГО КАВКАЗА

SAYI 19 - 20

ССЫЛКА ЧЕРКЕСОВ И АБХАЗЦЕВ НА ТЕРРИТОРИЮ ОСМАНСКОЙ ИМПЕРИИ

Доц.Док. Заза ЦУРЦУМИЯ Тюрколог, преподаватель Университета Кинг Тамар, Тбилиси, Грузия

Возникновение кавказской диаспоры в Османской империи связано с укреплением власти Царской России в Кавказе в 19-м веку и борьбой горного населения Кавказа за независимость и свободу. Османская империя поддерживала горное население Кавказа в их борьбе против России. После завоевания Россией Картли-Кахетинского царства с начала 19-го века Кавказ начал играть важную роль во внешней политике Османской империи. кесы самоотверженно сражались в неравных боях против русской армии, они были вынуждены отступать от своих позиций. В такой обстановке Россия планировала массовую ссылку горного населения Кавказа в Османскую империю. И Россия, и Османская империя думали над ссылкой населения Северного Кавказа в Османскую империю.

ЧЕРКЕССКАЯДИАСПОРА Черкесы, абхазцы и другие северокавказские народы приняли власть Османской империи и установили политические связи только с Крымским ханством в составе Османской империи (1, 162). Продвижение России в Кавказ тревожила Османскую империю, влияние которой на Западном Кавказе было слабым. Отношения Османской империи с черкесами и распространение ислама среди черкесов традиционно входила в круг обязанностей Крымского ханства. Однако, после наступления России против Крымского ханства с целью отражения продвижения России на юг Османская империя приняла решение укрепить крепость Анапа. В 1780-84 годах Османская империя превратила укрепленную Анапу в военную базу и убежище для племен Северо-западного Кавказа, ведущих борьбу против России. Главой крепости был назначен этический грузин Ферах Али Паша. (2. 51) Ферах Али Паша доставил около 10.000 солдат из провинций Анатолии Сивас, Синоп, Амасия и Токат. Многие из них женились на жительниц горных районов и поселились в регионе. Данное обстоятельство должно было служить формированию передовой силы против России. После смерти Фераха Али Пашы в 1785 году вместо него был назначен грузин из Аджары Бижаноглу Али Паша atandı (3, 321). Целью Османской империи была распространение ислама среди черкесской и абазинской аристократии через Анапу, и показать горному населению силу и духовный авторитет Османской империи. Османская империя расширяла свое влияние среди черкесов, однако, не смогли подчинить себе кабардинцев, установивших тесные связи с Россией, начиная с 16-го века (4, 99-100).

Османская империя планировала пополнить ряды своей армии высланными черкесами. Для решения своих внутренних проблем Османская империя воспользовалась ссылкой мусульманского населения из соседних стран. В данных условиях Османская империя заключила секретное соглашение с Россией. 9 мая 1857 года власти Османской империи объявили, что имущественным гарантом переселенцев является сам Султан, и приняли специальный закон о переселенцах. Данный закон освобождал переселенцев от земельного налога, а также гарантировал освобождение от военной службы сроком на 12 лет с даты переселения. Был создан Комитет по размещению переселенцев. Это показывает, что переселение кавказцев был планом Османской империи, подготовленным на высшем уровне (8, 524). Начиная с 1859 года, руководство Османской империи проводила интенсивные переговоры с Россией, и в результате было достигнуто соглашение о приеме 50.000 переселенцев на первой стадии. Османская империя согласилась разместить черкесов-переселенцев вблизи границ с Россией. В 1860 году была создана специальная Комиссия по делам переселенцев во главе Губернатора Трабзона Хафыз Паша, который также был черкесом. Позже данная комиссия действовала в подчинении Министерства внутренних дел. Некоторыми из задач Комиссии были контроль над прибытием переселенцев в порты Османской империи, учет переселенцев в местах проживания и их доставка на место проживания (12, 106).

Начиная с 19-го века, Царская Россия пыталась подчинить себе Северокавказский военной силой и беспощадно подавляла восстания местных народов. Хотя чер-

41

TARİH BİLİNCİ

МЕЖДУНАРОДНЫЙ СИМПОЗИУМ СЕВЕРНОГО КАВКАЗА

SAYI 19 - 20

2 апреля 1864 года главнокомандующий кавказской армией Михаил Романов лично прибыл в зону военных действий и встретился с представителями джигетов, убыхов и других народов в лагере русской армии, расположенном вдоль реки Мзимта. Главнокомандующий взял с них слово подчиняться и пригрозил им, чтобы они переселились или в Кубань или в Османскую империю. В мае 1864 года подразделения русской армии столкнулись с горными племенами джигетов, как аибги, ахчипсы, пшу. В начале мая месяца ожесточённая битва завершилась поражением аибгов. Они согласились подчиняться русским. В то же время попросили дать им срок для сельскохозяйственных работ и подготовки к переселению в Османскую империю. Подразделения русской армии продолжали наступление по Аибге для достижения безоговорочной капитуляции горцев. 12 мая Аибга полностью сдалась русским. Население племени вышло в путь в сторону побережья Черного моря для переправы в Османскую империю. После этого сопротивление племен Ахчипсов и Пшу полностью ослабело. 20 мая 1864 года 4 подразделения русской армии под командованием П.Шатилова, Д.Святополка-Мирского, В.Геймана и П.Граббе объединились в верхней части реки Мзимта в центре Ахчипси в селе Губаадва (на русском Кбаада, ныне Красная поляна) и завоевали это племя. 21 мая на площади Губаадвы был проведен военный парад и главнокомандующий кавказской армией Михаил Романов объявил о завершении кавказской войны. 21 мая 1864 года главнокомандующий кавказской армией принц Михаил Романов отправил телеграмму Императору Александру II из военного лагеря Ахчипсу, в котором сообщил о победном завершении кавказской войны и поздравил его с победой. Командование России объявило абазинам и черкесам ультиматум для переселения на равнины у побережья Кубани или в Османскую империю (16, 58-63). Ссылка местных народов Кавказа правительством России в Османскую империю в XIX веке также называется «переселением». Слово «переселение» происходит от арабского языка и означает миграцию. В истории кавказских народов данный термин означает вынужденное переселение в Османскую империю в XIX веке. Данное переселение охватывало народов Северного Кавказа, как абазины, ногаэлы на побережье Кубани, убыхи, черкесы, осетинцы, чеченцы, карачаевцы, дагестанцы. Первые группы переселенцев были заполнены людьми, желающими пойти в Мекку на хадж. Горцы опасались, что им не разрешать переселиться в Османскую империю, и перед смертью хотели посетить Мекку и Медину, где похоронен почтенный пророк Мухаммед. Россия, в основном, положительно относилась к таким просьбам. Переселение кавказцев в Османскую империю, хотя и называется «переселением», но не носит религиозный характер. Это произошло из-за политических причинам.

В июне 1861 года в устье реки Сочи собрались представители горных народов Западного Кавказа во главе убыхов. Было принято решение создать постоянный военный союз. А для управления был избран совет под названием «Меджлис», состоящий из пятнадцати ученых. Внешне данная организация напоминала систему имамов. Но она не носила теократический характер. Горное население хотело заручиться поддержкой Османской империи и Англии. Керантух Барзег и Исмаил Баракай-Ипа Дзиашма из числа убыхских лидеров написали письмо английскому консулу Диксону в Сухуми. Они просили консула известить свое правительство об агрессии русской армии против черкесов и чтобы англичане покровительствовали им. Однако, данная попытка не принесла горцам конкретного результата. В сентябре 1861 года Царь Александр II прибыл в Кавказ. 18 сентября в Мамриуке-Огое он встретился с делегацией горцев во главе Хаджы Керантуха Барзега. Делегация горцев просила Царя прекратить завоевание их земель русской армией, строительство станиц и крепостей, разрушение и сжигание сел. Взамен они были согласны принять покровительство России. Ответ Царя был короток: горцы либо переселятся в указанные места или уйдут в Османскую империю. 1862 года делегация черкесского Меджлиса во главе Исмаила Баракая-Ипа Дзиашма посетила Стамбул и столицы некоторых стран в Европе с просьбой о помощи. В конце 1862 года польский революционер полковник Теофил Лапинский, сражающийся вместе с горными народами Западного Кавказа, устроил встречу делегации горцев Западного Кавказа с премьер-министром Англии Лордом Пальмерстоном. Делегация просила о помощи против наступления русских. Пальмерстон хорошо понимал, что в Кавказе невозможно остановить Россию, и отказал в просьбе делегации. Таким образом, визиты Меджлиса в Османскую империю и европейские страны не дали положительного результата (16, 55-57). Из 24 790 абадзегов, бдеждугов и шапсугов, собранных в Новороссийске в ноябре 1864 года, в Османскую империю смогли перейти только 14 900 человек. Командующий армией Кубанского округа контр-адмирал М.Ольшевский сообщал следующее в документе от 9 января 1865 года: “Только к северо-востоку от мыса Константиновского на расстоянии приблизительно пяти верст от адыгского лагеря были найдены новые захоронения около двух тысяч горных жителей.” (24). В марте 1864 года главнокомандующий кавказской армией и генерал-губернатор Кавказа принц Михаил Романов (1862-1881) писал Александру II следующее: “Мы должны действовать смело и самоуверенно, что полностью очистить побережье Черного моря. Думаю, что горцы вместо поселения в Кубань предпочтут переселиться в Османскую империю. Завоевание восточного побережья Черного моря зависит от темпа переселения местного населения.”

42

TARİH BİLİNCİ

МЕЖДУНАРОДНЫЙ СИМПОЗИУМ СЕВЕРНОГО КАВКАЗА

SAYI 19 - 20

славян-христиан и арабов-мусульман (3, 529). По мнению Мусы КУНДУХОВА, который служил в армии Царской России в звании генерала, а позже переселился в Османскую империю и там стал пашой, после черкесов и чеченцы решили переселиться в Османскую империю и просили его посоветовать, по каким путям можно туда добираться. КУНДУХОВ посоветовал идти по суше через Грузию. Следуя его совету, около 3.000 чеченских семей переселились в Османскую империю в мае 1865 года через Грузию (5, 67-70). Соотношение черкесского переселения достигало неслыханных по тем временам масштабов, и привело к большим потерям и нестерпимой боли среди сосланных людей. Тысячи людей ожидали кораблей Османской империи на берегах Черного моря в Северо-Западном Кавказе на открытом воздухе вдали от родины. В целях большей наживы капитаны кораблей брали на борт больше людей, чем полагалось. Правила безопасности и здравоохранения были полностью нарушены, перегруженные корабли тонули, и Черное море стало могилой для тысячи черкесов. Больных выбрасывали за борт, чтобы не распространилась эпидемия. По данным Консульства России в Трабзоне в мае 1864 года в общей сложности 30.000 черкесов погибли только в море во время перехода. До 1865 года общее число переселенцев, которые смогли добраться до Трабзона, составляло около 500.000 человек (6, 61-62). Кроме ссылки черкесов в Османскую империю, у России был и другой грандиозный проект, связанный с ними. По мнению Кундухова, уполномоченные лица российского правительства лично встретились лидером кавказских горцев Гази Мухаммедом, и потребовали переселить черкесов в приграничные районы с Афганистаном. Россия мечтала создать исламское государство под покровительством России на границе с Афганистаном, используя черкесов. Благодаря этому государству, Россия планировала препятствовать завоеванию Англией Центральной Азии. Лидеры горцев отвергли данное предложение России (5, 12). Разрушающие последствия ссылки пересекли новые волны переселения. Люди узнавали о трагическом состоянии соплеменников в Османской империи по рассказам очевидцев и известиям, поступающим из Османской империи. Поэтому, часть кабардинцев отказались от переселения (7, 134). Черкесы, ставшие жертвой ссылки, пытались вернуться из Османской империи в свою родину. В 1872 году посол России в Стамбуле Граф Игнатьев сообщил Министерству иностранных дел России, что около 9.000 черкесских семей просят вернуть их в Кавказ из-за невыносимых условий жизни и голода. Увеличение числа черкесов, требующих возвращения, привело к ужесточению мер, принимаемых Османской империей в отношении черкесов. Ввели категорический запрет на перевозку черкесов, как кораблями Османской империи, так и иностранными кораблями (7, 198).

Переселение северокавказских горцев активизировалось в 1858-1859 годах, а в 1863-1864 годах достигло своего пика. В результате процесса переселения, происходившего наиболее интенсивным образом в Северо-западном Кавказе, черкесские племена массово переселились в Османскую империю (по официальным данным русских мигрировало около 470 тысяч человек, а еще оставалось около 90 тысяч человек). Некоторые народы, например, убыхи переселились полностью. Дагестан и Чечня были расположены вдали от Османской империи, и поэтому, число переселенцев из северо-восточного Кавказа существенно меньше (100 тысяч человек); осетины и малкарцы (балкарцы) не участвовали в войте против России. В результате пропаганды новой интеллигенции Осетии многие мусульмане остались в Осетии. Известен список шапсугов, переселившихся в Османскую империю в 1864 году. В списке указаны имя, фамилия главы семьи, число членов семьи и сумма выделенного им пособия. Согласно документу от 6 июня 1864 года из Новороссийска на парусных кораблях были перевезены 54 836 человек, а из Анапы 49 291 человек. На 6 июня было перевезено из Новороссийска 30 076 шапсугов, 16 727 натхваджов; из Анапы 16 452 натхваджов. Перевозка горцев из Новороссийска началась 16.03.1864 г., а из Анапы началась 3 марта и завершилась 20 мая. Из порта Новороссийска на море вышли 63 парусных яхт и 3 корабля, а из порта Анапы 27 кораблей. Известен перечень кораблей, перевозивших горцев из региона бдеждугов в Османскую империю, и число пассажиров каждого корабля. Согласно перечню, составленному 14 июня 1864 года, на русских, английских, турецких и греческих кораблях в Османскую империю были перевезены 27 337 человек. Среди пассажиров также были 3 803 детей в возрасте моложе четырех лет, которых перевозили бесплатно (24). В 1859-64 годы люди из Северного Кавказа прибывали морскими путями в черноморские порты Османской империи, как Трабзон, Самсун, Стамбул, Варна и Бургаз. Черкесские переселенцы, множества из которых составляли женщины и дети, погибали в пути. А вступившие на землю были вынуждены бороться против голода и болезней. Согласно письму, отправленному в 1864 году служащим Консульства Российской Империи в Трабзоне командующему кавказской армией генералу Карцову, 70.000 черкесов были собраны в Батуми, входящей тогда в территорию Османской империи для отправки во внутренние провинции Османской империи. В Батуми каждый день от голода и болезней умирал 7 черкесских переселенцев. Чтобы понять масштабы трагедии достаточно привести факт о смерти около 19.000 человек в Трабзоне. Из черкесов, находящихся в Трабзоне, каждый день умирали 200 человек. Ситуация была схожей и с черкесами, отправленными в Варну и Стамбул. А выжившие черкесы были размещены руководителями Османской империей в конфликтные регионы Османской империи, как Болгария, Сербия, Албания, Сирия и Ирак среди

43

TARİH BİLİNCİ

МЕЖДУНАРОДНЫЙ СИМПОЗИУМ СЕВЕРНОГО КАВКАЗА

Несмотря на эти меры, незначительному числу черкесов удалось вернуться на родину различными путями тайными и рискованными. Но это случалось крайне редко, при этом нельзя говорить о процессе возвращения на родину. Российское правительство не ограничивалось ссылкой черкесов из их родины, и вмешивалось размещению черкесов внутри Османской империи. Согласно договору, заключенному 2 марта 1878 года между Россией и Османской империей, на Османскую империю возлагалось ответственность за перемещение черкесов, размещенных в Балканах вблизи границ с Россией, на внутренние регионы Османской империи. В результате подписания данного договора черкесы во второй раз были переселены внутри Османской империи. В этот раз черкесы были сосланы в Анатолию и Ближний Восток. Проф.Док. Кемаль КАРПАТ считает, что число северокавказских переселенцев (многие из них черкесы), сосланных в Османскую империю в 1859-79 годах, составляет около 1,5 миллиона человек. 500.000 из них погибли на пути или в течение нескольких недель после прибытия из-за голода и недугов (9, 69). Другие исследователи подтверждают эти цифры (10, 49). Множество переселенцев были северо-западными кавказцами черкесы, убыхи, абхазцы и абазины (апсуа). Из дагестанцев, чеченцев и ингушей были сосланы меньше людей. Сегодня правнуки северокавказских переселенцев проживают в различных регионах Турции, как Мраморное море, центральная часть Анатолии, Восточная Анатолия и Черное море. Граждане Турции северокавказского происхождения занимают важные посты в административных и военных учреждения государства. Многие из них являются известными общественными и культурными деятелями. В Турции действуют много-численные северокавказские (черкесские, абхазские, осетинские, чеченские, дагестанские) общества, фонды и культурно-образовательные учреждения. Северокавказская диаспора Турции уделяет особое внимание сохранению национальной и этнической культуры и традиций. Представители диаспоры установили тесные и масштабные связи с исторической родиной, в частности, с северокавказскими республиками в составе Российской Федерации. А граждане Турции абхазского происхождения установили близкие связи с Абхазией. В парламенте Абхазии представлены два депутата из Турции. Абхазская диаспора в Турции ведет торгово-экономические и культурно-образовательные проекты в Абхазии. Наиболее многочисленная северокавказская диаспора проживает в Турции. Но и в странах Ближнего Востока встречаются множество черкесских и чеченских сообществ. В Сирию и Иорданию, которые входили в состав Османской империи в 19 веке, были размещены множество кавказских переселенцев. На сегодняшний день в Сирии проживает около 30.000 черкесов. А в Иордании число черкесского населения составляет около 50.000 человек.

SAYI 19 - 20

В этой стране также проживает около 10.000 чеченцев. Черкесское население Иордании, в частности, столицы Аммана сыграло важную роль в завоевании независимости Иордании. В 1950 году Саид Паша эль-Муфти черкесского происхождения стал премьер-министром Иордании. Черкесам и чеченцам выделены квоты в парламенте. Традиционно стража иорданской королевской семьи имеют кавказское происхождение (11, 59-60). Несмотря на то, что черкесская диаспора является этническим меньшинством, они известны своей способностью наилучшим образом интегрироваться в культурно-политическую жизнь стран, где они проживают. С этой точки зрения знаменателен пример черкесов, проживающих в Израиле. Черкесы проживают в провинциях Рейхание и Кфар-Кама Израиля. Эти люди верные и известные подданные Израиля, гражданами которой они являются. Их вклад в развитие и рост Израильского государства высоко ценится. В рядах вооруженных сил Израиля черкесы известны, как успешные бойцы и офицеры. Черкесы, проживающие в соседнем Иорданском Королевстве также верны королю Иордании. В то же время, черкесские диаспоры стараются развивать отношения с их исторической родиной. Они хорошо осознают черкесские этнические и культурные ценности, знают имена племен и родов друг друга, и соблюдают специфические морально-этические принципы среди черкесских кругов. Черкесы, сосланные в Османскую империю, очень любили военную службу. Правительство Султана поощряло их для этого, и черкесы занимали важные посты в государственной службе. Конная кавалерия и частная охрана Султана состояли из черкесов. В последствие революции 1908 года в Османской империи лидеры Партии единства и развития взяли государственную власть в свои руки в период с 1908 по 1918 годам, известный как второй период конституционного правления. Лидеры Партии единства и развития Энвер Талат и Джемаль планировали создать исламское государство в Северном Кавказе под покровительством Османской империи, и с этой целью способствовали возрождению черкесской национальной идентичности. В 1908 году известный Фуат Паша черкесского происхождения создал черкесскую Партию единства и поддержки. Партия разработала черкесский алфавит, и опубликовала книга на черкесском языке. В Стамбуле открылась черкесская школа. Черкесы Османской империи основали «Комитет кавказской независимости», поддерживаемый Энвер Пашой. Комитет осуществлял деятельность в целях получения поддержки европейских государств для движения черкесов за независимость (11, 44, 46). Черкесы приняли активное участие в борьбе за национальное освобождение во главе Мустафы Кемаля Ататюрка в 1919-1923 годах. Рауф ОРБАЙ абхазского (Ашкаруа) происхождения занимал пост премьерминистра Турции с июля 1922 года по август 1924 года.

44

TARİH BİLİNCİ

МЕЖДУНАРОДНЫЙ СИМПОЗИУМ СЕВЕРНОГО КАВКАЗА

SAYI 19 - 20

длительно выполнять решение Царя (13, 19). Русское правительство заранее определило численность населения, подлежащего ссылке. Планировалось сослать 4.500 абхазских семей. С другой стороны, Османская империя была готова принять 4.000 семей. Россия заключила соглашение с Османской империей касательно ссылки абхазцев. Русские также договорились с правительством Османской империи о том, что абхазские переселенцы не будут размещены в регионах вблизи границ с Россией (14, 284). После одобрения правительства Османской империи Генерал-губернатор Кавказа Михаил Романов отдал приказ о начале процесса ссылки в конце апреля 1867 года. Подразделения российской армии были направлены в Абхазию, в основном в Сухуми. Перед началом ссылки 6 апреля 1867 года первая группа абхазских переселенцев (49 семей, 218 человек) прибыла в Батуми. В конце апреля 1867 года начался процесс великого абхазского переселения. Документы того времени четко указывают, что причинами абхазской ссылки были давление со стороны русских и военная сила. В своем письме императору от 31 марта 1867 года генерал-губернатор Михаил Романов пишет, что жители Бичвинты выступают против ссылки. Абхазцы даже принимали христианство, чтобы остаться на родине (14, 288). Газета «Дроеба», издаваемая в Тбилиси на грузинском языке, описывала обстановку в Абхазии: “Абхазцы очень огорчены… Цебелдацы, далийцы, гуплицы ушли. Многие ушли из села Абжува. Чилоулевцев и Джгердайцев насильно выселили из дома. Они не хотели уходить. Абхазцы благодарили губернатора района Бзип майора Дмитрия Чавчавадзе, который утверждал, что лучше жить под властью России, чем переселиться в Османскую империю, и помогал некоторым людям оставаться на родине” (15, 1). Россия хотела завоевать основную территорию Абхазии для своих колониальных целей (14, 279-280). А абхазская аристократия старалась переселиться в Османскую империю вместе с подчиненными им сельчанами, чтобы сохранить свое преимущество. 16 марта 1867 года командующий военным округом Сухуми генерал М. Толстой написал письмо генерал-губернатору Кутаиси, в котором сообщил, что около 40 знатных людей Цебелды согласились переселиться в Османскую империю вместе с другими семьями в село (13, 1). В начале июня 1867 года процесс ссылки был завершен. Правительство Османской империи согласно договоренности с Россией разместило абхазских переселенцев вдали от российских границ (14, 289). В ходе ссылки списки переселенцев составляли по селам. Число семьей, имена и фамилии глав семьей, численность членов семьи были внесены в специальные списки. Согласно этим спискам ссылки, открытым для изучения в грузинском архиве, в 1867 году из Абхазии были сосланы 3.358 семьей, в общей сложности 19.342 человек.

В 1951 году в Стамбуле было создано Общество культуры и поддержки северных кавказцев. Позже были созданы и другие культурно-образовательные общества и фонды черкесов. 1995 году в Стамбуле был основан Кавказский фонд, который ведет просветительскую работу, культурнообразовательную и благотворительную деятельностью среди северокавказских народов в Турции. В ходе чеченской войны в Турции и странах Ближнего Востока были созданы «чеченские комитеты». Эти комитеты занимались сбором финансовых средств для поддержки участников чеченского движения сопротивления. Федерация кавказских обществ, координатором которой выступает абхазско-черкесская диаспора Турции, объединяет усилия абхазскочеркесских обществ и культурно-благотворительных учреждений, ведущих деятельность в Турции.

ПЕРЕСЕЛЕНИЕАБХАЗЦЕВ В 1864 году Россия в процессе отмены свобод регионов, принадлежащих бывшему Грузинскому королевству, также уничтожила Княжество Абхазии и сослала принца Михаила Шервашидзе в Россию. Абхазия была преобразована в Сухумский Военный Округ, подчиненный в Генеральную Губернию Кутаиси. Вмешательство русского военного командования в традиционный уклад жизни абхазцев вызвало массовое недовольство среди народа, и наконец, в июле 1866 года произошло народное восстание. Царское правительство немедленно направило военные подразделения, и русские солдаты подавили восстание в августе. Лидеры и активные участники восстания были беспощадно наказаны. После восстания 1866 года российское правительство начало применить план ссылки абхазцев в Османскую империю. 27 октября 1866 года генерал-губернатор Кутаиси генерал Святополк-Мирский писал Начальнику отдела кавказских горных народов Д. Старосельскому следующее: “Имеется только один способ предотвратить опасность, исходящий из Сухумского военного округа, сослать все абхазское население в Турцию” (13, 21). Русские правители считали ссылку абхазцев завер-шающей стадией завоевания Грузии и всего Кавказа. По мнению русских, уменьшение мусульманского населения в Абхазии означало усиление России в регионе. Генерал-губернатор Кавказа Принц Михаил Романов считал, что необходимо держать абхазцев, в основном, восстающих против русского правления, как можно дальше от границ Царской России. Романов приказал указать в специальном решении устранение возможности возвращения переселенцев (14, 284-285). В ноябре 1866 года Император России Александр II одобрил ссылку абхазского населения в Османскую империю при первой же возможности. Михаил Романов сразу после получения одобрения Царя приказал командующему кавказской армией генералу А. Карцову незаме-

45

TARİH BİLİNCİ

МЕЖДУНАРОДНЫЙ СИМПОЗИУМ СЕВЕРНОГО КАВКАЗА

SAYI 19 - 20

говорили, что если абхазцы не переселятся, русские убьют их, обвинив в измене.” (19, 3).

Османская империя применяла абхазско-черкесскую политику, предусматривающую поощрения привлечения кавказских горцев в военные и государственно-административные учреждения. Данная политика позволила усилению черкесского влияния на всех уровнях государственного управления. В Османской империи термин «черкес» наряду с черкесскими народами, также использовался для обозначения абхазского населения, сосланного из Абхазии, называемого также абазинами. В то же время, было известно, что переселенцы из Абхазии отличались от черкесов. Они использовали название “абазины”, чтобы подчеркнуть свою этническую идентичность, отличающуюся от черкесов. Вклад и влияние абхазцев в военно-политических и административных учреждениях Османской империи не уступали вкладу этнических черкесов (адыгейцев). В истории Османской империи известны множество политиков, военных и государственных деятелей абхазского происхождения.

Грузинская интеллигенция с большим милосердием подошли к трагедию абхазского народа. Газета “Дроеба” писала о судьбе абхазского народа в условиях жесткой цензуры: “Многие из абхазцев, которых посадили на корабли и отправляли в Турцию, плакали и обращались к Российскому правительству с просьбой вернуться на родину. Они требовали, чтобы с ними обращались, как с пленными. Потому что, их везли насильно против их воли.” (20, 2). Царское правительство утверждало, что измена абхазцев стала причиной провала и поражения в первых боях против османской армии в Абхазии в 1877 году и отступления из Сухуми. Эти утверждения вызвали недовольство грузинского общества. Грузинский писатель Георгий Церетели заявлял, что причиной трагедии в переселении абхазцев является провал российской армии, которая покинула Абхазию во время войны, и вынуждение народа к переселению со стороны османских оккупантов. Г.Церетели выступал против мнения российского правительства в связи с мнимой изменой абхазцев, и утверждал, что ни какой измены не было (21, 2).

Во время османско-русской войн ы в 1877-78 годы Османская империя организовала морскую операцию в Абхазию и высадила османское подразделение для войны против русских. Данное военное подразделение состояло из солдат Османской империи и абхазских переселенцев организовало военные операции в Абхазии. Использование Османской империей абхазских переселенцев в свою пользу и присоединение большой части местного абхазского населения подразделениям османской армии привело ко второму великому переселению абхазцев после поражения Османской империи в этой войне. Согласно официальному документу России 1877 года абхазцы, принявшие ислам по своей воли, в добровольном порядке переселились в Османскую империю. Документ гласит, что Абхазцы стали жертвой пропаганды духовенства Османской империи и ранее переселившихся абхазцев. “В Османскую империю переселились в основном абхазское население, исповедующее ислам. Среди них были джерды, члоу, гупы из района Кодор, а также все население района Гумиста.” (17, 3).

Во время переселения 1877 года около 32.000 абхазцевмусульман переселились в Османскую империю. Абхазские переселенцы хотели вернуться на родину, потому что они не получили от правительство Османской империи достаточно поддержки и столкнулись с опасностью смерти из-за голода. Но Россия их не принимала обратно. Согласно договору между Османской империей и Россией переселенцы не имели право возвращения на родину (22, 2). Абхазские переселенцы, желавшие вернуться, в первую очередь, направились в Батуми, и попытались дойти до Абхазии. Многие из них поселились в Батуми и его окрестностях. Их правнуки до сих пор живут там. 27 января 1879 года был подписан договор между Османской империей и Россией, согласно которому российское генерал-губернаторство в Кавказе разрешало частичному возвращению абхазцев в течение 3-х лет с момента подписания договора. В результате 15.000 переселенцев вернулись в Абхазию (14, 381, 396).

Существенная часть населения Абхазии были на стороне Османской империи во время высадки османских солдат в Абхазию. Но грузинская пресса характеризовала османских солдат, высадившихся в Абхазии, оккупантами. Газета “Дроеба” писала следующее об обстановке в Абхазии: “Тюрки беспощадно грабили Абхазию, много раз сталкивались с местным населением.” (18, 2).

После войны в 1877-1878 годах российское правительство решило наказать абхазцев в качестве примера. Согласно указу Александра II от 31 мая 1880 года абхазское население районной Гудаута, Гумиста и Кодор были лишены права собственности на землю и их земли были конфискованы в пользу государства. Абхазцам запретили поселиться вблизи Сухуми и на прибрежной полосе между реками Кодор и Псирцха. Статус абхазцев «виновное население» был закреплен законодательным путем. В случае малейшего неподчинения царскому правительству виновному населению угрожали ссылкой из Кавказа. Данный статус был отменен в 1907 году.

Антироссийская пропаганда Османской империи среди абхазцев и призывы к переселению является одной из причин крупномасштабного переселения в 1877 году. Османские офицеры не давали народу возможность прибегать к защите в местах, контролируемых русскими войсками. По данным прессы того времени, “Хотя абхазцы пытались бежать от тюрков в нашу сторону, тюрки этого не допускали. Абхазцы жаловались на тюрков. Абхазцы не хотят покидать свою родину. Но тюрки принуждают их давлением и угрозами. Тюрки

46

TARİH BİLİNCİ

МЕЖДУНАРОДНЫЙ СИМПОЗИУМ СЕВЕРНОГО КАВКАЗА

SAYI 19 - 20

ьтаты важных исследований касательно абхазского алфавита, языка, культуры и мифологии. В 1992 году в Абхазском регионе Грузии возникли вооруженные столкновения, и абхазско-черкесская диаспора в Турции протестовала против Грузии. После этих событий в 1992 году в Стамбуле был создан Кавказско-абхазский комитет поддержки. В 2010 году в Анкаре была учреждена Федерация абхазских обществ. Общества, созданные на местах массового заселения абхазской диаспоры в Турции, имеют цель сохранить культурную идентичность и этнические традиции. Абхазская диаспора в Турции имеет авторитетное влияние в политических и общественных кругах Абхазии, и среди абхазской интеллигенции. Они ведут важную деловую деятельность и сотрудничество в Абхазии. Около двух тысяч абхазцев из Турции поселились в Абхазии в последние годы.

Царская Россия применила колониальную политику, первичной целью которой была русифицирование населения в Абхазии и культурная ассимиляция. Один из сторонников данной политики А. Верещагин писал следующее 19 января 1878 года: “ Дальний регион государства кавказское побережье Черного моря, завоеванное русской кровью и деньгами, полностью должно находиться под властью русской церкви, русского языка и русской грамотности. Открытие русских школ было обязательно в различных племенах Кавказа. Потому что, только русские школы обеспечат русифицирование.” (23, 22). Российское правительство планировало разместить русских казаков на освободившиеся территории Абхазии. Самые плодородные земли были подарены членам царской семьи. В данном периоде в Абхазию начали поселяться жители сел соседней Грузии. Представители абхазской диаспоры в Турции Мустафа Бутбай и Омер Бейгуа (Бюйюка) опубликовали резул-

БИБЛИОГРАФИЯ 12. А. Сайдам. Крымское и кавказское переселение (1856-1876). Анкара 1997. 13. Центральный исторический архив Грузии. Фонд, 1861. Дело 2. Страница 37. 14. Г.Дзидзария. Переселение и исторические проблемы Абхазии во второй половине XIX века. Сухуми, 1982. (на русском языке) 15. Газета «Дроеба», 1867. №23 16. Б. Хорава. Ссылка абхазцев в 1867 году. Тбилиси 2004. (на грузинском языке) 17. Газета «Кавказ» 1877, №222 18. Дроеба 1878, №157. 19. Газета “Тбилисский вестник” 1877, №193. 20. “Дроеба”, 1878, №158 21. Газета “Голос” 1877, №257 22. “Дроеба”, 1879, №123 23. А.В.Верещагин. Кавказское побережье Черного моря и его колонизация. Санкт-Петербург 1878. (на русском языке) http://circassiangenocide.org

1. А.Джевдет. История. III. Ахмет Джевдет Паша. История государства. IXII. Стамбул 1894. 2. Ж. Гёкче. Кавказ и кавказская политика Османской империи. Стамбул 1979. 3. И. Беркок. Кавказ в истории. Стамбул 1958. 4. Б. Хабичоглу. Переселение из Кавказа в Анатолию. Стамбул 1993. 5. М. Кундуков. Мемуары, пер. М. Яган. Стамбул 1978. 6. А. Авцентев. Ислам в Северном Кавказе. Ставрополь 1984. (на русском языке) 7. Н. Берзец. Техджир-уш шеракисе. Амман 1986. 8. О. Л. Баркан. Ссылки в качестве метода колонизации заселения в Османской империи. Журнал факультета менеджмента Стамбульского университета. Стамбул 1949. 9. К. Х. Карпат. Османское население в 1830-1914 годах. Висконсин 1995. 10. А. Х. Хызал. Идея свободы и независимости Северного Кавказа. Издательство Orkun 4. Анкара 1961. 11. Ф.Бадерхан. Северокавказская диаспора в Турции, Сирии и Иордании (Вторая половина XIX века - первая половина XX века). Институт восточных наук. Москва 2001 (на русском языке)

47

TARİH BİLİNCİ

SAYI 19 - 20

ULUSLARARASI KUZEY KAFKASYA SEMPOZYUMU

KIYIDAŞ DEVLETLERİN TEZLERİ ve ULUSLARARASI HUKUK IŞIĞINDA

HAZAR'IN STATÜSÜ

Yrd. Doç. Dr.Yasin POYRAZ Kırıkkale Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi

Sovyetler Birliğinin dağılmasından sonra Hazar'a kıyıdaş devletlerin sayısında bir artış olmuştur. Sovyetler Birliği ile İran arasında Hazar'a ilişkin hukuki rejim, karşılıklı andlaşmalarla belirlenmiş iken; Azerbaycan, Kazakistan ve Türkmenistan'ın yeni kıyıdaş devletler olarak Hazar üzerinde egemen yetkiler kullanma talebi, hukuki statü tartışmalarının önem kazanmasına sebep olmuştur. Sahip olduğu diğer değerler yanında zengin petrol ve doğalgaz kaynaklarına sahip olan Hazar'ın sadece bölge devletleri için değil; günümüzde belirli bir güce sahip olan tüm devletler için ilgi odağı haline geldiği görülmektedir. Bu yönüyle Hazar, salt hukuki tartışmalara konu olmaktan öte, ileri sürülen hukuki görüşleri de şekillendiren ekonomik, jeopolitik ve stratejik bir öneme sahiptir. Hazar'ın statüsü konusunda kıyıdaş devletlerin doğal kaynaklardan daha fazla yararlanmalarını sağlayacak tezler ileri sürdükleri görülmektedir. Bu çalışmada, kıyıdaş devletlerin taraf bulunduğu andlaşmalar ile bu andlaşmalara bağlı uygulamalar ve ileri sürülen hukuki görüşler ele alınarak; özellikle 1982 BM Deniz Hukuku Sözleşmesi hükümlerine bağlı mevcut uluslararası hukuk kuralları çerçevesinde bir değerlendirme yapılacak; hukuki görüşlerin kıyıdaş devletler için doğuracağı sonuçlar karşılaştırmalı olarak değerlendirilecektir. Hazar'ın deniz mi yoksa göl mü olduğu yönündeki genel tartışma yanında; özel düzenlemelere bağlı bir statü oluşturulup oluşturulamayacağı konusu ele alınacaktır. Bu konuda tarafların uzlaşı çabalarına ve yeni gelişmelere dikkat çekilecektir. Bu çalışmada kıyıdaş devletlerin hukuki tezleri, bu tezlere dayanak olarak gösterilen uluslararası hukuk kaynakları çerçevesinde ele alınacak; sorunun bölgesel ve küresel düzeyde politik yansımaları üzerinde durulmayacaktır.

Sovyetler Birliğinin dağılmasından sonra, uluslararası hukukun mevcut kurumlarının yeniden ele alınması ve yeni yorumlar yapılması kaçınılmaz olmuştur. Self-determination hakkı, devletlerin tanınması ve uluslararası andlaşmalara halefiyet konuları, bunlardan sadece bir kaçını oluşturmaktadır. Hazar'ın statüsü sorunu da kıyıdaş yeni devletlerin ortaya çıkması ile gündeme gelmiştir. Önceleri SSCB ile İran arasında andlaşmalara dayalı bir uygulama mevcuttur ve statü konusu bir sorun oluşturmamıştır. Azerbaycan, Kazakistan ve Türkmenistan'ın kıyıdaş yeni devletler olarak Hazar üzerinde egemen yetkiler kullanma arzusu, statü tartışmalarına yoğunluk kazandırmıştır.

STATÜ SORUNUYLA BAĞLANTILI ULUSLARARASI ANDLAŞMALAR Sovyetler BirliğiÖncesi Dönem Soruna ilişkin ilk anlaşma olarak, Rus ve Pers imparatorlukları arasında 13 Şubat 1729 tarihinde imzalanan Reşt Andlaşması olduğu söylenebilir. Bu andlaşmayla bazı topraklar üzerinde sınırların belirlenmesi ve Rusya'ya devri düzenlenmiş; Hazar üzerinde ticaret ve seyrüsefer özgürlüğü kabul edilmiştir.5

Hazar1, coğrafi anlamda dünyanın en büyük gölü olarak kabul edilmekle birlikte; büyüklüğü ve tuzlu suya sahip olması sebebiyle, birçok dilde deniz olarak adlandırılmaktadır.2 Hazar Havzası, stratejik önemi ve çevresel değerleri yanında, özellikle petrol ve doğal gaz kaynakları bakımından oldukça zengindir. Aslında petrol kaynaklarının varlığı, çok önceden biliniyor idi. Marco Polo 700 yıl önce, bölgenin petrol bakımından zengin olduğunu belirtmiştir. Bazı kaynaklara göre, Hazar Havzasında 200 milyar varil petrol3 ve 17.6 milyar metreküp doğalgaz rezervi bulunmaktadır. Ayrıca Hazar'da balıkçılık önemli bir gelir kaynağıdır ve dünya havyar üretiminin yüzde 90'ına kaynaklık etmektedir.4

Kesintisiz dokuz yıl süren İran-Rusya Savaşı sonrası İran'ın yenilgisi üzerine 12 Ekim 1813 tarihinde imzalanan Gülistan Andlaşması ile Rus ticaret gemilerinin Hazar Denizinin tüm kıyıları boyunca seyrüsefer ve kıyılara yanaşma hakkına sahip oldukları kabul edilmiştir. Savaş gemileri bakımından savaştan önce olduğu gibi, barış durumunda ve her zaman, Hazar Denizinde yalnız Rus gemileri yüzebilecek, bu münhasır yetkiye bağlı olarak Rus güçleri dışında hiçbir askeri gemi Hazar Denizi üzerinde bayrak çekme hakkına sahip olmayacaktır6.

48

TARİH BİLİNCİ

ULUSLARARASI KUZEY KAFKASYA SEMPOZYUMU

SAYI 19 - 20

a) Hazar'a giriş ve Hazar'dan yararlanmada eşitlik ilkesi, b) Hazar'ın kıyıdaş olmayan devletlere kapalı olduğu ilkesi14. Hazar, üçüncü devletlere ve onların uyruklarına yasaklanmış olmakla birlikte; kıyıdaş iki devlet, egemenlik alanlarının sınırını belirlemiş değildir. 1940 Andlaşmasında daha açık ifade edilen “Sovyet-İran Denizi” nitelendirmesi, tek başına statüyü belirleyecek bir delil olarak ileri sürülemez. Bu sebeple, taraflar arasında akdedilen andlaşmalar, statü sorununu bir çırpıda çözmeye elverişli değildir. Statünün belirlenmesinde andlaşma hükümleri yanında taraf devletlerin uygulamaları da önem kazanmaktadır. İki devlet arasındaki uygulama ise, Hazar'ın bir sınır gölü olarak kabul edildiğini göstermektedir15.

Böylece iki imparatorluk, ticaret gemilerine eşit seyrüsefer hakkı tanınması üzerinde anlaşmışlar ve Rusya'ya Hazar'da savaş filosu bulundurma bakımından münhasır bir hak vermişlerdir. Gülistan Andlaşmasından onbeş yıl sonra 22 Şubat 18287'de Türkmençay Andlaşması imzalanmış; Rusya'nın münhasır seyrüsefer hakkı teyit edilerek Gülistan Andlaşması yerine yürürlüğe konulmuştur. Bu Andlaşma ile Rusya'nın bölgedeki kontrolü daha da artırılmıştır8.

Sovyetler Birliği Dönemi Ekim 1917 Bolşevik İhtilalinden sonra Sovyetler ile İran arasında Hazar'a ilişkin bazı andlaşmalar yapılmıştır. Rusya Sovyet Federatif Sosyalist Cumhuriyeti ile İran arasında 26 Şubat 1921 tarihinde imzalanan Moskova Andlaşması, İran ile Çar Hükümetleri arasında akdedilen ve “İran halkına zulmeden andlaşma ve sözleşmelerin bütünüyle hiç yapılmamış gibi” kabul edildiğini söylemektedir. Böylece hukuki açıdan, Gülistan ve Türkmençay andlaşmaları yürürlükten kaldırılmıştır. Moskova Andlaşmasının 11. maddesi, Hazar' da iki devlet lehine seyrüsefer özgürlüğünü yeniden kurmaktadır. Böylece İran'ın da Hazar'da askeri amaçlarla seyrüsefer hakkı eşit şartlar içerisinde kabul edilmiştir. Bununla birlikte İran 14. madde ile Rusya için balıkçılığın önemini tanıyarak, balıkçılık haklarından yararlanmasını sağlayacak anlaşmalar imzalamayı taahhüt etmiştir. Eşit seyrüsefer hakları bakımından bir rejim oluşturan Moskova Andlaşması, Hazar üzerinde egemenlik haklarının sınırlandırılmasına ilişkin hiçbir hüküm içermemektedir9. Bununla karşılık, 1 Ekim 1927 tarihli Pehlevi Limanına ilişkin nota teatisinde Hazar,Sovyet-İran denizi olarak nitelendirilmiştir10.

Sovyetler Birliğinin Dağılmasından Sonraki Dönem Sovyetler Birliğinin dağılmasından sonra, ortaya çıkan yeni devletlerarasında ülkesel egemenlik konusunda doğabilecek muhtemel uyuşmazlıkların çözümüne katkıda bulunmak üzere, 20 Mart 1992 tarihinde Kiev'de bir andlaşma imzalanmıştır. Bağımsız Devletler Topluluğu üyesi bulunmayan devletlere de açık olan bu andlaşmaya kıyıdaş devletlerden sadece Türkmenistan taraf olmamıştır. Kiev Andlaşmasına göre, Topluluk üyesi devletler, kendi güvenliklerini sağlamak için Topluluk üyesi diğer devletlerin, ülke sınırları ve deniz alanları üzerinde politik, ekonomik ve diğer çıkarlarına aykırı düşecek tutum ve davranışlara başvurmayacaklardır. Ülke sınırlarının belirlenmesi ve değişimi, Topluluk üyesi devletlerin çıkarları göz önünde tutularak, komşu devletlerle yapılan karşılıklı anlaşmalarla düzenlenecektir. Ayrıca andlaşmada muhtemel uyuşmazlıkların çözümü bakımından devlet ve hükümet başkanlarından oluşan ayrı konseylere yetki tanındığı görülmektedir. Kiev Andlaşmasının Hazar'ın statüsünü belirlemediği açıktır. Niteliği itibariyle andlaşma çözüm öngörmemekte; belki çözümün hangi usule uyularak gerçekleştirileceğine ilişkin kurallar koymaktadır16.

Hazar'da balıkçılık faaliyetlerinin yoğunlaşması, bu faaliyetler konusunda bir hukuki rejim oluşturmak isteyen tarafların görüşmelerine hız kazandırmıştır. 27Ağustos 1935 tarihinde imzalananTicaret veSeyrüseferTemelAndlaşması ile her iki taraf için seyrüsefer özgürlüğü kabul edilmiş ve on mil genişlikte bir münhasır balıkçılık bölgesi oluşturulmuştur. Bununla birlikte, bölge sınırlarının karşılıklı olarak belirlenmesi yoluna gidilmemiştir11.

Kıyıdaş devletler, statü konusunda bir uzlaşı sağlayamadıklarından, egemen yetkiler kullanılmasına hizmet eden pratik ihtiyaçları karşılamak üzere nihai statü belirleninceye kadar ikili andlaşmalar yapmayı tercih etmişlerdir. Bu tür andlaşmaların ilk örneği Kazakistan ile Azerbaycan arasında 1997 yılında yapılmıştır. Böylece taraflar hukuki statü konusunda bir andlaşma yapılıncaya kadar, orta hat yöntemine göre belirlenen sınırlara sadık kalma konusunda uzlaşmışlardır. Aynı yıl benzer şekilde Kazakistan ile Türkmenistan, Sovyet dönemi orta hat bölümlemesine uygun olarak Hazar'ın sektörlere ayrılması konusunda mutabık kaldıklarını ortak bildiriyle açıkladılar. 1998 yılında Rusya ve Kazakistan arasında yapılan andlaşma ile, iki ülke arasında Hazar'ın deniz tabanının orta hat yöntemine göre bölünmesi kabul edilmiştir17.

1935 Andlaşmasının yerine geçen 25 Mart 1940 tarihli Ticaret ve Seyrüsefer Andlaşması, seyrüsefer özgürlüğü ve on millik bölgede balıkçılık haklarını teyit etmiştir. Balıkçılık bölgesi dışındaki alanlarda ise, her iki devlet bakımından balıkçılık serbest bırakılmıştır12. Bununla birlikte, uzunca bir süre boyunca, Hazar'ın güneyindeki on millik bölge dışında balıkçılık, 1927 yılında kurulan bir Sovyet-İran karma şirketine tanınan imtiyaz temelinde uygulanmıştır. Bu şirket, 31 Ekim 1931 tarihinde imzalanan bir andlaşma ile resmi bir statü kazanmış ve 1953 yılına kadar birçok balık türü üzerinde monopol elde etmiştir. Bu rejimin, Sovyetler Birliğinin dağılmasına kadar devam ettiği görülmektedir13. Sovyetler Birliği döneminde imzalanan andlaşmalar bakımından iki temel ilkenin ortaya çıktığı söylenebilir:

49

TARİH BİLİNCİ

ULUSLARARASI KUZEY KAFKASYA SEMPOZYUMU

SAYI 19 - 20

deniz kabul edilecektir. Bununla birlikte, her ikisi arasında hukuki statü bakımından bir farklılık olmayacaktır. Don ve Volga kanallarının varlığı, yarı-kapalı deniz olduğu değerlendirmesine yol açmıştır. Öte yandan Hazar'a kıyıdaş devletlerden sadece Rusya 1982 BM Deniz Hukuku Sözleşmesinin tarafıdır20. Hazar'ın kapalı deniz olarak kabul edilip edilemeyeceği bir yana; böyle kabul edilmiş olsa dahi, bu statünün kıyıdaş devletleri, genel geçerliliğe sahip pozitif bir uluslararası hukuk kuralı olarak bağladığından söz etmek zordur. Sözleşme hükümlerinin önemli bir kısmı aynı zamanda teamül kuralı olarak tüm devletler için bağlayıcı nitelikte bulunsa da; çok farklı özelliklere sahip bulunan benzer deniz alanlarının tümü için ve her duruma uygulanabilir kurallar bulunduğunu söylemek zordur. Bu bakımdan Hazar'ın statüsünü belirlemek bakımından bir teamül kuralı oluştuğu söylenemez; Sözleşmede yer alan ve statü oluşturmaya hizmet edecek kurallar, andlaşmalar hukuku çerçevesinde ele alınmalıdır.

2001 yılında Rusya ile Azerbaycan arasında yapılan andlaşma, 1998 Andlaşmasına benzer bir bölünmeyi esas almaktadır. Aynı yıl Azerbaycan ve Kazakistan arasında yapılan ikili andlaşma ile deniz yüzeyi bakımından yapılan 1997 Andlaşması, deniz tabanına da genişletilmiştir. Böylece üç kıyıdaş devletin paylaşım konusundaki ortak tutumları, Hazar'ın kuzeyinde andlaşmalara bağlı bir hukuki rejimin uygulanmasına imkân tanımıştır. Nihai statü belirle-ninceye kadar bu üç devletin kendilerine ait sektörlerde işletme ve yatırım yapma haklarının bulunduğuna ilişkin bildiri, İran ve Türkmenistan'ın tepkisine yol açmış; bu andlaşmaların geçersiz olduğu ve Hazar'a ilişkin düzenle-melerin ancak beş devletin ortak iradesiyle yapılması gerektiği ileri sürülmüştür18. Bu gelişmelere rağmen Rusya, Azerbaycan ve Kazakistan tutumlarından vazgeçmemiş; hatta daha ileri giderek üç taraflı bir andlaşmayı 2003 yılında yürürlüğe koymuştur. Buna karşılık aynı yıl İran ile Türkmenistan, Hazar'ın güneyinin paylaşımına ilişkin bir andlaşma imzaladılar. Bu andlaşma, deniz tabanının uluslararası hukukun ilke ve kuralları ile BM Deniz Hukuku Sözleşmesine uygun olarak bölünmesini öngörmektedir. Bununla birlikte sözü edilen ilke ve kuralların ne olduğu belirgin değildir19.

Hazar'ın deniz olarak kabul edilmesi durumunda deniz hukukuna ilişkin 1982 BM Deniz Hukuku Sözleşmesi hükümlerini genel olarak uygulanacak ve kıyıdaş devletler, deniz ülkesinin bir parçası olarak on iki mil genişlikte karasularına sahip olacaktır. Karasuları dışında bitişik bölge, kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge hakları bakımdan, münhasır yetkiler kullanılabilecektir. Kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge hakları, bu alanlar üzerindeki deniz yüzeyi bakımından seyrüsefer serbestîsini ortadan kaldırmayacak, açık deniz statüsü geçerli olacaktır. Böyle bir durumda dahi, kıyıları bitişik veya karşı karşıya olan devletlerin deniz alanlarının sınırlandırmasının, 1982 Deniz Hukuku Sözleşmesinde kural olarak anlaşma ile yapılması öngörülmüştür (m. 15, m. 76, m. 83).

HAZAR'IN HUKUKİ STATÜSÜNE İLİŞKİN GÖRÜŞLER Hazar'ın hukuki statüsü konusunda ileri sürülen görüşlerin, konuya ilişkin neredeyse tüm çalışmalarda yer verilen “deniz mi, göl mü” sorusuna yansıdığı söylenebilir. Her şeyden önce Hazar, 1982 BM Deniz Hukuku Sözleşmesi bakımından bir açık deniz değildir. Açık deniz statüsü, kıyıdaş devletler dışında tüm devletler bakımından serbestçe yararlanma imkânı sağlayacak (m. 87) ve hiçbir devlet bu deniz alanında egemenlik iddiasında bulunamayacaktır (m. 89). Öte yandan sahili bulunsun ya da bulunmasın her devlet, açık denizlerde kendi bayrağını taşıyan gemileri seyrettirme hakkına sahip olacaktır (m. 90). Oysa Hazar'da yüzlerce yıldan beri uygulanan hukuki rejim, Hazar'ın üçüncü devletlere kapalı olması ilkesine bağlanmıştır.

SınırGölüGörüşü Göller, pozitif uluslararası hukuk bakımından akarsular, kanallar ve yer altı suları ile birlikte “suyolları” genel kavramı altında ele alınmaktadır21. Bir suyolunun ulusal veya uluslararası nitelik kazanması bakımından kullanılan ölçütlerden biri, o suyolunun bir ya da birden fazla devlet ülkesinde bulunmasıdır22. Tüm bu suyolları bakımından ulaşım-dışı amaçlarla kullanım, ortak bir hukuki rejime bağlı olarak ele alınmaktadır. Ulaşım-dışı kullanım içerisinde balıkçılık ve doğal kaynak avcılığı, tarımsal ve endüstriyel yararlanma yer almaktadır. Suların paylaşımı bakımından coğrafi açıdan bölünme ve bu bölüm üzerinde münhasır yetki tanınması, devletler uygulamasında kullanılan yöntemlerden birisidir. Paylaşımın ise, hakça ilkelere göre yapılması kuralı, uygulanan uluslararası hukuk bakımından genel bir kural haline dönüşmektedir23. Nitekim 1997 Sözleşmesi, suyolu devletlerinin “kendi ülkelerindeki uluslararası bir suyolunu hakkaniyete uygun ve makul bir biçimde” kullanacaklarını belirtmiştir (m. 5).

Kapalı DenizGörüşü 1982 BM Deniz Hukuku Sözleşmesine göre, kapalı ve yarı kapalı deniz, “iki veya daha çok devlet tarafından çevrili ve diğer bir denize veya okyanusa dar bir geçitle bağlı bulunan veyahut da bütünüyle veya büyük bir bölümü ile, iki veya daha çok devletin karasularından ve münhasır ekonomik bölgelerinden oluşan bir körfez, bir deniz havzası veya bir deniz”dir (m. 122).Tanıma göre, denizin “kapalı” veya “yarıkapalı” olma özelliği, diğer bir deniz alanına dar geçitle bağlı bulunup bulunmadığına göre belirlenmektedir. Eğer dar bir geçit bulunuyorsa “yarı kapalı”; bulunmuyorsa “kapalı”

50

TARİH BİLİNCİ

ULUSLARARASI KUZEY KAFKASYA SEMPOZYUMU

SAYI 19 - 20

ve 1940 andlaşmaları hükümlerine ve Hazar'ın kapalı bir su havzası olduğu görüşüne bağlı olarak Rusya, 1982 BM Deniz Hukuku Sözleşmesinin uygulanamayacağını belirtmiştir28. Rusya'nın sektörel bölünmeye karşı ileri sürdüğü görüşlerden bir diğeri ise, böyle bir bölünmenin Hazar'ın çevresine zarar vereceğidir. Eşsiz bir doğal çevreye sahip bulunan Hazar, bölünmeye bağlı olarak ortaya çıkan kirlilik, özellikle balıkçılık konusunda olumsuz sonuçlar doğuracaktır. Bununla birlikte, kıyıdaş diğer devletlerin petrol kaynaklarına ilişkin andlaşmalar imzalaması ve Rusya'nın bu andlaşmalara dahil olması, görüş değişikliği olarak yorumlanmıştır29. Böylece Rusya'nın başlangıçta kıyıdaş devletlerin sadece on mil genişlikteki alan dışında Hazar'ın ortak kullanıma tabi olduğu ve daha sonra, 40-45 millik münhasır yetki alanının bulunduğu görüşlerini terk ettiği görülmektedir30.

Uluslararası hukukta denizlere ilişkin genel kuralların zengin bir tarihi geçmişi bulunmakla birlikte; göllere ilişkin aynı ölçüde genel nitelikte kurallardan bahsetmek mümkün değildir. Eğer Hazar göl olarak kabul edilirse, kıyıdaş devletlerarasında nasıl paylaştırılacağına ilişkin iki farklı paylaşım yöntemi öngörülmektedir: Hazar'ın ulusal sektörlere bölünmesi ve ortak kullanım (condominium)24. Hazar'ın ulusal sektörlere bölünmesine yönelik paylaşım kabul edilirse, bu paylaşımın nasıl yapılacağı sorunu da ortaya çıkmaktadır. Devletler uygulamasında sıkça rastlanan yöntemlerden biri “orta hat” yöntemidir25. Aslında deniz hukukunda olduğu gibi, kıyıdaş devletlerarasında sınırlandırma gerektiren paylaşım konusunda tarafların bir anlaşmaya varmış olmaları öncelikli ve en uygun yoldur. Devletler uygulamasında ortak kullanımın fazlaca örneği yoktur. Uluslararası Adalet Divanı kararı ile böyle bir statü öngörülmüş olan Fonseca Körfezi örneği ise Hazar'dan farklı özellikler göstermektedir. Fonseca Körfezi tek bir devletin egemenliği altında iken; El Salvadar, Honduras ve Nikaragua arasında paylaşım sorunu ortaya çıkmış; Divan, körfezin bütünlüğünün bozulmasında bir yarar görmemiştir. Hazar'da statü sorunundan önce iki devlet (SSCB ve İran) egemenliği bulunmakta iken Fonseca Körfezinde tek bir devlet (İspanya) egemenliği mevcut olması iki durum arasında bir fark olduğuna işaret etmektedir26.

Rusya'nın Kazakistan ile yaptığı 1998 Andlaşması, deniz tabanı ile sınırlı bir bölünmeyi içeren görüş değişikliğini yansıtmaktadır. Benzer şekilde Azerbaycan ile yapılan 2001 Andlaşması, bu görüşü pekiştiren bir belge olmuştur. Bu üç kıyıdaş devlet arasında 2003 yılında yapılan andlaşma, Hazar'ın kuzeyinde orta hat yöntemine göre bir paylaşımı esas almaktadır. Kıyı çizgilerine paralel ve eşit uzaklıkta belirlenen orta hat, Hazar'ın ulusal sektörlere bölünmesi sonucunu doğurmuştur31.

Sovyetler Birliği döneminde Hazar'a ilişkin uygulamalar, kıyıdaş cumhuriyetler arasında doğal kaynaklar, balıkçılık ve ulaşım açısından bir sektörel bölünme olduğunu göstermektedir. Eski Sovyet Cumhuriyetleri yanında İran için de fiili bir bölünmenin mevcut olduğu, özellikle petrol üretimi bakımından bunun kesin olarak söylenebileceği ileri sürülmüştür. Bu durum, Hazar'ın kıyıdaş devletlerce göl olarak kabul edildiği; en azından ülkesel egemenlik yetkileri bakımından paylaşılmış olduğu sonucunu doğurmaktadır27.

Azerbaycan Azerbaycan, baştan itibaren ve ısrarlı bir biçimde Hazar'ın ulusal sektörlere bölünmesini savunmuştur. Buna göre Hazar, beş kıyıdaş devlet arasında paylaştırılmalı ve devletler kendilerine düşen bölüm üzerinde münhasır yetkilere sahip olmalıdır32. Bu görüş, 2002 yılında halkoyuyla önemli değişikliklere uğrayan 1995 Azerbaycan Anayasasına da yansımıştır. Ülke (Ərazi) başlığını taşıyan 11. maddenin II. fıkrasına göre “Azerbaycan Cumhuriyetinin iç suları, Hazar denizinin (gölünün)Azerbaycan Cumhuriyetine ait bölümü, Azerbaycan Cumhuriyeti üzerindeki hava sahası Azerbaycan Cumhuriyeti ülkesinin ayrılmaz bir parçasıdır”33. Öte yandan metinde “deniz” terimi yanında parantez içerisinde “göl” kullanılması, yine Azerbaycan'ın görüşünü ortaya koyan ve statü sorununu çok açık biçimde gösteren bir örnektir.

KIYIDAŞ DEVLETLERİNTEZLERİ Rusya Rusya, statü sorununun ortaya çıkmasından itibaren uzun bir süre Hazar'ın bir göl olduğunu savunmuş ve bunu, doğal bir çıkışının bulunmaması sebebine dayandırmıştır. Buna bağlı olarak Hazar'ın ortak kullanım konusu yapılması istenmiştir. Rusya diğer taraftan Hazar'ın ulusal sektörlere bölünemeyeceği görüşünü, İran ile yapmış olduğu andlaşma hükümleri çerçevesinde gerekçelendirmiştir. 1940 Andlaşması, Sovyetler Birliği dağılıncaya kadar yürürlükte kalmıştır ve dağılmadan sonra Bağımsız Devletler Topluluğunu kuran Alma-Ata Bildirisine göre, Topluluk üyesi devletler, halef devlet olarak, SSCB'nin yaptığı andlaşmalardan doğan uluslararası yükümlülüklerini yerine getirmeyi taahhüt etmişlerdir.Yürürlükte olduğunu ileri sürdüğü 1921

Azerbaycan Hükümeti Eylül 1994'te, Amerikan ve Avrupa şirketlerinin oluşturduğu bir konsorsiyumla 8 milyar dolarlık bir andlaşma imzalamıştır. “Asrın Andlaşması” olarak nitelendirilen34 bu girişim, aslında Hazar'ın statüsünü sorun haline dönüştürmüştür. Öte yandan -paradoksal bir biçimdeAzerbaycan'ın benzer amaçlarla yapmış olduğu yeni andlaşmalar ise, Rusya'nın da pay almasına bağlı olarak statü konusundaki görüşlerin dönüşümüne yol açmıştır.

51

TARİH BİLİNCİ

ULUSLARARASI KUZEY KAFKASYA SEMPOZYUMU

SAYI 19 - 20

yapılan andlaşmaya Türkmenistan karşı çıkmakta ve ancak kıyıdaş beş devletin ortak rızasıyla bir statü belirlenebileceği görüşünü ileri sürmektedir. Türkmenistan ve İran 2003 yılında Hazar'ın güneyinin bölünmesine ilişkin bir andlaşma imzalamış olmakla birlikte; paylaşım için göndermede bulunulan uluslararası hukuk ilke ve kuralları ile BM Deniz HukukuSözleşmesinin nasıl uygulanacağı belirgin değildir39.

Azerbaycan'ın, 1998 yılında Türkmenistan'la yaptığı andlaşma, Hazar'ın iki devlet arasında orta hat yöntemine göre ulusal sektörlere bölünmesini öngörüyordu. Bununla birlikte Çirağ, Kepez ve Azeri adaları üzerinde paylaşıma ilişkin sorun bulunmaktadır. Türkmenistan, Abşeron Yarımadası esas alındığında Azerbaycan'ın ulusal sektörünün, Hazar'ın içlerine kadar uzandığını; bu sebeple “enleme eşit uzaklıktaki orta hat”tın paylaşımda kullanılması gerektiğini ileri sürmüştür. Eğer bu yöntem uygulanırsa sözü edilen adalardaki petrol yatakları Türkmenistan sektöründe kalmakta ve uyuşmazlık konusu haline dönüşmektedir35. Azerbaycan' ın Rusya ve Kazakistan'la yapmış olduğu ikili andlaşmalar ve 2003 yılında yapılan üç taraflı andlaşma ile taraflar devletlerarasında paylaşım konusunda bir uzlaşı ortaya çıktığı ve Azerbaycan'ın görüşlerinin diğer devletlere de yayıldığı söylenebilir.

İran İran Hazar'ın ulusal sektörlere bölünmesine hep karşı çıkmış; başlangıçta Rus görüşüne yakın bir duruş sergilemiştir. İran'a göre Hazar bir göldür ve kıyıdaş beş devlet tarafından ortaklaşa kullanılmalıdır. Rusya'nın görüş değişikliğine sebep olan ve deniz tabanının paylaşımını içeren 1998 RusKazak Andlaşmasından sonra, taraf devletleri BM nezdinde protesto etmiştir40. Bu protestoda İran, Hazar'ın kıyıdaş beş devletin ortak rızası olmadıkça paylaşılamayacağı görüşünü ileri sürmüştür. Öte yandan kıyıdaş devletlerin SSCB döneminde yapılan 1921 ve 1940 Andlaşmaları ile bağlı bulunduğunu açıklamıştır41. Rusya, Azerbaycan ve Kazakistan paylaşım konusundaki ortak uygulamaları ve Türkmenistan'ın görüşlerinin İran'a çok yakın olmaması sebebiyle İran, statü konusundaki görüşleri bakımından yalnız kalmıştır. Öte yandan İran'ın SSCB döneminde yapılan andlaşmalara bağlı olarak iki taraflı bir paylaşım görüşünden önemli ölçüde uzaklaştığı da görülmektedir.

Kazakistan Kazakistan baştan itibaren Hazar'ı iç deniz olarak nitelendirmiş ve 1982 BM Deniz Hukuku Sözleşmesinin uygulanmasını istemiştir. Kazakistan'ın statü konusunda temel yaklaşım olarak Azerbaycan'ın görüşlerini benimsediği görülmektedir. Bununla birlikte, Hazar'ın bütünüyle ulusal sektörlere bölünmesi yerine; deniz tabanının paylaşılması, su kütlesi ve yüzeyi bakımından ise münhasır yetki alanları dışında ortak kullanıma tabi olması görüşünü benimsemiştir36. Rusya ile yapılan 1998 Andlaşması bu görüşün teyit edildiğini göstermektedir. Kazakistan Rusya ile yaptığı andlaşmaya benzer şekilde 2001 yılında Azerbaycan'la da andlaşma yapmıştır. 2003 Andlaşması ise bu paylaşım görüşünün üç taraflı hale dönüşmesini sağlamıştır37.

Son diplomatik görüşmeler bakımından hukuki statü konusunda bir sonuca ulaşılamamasının en önemli sebebi, İran'ın görüşlerinde çok ısrarcı ve inatçı davranıyor olmasıdır42.

KIYIDAŞ DEVLETLERİN ÇÖZÜME YÖNELİK ÇABALARI

Türkmenistan

Her ne kadar statü sorunu konusunda kıyıdaş devletler bugüne kadar bir sonuca ulaşamamışsa da, Hazar'da uygulanacak hukuki rejime ilişkin önemli adımlar atılmıştır. Öte yandan taraflar arasında oluşturulan Özel Çalışma Grubunun periyodik çalışmaları43 ve Devlet Başkanları düzeyinde zirve diplomasisi çerçevesinde yapılan toplantılar44, belki yakın bir zamanda çözüme ulaşılabileceği ümidini doğurmaktadır.

Hazar'ın statüsü konusunda belki görüşleri en net olmayan devlet Türkmenistan'dır. Bu belirsizlik ve esnek yaklaşımın, Türkmenistan'ın sürekli tarafsız devlet statüsü kazanmış olmasıyla ilişkilendirilmesi mümkündür. Türkmenistan başlangıçta Rus görüşüne yakın bir tavır takınmış ve Hazar'daki doğal kaynakların işletilmesine yönelik girişimlerin 1921 ve 1940 Andlaşmalarına uygun olması gerektiğini ileri sürmüştür. Çirağ, Kepez ve Azeri adalarının kendi egemenliği altında bulunduğunu iddia etmektedir. Öte yandan, kıyıdaş devletlerin 45 millik münhasır yetki alanı dışında Hazar'ın ortak kullanımı görüşünü benimsemiştir38.

Özel Çalışma Grubunun Temmuz 2003'te yapılan 10. Toplantısında Hazar çevresinin korunmasına ilişkin bir sözleşme yapılması konusunda taraflar uzlaşmışlar ve aynı yıl konuya ilişkin bir sözleşme imzalamışlardır. Kıyıdaş beş devletin taraf bulunduğu bir uluslararası andlaşma olması sebebiyle bu sözleşme, özel bir öneme sahip bulunmaktadır45. Kasım 2010'da yapılan Devlet Başkanları Zirvesinde Hazar'ın güvenliğine ilişkin bir andlaşma imzalamışlardır. Bu andlaşmaya göre, kıyıdaş devletler bölgede terörizm ve uyuşturucu kaçakçılığına karşı ortak mücadele vereceklerdir.

Daha sonra Türkmenistan görüşlerini değiştirerek, Hazar'ın ulusal sektörlere bölünerek, bu bölümler üzerinde her bir devletin münhasır yetkiler kullanması gerektiğini savunmuştur. Azerbaycan ile yaptığı 1998 Andlaşması orta hat yöntemine bağlı paylaşımı kabul etmekle birlikte; taraflar bu bölünmenin nasıl yapılacağı konusunda anlaşmazlığa düşmüşlerdir. Rusya, Kazakistan ve Azerbaycan arasında

52

TARİH BİLİNCİ

ULUSLARARASI KUZEY KAFKASYA SEMPOZYUMU

SAYI 19 - 20

Günümüz uluslararası hukukunda devletlerin tek tek iradeleri dışında, uluslararası toplumun bir bütün olarak uymak zorunda bulunduğu belirli kurallardan söz etmek mümkündür. Uyuşturucu kaçakçılığı, insan ticareti ve çevreye ilişkin kuralların bu niteliğe sahip olduğu genellikle kabul edilmektedir. Hazar'da kurulacak hukuki rejim açısından da, tarafların uluslararası hukukun bu genel gelişimine aykırı bir tutum sergilemeleri mümkün olmayacaktır. Çünkü sözü edilen kurallar herkes için etkili (erga omnes) nitelik taşımakta; aksine bir düzenleme imkânı ise bulunmamaktadır. Çevre ve güvenlik gibi Hazar'a ilişkin bazı konular bakımından tarafların müşterek iradelerini yansıtan andlaşmalar yapması, aslında hukuki rejimin önemli ölçüde şekillenmesine de katkı sağlamaktadır. Statü sorunu bir kalkan olarak kullanılıyor olsa da temel uyuşmazlık konusu, kıyıdaş devletlerin ülkesel egemenlik sınırlarının belirlenmesine ilişkindir. Kıyı devletlerinin deniz alanlarında egemen yetkilerinin genişlemesine yol açan eğilim, Hazar için evleviyetle geçerlidir. Bu sebeple nihai çözüm ancak, Hazar'ın bütününü kapsayacak şekilde, ülkesel egemenlik alanlarının kesin olarak belirlenmesi ile mümkün olacaktır.

SONUÇ Hazar'ın hukuki statüsünün belirlenmesine yönelik çabalar bakımından ileri sürülen ve özellikle deniz-göl tartışmasına bağlı görüşler, sorunun çözümüne katkı sağlamamakta; belki çözümün gecikmesinde temel bir etken olarak karşımıza çıkmaktadır. Çünkü Hazar'daki sorun aslında statü sorunu değildir. Hazar'ın göl veya deniz olarak kabul edilmesi durumunda; genel uluslararası hukuk kuralları, kıyıdaş devletlerin egemen yetkilerini ve bu yetkilerin sınırlarını belirlemek için yeterli olmayacaktır. Oysa iç hukuklarda herhangi bir konuda statünün belirlenmesi daha net sonuçlar verecektir. Örneğin vatandaşlık hukukunda, bir devlet ülkesinde yaşayan kişinin vatandaş veya yabancı olduğunun belirlenmesi, o kişinin statüsünü ortaya koyacak ve yürürlükteki hukuk açısından tabi olacağı kurallar bütünü bilinebilecektir. 1982 BM Deniz Hukuku Sözleşmesi de birçok deniz alanının sınırlandırılması bakımından bazı ölçütler kabul etmekle birlikte; öncelikle taraflar arasında bir andlaşma yapılmasını aramaktadır. Bu sebeple Hazar'ın göl veya deniz olarak kabul edilmesinden çok; tüm kıyıdaş devletlerin taraf olduğu andlaşmalara bağlı bir hukuki rejim oluşturulması gerekli ve zorunludur. DİPNOTLAR 1) Hazar, 36º 34´ ve 47º 13´ kuzey enlemleri ve 44º 18΄ ve 52º 24΄ boylamları arasında yer almaktadır. Kuzey-güney uzunluğu yaklaşık 1.200 km; eni ise ortalama 300 km olup; en düşük yaklaşık 180 km en geniş ise yaklaşık 500 km.'dir. Hazar Kuzey Amerika'daki Büyük Göller'den 2,5 kez; Leman Gölünden 700 kez daha büyüktür. Yüzölçümü ise yaklaşık 400.000 km²'dir (NAZEMI, Mehrdad; La Mer Caspienne et le Droit International: Contribution à l'étude de sa situation juridique au carrefour des frontières, Thèse de Doctorat, Université de Paris I Panthéon / Sorbonne, Paris 2001, s. 16-17. Hazar'a ilişkin coğrafi veriler bakımından karşılaştırma için bkz. ALLONSIUS, David; Le Régime Juridique de la Mer Caspienne Problèmes Actuels de Droit International Public, L.G.D.J., Paris 1997; s. 1-2; ÇOLAKOĞLU, Selçuk; “Uluslararası Hukukta Hazar'ın Statüsü Sorunu”, AÜSBFD, C. 53, S. 1-4 [1998], s. 107; ABDULLAYEV, Cavid; “Uluslararası Hukuk Çerçevesinde Hazar'ın Statüsü ve Doğal Kaynaklarının İşletilmesi Sorunu”,AÜHFD, C.48, S.1-2 [1999], s.256-257). 2) Türkçe kaynaklarda, kullanım yaygın olarak “Hazar Denizi” şeklindedir. Bu kullanım, Fransızca eserlerde daha net ve kesindir (La Mer Caspienne). İranlılar ise, “deniz” kullanımı ortak olsa da Hazar'a ilişkin farklı adlandırmalara yer vermektedir: Darya-ye Khazars, Daryaye Mazandaran ve Derya-ye Chomal (DJALILI, Mohammed-Reza; “Mer Caspienne: perspectives iraniennes”, Cahiers d'Etudes sur la Méditerranée Orientale et le Monde TurcoIranien, No: 23 [1997], URL: http://cemoti.revues.org/116 (9.6.2011), par. 1. 3) CULLEN, Robert; “Hazar Denizi Düşüş ve Yükseliş”; National Geographic Türkiye, S. 10 [Şubat 2002], s. 129;ABDULLAYEV, s. 259. 4) ÇOLAKOĞLU, s. 107. 5) ROMANO, Cesare P. R.; “La Caspienne: un flou juridique, source de conflits”, Cahiers d'Etudes sur la Méditerranée Orientale et le Monde Turco-Iranien, No: 23 [1997], URL: http://cemoti.revues.org/112 (9.6.2011), par. 4. 6) ROMANO, par. 5-6. 7) Türkmençay Andlaşmasının tarihi bazı kaynaklarda 10 Şubat 1828 olarak gösterilmektedir (bkz. ÇOLAKOĞLU, s. 108; ABDULLAYEV, s. 270; TERZİOĞLU, Süleyman Sırrı; “Hazar'ın Statüsü Hakkında Kıyıdaş Devletlerin Hukuksal Görüşleri, Orta Asya ve Kafkasya Araştırmaları [OAKA], C. 3, S. 5 [2008], s. 27). Bu ve diğer andlaşmalar için farklı tarihler kullanılmasının, Jülyen ve Gregoryen takvimleri arasındaki 10-13 günlük farklılıktan kaynaklandığını düşünüyoruz. 8) ROMANO, par. 7. 9) ROMANO, par. 8-10. 10) ABDULLAYEV, s. 270. 11) ABDULLAYEV, s. 270-271; TERZİOĞLU, s. 28. 12) TERZİOĞLU, s. 28. 13) ROMANO, par. 12. 14) TERZİOĞLU, s. 28. 15) ÇOLAKOĞLU, s. 109, 115;ABDULLAYEV, s. 271. 16) TERZİOĞLU, s. 28-29. 17) TERZİOĞLU, s. 30. 18) 18) TERZİOĞLU, s. 30. 19) TERZİOĞLU, s. 32. 20) 1982 BM Deniz Hukuku Sözleşmesini İran ve Rusya imzalamış olmakla birlikte sadece Rusya, 12 Mart 1997 tarihinde katılım yoluyla taraf olmuştur. Bkz. http://treaties.un.org (9.6.2011).

21) Uluslararası Suyollarının Ulaşım Dışında Kullanılması Hukukuna İlişkin Sözleşme [1997] suyolunu şu şekilde tanımlamaktadır: “Fiziki ilişkilerinden dolayı bölünmez bir bütün teşkil eden ve normal olarak bir son durağa akan yer altı suları ve yerüstü suları sistemi”. Uluslararası suyolundan ise, “parçaları farklı devletlerin içinde bulunan bir suyolu” anlaşılır (m. 2). Sözleşme metni için bkz. BOZKURT, Enver; Türkiye'nin Uluslararası Hukuk Mevzuatı, 5. Bası,Asil Yayın Dağıtım,Ankara 2011, s. 260-276. 22) PAZARCI, Hüseyin; Uluslararası Hukuk Dersleri, II. Kitap, 4. Bası, Turhan Kitabevi, Ankara 1996, s. 243-244. 23) PAZARCI, s. 251-252, 258-259. 24) ALLONSIUS, s. 75; ÇOLAKOĞLU, s. 108; ABDULLAYEV, s. 268; TERZİOĞLU, s. 34-35. 25) ABD ile Kanada arasındaki Büyük Göller, İsviçre ile Fransa arasındaki Leman Gölü, Nijerya, Nijer, Çad ve Kamerun arasındaki Çad Gölü, Malavi ile Mozambik arasındaki Malavi Gölü, Kenya, Tanzanya ve Uganda arasındaki Viktorya Gölünde “orta hat” yöntemi uygulanarak paylaşım yapılmıştır (ÇOLAKOĞLU, s. 117;ABDULLAYEV, s. 269). 26) ÇOLAKOĞLU, s. 116-117;ABDULLAYEV, s. 268-269; TERZİOĞLU, s. 35. 27) ÇOLAKOĞLU, s. 115-116. 28) TERZİOĞLU, s. 36. 29) ABDULLAYEV, s. 274. 30) ÇOLAKOĞLU, s. 110. 31) TERZİOĞLU, s. 37. 32) ÇOLAKOĞLU, s. 109; TERZİOĞLU, s. 37. 33) Anayasa taslak metninin yayımlanması sırasında Rusya bu maddeyi protesto etmiştir (ABDULLAYEV, s. 275, dp. 59). 2002 halkoylamasında Azerbaycan Anayasasının 11. maddesi değişikliğe uğramamıştır. Azerbaycan Anayasasının orijinal metni için bkz. http://president.az/azerbaijan/constitution/ (9.6.2011); Türkiye Türkçesine aktarılmış hali için bkz. ALESKERLİ, Alesker (Haz.), “Azerbaycan Anayasası", www.anayasa.gen.tr/azerbaycanaleskerli.htm; (9.6.2011). 34) ÇOLAKOĞLU, s. 108;ABDULLAYEV, s. 262. 35) TERZİOĞLU, s. 38. 36) ÇOLAKOĞLU, s. 111;ABDULLAYEV, s. 278-279. 37) TERZİOĞLU, s. 38-39. 38) ÇOLAKOĞLU; s. 112; TERZİOĞLU, s. 41-42. 39) TERZİOĞLU, s. 42. 40) BM tarafından yayımlanan belgeler çerçevesinde kıyıdaş devletlerin görüşlerini ele ala bir çalışma için bkz. TAVERNIER, Paul; “Le Statut Juridique de la Mer Caspienne: Mer ou Lac? La pratipue des États vue à travers les documents publiés par les Nations Unies”, http://www.ridi.org/adi/199910a.1.htm (31.5.2011). 41) ÇOLAKOĞLU, s. 112;ABDULLAYEV, s. 277-278; TERZİOĞLU, s. 40. 42) ERTAN, Fikret; Hazar Zirvesi'ne Doğru, Zaman, 08.11.2010. 43) Özel Çalışma Grubu Nisan 2011'de 28. Toplantısını yapmış; bir sonraki toplantının Temmuz 2011'de yapılması kararlaştırılmıştır. 44) Hazara kıyıdaş devletlerin Devlet Başkanları Zirvesinin ilki 2002 yılında yapılmış olup; dördüncüsü 2011 yılı sonunda gerçekleştirilecektir. 45) TERZİOĞLU, s. 32.

53

TARİH BİLİNCİ

SAYI 19 - 20

INTERNATIONAL SYMPOSIUM OF NORTH CAUCASUS

STATUS OF CASPIAN SEA WITHIN THE LIGHTS OF INTERNATIONAL LAW AND THE ARGUMENTS

OF RIPARIAN STATES

Asst. Assoc. Dr.Yasin POYRAZ Kırıkkale University, Faculty of Law

After the dissolution ofSovietUnion, there has been a rise in the number of riparian states to theCaspianSea.While the legal regime between the Soviet Union and the Iran regarding the Caspian Sea was determined by the mutual agreements; Azerbaijan, Kazakhstan and Turkmenistan's demands of sovereignty over the Caspian resulted in increased debates over the legal status. Along with the other values it has, Caspian Sea which has also rich sources of oil and natural gas; today it is seen that not only for the states in that region but also for all states that have a certain powerCaspianSea is a focus of attention.With this aspect, further than just being a matter of legal discussionsCaspian has economical, geopolitical and strategical importance that is shaping the legal views. It is seen that riparian states have asserted some arguments that enable them to use more of the natural sources ofCaspian regarding its status. In this study, by discussing the agreements signed by riparian states, applications of these agreements and the proposed legal views, an assessment will be done especially within the frame of current international law rules agreed by 1982 UN Sea Law; and by comparing the possible results of legal views fort he riparian states will be reviewed. In addition to the general debate over the issue that whether the Caspian is a sea or a lake; the possibility of forming a special status will be discussed. It became inevitable to reform the current institutions of international law and to make new comments following the dissolution of Soviet Union. The issues of self-determination, recognition of the states and subrogation of international agreements were just some of them. The status of Caspian was brought to the agenda after the emergence of new riparian states. At first, it was tied to current agreements between USSR and the Iran, and its status was not seen as a matter of debate. The demands of using sovereignty rights over Caspian by Azerbaijan, Kazakhstan and Turkmenistan as new riparian states intensified the debates over its status. In addition to being known as the biggest lake of the World in geographical terms; Caspian1 is also called as a sea in many languages because of its size and salty water2 . Together with its strategical importance and environmental value Caspian Basin is very rich exclusively in terms of oil and natural gas reserves. Indeed the presence of oil resources was already known a long time ago. 700 years ago, Marco Polo stated that this region was very rich in terms of oil. According to some sources, there are 200 billion barrels of oil3 and 17.6 billion square meters of natural gas reserves in Caspian Basin. Moreover, fishing is an important source of income and it has the 90 % ofWorldCaviar production4. In this study, legal arguments of riparian states will be discussed in the scope of international law sources that are considered as the basis of these agreements; political reflections of this matter's on regional and global levels will not be mentioned

INTERNATIONAL AGREEMENTS RELATED TO STATUS DISPUTE Pre-Soviet Era As the first agreement related to this matter, Rest Agreement signed in 13 February 1729 between Russian and Persian Empires can be mentioned. With this agreement, some borders in that region and the transfer of power to the Russia were arranged; trade and navigation freedom in Caspian was approved5. With the Gulistan Agreement signed in 12 October 1813 after the defeat of Iran following the Iran-Russia War lasted for 9 years; it was accepted that Russian trade ships had the right of navigation and coming aboard alongshire the Caspian. With regards to the war ships, at peace and every time as in ante-bellum, only Russian ships might afloat in Caspian; and in relation to this exclusive competence not any military ships except the Russians would have a right to hoist the flag in Caspian Sea6.Thus, two empires agreed upon providing equal navigation rights for trade and gave Russia an exclusive right of having a war fleet in Caspian Sea.15 years after the Gülistan Agreement, in 22 February 18287 Turkmencay Agreement was signed; Russia's exclusive navigation right was reaffirmed and was brought into force instead of Gulistan Agreement. With this agreement, Russia's control over the region was reinforced8.

54

TARİH BİLİNCİ

INTERNATIONAL SYMPOSIUM OF NORTH CAUCASUS

SAYI 19 - 20

SovietUnion Era

After the Dissolution ofSovietUnion

After the October 1917 Bolshevik Revolution there has been some agreements about the Caspian Sea between the Soviets and the Iran. Moscow Agreement signed in 26 February 1921 between USSR and Iran, stated that the previous agreements and contracts “that have been torturing the people of Iran” and signed by Iran and Czar Governments were considered to be “totally invalid”. In this way,Gulistan andTürkmencayAgreements were abolished in legal terms. Article 11 of Moscow Agreement sets the freedom of navigation in favour of both states. So, navigation right of Iran in Caspian for military objectives was also accepted with equal terms. In addition to these, by affirming the importance of fishing for Russia, Iran promised to sign agreements that would provide fishing rights for Russia. Having an equal regime in terms of navigation rights, Moscow Agreements didn't include any restrictions over sovereignty rights in Caspian.9 Moreover, in exchange of notes concerning the Pehlevi Port dated in 1 October 1927,CaspianSea was defined as aSoviet-Iran sea.10

After the dissolution of Soviet Union, in 20 March 1992 agreement to contribute to solving the differences between the newly founded states in terms of sovereignty rights was signed in Kiev. OnlyTurkmenistan from all the riparian states didn't participate in this agreement which is open for also the countries which are not the members of Commonwealth of Independent States. According to the Kiev Agreement, the members of the community would not apply any kinds of treatments or attitudes which are opposite to the political, economical and other interests of other member states for the sake of providing their own security. Determining the country borders and changes in borders would only be through mutual agreements between neighbour states by taking the interests of community members into consideration. Moreover, this agreement gave an authorization to the separate councils formed by the presidents and prime ministers for resolving the possible differences. It is clear that Kiev Agreement did not specify the status of Caspian Sea. In terms of its characteristics, this agreement didn't propose a resolution; perhaps it drew some legal rules about the best possible methods for solving the problem.16

Intensity of fishing activities in Caspian, gave a pace to the negotiations between the parties willing to form a legal regime for these activities. With the Trade and Navigation Agreement signed in 27 August 1935, navigation freedom for both sides was approved and an exclusive fishing zone with 10 miles of width was formed. Furthermore, borders of the region were not arranged mutually.11

As the riparian states haven't reached an agreement, preferred to choose bilateral agreements to maintain the practical needs serving for using sovereignty rights until the ultimate status would be defined. The first example of this kind was signed in 1997 between Kazakhstan and Azerbaijan.Thus, until an agreement about the legal status will be reached, contracting parties agreed upon respecting to the current borders arranged according to the midline method. In the same year, Kazakhstan and Turkmenistan declared similarly with a joint declaration that they have agreed on dividing the Caspian into sections according to the Soviet Era midline partition. With an agreement signed in 1998 between Russia and Kazakhstan, dividing the sea ground of Caspian between the two states according to the midline method was accepted.17

Trade and Navigation Agreement signed in 25 March 1940 in replacement of 1935 Agreement, approved the freedom of navigation and fishing rights in a 10-miles zone. In the regions outside the fishing zone, fishing was allowed free for both of the states.12 In addition to this, fishing out of the Southern Caspian zone of 10 miles, was applied in favour of Soviet-Iran composite company founded in 1927. This company gained an official status with an agreement signed in 31 October 1931 and had a monopoly in many different kinds of fishes until 1953. This regime continued until the dissolution ofSovietUnion.13

The agreement signed between Russia and Azerbaijan in 2001, proposed a similar partition to the 1998 Agreement. With the bilateral agreement signed betweenAzerbaijan and Kazakhstan in the same year, 1997 Agreement of sea surface was extended to the sea floor.Thus, the common attitudes of three riparian states, allowed for applying a legal regime under the rules of agreements in the North of Caspian. Until the final status is decided, the declaration on the rights of these three states of setting up businesses and investing within their own sectors was reacted negatively by Iran and Turkmenistan; they claim that these agreements are invalid and the regulations concerning the Caspian could only be 18 done by the joint willing of all riparian states.

It can be said that there emerged two basic principles following the agreements signed in the Soviet Union era: a) Equality principle for entering and using theCaspian Sea, b) the principle thatCaspian is blocked to the States which are not riparian14. In addition to being restricted to the third party states and their nationals; riparian two states didn't arrange the limits of sovereignty for themselves. The definition of “Soviet-Iran Sea” which was more clearly defined in 1940 Agreement cannot be asserted as a proof that can arrange the status by itself. For this reason, the agreements signed between two parties are not appropriate for solving the problem of status. Along with the resolutions of the agreement, the applications of the contracting states are also important in determining the status. The application between the two states shows that CaspianSea is considered as a border lake.15

Despite these developments, Russia, Azerbaijan and Kazakhstan didn't give up on their attitudes and even going much more further they signed a trilateral agreement in 2003. On the contrary, in the same year Iran and Turkmenistan signed a bilateral agreement on sharing the southern part.

55

TARİH BİLİNCİ

INTERNATIONAL SYMPOSIUM OF NORTH CAUCASUS

This agreement proposes the dividing of sea floor according to the UNTreaty of Sea Law and other rules or principles of International law rules. However, these principles and 19 rules mentioned above are not yet certain.

SAYI 19 - 20

sive trade zone rights.Continental shelf and exclusive trade zone rights will not remove the freedom of navigation in the surface of these areas; open sea status will still be valid. Even in such a case, restricting the maritime areas of states that have contiguous or opposite coastal areas is provisioned to be determined with an agreement as a rule stated in 1982UNCLOS.(Art. 15, 76, and 83)

WIEVS ON THE LEGAL STATUS OF CASPIAN

Border Lake

It can be said that nearly all the views about the legal status ofCaspian reflect the question of “either it is a sea or a lake”. Above all, Caspian is not an open sea in terms of 1982 UN Treaty of Sea Law. Open sea status would provide freedom for all the states apart from the riparian states (Art.87) and any states would claim the rights of sovereignty on that sea area. (Art.89) On the other hand, all the states no mater they have a coast there or not, would have a right to navigate their own ships in open seas.(Art.90).Whereas the legal regime which has been applied for years, was tied to the principle of being restricted to the third party states.

Lakes are considered under the general title of “watercourses” together with the rivers, canals and underground 21 waters in terms of positive international law . One of the criteria used for giving a national or international characteristic to a watercourse is that the watercourse should be 22 present in one or more states . In all these watercourses, uses of that course for non-navigational reasons are examined in a common legal regime. Under the definition of non-navigational use, fishing and natural resources hunting, agricultural and industrial use can be counted. Geographical partition and authorization of exclusive right on a specific zone are some methods for sharing the waters in terms of international applications. The rule of sharing according to the fair principles is a kind of general rule in 23 terms of international law . 1997 Convention stated that Watercourse States “would in their respective territories utilize an international watercourse in an equitable and reasonable manner” (Art. 5)

InlandSea According to the 1982 UN Conventions on the Law of the Sea; 'enclosed or semi-enclosed sea' means a gulf, basin or sea surrounded by two or more States and connected to another sea or the ocean by a narrow outlet or consisting entirely or primarily of the territorial seas and exclusive economic zones of two or more coastal States.”(Article 122).According to this definition, the characteristic of being “enclosed” or “semi-enclosed” is determined by being connected to an another sea or not. If there is a narrow outlet it is “semi-enclosed” and if there is not it is “enclosed”. However, there will be no difference between each other in terms of legal status. Existence of Don and Volga canals caused it to be considered as a “semi-enclosed sea”. On the other hand, only Russia is the contracting party of the 1982 UN Convention on the Law of the Sea, among other riparian 20 states .

Although there is a rich history fort he general rules concerning the seas in international law, it impossible to mention general rules for the lakes that are of the same characteristics with the seas. If the Caspian is considered as a lake, there are two different methods for sharing the lake between riparian states: Dividing Caspian into national 24 sections and common usage (condominium) . If the method of dividing into national sections it will also be another matter of dispute to decide how it will be done. One of the most frequently used methods in applications is the “midline” method25. Indeed, as in international law of the seas, it is the best and the most preferable way to reach an agreement between the riparian states on sharing the lake that requires a restriction.

Apart from the problem of being defined as an enclosed sea or not; it is difficult to say that this status is binding other riparian states as a positive prevalent international law. Although the most part of the Convention provisions are binding for all the states as a conventional rule, it is hard to say that there are rules that are all applicable to the every situation and to similar sea areas having very different characteristics. From this point of view, it can' be said that there emerged a conventional rule for determining the status of Caspian; all the provisions in the Convention must be viewed within the scope of law of contracts.

There are not many examples of common usage in states applications. The example of Fonseca Gulf that was provisioned with such a case by the International Court of Justice has very different features than Caspian. While the Fonseca Gulf was under the authority of just one state, the dispute of sharing it between El Salvador, Honduras and Nicaragua emerged; the Court didn't see any profit on changing the integrity of the gulf. While Caspian was under the authority of two different states (USSR and Iran) before the problem of status, there was only one ruling country (Spain) over the Fonseca Gulf and it highlighted the 26 difference between these two examples .

If the Caspian is accepted as a sea, 1982 UN Conventions provisions will generally be applied and riparian states will have 12 miles of territorial waters as a part of their maritime area. Contiguous zone out of the territorial waters will have exclusive authority in terms of continental shelf and exclu-

56

TARİH BİLİNCİ

INTERNATIONAL SYMPOSIUM OF NORTH CAUCASUS

SAYI 19 - 20

Azerbaijan

The applications concerning the Caspian during the Soviet era, shows that there was a sectoral division between the riparian states in terms of natural sources, fishing and transportation. It is claimed that along with the former Soviet Republics there is also a factual division for Iran, especially in terms of oil production. This situation resulted in accepting the Caspian by the riparian states; and at least for the national sovereignty rights it was shared27.

Azerbaijan consistently supported the division of Caspian into national sections from the beginning.According to this, Caspian should be shared between 5 riparian states and the states must have exclusive authority over the parts that were given to them32. This view was also reflected in 1995 Azeri Constitution which had some important changes with the public vote in 2002. According the Part II of Article 11 entitled as the Country “Internal waters of the Azerbaijan Republic, sector of the Caspian Sea (lake) belonging to the Azerbaijan Republic, air space over the Azerbaijan Republic are integral parts of the territory of the Azerbaijan Republic.33 ”On the other hand, using of the term “lake” in parenthesis together with the term “sea” is another example that reflects the opinion of Azerbaijan and the problem of status in a very clear way. Azerbaijan Government signed an agreement that cost 8 billion Dollars with a consortium formed by American and European companies. This enterprise which was defined as “the agreement of the century34” turned the status of Caspian into a problem. On the other hand, -paradoxicallynew agreements signed by Azerbaijan with similar aims, caused the transformation of the views on status depending on the share of Russia from these agreements. The agreement signed between Azerbaijan and Turkmenistan in 1998, was proposing to divide the Caspian into national sections according to the midline method between two states. However, there is no problem about sharing the islands of Çiragh,Kepez and Azeri. Turkmenistan asserted that, if the Abseron Peninsula is taken as a basis, the national section of Azerbaijan extends to the inner areas of Caspian; so fort his reason, “ a midline which is equally far away from the latitude” should be used for sharing. In this method is applied, the oil reserves in the islands mentioned above will remain in the parts ofTurkmenistan and they will be the matter of dispute35. With the bilateral agreements of Azerbaijan signed between Russia and Kazakhstan and the trilateral agreement signed in 2003, there seemed to be a consensus on international sharing and the views of Azerbaijan seemed to have extended in other states as well.

THEARGUMENTSOF RIPARIANSTATES Russia Beginning from the emergence of status problem, Russia has supported thatCaspian is a lake and they attributed this idea to the fact that there is no natural outlet in there. Therefore they demanded a common usage of Caspian. On the other hand, the argument that claims Caspian cannot be divided into sections, was justified by the provisions of the agreement signed with Iran.1940 Agreement remained in force until the dissolution of Soviets and according to the Declaration of Alma-Ata, the founding treaty of the Commonwealth of Independent States after the dissolution; the member states of the Commonwealth, promised to perform the international obligations defined by the Agreements signed by Soviet Union as successor states. Depending upon the provisions of 1921 and 1940 Agreements which were seen as valid by the Russia, and the view that Caspian is an enclosed water basin; Russia asserted that 1982 UNCLOS could not be applied.28 Another view of Russia presented in opposite of the sectoral division was that such a division was harmful for the environment of Caspian. Caspian, that has an excellent natural environment, will have to cope with the negative results of pollution caused by the division, and the harmful affects especially on fishing. However, signing of agreements between other riparian states fort he oil reserves and Russia's participation in these agreements was interpreted as a change of view29. Thus, it is seen that Russia depended on the rule of common usage in Caspian apart from the 10 miles of riparian states' territorial waters at first but later, they changed their ideas in which there was 40-45 miles of exclusive authorization zone30. 1998 Agreement signed between Russia and Kazakhstan reflected the change of views comprising the division limited to the sea bottom. Similarly, 2001 Agreement signed with Azerbaijan was a document that reinforced this view. The agreement signed between these three riparian states, takes the sharing of Caspian with the method of midline in the North as a basis. The midline which was determined as parallel to the coastal lines and in an equal distance, lead to the division of Caspian in national sections31.

Kazakhstan Kazakhstan defined Caspian as an inland sea from the beginning and demanded 1982 UNCLOS to be applied. It is seen that Kazakhstan agreed upon the views of Azerbaijan as a basic approach to the matter of status. However, instead of dividing Caspian into national sections as a whole; they proposed sharing the sea bottom, and common usage of sea surface and water mass except the exclusive authorisation zone.36 The agreement signed with Russia in 1998 shoed that this view was reaffirmed. Similar to the agreement signed with Russia, Kazakhstan signed another agreement with Azerbaijan in 2001. 2003 Agreement turned this view of sharing into a trilateral view.37

57

TARİH BİLİNCİ

INTERNATIONAL SYMPOSIUM OF NORTH CAUCASUS

Turkmenistan

SAYI 19 - 20

EFFORTS OF RIPARIAN STATES FOR SOLVING THE PROBLEM

The state which has the most uncertain views on status of Caspian is may be the Turkmenistan. This uncertainty and flexible approach may be attributed to the fact that Turkmenistan gained a permanent neutrality status. Initially, Turkmenistan assumed an attitude close to the Russian views and proposed that the enterprises in Caspian for operating the natural reserves inCaspian must be subjected to the 1921 and 1940 Agreements. They claimed Çiragh, Kepez and Azeri islands are under their sovereignty. On the other hand, they agreed upon the common usage of Caspian apart from the 45 miles of exclusive authorization zone of riparian states38.

Although the riparian states have not agreed upon a resolution on the matter of status until now, there have been some important steps for the legal regime that will be applied in Caspian. On the other hand, the periodical works of Special Working Groups43 formed by the sides and the meetings44 held in the scope of summit diplomacy in the level of Presidents; give a hope to find a solution in the near future. At the 10th meeting of Special Working Group held in July 2003, the parties agreed upon signing a convention on protection of Caspian environment and signed it in the same year. As being the international agreement on which all the five riparian states agreed, this convention has a critical importance45. In the Summit of Presidents held in November 2010, they signed an agreement on the security of Caspian. According to this agreement, riparian states will be in a common struggle against the terrorism and drug trafficking in the region.

By changing their views later on, Turkmenistan supported the idea of dividing into sections and asserted that each riparian state should have exclusive authority over these sections. While accepting the sharing dependent upon the midline method stated in 1998 Agreement signed with Azerbaijan; the sides could not agree to the way of dividing. Turkmenistan rejects the agreement signed between Russia, Kazakhstan and Azerbaijan and proposes that they can determine a status with the agreement signed by 5 riparian states. Although Turkmenistan and Iran signed an agreement about dividing the southern parts of Caspian in 2003, it is not certain how to apply the rules and principles of international law and UN Conventions on the Law of The Sea which are referred for sharing39.

CONCLUSION The views on determining the status of Caspian and especially those which are joint to the sea-lake dispute do not have any contributions to the solution of the matter; and may be they stand for the basic factor for the delays of finding the solution. Because, the problem in Caspian is not the problem of status indeed. In case of being accepted as a lake or a sea, general international rules of law will not be enough to regulate the authority of riparian states and determine the limits of their sovereignty. Whereas, determining the status in the internal rules of law, will provide more efficient results. For instance, in the law of citizenship, to determine a person as being a citizen or a foreign will also determine this person's status in international law and the rules that can be applied in case of legal terms will be known. Although it accepts some criteria for limiting the maritime area, 1982 UNCLOS primarily looks for having an agreement between the sides. For this reason, rather than accepting the Caspian as a sea or a lake, it is necessary and obligatory to find a legal regime according to the international agreements signed by al riparian states.

Iran Iran has always rejected the division of Caspian into sections; they maintained a stance similar to the Russia at first. According to Iran, Caspian is a lake and should be utilized collectively with other 5 riparian states. Following the 1998 Russian-Kazak agreement that lead to the change of view in Russia and contained the sharing of sea bottom, Iran protested the contracting parties in the presence of UN40. In this protest, Iran proposed that Caspian cannot be shared without the joint consents of 5 riparian states. On the other hand, Iran asserted that the riparian states are all subjected to the 1921 AND 1940 Agreements signed during the USSR era.41 Due to the facts that Russia,Azerbaijan and Kazakhstan have common applications in terms of sharing and Turkmen views are not very close to the Iranian ones, Iran was left alone in its views on status. On the other hand, it is seen that Iran got further away from the idea of bilateral division joint to the agreements signed inUSSR era.

In today's international law, it is possible to mention some certain rules which are obligatory for all the international society apart from the separate interests of each state. The rules about the drug trafficking, human trafficking and the environmental matter are accepted to be of this kind. In terms of the legal regime that will be formed in Caspian, it will not be possible for the sides to have attitudes opposite of this common development of international law.

In terms of the recent diplomatic negotiations, the most important reason of not reaching to a solution for the status dispute is the Iran's insistent and inflexible attitude towards the matter42.

58

TARİH BİLİNCİ

INTERNATIONAL SYMPOSIUM OF NORTH CAUCASUS

Because the rules that are mentioned have an impact on every one (ergo omnes) and there is no way of opposite regulation.

SAYI 19 - 20

matter of status is used as a shield, the main conflictuous matter is about determining the national sovereignty limits of the riparian states.The tendency that leads to expand the sovereign authority of the states in maritime areas is a fortiori valid for Caspian. Therefore, final solution can only be possible through determining the national sovereignty areas forCaspian by containing the whole integrity of it.

Signing of some agreements that reflects the common interests of contracting parties in terms of some issues such as environment and security of Caspian, have indeed contributed to the forming of a legal regime. Although the

DİPNOTLAR 1) Hazar, 36º 34´ ve 47º 13´ kuzey enlemleri ve 44º 18΄ ve 52º 24΄ boylamları arasında yer almaktadır. Kuzey-güney uzunluğu yaklaşık 1.200 km; eni ise ortalama 300 km olup; en düşük yaklaşık 180 km en geniş ise yaklaşık 500 km.'dir. Hazar Kuzey Amerika'daki Büyük Göller'den 2,5 kez; Leman Gölünden 700 kez daha büyüktür. Yüzölçümü ise yaklaşık 400.000 km²'dir (NAZEMI, Mehrdad; La Mer Caspienne et le Droit International: Contribution à l'étude de sa situation juridique au carrefour des frontières, Thèse de Doctorat, Université de Paris I Panthéon / Sorbonne, Paris 2001, s. 16-17. Hazar'a ilişkin coğrafi veriler bakımından karşılaştırma için bkz. ALLONSIUS, David; Le Régime Juridique de la Mer Caspienne Problèmes Actuels de Droit International Public, L.G.D.J., Paris 1997; s. 1-2; ÇOLAKOĞLU, Selçuk; “Uluslararası Hukukta Hazar'ın Statüsü Sorunu”, AÜSBFD, C. 53, S. 1-4 [1998], s. 107; ABDULLAYEV, Cavid; “Uluslararası Hukuk Çerçevesinde Hazar'ın Statüsü ve Doğal Kaynaklarının İşletilmesi Sorunu”,AÜHFD, C.48, S.1-2 [1999], s.256-257). 2) Türkçe kaynaklarda, kullanım yaygın olarak “Hazar Denizi” şeklindedir. Bu kullanım, Fransızca eserlerde daha net ve kesindir (La Mer Caspienne). İranlılar ise, “deniz” kullanımı ortak olsa da Hazar'a ilişkin farklı adlandırmalara yer vermektedir: Darya-ye Khazars, Daryaye Mazandaran ve Derya-ye Chomal (DJALILI, Mohammed-Reza; “Mer Caspienne: perspectives iraniennes”, Cahiers d'Etudes sur la Méditerranée Orientale et le Monde TurcoIranien, No: 23 [1997], URL: http://cemoti.revues.org/116 (9.6.2011), par. 1. 3) CULLEN, Robert; “Hazar Denizi Düşüş ve Yükseliş”; National Geographic Türkiye, S. 10 [Şubat 2002], s. 129;ABDULLAYEV, s. 259. 4) ÇOLAKOĞLU, s. 107. 5) ROMANO, Cesare P. R.; “La Caspienne: un flou juridique, source de conflits”, Cahiers d'Etudes sur la Méditerranée Orientale et le Monde Turco-Iranien, No: 23 [1997], URL: http://cemoti.revues.org/112 (9.6.2011), par. 4. 6) ROMANO, par. 5-6. 7) Türkmençay Andlaşmasının tarihi bazı kaynaklarda 10 Şubat 1828 olarak gösterilmektedir (bkz. ÇOLAKOĞLU, s. 108; ABDULLAYEV, s. 270; TERZİOĞLU, Süleyman Sırrı; “Hazar'ın Statüsü Hakkında Kıyıdaş Devletlerin Hukuksal Görüşleri, Orta Asya ve Kafkasya Araştırmaları [OAKA], C. 3, S. 5 [2008], s. 27). Bu ve diğer andlaşmalar için farklı tarihler kullanılmasının, Jülyen ve Gregoryen takvimleri arasındaki 10-13 günlük farklılıktan kaynaklandığını düşünüyoruz. 8) ROMANO, par. 7.

[1997] suyolunu şu şekilde tanımlamaktadır: “Fiziki ilişkilerinden dolayı bölünmez bir bütün teşkil eden ve normal olarak bir son durağa akan yer altı suları ve yerüstü suları sistemi”. Uluslararası suyolundan ise, “parçaları farklı devletlerin içinde bulunan bir suyolu” anlaşılır (m. 2). Sözleşme metni için bkz. BOZKURT, Enver; Türkiye'nin Uluslararası Hukuk Mevzuatı, 5. Bası,Asil Yayın Dağıtım,Ankara 2011, s. 260-276. 22) PAZARCI, Hüseyin; Uluslararası Hukuk Dersleri, II. Kitap, 4. Bası, Turhan Kitabevi, Ankara 1996, s. 243-244. 23) PAZARCI, s. 251-252, 258-259. 24) ALLONSIUS, s. 75; ÇOLAKOĞLU, s. 108; ABDULLAYEV, s. 268; TERZİOĞLU, s. 34-35. 25) ABD ile Kanada arasındaki Büyük Göller, İsviçre ile Fransa arasındaki Leman Gölü, Nijerya, Nijer, Çad ve Kamerun arasındaki Çad Gölü, Malavi ile Mozambik arasındaki Malavi Gölü, Kenya, Tanzanya ve Uganda arasındaki Viktorya Gölünde “orta hat” yöntemi uygulanarak paylaşım yapılmıştır (ÇOLAKOĞLU, s. 117;ABDULLAYEV, s. 269). 26) ÇOLAKOĞLU, s. 116-117;ABDULLAYEV, s. 268-269; TERZİOĞLU, s. 35. 27) ÇOLAKOĞLU, s. 115-116. 28) TERZİOĞLU, s. 36. 29) ABDULLAYEV, s. 274. 30) ÇOLAKOĞLU, s. 110. 31) TERZİOĞLU, s. 37. 32) ÇOLAKOĞLU, s. 109; TERZİOĞLU, s. 37. 33) Anayasa taslak metninin yayımlanması sırasında Rusya bu maddeyi protesto etmiştir (ABDULLAYEV, s. 275, dp. 59). 2002 halkoylamasında Azerbaycan Anayasasının 11. maddesi değişikliğe uğramamıştır. Azerbaycan Anayasasının orijinal metni için bkz. http://president.az/azerbaijan/constitution/ (9.6.2011); Türkiye Türkçesine aktarılmış hali için bkz. ALESKERLİ, Alesker (Haz.), “Azerbaycan Anayasası", www.anayasa.gen.tr/azerbaycanaleskerli.htm; (9.6.2011). 34) ÇOLAKOĞLU, s. 108;ABDULLAYEV, s. 262. 35) TERZİOĞLU, s. 38.

9) ROMANO, par. 8-10.

36) ÇOLAKOĞLU, s. 111;ABDULLAYEV, s. 278-279.

10) ABDULLAYEV, s. 270.

37) TERZİOĞLU, s. 38-39.

11) ABDULLAYEV, s. 270-271; TERZİOĞLU, s. 28.

38) ÇOLAKOĞLU; s. 112; TERZİOĞLU, s. 41-42.

12) TERZİOĞLU, s. 28.

39) TERZİOĞLU, s. 42.

13) ROMANO, par. 12.

40) BM tarafından yayımlanan belgeler çerçevesinde kıyıdaş devletlerin görüşlerini ele ala bir çalışma için bkz. TAVERNIER, Paul; “Le Statut Juridique de la Mer Caspienne: Mer ou Lac? La pratipue des États vue à travers les documents publiés par les Nations Unies”, http://www.ridi.org/adi/199910a.1.htm (31.5.2011).

14) TERZİOĞLU, s. 28. 15) ÇOLAKOĞLU, s. 109, 115;ABDULLAYEV, s. 271. 16) TERZİOĞLU, s. 28-29.

41) ÇOLAKOĞLU, s. 112;ABDULLAYEV, s. 277-278; TERZİOĞLU, s. 40.

17) TERZİOĞLU, s. 30.

42) ERTAN, Fikret; Hazar Zirvesi'ne Doğru, Zaman, 08.11.2010.

18) 18) TERZİOĞLU, s. 30.

43) Özel Çalışma Grubu Nisan 2011'de 28. Toplantısını yapmış; bir sonraki toplantının Temmuz 2011'de yapılması kararlaştırılmıştır.

19) TERZİOĞLU, s. 32. 20) 1982 BM Deniz Hukuku Sözleşmesini İran ve Rusya imzalamış olmakla birlikte sadece Rusya, 12 Mart 1997 tarihinde katılım yoluyla taraf olmuştur. Bkz. http://treaties.un.org (9.6.2011). 21) Uluslararası Suyollarının Ulaşım Dışında Kullanılması Hukukuna İlişkin Sözleşme

44) Hazara kıyıdaş devletlerin Devlet Başkanları Zirvesinin ilki 2002 yılında yapılmış olup; dördüncüsü 2011 yılı sonunda gerçekleştirilecektir. 45) TERZİOĞLU, s. 32.

59

TARİH BİLİNCİ

SAYI 19 - 20

МЕЖДУНАРОДНЫЙ СИМПОЗИУМ СЕВЕРНОГО КАВКАЗА

ПОЛОЖЕНИЕ ПРИБРЕЖНЫХ СТРАН И СТАТУС КАСПИЙСКОГО МОРЯ В РАМКАХ МЕЖДУНАРОДНОГО ПРАВА

Доц.док. Ясин ПОЙРАЗ Преподаватель юридического факультета Университета Кырыккале

После распада Советского Союза увеличилось число прибрежных государств Каспийского моря. Правовой режим касательно Каспийского моря был определен между Советским Союзом и Ираном двусторонними соглашениями; а требования Азербайджана, Казахстана и Туркменистана об использовании суверенных прав в отношении Каспийского моря в качестве новых прибрежных стран стали причиной повышения значимости дискуссий о правовом статусе. Кроме прочих ценностей Каспийское море богато резервами нефти и природного газа. На сегодняшний день наблюдается, что Каспийское море стало центром внимания не только стран региона, но и всех государств, обладающих определенной силой. С данной точки зрения Каспийское море выходит за рамки чисто правовых дискуссий, и приобретает экономическое, геополитическое и стратегическое значение, формирующее выдвигаемые правовые взгляды. По поводу статуса Каспийского моря прибрежные страны выдвигают тезисы, позволяющие им больше использование природных ресурсов. В данной работе рассматриваются соглашения, сторонами которых являются прибрежные страны, применения на основании этих соглашений, а также выдвигаемые правовые взгляды. В частности, проведем оценку в рамках действующих положений международного права, вытекающие из Конвенции ООН по морскому праву 1982 года. Кроме того, сравним результаты правовых взглядов для прибрежных стран. Наряду с общими дискуссиями о том, является ли Каспий морем или озером, также рассмотрим возможность установления особого статуса согласно специальным актам регулирования. Отмечаются попытки сторон прийти к соглашению и новые события по данному вопросу.

После распада Советского Союза стало неизбежным пересмотр и новое истолкование имеющихся институтов международного права. Право на самоопределение, признание государства и правопреемство по международному соглашению только некоторые из этих вопросов. Проблема со статусом Каспийского моря возникла с появ-лением новых прибрежных государств. Раньше между СССР и Ираном действовало регулирующее соглашение, и проблем со статусом не было. Желание Азербайджана, Казахстана и Туркменистана пользоваться суверенными правами в отношении Каспийского моря в качестве новых прибрежных государств усилили дискуссии о статусе. С географической точки зрения Каспийское море1 считается крупнейшим озером мира, но вместе с тем, изза его крупного размера и соленой воды во многих языках называется морем2. Бассейн Каспийского моря имеет стратегическое и экологическое значение, а также богат резервами нефти и природного газа. В действительности о наличии нефтяных резервов было известно давно. Марко Поло 700 лет назад отметил, что регион очень богат нефтью. Согласно некоторым источникам в бассейне Каспийского моря имеется резерв 200 миллиардов баррелей нефти3 и 17.6 миллиардов кубических метров природного газа. Кроме того, в Каспийском море рыболовство также является важным источником дохода и 90 процентов производства икры в мире приходится на его долю4. В данном исследовании рассматриваются правовые положения прибрежных стран в рамках источников международного права, указываемых в качестве основания этих положений; политические аспекты вопроса на региональном и глобальном уровне не будут рассмотрены.

МЕЖДУНАРОДНЫЕ СОГЛАШЕНИЯ, СВЯЗАННЫЕ С ВОПРОСОМСТАТУСА Период до Советского Союза Первым соглашением по данному вопросу можно считать Решсткий договор, заключенный 13 февраля 1729 года между Российской и Персидской империями. Согласно данному договору были обозначены границы некоторых территорий, и определенные территории были переданы России. Был принят режим свободной торговли и плавания на Каспийском море5. После непрерывной девятилетней иранско-русской войны, завершившейся поражением Ирана, 12 октября 1813 года был подписан Гюлистанский договор, согласно которому русские торговые корабли имели право плавать и причаливаться по всему побережью Каспийского моря. В отношении военных судов был применен прежний порядок, предусматривающий плавание только российских судов на Каспийском море. Согласно данному исключительному полномочию ни один другой военный корабль не имел право поднять флаг на Каспийском море6. Таким образом, две империи заключили соглашение о свободном плавании и равных правах торговых судов, и Россия получила монопольное право на содержание в Каспийском море военного флота. Через пятнадцать лет после Гюлистанского договора 22 февраля 1828 года7 был подписан Туркменчайский договор; было признано монопольное право России на плавание, и данный договор заменил Гюлистанский договор. Данный договор еще больше увеличил контроль России над регионом8.

60

TARİH BİLİNCİ

МЕЖДУНАРОДНЫЙ СИМПОЗИУМ СЕВЕРНОГО КАВКАЗА

SAYI 19 - 20

морю третьих государств и их гражданам был закрыт; но два прибрежных государств еще не определили границы своего суверенитета. В Договоре 1940 года было четко характеризовано “советско-иранское море”, однако это само по себе не может служить достаточным доказательством для определения статуса. Поэтому, подписанные между сторонами соглашения не позволяют решить проблему со статусом раз и навсегда. При определении статуса наряду с положениями договоров также важны применения государств-участников. А применения между двумя государствами показывают, что Каспийское море признается пограничным озером15.

Период Советского Союза После большевистской революции в октябре 1917 года между Советами и Ираном были подписаны некоторые соглашения в отношении Каспийского моря. Московский договор от 26 февраля 1921 года межу Российской Советской Федеративной Социалистической Республикой и Ираном гласит, что подписанные между Ираном и Царским правительством договора и соглашения, которые притесняют иранский народ, "полностью считаются не подписанными". Таким образом, Гюлистанский и Туркменчайский договора утратили силу с правовой точки зрения. Статья 11 Московского договора заново устанавливает свободное право плавания по Каспийскому морю обеих государств. Таким образом, Ирану было предоставлено равное право плавания по Каспийскому морю с военной целью. Вместе с тем, согласно статье 14 Иран признает значение рыболовства для России и принимает на себя подписание договоров, предоставляющих право рыболовства. Московский договор устанавливает определенный режим равного права плавания, но не содержит какое-либо положение касательно ограничения суверенных прав в отношении Каспийского моря9. С другой стороны, в обмене нотами в отношении порта Пехлеви от 1 октября 1927 года Каспийское море характеризуется советско-иранским морем10. Развитие рыболовства в Каспийском море ускорило встречи сторон, желающих установить правовой режим, регулирующий этот вид деятельности. Так, 27 августа 1935 года был подписан основной договор "О торговле и мореплавании", который установил свободу мореплавания для обеих сторон и был создан монопольная полоса рыболовства шириной в десять миль. При этом, не было установлено положение о совместном определении границ данной полосы11. Договор “О торговле и мореплавании” от 25 марта 1940 года, заменивший собой договор 1935 года, подтвердил свободу мореплавания и полосу рыболовства шириной в десять миль. Для обоих государств было предоставлено право свободного рыболовства на участках за пределами полосы рыболовства12. При этом в течение длительного периода рыболовство на участках за пределами полосы шириной в десять миль на юге Каспийского моря велось на основании преференции, предоставленной совместной советско-иранской компании. Данная компания получила официальный статус согласно договору, подписанному 31 октября 1931 года, и до 1953 года пользовалась монополией в отношении многих видов рыбы. Данный режим продолжался до распада Советского Союза13. Можно сказать, что согласно договорам, подписанным в период Советского Союза, были установлены два основных принципа: a) принцип равенства входа в Каспийское море и использования Каспийского моря, b) принцип закрытости Каспийского моря государствам, не являющимся прибрежными14. Доступ к Каспийскому

Период после распада Советского Союза В целях способствования разрешению возможных разногласий между новыми государствами, возникшими после распада Советского Союза, касательно суверенитета стран 20 марта 1992 года в Киеве был подписан договор. Данное соглашение, открытое также для государств, не являющихся членами Содружества независимых государств, из прибрежных стран не было подписано только Туркменистаном. Согласно Киевскому договору государства-члены не предпримут действия и меры, противоречащие политическим, экономическим и иным интересам других государств-членов Содружества на территории стран и территориальных водах для обеспечения своей безопасности. Определение и изменение границ стран регулируются с учетом интересов государств-членов Содружества и в соответствии с взаимными соглашениями с соседними государствами. Кроме того, договором предоставляется полномочия различным советам, состоящим из глав государств и правительств при разрешении возможных разногласий. Очевидно, что Киевский договор не определяет статус Каспийского моря. По своему характеру договор не предусматривает решение; а устанавливает правила, согласно которым осуществляется решение возможных разногласий16. Прибрежные страны не могли прийти к определенному соглашению по вопросу статуса и предпочли заключать двусторонние соглашения, служащие к удовлетворению практических нужд по использованию суверенных полномочий до определения окончательного статуса. Первый пример подобных соглашений был подписан между Казахстаном и Азербайджаном в 1997 году. Таким образом, стороны пришли к соглашению соблюдать границы, определенные методом средней линии, до заключения договора о правовом статусе. В том же году Казахстан и Туркменистан совместной декларацией объявили, что между ними достигнуто соглашение по поводу разделения Каспийского моря в секторы согласно разделению по средней линии, принятому в советское время. Согласно договору, заключенному между Россией и Казахстаном в 1998 году, было принято разделение дня Каспийского моря по методу средней линии17.

61

TARİH BİLİNCİ

МЕЖДУНАРОДНЫЙ СИМПОЗИУМ СЕВЕРНОГО КАВКАЗА

Договор между Россией и Азербайджаном, подписанный 2001 года, принимает разделение, схожее договору 1998 года. В том же году двустороннем соглашением между Азербайджаном и Казахстаном договор 1997 года, касающийся только поверхности моря, было также распространено на дно моря. Таким образом, общая позиция трех прибрежных государств по вопросу разделения позволила применить на севере Каспийского моря правовой режим, основанный на соглашениях. Декларация этих трех государств об их праве на эксплуатацию и инвестирования в принадлежащих им секторах до определения окончательного статуса вызвала недовольство Ирана и Туркменистана. Они утверждали, что эти соглашения являются недействительными и регулирование касательно Каспийского моря должно быть 18 осуществлено только общей волей пяти государств . Несмотря на эти события, Россия, Азербайджан и Казахстан не изменили свои позиции. Напротив, они пошли еще дальше и в 2003 году заключили трехсторонний договор. В ответ в том же году Иран и Туркменистан заключили договор о разделении юга Каспийского моря. Данный договор предусматривает разделение морского дна в соответствии с принципами и положениями международного права и Конвенции ООН по морскому праву. Однако, указанные принципы и положения четко не 19 определены .

SAYI 19 - 20

мкнутым”; а если отсутствует “замкнутым” морем. Вместе с тем, между ними нет различия с точки зрения правового статуса. Наличие каналов Дон и Волги стали основанием для рассмотрения Каспия полузамкнутым морем. С другой стороны прибрежных стран Каспийского моря только Россия является стороной к Конвенции 20 ООН по морскому праву 1982 года . Оставим в сторонке вопрос о признании Каспийского моря замкнутым морем или нет; если даже оно будет признано таковым, трудно утверждать, что данный статус обязывает прибрежные государства в качестве правила позитивного международного права с общим действием. Хотя существенная часть положений Конвенции имеет обязательный характер для всех государств в качестве правила обычного права; трудно сказать о наличии правил, применяемых для всех схожих морских бассейнов с различными свойствами и во всех случаях. Поэтому, нельзя утверждать об образовании обычного правила с точки зрения определения статуса Каспийского моря; правила, изложенные в Конвенции и служащие для установления статуса, должны быть рассмотрены в рамках права договоров. В случае признания Каспия морем в отношении его применяются положения Конвенция ООН по морскому праву 1982 года на общих основаниях, и прибрежные страны будут иметь шириной в двенадцать миль в качестве части морской страны. Кроме территориальных вод, они имеют исключительные полномочия в отношении прилежащей зоны, исключительной экономической зоны и континентального шельфа. Права на континентальный шельф и исключительную экономическую зону не отменяют свободу судоходства на поверхности моря в этих участках, и действует статус открытого моря. Даже в данном случае государства с берегами, расположенными один против другого или примыкают друг к другу, Конвенция по морскому праву 1982 года предусматривает осуществление делимитации морских участков по соглашению (ст. 15, Конвенция ООН по морскому праву 1982 года 76, Конвенция ООН по морскому праву 1982 года 83).

МНЕНИЯ О ПРАВОВОМ СТАТУСЕ КАСПИЙСКОГО МОРЯ Можно утверждать, что все выдвинутые мнения о правовом статусе Каспийского моря затрагивают вопрос, является ли Каспий “морем или озером”. Прежде всего, согласно Конвенции ООН по морскому праву 1982 года Каспийское море не является открытым морем. Статус открытого моря должен обеспечивать возможность свободного пользования всем государствам, кроме прибрежных стран (ст. 87) и никакое государство не вправе претендовать на суверенитет на данном участке моря (ст. 89). С другой стороны каждое государство независимо от того, является ли оно прибрежным или не имеющим выхода к морю, имеет право на то, что суда под его флагом плавали в открытом море (ст. 90). Тогда как, правовой режим, применяемый в Каспийском море в течение сотни лет, основан на принципе закрытости Каспийского моря третьим государствам.

Мнение о пограничном озере С точки зрения позитивного международного права озера рассматриваются под общим понятием “водотоков” вместе 21 с реками, каналами и подземными водами . Одним из критериев для определения национального или международного характера водотока является расположение данного 22 водотока на территории одного или нескольких стран . Несудоходные виды использования всех этих водотоков рассматривается под общим правовым режимом. Несудоходные виды использования включают в себя рыболовство и добыча природных ресурсов, сельскохозяйственного и промышленного пользования. С точки зрения разделения вод разделение по географическому аспекту и признание исключительного права в отношении этого раздела является одним из методов, применяемых между государствами. Правило раздела по правовым принципам становится общим правилом по междуна23 родному праву . Так, Конвенция 1997 года устанавливает, что “государства водотока используют в пределах своей соответствующей территории международный водоток справедливым и разумным образом”. (ст. 5).

Мнение о замкнутом море Согласно Конвенции ООН по морскому праву 1982 года замкнутое или полузамкнутое море, “замкнутое или полузамкнутое море” означает залив, бассейн или море, окруженное двумя или более государствами и сообщающееся с другим морем или океаном через узкий проход, или состоящее полностью или главным образом из территориальных морей и исключительных экономических зон двух или более прибрежных государств (ст. 122). Согласно данному определению “замкнутое” или “полузамкнутое” свойство моря определяется сообщением с другим морем или океаном через узкий проход. Если узкий проход существует, море признается “полуза-

62

TARİH BİLİNCİ

МЕЖДУНАРОДНЫЙ СИМПОЗИУМ СЕВЕРНОГО КАВКАЗА

Несмотря на то, что общие правила международного права касательно морей имеет очень богатую историю, нельзя говорить о правилах в отношении озер с такими же общими характеристиками. Если Каспийское море признается озером, предусматривается два различных способа его раздела между прибрежными странами: разделение Каспийского моря на национальные сектора и 24 совместное использование (кондоминиум) . Если принять разделение Каспийского моря на национальные сектора, возникает вопрос, как выполнить подобное разделение. Чаще всего в практике государств 25 применяется метод “средней линии” . В действительности, как в морском праве, достижение соглашения между сторонами по вопросу разделения между прибрежными странами, требующее делимитацию, является приоритетным и наиболее подходящим методом. В практике государств совместное использование встречается очень редко. Решением Международного суда данный статус был установлен в отношении залива Фонсека, но этот залив отличается от Каспийского моря. Залив Фонсека находится под суверенитетом одного государства; между Сальвадором, Гондурасом и Никарагуа возник вопрос о разделении; Суд пришел к выводу, что нет выгоды в разделении целостности залива. В отношении Каспийского моря до возникновения вопроса о статусе присутствовал суверенитет двух государств (СССР и Иран), а в отношении залива Фонсека существовал суверенитет одного государства (Испании), что 26 указывает на различие между двумя обстоятельствами . Применения в отношении Каспийского моря в период Советского Союза показывают, что имело место секторальное разделение между прибрежными республиками по природным ресурсам, рыболовству и судоходству. Наряду с прежними советскими республиками фактическое разделение существовало также и для Ирана, в частности, можно с уверенностью утверждать это с точки зрения добычи нефти. Данное обстоятельство показывает, что прибрежные страны признают Каспия озером; по крайней мере, результатом данного положения явилось разделение с точки зрения государственного 27 суверенитета .

SAYI 19 - 20

обязательства СССР, вытекающие из заключенных им договоров. Россия утверждала, что договора 1921 и 1940 годов действуют, и согласно их положениям, а также на основании того, что Каспийское море является замкнутым водоемом, Конвенция ООН по морскому праву 28 1982 года не может быть применена . Другим мнением России против секторального разделения являлось то, что подобное разделение повредить экологии Каспийского моря. Каспийское море, обладающее неповторимой естественной средой, при разделении столкнется с проблемой загрязнения, и в частности, возникнет отрицательное влияние в сфере рыболовства. Вместе с тем, подписание договора между другими прибрежными государствами в отношении нефтяных резервов и присоединение России в данные договора рассматривался, как 29 изменением позиции . Таким образом, Россия отказалась от своих начальных мнений о совместном использовании Каспийского моря, кроме полосы шириной прибрежных государств в десять миль, а позднее о наличии участка 30 исключительного полномочия шириной в 40-45 миль . Договор, подписанный между Россией и Казахстаном в 1998 году, отражает изменение позиции, связанной разделением, ограничивающимся морским дном. Таким же образом, договор с Азербайджаном 2001 года подтвердил данное мнение. Между этими тремя государствами в 2003 году был подписан договор, который предусмат-ривал разделение на севере Каспийского моря по методу средней линии. Средняя линия с равными длинами, определенная параллельно береговым линиям, привела к разделению 31 Каспийского моря на национальные сектора .

Азербайджан Азербайджан с самого начала настойчиво придержива-лась позиции о разделении Каспийского моря на национальные сектора. Согласно этому мнению Каспийское море должно быть разделено между пятью прибрежными государствами, и государствам должно быть предоставлено исклю32 чительное право в отношении своих секторов . Данное мнение также было включено в Конституцию Азербайджана 1995 года, которая подвергалась существенным изменениям в результате референдума, проведенного в 2002 году. Согласно части II статьи 11 под названием Территория, “Внутренние воды Азербайджанской Республики, принадлежащий Азербайджанской Республике сектор Каспийского моря (озера), воздушное пространство над Азербайджанской Республикой составные части территории Азербайджанской Республ33 ики” . С другой стороны, в тексте статьи термин “море” используется вместе с термином “озеро” в скобках. Данный пример четко отражает положение Азербайджана и наличие проблемы о статусе. Правительство Азербайджана в сентябре 1994 года подписало соглашение с консорциумом из американских и европейских компаний на сумму в 8 миллиардов долла-ров. 34 Данное предприятие, оцениваемое “соглашением века” , в действительности, превратило статус Каспи-йского моря в проблему. С другой стороны парадоксал-ьно- новый договор, подписанный между Азербайджаном и Россией со схожими целями, привело к изменению позиции по вопросу статуса для получения своей доли.

ПОЛОЖЕНИЯ ПРИБРЕЖНЫХ СТРАН Россия После возникновения вопроса о статусе Россия в течение длительного времени утверждала, что Каспий является озером, и обосновала свое положение отсутствием естественного выхода. Соответственно, она требовала совместного использования Каспийского моря. С другой стороны Россия обосновала свое мнение о невозможности разделения Каспийского моря на национальные секторы в рамках договора, подписанного с Ираном. Договор 1940 года действовал до распада Советского Союза, но после его распада согласно Алма-атинской декларации о создании Содружества независимых государств государствачлены Содружества в качестве государств-правопреемников согласились выполнять международные

63

TARİH BİLİNCİ

МЕЖДУНАРОДНЫЙ СИМПОЗИУМ СЕВЕРНОГО КАВКАЗА

Договор, который Азербайджан подписал с Туркменистаном в 1998 году, предусматривал разделение Каспийского моря между двумя государствами по методу средней линии. Вместе с тем, существует проблема разделения в отношении островов Чираг, Кепез и Азери. Туркменистан выдвигал мнение о том, что учитывая полуостров Абшерон, национальный сектор Азербайджана простирается до внутренних частей Каспийского моря; поэтому, при разделении необходимо применить “среднюю линию на равном расстоянии к широте”. Если будет применен данный метод, нефтяные резервы на указанных островах остаются в секторе Туркменистана и 35 превращаются в предмет разногласий . Двусторонние договора Азербайджана, подписанные с Россией и Казахстаном, и трехсторонний договор, подписанный в 2003 году, свидетельствует достижения соглашения между государствами по вопросу разделения и распространении позиции Азербайджана и на другие государства.

SAYI 19 - 20

Казахстаном и Азербайджаном, и выдвигает мнение, что статус можно определить только общим согласованием пяти прибрежных государств. Хотя Туркменистан и Иран в 2003 году подписали договор о разделении южной части Каспийского моря, не ясны способы применения указанных принципов и правил международное право и Конвенции ООН по морскому праву в 39 отношении разделения .

Иран Иран всегда выступал против разделения Каспийского моря на национальные сектора; в начале придерживался позиции, схожей с позицией России. По мнению Ирана, Каспийское море является озером и должно быть совместно использовано пятью прибрежными государствами. После подписания русско-казахского договора 1998 года, который привел к изменению позиции России и содержал положение о разделении морского дна, она протестовала этих государств на уровне ООН40. В данном протесте Иран заявила, что Каспийское море не может быть разделено без общего согласия пяти прибрежных государств. Она также заявляла, что приб-режные страны обязаны применять договора 1921 и 1940 годов, 41 подписанные в период СССР . Общие приме-нения России, Азербайджана и Казахстана по вопросу разделения, а также позиция Туркменистана по данному вопросу не близки к мнению Ирана, и поэтому Иран осталась в одиночке в своей позиции по поводу статуса. С другой стороны, наблюдается, что Иран в существенной мере отдалилась от позиции двустороннего разделения в рамках соглашений, подписанных в период СССР. Важнейшей причиной невозможности достижения определенного результата о правовом статусе в результате последних дипломатических встреч является чрезмерное 42 настойчивость и упорство Ирана в своей позиции .

Казахстан С самого начала Казахстан рассматривал Каспий внутренним морем и требовал применения положений Конвенции ООН по морскому праву 1982 года. Основной подход Казахстана о статусе показывает, что она признает позицию Азербайджана. Тем не менее, придерживается мнения, что вместо полного разделения Каспийского моря на национальные сектора необходимо разделить морское дно, а водная масса и поверхность, кроме зоны исключительных полномочий, должны быть 36 открыты для общего использования . Договор, подписанный с Россией в 1998 году, подтверждает данное мнение. Казахстан подписал схожий договор и с Азербайджаном в 2001 году. В договор 2003 года сделал 37 данное разделение трехсторонним .

Туркменистан

ПОПЫТКИ ПРИБРЕЖНЫХ СТРАН НАЙТИ РЕШЕНИЕ

Возможно Туркменистан государство с наиболее нечеткой позицией в отношении вопроса о статусе Каспийского моря. Данная неопределенность и неоднозначный подход может быть связана с тем, что Туркменистан имеет статус постоянного нейтралитета. В начале Туркменистан принял позицию, схожую с позицией России и заявляла, что эксплуатация природных ресурсов в Каспийском море должна быть осуществлена согласно договорам 1921 и 1940 годов. Она утверждает, что острова Чираг, Кепез и Азери находятся под ее суверенитетом. С другой стороны, признает совместное использование Каспийского моря, кроме 45-мильной зоны 38 исключительных полномочий прибрежных стран . Позже Туркменистан изменил свою позицию, и утверждала, что Каспийское море должно быть разделено на национальные сектора и каждое государство вправе использовать исключительное полномочие на этих секторах. Хотя по договору, подписанному 1998 года с Азербайджаном, согласуется с разделением по методу средней линии, у сторон возникло разногласие по поводу способа данного разделения. Туркменистан выступает против договора, подписанного между Россией,

Хотя до сегодняшнего дня прибрежные страны не смогли достичь определенного результата по вопросу о статусе, были сделаны важные шаги в связи с правовым режимом, применяемым в Каспийском море. С другой стороны, периодическая работа, проводимая Специальной рабочей 43 группой, созданной между сторонами , и дипломатия сам44 митов на уровне глав государств дает надежду скорейшего разрешения данного вопроса. На 10-м собрании Специальной рабочей группой, прове денном в июне 2003 года, стороны пришли к соглашению о необходимости заключения договора о защите окружающей среды Каспийского моря, и в том же году был подписан договор по данному вопросу. Данный договор является международным договором, подписанным пятью прибрежными государствами, и поэтому имеет особое 45 значение . На саммите глав государств, проведенном в ноябре 2010 года, было подписано соглашение о безопасности Каспийского моря. Согласно данному соглашению прибрежные страны осуществят совместную борьбу против терроризма и контрабанды наркотиков в регионе.

64

TARİH BİLİNCİ

МЕЖДУНАРОДНЫЙ СИМПОЗИУМ СЕВЕРНОГО КАВКАЗА

SAYI 19 - 20

На сегодняшний день в международном праве кроме воли отдельных государств можно говорить об определенных правилах, обязательных для международного сообщества, как единое целое. Контрабанда наркотиков, торговля людьми, правила охраны окружающей среды являются общепризнанными проблемами, имеющими подобный характер. С точки зрения правового режима, формируемого в Каспийском море, стороны не могут действовать против этой общей тенденции развития международного права. Потому что, указанные правила имеют эффективность в отношении всех государств (erga omnes); и отсутствует возможность иного регулирования. Заключение договоров, отражающих общую волю сторон по таким вопросам в отношении Каспийского моря, как защита окружающей среды и безопасность, на самом деле в существенной мере способствует формирования правового режима. Хотя вопрос о статусе используется в качестве щита, основной предмет разногласий связан с определением границ государственного суверенитета прибрежных стран. Тенденция, позволяющая прибрежным государствам расширять суверенные права в отношении морских зон, более чем очевидно действует в отношении Каспийского моря. Поэтому, окончательное решение возможно только при четком определении границ государственного суверенитета в отношении всего Каспийского моря.

ЗАКЛЮЧЕНИЕ Выдвигаемые мнения, направленные на определения правового статуса Каспийского моря, в частности, дискуссии о море-озере не способствуют решению данного вопроса, и служат основным фактором, замедляющим разработку решения. Потому что, вопрос в Каспийском море, в действительности, не является вопросом о статусе. В случае признания Каспийского моря озером или морем; общие правила международного права являются недостаточными для определения суверенных прав прибрежных государств и ограничения этих прав. Тогда как, определение статуса в системах внутреннего права по какому-либо вопросу дает более четкие результаты. Например, в праве гражданства определение человека, проживающего в определенном государстве, гражданином или иностранцем устанавливает статус этого человека и можно определить все правила, которым он подчиняется согласно действующему законодательству. Хотя согласно Конвенции ООН по морскому праву 1982 года приняты некоторые критерии ограничения многих морских зон, прежде всего, требуется заключения договора между соответствующими сторонами. Поэтому, прежде, чем определить, является ли Каспийское море озером или морем, необходимо и обязательно формировать правовой режим на основании договоров, подписанных всеми прибрежными странами. ПРИМЕЧАНИЯ 1) Каспийское море расположено между 36º 34´ и 47º 13´ северными широтами и 44º 18΄ и 52º 24΄долготами. Протяженность по северо-южному направлению составляет около 1.200 км; а ширина составляет в среднем 300 км; наименьшая ширина составляет 180 км, а наибольшая около 500 км. Каспийское море 2,5 раза больше Великих озёр в Северной Америке; и 700 раз больше озера Леман. Его площадь составляет около 400.000 км² (NAZEMI, Mehrdad; La Mer Caspienne et le Droit International: Contribution à l'étude de sa situation juridique au carrefour des frontières, Thèse de Doctorat, Université de Paris I Пантеон / Сорбонна, Париж 2001, с. 16-17. Сравнительные географические данные о Каспийском море см. АЛЛОНСИУС, David; Le Régime Juridique de la Mer Caspienne Problèmes Actuels de Droit International Public, L.G.D.J., Париж 1997; с. 1-2; ЧОЛАКОГЛУ, Селчук; “Вопрос о статусе Каспийского моря в международном праве”, AÜSBFD, Т. 53, № 1-4 [1998], с. 107; АБДУЛЛАЕВ, Джавид; “Статус Каспийского моря и вопрос об использовании природных ресурсов в рамках международного права”, AÜHFD, Т. 48, № 1-2 [1999], с. 256-257). 2) В источниках на турецком языке широко используется “Каспийское море”. Данное выражение более четко используется во французских книгах (La Mer Caspienne). Иранцы хотя, в общем, применяют слово “море”, используют различные называния Каспийского моря: Darya-ye Khazars, Darya-ye Mazandaran и Derya-ye Chomal (DJALILI, Mohammed-Reza; “Mer Caspienne: perspectives iraniennes”, Cahiers d'Etudes sur la Méditerranée Orientale et le Monde Turco-Iranien, No: 23 [1997], URL: http://cemoti.revues.org/116 (9.6.2011), пар. 1. 3) КУЛЛЕН, Роберт; “Падение и подъем Каспийского моря”; Национальное географическое общество Турция, №10 [февраль 2002], с. 129; АБДУЛЛАЕВ, с. 259. 4) ЧОЛАКОГЛУ, с. 107. 5) РОМАНО, Cesare P. R.; “La Caspienne: un flou juridique, source de conflits”, Cahiers d'Etudes sur la Méditerranée Orientale et le Monde Turco-Iranien, No: 23 [1997], URL: http://cemoti.revues.org/112 (9.6.2011), пар. 4. 6) РОМАНО, пар. 5-6. 7) Дата Туркменчайского договора в некоторых источниках указывается 10 февраля 1828 года (см. ЧОЛАКОГЛУ, с. 108; АБДУЛЛАЕВ, с. 270; ТЕРЗИОГЛУ, Сюлейман Сырры; “Правовое мнение прибрежных стран о статусе Каспийского моря, Среднеазиатские и кавказские исследования [OAKA], Т. 3, №5 [2008], с. 27). По нашему мнению, причиной указания различных дат этого и других договоров является 10-13дневняя разница между юлианским и григорианским календарями. 8) РОМАНО, пар. 7. 9) РОМАНО, пар. 8-10. 10) АБДУЛЛАЕВ, с. 270. 11) АБДУЛЛАЕВ, c. 270-271; ТЕРЗИОГЛУ, c. 28. 12) ТЕРЗИОГЛУ, c. 28. 13) РОМАНО, пар. 12. 14) ТЕРЗИОГЛУ, c. 28. 15) ЧОЛАКОГЛУ, c. 109, 115; АБДУЛЛАЕВ, c. 271. 16) ТЕРЗИОГЛУ, c. 28-29. 17) ТЕРЗИОГЛУ, c. 30. 18) ТЕРЗИОГЛУ, c. 30. 19) ТЕРЗИОГЛУ, c. 32. 20) Конвенция ООН по морскому праву 1982 года подписана Ираном и Россией, но только Россия стала стороной Конвенции 12 марта 1997 года путем присоединения. См. http://treaties.un.org (9.6.2011).

21) Конвенция о праве несудоходных видов использования международных водотоков [1997] дает следующее определение водотоку: “Система поверхностных и грунтовых вод, составляющих в силу своей физической взаимосвязи единое целое и обычно имеющих общее окончание”. А международный водоток, означает “водоток, части которого находятся в различных государствах ” (ст. 2). Текст Конвенции см. БОЗКУРТ, Энвер; Законодательство Турции по международному праву, 5-е издание, Издательство Asil Yayın Dağıtım, Анкара 2011, c. 260-276. 22) ПАЗАРДЖЫ, Хюсейин; Уроки по международному праву, II-я книга, 4-е издание, Издательство Turhan, Анкара 1996, c. 243-244. 23) ПАЗАРДЖЫ, c. 251-252, 258-259. 24) АЛЛОНСИУС, c. 75; ЧОЛАКОГЛУ, c. 108; АБДУЛЛАЕВ, c. 268; ТЕРЗИОГЛУ, c. 34-35. 25) Великие Озера, расположенные между США и Канадой, озеро Леман между Швейцарией и Францией, озеро Чад между Нигерией, Нигером, Чадом и Камеруном, озеро Малави между Малави и Мозамбиком, озеро Виктория между Кенией, Танзанией и Угандой были разделены по методу “средней линии” (ЧОЛАКОГЛУ, c. 117; АБДУЛЛАЕВ, c. 269). 26) ЧОЛАКОГЛУ, c. 116-117; АБДУЛЛАЕВ, c. 268-269; ТЕРЗИОГЛУ, c. 35. 27) ЧОЛАКОГЛУ, c. 115-116. 28) ТЕРЗИОГЛУ, c. 36. 29) АБДУЛЛАЕВ, c. 274. 30) ЧОЛАКОГЛУ, c. 110. 31) ТЕРЗИОГЛУ, c. 37. 32) ЧОЛАКОГЛУ, c. 109; ТЕРЗИОГЛУ, c. 37. 33) Во время опубликования проекта Конституции Россия протестовала против этой статьи (АБДУЛЛАЕВ, c. 275, дп. 59). В референдуме 2002 года статья 11 Конституции Азербайджана не была изменена. Оригинальный текст Конституции Азербайджана см. http://president.az/azerbaijan/constitution/ (9.6.2011); перевод на турецкий язык см. А Л Е С К Е РЛ И , А л е с к е р ( Х а з . ) , " Ко н с т и т у ц и я А з е р б а й д ж а н а " , www.anayasa.gen.tr/azerbaycan-aleskerli.htm; (9.6.2011). 34) ЧОЛАКОГЛУ, c. 108; АБДУЛЛАЕВ, c. 262. 35) ТЕРЗИОГЛУ, c. 38. 36) ЧОЛАКОГЛУ, c. 111; АБДУЛЛАЕВ, c. 278-279. 37) ТЕРЗИОГЛУ, c. 38-39. 38) ЧОЛАКОГЛУ; с. 112; ТЕРЗИОГЛУ, c. 41-42. 39) ТЕРЗИОГЛУ, c. 42. 40) BM tarafından yayımlanan belgeler çerçevesinde прибрежные страныin görüşlerini ele ala bir çalışma için см. TAVERNIER, Paul; “Le Statut Juridique de la Mer Caspienne: Mer ou Lac? La pratipue des États vue à travers les documents publiés par les Nations Unies”, http://www.ridi.org/adi/199910a.1.htm (31.5.2011). 41) ЧОЛАКОГЛУ, c. 112; АБДУЛЛАЕВ, c. 277-278; ТЕРЗИОГЛУ, c. 40. 42) ERTAN, Fikret; Каспийское море Zirvesi'ne Doğru, Zaman, 08.11.2010. 43) Özel Çalışma Grubu Nisan 2011'de 28. Toplantısını yapmış; bir sonraki toplantının Temmuz 2011'de yapılması kararlaştırılmıştır. 44) Каспийское мореa прибрежные страныin Devlet Başkanları Zirvesinin ilki 2002 yılında yapılmış olup; dördüncüsü 2011 yılı sonunda gerçekleştirilecektir. 45) ТЕРЗИОГЛУ, c. 32.

65

TARİH BİLİNCİ

SAYI 19 - 20

ULUSLARARASI KUZEY KAFKASYA SEMPOZYUMU

1917 DEVRİMİ DÖNEMİNDE KUZEY KAFKASYALI AHMET TSALİKOV'UN RUSYA MÜSLÜMANLARI ARASINDA OYNADIĞI ÖNEMLİ ROL Prof. Dr. Nadir Devlet İstanbul Ticaret Üniversitesi

Ahmet Salih(ov) [Tsalikov veya Tsalık-katı] (1882-1928) Müslüman Osetin. Menşevik politikacı ve hukukçudur. 1914'te I. DünyaSavaşı patlak verince Müslümanlar hareketine katıldı.1915-1916 yıllarında Ayaz İshaki'nin Moskova'da çıkardığı Süz (Söz) gazetesinde makaleleri basıldı. Böylece bilhassa Tatarlarla ilişkiye girmiş oldu. Bu ilişkilerin sonucu 4. Devlet Duma'sı üyeleri tarafından Petrograd'da (St. Petersburg) kurulan Büronun üyesi oldu ve burada aktif çalıştı. 20 Şubat (5 Mart)-3 (16) Haziran 1907 tarihleri arasında kısa süre yaşadı. Ancak buna daha fazla sayıda (37) Müslüman milletvekili sokulabilmişti. Bu Duma da çar tarafından aşırı bulunarak dağıtılınca, yeni seçim kanunu Müslüman milletvekili adaylarına büyük engeller çıkardı. Neticede ancak Rusya'nın Avrupa kısmında 10 Türk milletvekili III. Duma'ya katılabildi; bunların 7'si Kazan Tatarı idi. Bu 1907 ile 1912 yılları arasında beş yıllık süresini doldurdu, ancak Müslüman milletvekilleri sayılarının azlığı onların etkili olmasını engelledi. IV. Devlet Duma'sında durum Müslüman milletvekililer yönünden daha da acı oldu ve ancak 6 kişi parlamentoya seçilebildi.Seçilen isimler şunlardı:

Tsalikov nerede doğdu, nerede yaşadı ve eğitim aldı? Çarlık Rusya'sı nasıl bir ülkeydi? Bu sorulara cevap vermeden onun yaptıklarını ve Rusya Müslümanlarına katkılarını anlamak zor olacaktır. Çarlık Rusya'sı o dönemde 125 milyonluk bir nüfusa sahipti ve Ruslar ancak toplam nüfusun % 44,5'ini teşkil ediyorlardı. Slav soyundan, yani Ruslarla aynı Slav etnik grubuna dâhil Ukraynalılar, Beloruslar, Polonyalılar vardı. Bunların dışında Fin-Ugor halkları Fin, Eston, Mordva, Udmurt, Mariler; Baltık ulusları Leton, Litvanlar;Yahudi, Moldovyalı, Gürcü ve Ermeniler; Moğol halkları Kalmuk ve Buryatlar; Türk halkları Tatar, Başkurt, Çuvaş, Karaçay, Balkar, Nogay, Azeri, Özbek, Kazak, Kırgız veTürkmenler; Kuzey Kafkasya halkları Adige, Abhaz, Kabarda, Osetin, Çeçen, İnguş, Avar ve Lezgi ve benzerleri mevcuttu. Rusya'daki Türk ve Müslüman nüfus genel nüfusun % 15 civarında olup, 17-18 milyondu. Ancak Müslümanlar tek bir bölgede olmayıp birbirinden oldukça uzak dört-beş bölgede yaşıyorlardı. Bunlar Rusya'nın Avrupa kısmındaki İdil-Ural ve Kırım, Kuzey veGüney Kafkasya,OrtaAsya veSibirya idi.

AHTEMOV

IbnEminEbusud

Ufa

BAYTERYAK Abdüllatif Ufa DALGAT

Muhammed

MINNIALIYEV Minihaceddin

Çarlık Rusya'sı ilki 1905'te, ikincisi 1917 Şubatında ve sonuncusu 1917 Ekim Devrimleri ve Birinci Dünya Savaşının neticeleri sonucu yıkıldı. İlk devrimle Rusya mutlak monarşiden meşruti monarşiye geçmek zorunda kalmıştı. Bu da Ruslar kadar azınlıklara da kültürel ve siyasi faaliyet yapma zeminini hazırladı. Bir yandan Rusya Müslümanları kendi siyasi toplantıları, basın-yayınları ile şuurlanmaya çalışırken, diğer yandan Çar Nikola II.'nin açmış olduğu meşruti meclis Devlet Duma'sına da kendi temsilcilerini sokma başarısını göstermişlerdi. Ancak İttifak Partisi gereğince teşkilatlandırılamadıkları için bazı Rus partileri, başta Kadet (Anayasacı Demokratlar) ile işbirliği yapmak zorunda kalmışlardı. İlk Duma Müslümanların çok sayıda milletvekili sokabildikleri meclis oldu. Ancak 27 Nisan (10 Mayıs) ile 8 (21) Temmuz 1906 tarihleri arasında çok kısa ömürlü olması gibi büyük bir mahzur taşıyordu. I. Devlet Duma'sına seçilen 524 milletvekilin 25'ini Müslümanlar ve bunların 12'sini deTatarlar teşkil etti. II. Devlet Duma'sı da

Dağıstan Samara

TEFKILEV

KutluMuhammed Ufa (I.II.ve III.Duma üyesi)

CAFEROV

MamedYusuf

Bakü

Bu altı kişi dahi kendi çaplarında iki önemli organizasyonu gerçekleştirdiler. İlki "Rusya Müslümanlarının IV. Kurultayı" ise ikincisi de 1917'de gerçekleştirilen "Rusya Müslümanları Genel Kurultayı" idi. Kısacası, Rusya Müslümanları 1917 Şubat ihtilâline girerken az sayıda da olsa siyasi bir kadroya kavuşmuştu. Ancak bu yeterli olacak mıydı, ileride göreceğiz. Aslında rejimin yıkılmasında en büyük etkeni Birinci DünyaSavaşının sonuçları oldu. 1914 yılı Birinci Dünya Savaşı patlak vermeden önce Avrasya'da ekserisi kraliyet veya imparatorluk olan 20 devlet mevcuttu (Norveç, İsveç, Danimarka, Hollanda, Belçika, İsviçre, Fransa, Büyük Britanya, İspanya, Portekiz, Almanya, Avusturya- Macaristan, İtalya, Arnavutluk, Sırbistan, Romanya, Bulgaristan,Yunanistan, Rusya ve Osmanlı). Bunlardan on birinin (Britanya, Fransa, Portekiz, İtalya, Almanya, İspanya, Hollanda, Danimarka, Belçika Rusya ve Osmanlı imparatorluğunun) sömürgeleri bulunuyordu.

66

TARİH BİLİNCİ

ULUSLARARASI KUZEY KAFKASYA SEMPOZYUMU

SAYI 19 - 20

başında geliyordu. Dolayısıyla da Moskova'ya gelen delegelerin çoğu onu en azından ismen biliyorlardı. Bu yüzden de, aralarında Kazan Tatarı, Kırım Tatarı, Azeri ve Kazakların bulunduğu 12 kişilik prezidyuma (riyaset divanına) seçilmesine şaşmamak gerek. Tsalikov 'un dışında kalan üyelerin yedisi Kazan Tatarı, biri Kırım Tatarı, biri Azeri, biri Kazak idi. Çünkü kurultay her ne kadar Müslüman kurultayı adı ile toplanmışsa da ezici çoğunlukTürkî delegelerde idi.

Avusturya-Macaristan, Rusya ile Osmanlı imparatorluklarının sömürgeleri kendi ülkelerinin uzantısında ise diğerleriGüneyAmerika, Asya veyaAfrika kıtalarında, yani ülkelerinden uzak, deniz aşırı bölgelerde idi. Diğer bir ifade ile bu on bir monarşinin tebaası arasında kendi soylarından, kültür çevrelerinden, hatta dinlerinden olmayan değişik uluslar bulunuyordu. Birinci Dünya Savaşı o güne kadarki savaşların en kanlısı oldu. 70 milyon asker silâh altındaydı ve savaş sonunda 9 milyon asker öldü. Sivil kayıpların sayısını tam olarak bilmiyoruz. İtilaf (anlaşma) güçlerini teşkil eden Almanya, Avusturya-Macaristan, Osmanlı, Bulgaristan (1915) ve İttifak (bağlaşma) devletleri Britanya, Rusya, Fransa ve İtalya (1916), ABD'ye (1918) karşı savaştılar ve savaşı kaybettiler. İtilaf güçlerinin savaşı kaybetmesi aslında şaşılacak bir şey değildi. İtilaf devletleri savaş için 60 milyarAmerikan doları harcamışken, İttifak devletleri nerdeyse iki misli masraf yapmışlardı. Osmanlı Devleti ise topu topu 1,5 milyar dolar harcamıştı ki, bu çok az bir miktardı.2 Dolayısıyla Osmanlı ancak Almanya'nın maddi desteği ile savaşa bilmişti. Parayı veren Almanlar doğal olarak Osmanlı Genelkurmayına da müdahale etmişlerdi. Diğer bir ifade ile maddi gücü olmadan bu savaşa katılmak maceradan başka bir şey değildi. Zaten bu hesap bilmezlik Osmanlının da sonunu getirdi.

Heyecanın ve beklentilerin had safhada olduğu bu kurultay Moskova'da Azeri zenginlerinden Şemsi Asadulla(yev)'in Müslümanlara hediye ettiği mükemmel binada "Rusya Müslümanları Geçici Merkez Bürosu” başkanı Kafkasyalı Ahmet Salih(ov)'un [Tsalikov] başkanlığında çalışmalarına başladı. Kur'an okunduktan sonra açılış konuşmasını tanınmış din âlimi MusaCarullah Bigi yaptı. Tsalikov kurultayda 1) Rusya desentral (adem-i merkeziyet), demokratik parlamenter bir cumhuriyet olmalı ve 2) Rusya Müslümanlarının ulusal kültürel özerklikleri anayasada garanti edilmelidir, fikrini savundu. Kurultayda gösterdiği performans dolaysıyla da kurultaya katılanlar onu çok takdir etmişlerdi. Kurultay'da konuşmalar genelde her Türk boyunun kendi dilinde yapılmışsa da, Rusça da yapılan konuşmalar oldu. Ancak kurultayın stenografik notlarında bu huşu belirtilmemişti. Ahmed Tsalikov'un konuşmalarını Rusça mı veya Tatarca mı yaptığı hakkında elimizde kesin bir bilgi yok. Osetince yapsaydı hemen hiç kimse anlayamayacaktı. Bu iki dilden birinde yapmış olması kuvvetle muhtemeldir. Tatarca bilip bilmemesi konusunda da kesin bir şey söyleyemiyoruz. Ancak 1915-1916 yıllarında Moskova'da tanınmış Tatar yazarı Ayaz İshaki'nin Süz gazetesinde makalelerinin yayınlanması onun bu dili bildiği intibaını veriyor.

Kısacası Birinci Dünya Savaşı Rusya Çarlığının, Almanya, Avusturya-Macaristan ve Osmanlı İmparatorluklarının rejimlerinin ortadan kalkmasına, bu ülkelerin büyük yüz ölçümler kaybetmelerine, yüksek savaş tazminatı ödemelerine neden oldu. Üstelik tümünde rejimler değişti, Rusya' da sosyalist (RSFSR) ve diğerlerinde cumhuriyet yönetimleri kuruldu.

RUSYA MÜSLÜMANLARI GENEL KURULTAYI 1-11 (14-25) Mayıs 1917 (Moskova)

11 gün süren kurultayın sonucunda Rusya'da Kurucu Melis kurulana kadar Müslüman uluslarının birlikte hareket etmelerini koordine etmek için Milli Şura veya Rusya Müslümanlarının Şurası adıyla bir icra organı seçilmesine karar verildi. Rusya'nın Avrupa kısmında seçilen on kişi arasında Ahmed Tsalikov vardı ve o on kişi arasında ilk yeri almıştı. Başka bir Kuzey Kafkasyalı Avar Zahid Şamil ise dördüncü sıradaydı. Diğer bölgelerdeTürkistan, Kazakis-tan ve Kırım geçici üyelerini seçmişler, Litvanya ve Kafkasya temsilcileri geçici de olsa Milli Şura'ya herhangi bir delege vermemişlerdi. Aslında bu Müslümanlar arasında çatlakların ilk gösterisiydi. Zaten değişik bölgelerden gelen 900 kişiyi tek bir fikir ve görüş etrafında toplamak mümkün bir şey değildi.Ayrıca MilliŞura'nın kanuni yaptırım gücü de yoktu.

Şubat 1917 ihtilalinden sonra Geçici Hükümetin her çeşit siyasi toplantılara izin vermesi üzerine Devlet Duma'sındaki "Müslüman Fraksiyonu"nun inisiyatifi ile iki ay gibi kısa bir sürede olağanüstü bir kongre için gerekli zemin hazırlanmıştı. Rusya'nın her köşesinde, her kesimden 450 civarında delege davet edilmiş olmasına rağmen, talebin fazlalığı dolayısıyla bu delege sayısı iki misli artmış ve açılışta 980 delege olduğu tespit edilmişti. Kurultayın en ilginç yanlarından birini de delegelerin arasında hanımların, dönemine göre çok sayıda olmaları teşkil ediyordu. Üyelerin 112'sinin kadın olması onların aynı zamanda iyi organize olduklarının bir göstergesi idi. Tatarlar arasında Ahmet Salih(ov) diye bilinen Tsalikov bu işi becerenlerin

67

TARİH BİLİNCİ

ULUSLARARASI KUZEY KAFKASYA SEMPOZYUMU

Moskova kurultayında alınan karar mucibince 21-31 Temmuz 1917'de Kazan'da toplanan 2. Rusya Müslümanları Genel Kurultayı toplandı. Tsalikov burada da riyaset divanına seçildi. O merkezle, yani Petrograd ile ilişkinin önemini vurgulayınca, bu teması sağlamak için seçilen üç kişilik delegasyonda da yer aldı. 8 (21) Ağustos 1917'de Petrograd'da Geçici Hükümet Başkan yardımcısı Nekrosov ile görüştü. Eylül ayında ise Rusya azıklıklarının Demokratik Konferansına Milli Şura ve Müslüman Devrimci Demokratlar adına katıldı. Bu konferans Ukrain, Belorus, Gürcü, Ermeni, Yahudi, Kuzey Kafkas ve Polonya temsilcileri katılmıştı. O tarihlerde Polonya Rusya hâkimiyeti altındaydı.

SAYI 19 - 20

daha da zorlaştırmamak için taleplerini geciktireceklerini, ancak bunun taleplerinden tamamen vazgeçecekleri anlamına gelmeyeceğini belirtti. Bunun dışında Müslümanların Rus demokrasisine itimatları kalmadığı için acilen bir “Müslüman Meselleri Devlet Sekreterliği” kurulması talebinde bulundu. Bu konferansın neticesinde Tsalikov'un yukarda talep ettiği gibi bir kurul hükümet nezdinde kuruldu. Onun adı da “Milletler Departementi (Şube)” oldu 3 ve üyeliklerinin çoğu azınlıklar eline geçti. Daha sonra 1917 Ekim Devrimi gerçekleşince Tsalikov Milli Şura adına Stalin ile de görüştü. Ancak 22 Mayıs 1918'de Milli Şura Rusya Sosyalist Federatif Sovyet Cumhuriyeti Uluslar Halk Komiserliği talimatı ile dağıtılınca, Osetya'ya, yani Kuzey Kafkasya'ya döndü. Çünkü yapılacak bir şey kalmamıştı. İktidar yavaş yavaş Bolşeviklerin eline geçiyordu ve onlar Rusya'da demokratik bir rejim öngörmüyorlardı.

Rusya Müslüman demokrasisi adına kürsüye çıkan MilliŞura üyesi Tsalikov'un konuşması toplantıdaki en dikkati çeken konuşmalardan biri oldu. O, Tarım Bakanı Çernov'un Sosyalist olmasına rağmen tarım konusunun gayr-ı Rus kavimler aleyhine çözülmüş olduğuna işaret etti.Tsalikov'un iddiasına göre, Stavropol guberniyasında (eyalet) uygulanacak toprak reformunun yerli toprak sahiplerinin arazilerinin kaybın yol açacaktı. Türkistan Genel Valiliğinde de durum daha iyi olmayacaktı. Tsalikov ayrıca Semireçiye (bugünkü Kazakistan) bölgesi ile Hive Hanlığında (bugünkü Özbekistan) bütün ricalara rağmen Rus hükümetinin durumu düzeltmek için hiçbir tedbir almamasının, iddiaların tersine Rusların Müslümanlara hala aşağı bir millet olarak baktıklarının bir göstergesi olduğun belirtti. O, ayrıca Zaysan' Kırgızların,Vladikafkas'ta Kafkasyalı dağ halklarının Ruslar tarafından kurşuna dizildiklerine işaretle, devrimci demokratik fikirleri bildirmenin yeterli olmadığını, insanların birbirlerini kardeş olarak kabul edebilmeleri için kültürel tedbirler alınması gerektiğini savundu.Tsalikov ayrıca Kurucu Meclis açılana kadar Rusya Müslümanlarının durumu

Temmuz 1918'de Vladikavkaz şehrinde gerçekleştirilen Kafkasya Halklarının 4. Kurultayına bugünkü KabardinBalkar Özerk Cumhuriyetindeki Tersk Halk Şurası Osetin fraksiyonu üyesi olarak katıldı. 1918'de Tiflis'te kurulan Kaf4 kas Dağlıları Meclisinin başkanlığına seçildi. Yani Tasalikov burada da beceri ve kabiliyetini göstermişti. 1919 yılında Meclis üyeleri ile birlikte Dağıstan dağlılarının Ak Ordu komutanı Denikin'e karşı ayaklanmalarını düzenlemek üzere Dağıstan'a gitti. Ekim 1919'da Denikin'e karşı kurulan Dağıstan Savunma Şurası üyesi oldu. Ancak Şubat 1921'de Kızıl Ordu Dağıstan'ı işgal edince henüz kırk yaşına ulaşmamış Tsalikov bir hayli devrimci, milliyetçi ve Bolşevikler direnenler gibi Türkiye'ye kaçma başarısını gösterdi. Aksi takdirde bir hayli meslektaşının başına gelen acı sona o da uğrayacaktı. Ancak Türkiye'deki ömrü de uzun olmadı, 46 5 gibi çok genç bir yaşta vefat etti.

1) Bu makale Nadir Devlet'in Millet ile Sovyet Arasında (İstanbul: Başlık Yayın. 2011) adlı eserinden yararlanılarak hazırlandı. 2) R. Overy, CollinsAtlas of 20th Century History (London: Collins Books 2005), s. 28. 3) N. Devlet,1917 Ekim İhtilali ve Türk-Tatar Millet Meclisi, (İstanbul: Ötüken Neşriyat 1998), s. 139-140

4) Mevlut Koçak, "Türkçe Yayınlarda (1917-1920) Kuzey Kafkasya'daki Siyasî Faaliyetler ve Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti", (According to Turkish Sources the Political Movement in Northern Caucasus and N.C. Republic) Marmara Üniversitesi, TürkiyatAraştırmaları Enstitüsü, yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi , (İstanbul 1995) 5) http://www.peoples.ru/state/statesmen/ahmed_tsalikov/

68

TARİH BİLİNCİ

SAYI 19 - 20

INTERNATIONAL SYMPOSIUM OF NORTH CAUCASUS

The important role of Northern Caucasian Ahmet Tsalikov among the Russian Moslems Prof. Dr. Nadir Devlet during the 1917 Revolution Istanbul Commerce University

Ahmet Salih(ov) [Tsalikov veya Tsalık-katı] (1882-1928) is a Moslem Osetin, Menshevik politician and lawyer. When the World War I began in 1914, he joined to the Moslem movement. In 1915-1916, his articles were published in newspaper SUZ published byAyaz İshaki in Moscow. So, he had been in touch especially with the Tatars. As a result of these relations, he became the member of the bureau formed by the 4thState Duma members in Petrograd (St.Petersburg) and worked there actively. Where was Tsalikov born, where did he live and what education did he take? How was the Csarist Russia? It would be difficult to understand the thing he did and his contrubiotuns to the Russian Moslems without answering these questions.

rate with exclusively Kadet (Constitutionalist Democrats). First Duma was an assembly in which the Moslems were represented by more people. But it had a very short life between the 27 April (10 MAY) and 8 Juely (21) 1906. Of all the 524 Parliamentarians chosen fort he first State Duma, 25 people were Moslem and 12 of them were Tatars. State Duma had also a short life span beginning from 20 February (5 MARCH) and 3(16) June 1907. But there were more Moslem parliamentarians in this assembly. When this new Duma was dispatched after being considered as extremist by the Csar, the new election law brought big barriers ont he way of the Moslem candidates of parliament.As a result, only 10Turkish parliamentarians from the European part of Russia could join the 3rd Duma, 7 of them were Kazan Tatars. These parliamentarians ended their 5 year tenure between 1907-1912, but the lack of Moslem Parliaments limited their efficiency in representation. In the 4th State Duma, the situation wa far more worse, only 6 people could be elected. The elected people were:

Csarist Russia was then a country with 125 million population and the Russians were only the % 44.5 of the total population. There were Ukrainaians, Belarussians and the Polish that were in the same origin with the Slavic Russians. Apart from these, there were Fin Ugor people, Fin,Estons, Mordvas, Udmurts, Maris; Baltic nations such as Latvians and Lithuans; Jews, Moldovans,Goegians and Armenians; Mongol people such as Kalmyk and Buriats;Turkish people such asTatars, Bashkurds,Çuvaş, Karachays Balkar, Nogay, Azer,, Uzbek, Kazak, Kyrgiz and Turkmens; Northern Caucasus people such as: Adyge, Abhaz, Kabarda, Balkar, Osetin, Chechen, Ingush, Avar and Lezghis etc.Turkish and Moslem population in Russia was around % 15 of the whole population and comprised of 17-18 million people. But the Moslems were not living in only one geographical region but live in 4-5 different regions which were miles away from each other. These regions were Idil-Ural in the European part of Russia, Crimea, Northern and Southern Caucasus, CentralAsia anSiberia. Csarist Russia was destroyed with the October Revolutions happened in first 1905, then in February 1917 an lastly October 1917 and the results of the World War I. With the first revolution Russia had to change absolute monarchy to the constitutional monarchy. And this provided the ethnic minorities some cultural and political activity grounds. On he one hand, Russian Moslems were trying t be informed and aware through the political meetings and publications of themselves, on the other hand they were trying hard to represent themselves in the State Duma founded by Csa Nikolay II. However, as the Alliance Party was not successfully organised, some Russian parties had to coope-

AHTEMOV

IbnEminEbusud

Ufa

BAYTERYAK

Abdüllatif

Ufa

DALGAT

Muhammed

Dağıstan

MINNIALIYEV Minihaceddin

Samara

TEFKILEV

KutluMuhammed

Ufa (I.II.ve III.Duma üyesi)

CAFEROV

MamedYusuf

Bakü

Even only these 6 people managed to launch two important organizations. The first one was “ 4th Congress of Russia Moslems” and the second was “ General Council of Russia Moslems” held up in 1917. Shortly, Russian Moslems were able to reach a political cadre in the process of 1917 February revolution although their numbers were not significant. But would it be sufficient, we will see later. Indeed, the most important reason of the collapse of the regime was the result of theWorldWar I.

69

TARİH BİLİNCİ

INTERNATIONAL SYMPOSIUM OF NORTH CAUCASUS

Before the starting of World War I, in 1914, Eurasia was constituted of 20 states most of them which are Kingdoms and Empires ( Norway, Sweden, Denmark, Holland, Belgium, Switzerland, France, Great Britain, Spain, Portugal, Germany, Austria-Hungary, Italy, Albania, Serbia, Romania, Bulgaria,Greece, Russia andOttoman Empire) 11 of them had their colonies.( Great Britain, France, Portugal, taly, Germany, Spain, Holland, Denmark, Belgium, Russia and Ottoman Empire) The colonies of Austria-Hungary, Ottoman and Russia were in the expansion of their territories while the other countries had overseas colonies in South America, Asia or Africa. In another words, among these 11 monarchs's people there were different nations having very different cultures and even religions.

SAYI 19 - 20

included in the delegation which was well above the average of that time. Havng 112 female representatives is also a sign of being well organised. Tsalikov, known as Ahmet Salih among the Tatars, was one of the forerunners of this process. So it shouldn't be surprising that in the Presidium which had 12 people from Kaza Tatrs, Crimean Tatars,Azeris and Kazaks he was chosen. Apart from Tsalikov, there were 7 KazanTatars, 1 CrimeanTatar, 1 Azeri and 1 Cossack. Although the congress was named as Moslem Congress the dominant majority was of theT Turkish delegation. This congress in which the excite and expectations were highly excessive was held in the excellent building in Moscow gifted from one of the Azeri riches, Semsi Abdullayev to the Moslems with the presidency of “Russia Moslem Provisional Central Bureau Chairman,Caucasian Ahmet Salihov Aftr the recital of Quran, the opening speech was given by the spiritualist MusaCarullah Bigi.

World War I was the bloodiest war happened until that time. There were 70 million soldiers actively fighting and 9 million soldiers died after the war. We don't exactly know the civilian losses. Germany, Austria-Hungary, Bulgaria and Ottoman forming the Central Powers fought against the Britain, Russia, France, Italy and USA forming the entente states. It was not surprising that the Entente Powers won the victory. While the Central Powers spent 60 billion American dollars for theWar, Entente Powers spent almost the double. Ottoman Empire spent only 1.5 billion and it was a little amount of expense.2 So, the Ottomans could only fight with the economical assistance of Germans The Germans who paid fort he Money, had surely control over the Ottoman General Staff. In other words, to join this war without an economical power was nothing but a mere adventure.And this kind of innumeration caused the end of Ottoman.

In the congressTsalikov said that: 1) Russia must be a decentral, democratical parliamentarian republic. 2) National cultural features of Russian Moslems must be secured in constitution. He was also appreciated with his performance shown in theCongress. Although the speeches were all given in the original language of the Turkish tribes, there were also some other talks in Russian. But in the stenographic notes of congress this situation was not certain There is no clear evidence on which languageTsalikov gave the speech. If he did inOsetin nearly no one would understand it. It is highly probable that he did in either of languages. We cannot also say anything certain that he knew Tatari or not. However, publication of his articles in Suz newspaper of the renowned Tatar writer Ayaz Ishaki gave an implication that he speaks this language.

Briefly, World War I, caused the destruction of Russian Csardom, German Austria-Hungarian and Ottoman regimes, great land losses of these states, and high war compensation for these countries. Moreover, the regimes changed in all of them, Socialist regime was found in Russia and Republics were found in others.

In the end of the Congress lasted for 11 days, until the founding assembly in Russia, an executive committee under the name of Russian Moslems Committee in order to coordinate the Moslem nations' movement. Ahmet tsalikov was also among the elected 12 people from the European part of Russia. Another Northern Caucasus, Avar Zahid Shamil was also in the 4 th rank. In other regions they chose the Turkestan, Kazakstan an Crimean provisional members, but the Lithuanian and Caucasus representative could not send any delegation not even as provisionally. Indeed this was the first reflection of he conflicts between the Moslems. Besides, it was not possible to bring these 900 people from different regions all over he World under the flag of one certain idea. And National Congress did not have any legislatory power.

GENERAL CONGRESS OF RUSSIAN MOSLEMS 1-11 (14-25) Mayıs 1917 (Moscow) After the February Revolution, with the allowance of Provisional Government for all kinds of political meetings, an extraordinary congress could be gathered within 2 moths with the initiative of “Moslem Fraction” in State Duma. Although 450 delegations from all parts of Russia were invited due tot the excessive amount demand, the number of delegations was doubled and 980 delegation attended the opening ceremony. One of the most interesting sides of the Congress is the number of women

70

TARİH BİLİNCİ

INTERNATIONAL SYMPOSIUM OF NORTH CAUCASUS

According to the decision taken in Moscow congress, 2 Russian Moslems General Congress held up in Kzan in 21-31 July 1917. Tsalikov was again chosen to the chairmanship. When he emphasized the importance of relations with the Petrograd, namely the centre, he was also included in the delegation of 3 people to have a contact. In 8(21) August 1917, he met Nkrosov, Provisional Vice President n Petrograd. In September, he joined to the Democratic Conference of Russian Minorities, on behalf of the National Congress and Moslem Revolutionist Democrats. Ukrainian, Belarusian, Georgian, Armenia, Jewish, Northern Caucasian and Polish representatives were also present in this conference. In those years, Poland was udner control of Russia.

SAYI 19 - 20

Moslems in order not to turn the conditions harder but it should not be understood as they had given up their demands. Apart from these, as hey didn't have any confidence left to the Russian democracy among the Moslems they demanded founding a “State Secretariat on Moslem Matters” urgently. As a result of this conference, the committee was founded as in the way Tsalikov demanded in the government. Its name was “Department of Nations” and most of the memberships were obtained by the 3 minorities. Later on, when the October revolution happened, Tsalikov talked toStalin o behalf of the NationalCouncil. However, in 22 May 1918, when National Council was dispatched by the USSR Nations Public Commissary, he returned to Ossetia, s to Northern Caucasia. Because there was nothing to be done. The authority was gradually taken by the Bolsheviks and they didn't propose a democratic regime in Russia.

The speech of Tsalikov,member of National Congress, speaking on behalf of the Russian Moslem democracy was one of the most striking speeches of the meeting. He pointed out that, although Minister of Agriculture Chernov was a Socialist the problem of agriculture was solved to the detriment of non-Russian tribes. According to the Tsalkov, the land reform that would be applied in Stavropol region, will lead to the losses of local land owners. The situation would not be better in Turkistan general Governorship. Tsalikov also stated that taking no precautions despite all the requests in Kazakstan and Uzbekistan reflect that Russians still ignore the Moslems and consider them as an inferior group of people. Moreover, by highlighting the fact that Zaysan Kyrgıs people and the Caucasian Highlanders were executed by a Russian gunshot in Vladikavkas he stated that just declaring the democratic revolutionist ideas are not enough, there must be some cultural measures to set up a friendly atmosphere among different peoples. Tsalikov also said that until the opening of Founding Assembly, they would delay the demands of Russian

He attended the 4th Council of Caucasus Peoples held at Vladikafkas in July 1918, as the member ofOsetin fraction in today's Kabardin Balkar Autonomos Republic Terek Public Council. He was chosen as the chairman of the Caucasus 4 Highlanders Assembly found in 1918 in Tbilisi. So, Tsalikov showed his competence and ability again here. In 1919, together with the members of the assembly, he went to Dagestan to organize the revolt of Dagestan highlanders against the White Army Commander Denikin. In October 1919, he became the member of Dagestan Defence Council founded against Denikin. However, in February 1921 when Red Army occupied the Dagestan, Tsalikov who had not reached its 40 yet, succeeded in escaping to the Turkey like so many revolutionist, nationalist and Bolshevik resistants. Otherwise, he would face the same situation as many of his colleagues were exposed. But his life in Turkey was also 5 short. He died at a very young age when he was 46.

1) Bu makale Nadir Devlet'in Millet ile Sovyet Arasında (İstanbul: Başlık Yayın. 2011) adlı eserinden yararlanılarak hazırlandı. 2) R. Overy, CollinsAtlas of 20th Century History (London: Collins Books 2005), s. 28. 3) N. Devlet,1917 Ekim İhtilali ve Türk-Tatar Millet Meclisi, (İstanbul: Ötüken Neşriyat 1998), s. 139-140

4) Mevlut Koçak, "Türkçe Yayınlarda (1917-1920) Kuzey Kafkasya'daki Siyasî Faaliyetler ve Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti", (According to Turkish Sources the Political Movement in Northern Caucasus and N.C. Republic) Marmara Üniversitesi, TürkiyatAraştırmaları Enstitüsü, yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi , (İstanbul 1995) 5) http://www.peoples.ru/state/statesmen/ahmed_tsalikov/

71

TARİH BİLİNCİ

SAYI 19 - 20

МЕЖДУНАРОДНЫЙ СИМПОЗИУМ СЕВЕРНОГО КАВКАЗА

Важная Роль В Среде Российских Мусульман, Сыгранная Выходцем Северного Кавказа, Ахметом Цаликовым, В Период Октябрьской Революции 1917 Года Надир ДЕВЛЕТ Стамбул Торгово университета

Ахмет Салих(ов) [Цаликов или Цалыккаты ] (1882-1928) ,из семьи осетина-мусульманина. Меньшевистский политик и юрист. В 1914 году, с началом Первой Мировой Войны вступил в ряды Мусульманской лиги. В 1915-1916 годы публиковал статьи в московской газете “Süz(слово)” под редакторством Гаяза Исхаки.Таким образом, он завязал крепкие отношения с татарами. В результате этих отношений и по инициативе мусульманских депутатов 4-ой Государственной Думы, стал членом основанного в Петрограде (Санкт-Петербурге) Бюро мусульманской фракции, где и вел активные работы. недостаточно организована, некоторые российские партии, во главе с Кадетской (конституционнодемократической) партией оказались вынужденными войти в сотрудничество. Но это объединение сил, продолжавшееся с 27 апреля (10 мая) по 8 (21) июля 1906 года, было не только слишком кратковременным, но и рискованным. Из 524 депутатов Госдумы 1-го созыва, 25 были депутатами от мусульманской группы, из которых 12 человек были татарами. II-ой созыв Государственной Думы также прожил совсем недолго: а 20 февраля (5 марта) по 3 (16) июня 1907 года. Но теперь уже в нее удалось пробиться большему количеству депутатов мусульманской группы. Однако, такое количество показалось царю чрезмерным, в связи с чем, в новом избирательном законодательстве предусматривались значительные препятствия для мусульманских депутатов. В результате, в III-ем созыве Госдумы приняло участие лишь 10 депутатов мусульманской группы, из которых 7 были казанскими татарами. Этому созыву удалось пережить пятилетний срок, с 1907 по 1912 года, однако такое малое количество мусульман-депутатов не позволило ему быть эффективным. Ситуация IV-го созыва Госдумы была еще более горькой, теперь уже в Думу были избраны лишь 6 депутатов от этой партии. Вот их имена:

Где родился Цаликов, где жил и где учился? Каким государством была Царская Россия? Не ответив на эти вопросы, будет очень сложно понять его действия и вклад, который он внес в общество российских мусульман. В то время Российская Империя насчитывала 125 миллионов жителей, причем русские составляли всего лишь 44,5%. Славянская этническая группа России включала в себя, помимо русских, украинцев, белорусов и поляков. Помимо них, в стране проживали финноугорские народы: финны, эстонцы, мордва, удмурты, марийцы; балтийские народы: латыши и литовцы; евреи, молдаване, грузины и армяне; этносы монгольского происхождения: калмыки и буряты; тюркские народности: татары, башкиры, чуваши, карачаевцы, балкарцы, ногайцы, азербайджанцы, узбеки, казахи, киргизы и туркмены; северокавказские народ: адыгейцы, абхазцы, кабардинцы, осетины, чеченцы, ингуши, аварцы и лезгины, а также множество других народов. Количество людей тюркской группы и мусульман насчитывало тогда около 15% всего населения, то есть, 17-18 миллионов человек. Причем мусульмане жили не в одном регионе, а в четырех-пяти, находящихся вдали друг от друга, областях. Это Идиль-Урал в европейской части России, Крым, Северный и Южный Кавказ, Средняя Азия и Сибирь. Крах Российской Империи происходил постепенно: первый этап в 1905 году, второй, в феврале 1917 года, в результате октябрьской революции 1917 года пала монархия, а к окончанию Первой Мировой Войны и вся империя. После первой революции Россия оказалась вынужденной перейти от абсолютной монархии к конституционной. А это дало возможность начать культурную и политическую деятельность не только русским, но и национальным меньшинствам. В то время, как с одной стороны, российские мусульмане начинали проводить собственные политические собрания и прояснять сознание народа печатными изданиями, с другой стороны, царь Николай II проявил изворотливость и добился успеха в размещении собственных представителей в учрежденном им законодательном органе, которым являлась Государственная Дума. Однако, в связи с тем, что Партия Союза Русского народа была

АХТЕМОВ БАЙТЕРЬЯК ДАЛГАТ МИННИАЛИЕВ ТЕФКИЛЕВ ДЖАФЕРОВ

Ибн Эмин Эбусуд Абдуллатиф Мухаммед Минихаджеддин Кутлу Мухаммед Мамед Юсуф

Уфа Уфа Дагестан Самара Уфа (член Думы I, II и III созыва) Баку

Даже эти шесть человек смогли собственными силами осуществить два важных мероприятия. Один из них, “IV Всероссийский Съезд Мусульман”, а другой “Генеральный Всероссийский Съезд Мусульман”, проведенный в 1917 году. Одним словом, вступая в февральскую революцию 1917 года, российские мусульмане обладали политическими кадрами, пусть и малочисленными. Однако, будет ли это достаточным, мы увидим в дальнейшем. На самом же деле, самое значимое воздействие на крах режима оказали результаты Первой Мировой Войны.

72

TARİH BİLİNCİ

МЕЖДУНАРОДНЫЙ СИМПОЗИУМ СЕВЕРНОГО КАВКАЗА

К началу Первой Мировой Войны в 1914 году Евразия насчитывала всего 20 монархий королевств и царств (Норвегия, Швеция, Дания, Голландия, Бельгия, Швейцария, Франция, Великобритания, Испания, Португалия, Германия, Австро-Венгрия, Италия, Албания, Сербия, Румыния, Болгария, Греция, Россия и Османская Империя). Одиннадцать из этих государств (Великобритания, Франция, Португалия, Италия, Германия, Испания, Голландия, Дания, Бельгия, Россия и Османская Империя) владели колониями. Причем, Австро-Венгрия, Россия и Османская Империя владели колониями, вошедшими в структуру собственных государств, ну а другие колониями в Южной Америке, Азии или Африке, то есть вдали от метрополии, на других континентах. Иными словами, среди колоний этих десяти монархий имели место различные народы других наций, культурных обществ и даже религий. Первая Мировая Война оказалась самой кровопролитной из всех прошлых войн. 70 миллионов солдат подверглось обстрелу, и к концу войны погибло 9 миллионов солдат. Количество же погибших мирных жителей точно не известно. Германия, Австро-Венгрия, Османская Империя и Болгария, представлявшие блок Центральных держав (1915) и Великобритания, Россия, Франция и Италия выступавшие по союзным договорам (1916) начали наступление на США (1918) и проиграли эту войну. То, что войну проиграл центральный блок неудивительно. Ведь, если страны центрального блока потратили на военные действия 60 миллиардов долларов США, то, выступавшие по союзным договорам, государства, понесли почти двукратные расходы. Османская империя истратила на войну ровно 1,5 миллиарда долларов, причем это была совершенно мизерная сумма.2 Поэтому османцы смогли вступить в войну только благодаря поддержке со стороны Германии. Само собой разумеется, предоставившие деньги, немцы начало вмешиваться в дела генерального штаба Османской Империи. Иными словами, без наличия серьезного материального могущества участие в этой войне можно было назвать чудом. Именно такая расточительность и привела Османскую Империю к краху. В результате войны прекратили свое существование четыре великие империи: Российская, АвстроВенгерская, Османская и Германская, которые потеряли значительную часть своих территорий, и, более того, им пришлось выплачивать огромные репарации. Более того, был изменен их государственных режим, в России воцарился социализм (РСФСР), а в других республиканская форма правления.

SAYI 19 - 20

течение всего лишь двух месяцев, была полностью осуществлена подготовка к проведению чрезвычайного съезда. Несмотря на то, что было приглашено около 450 делегатов из каждого уголка, каждой части России, желающих принять участие в съезде было гораздо больше, поэтому, как было установлено, на момент открытия прибыло 980 делегатов. Одним из самых удивительных моментов съезда было присутствие слишком большого для того времени количества женщин. Tо, что среди участников съезда было 112 женщин, было, в то же время, показателем хорошей организованности. Ахмет Салих(-ов), известный среди татар, как Цаликов, руководил действиями этих организаторов. Именно поэтому большинство из приехавших в Москву делегатов знали его или, хотя бы, его имя. Поэтому, не удивительно, что он был избран в президиум (верховный совет) из 12-ти человек, в котором состояли казанские татары, крымские татары, азербайджанцы и казахи. Помимо Цаликова, из семи других членов президиума, один был казанским татарином, один крымским татарином, один азербайджанцем и один казахом. Так как, несмотря на то, что этот съезд назывался мусульманским, подавляющее большинство составляли делегаты тюркских народностей. Этот совет, являвшийся пределом волнений и ожиданий, начал свою работу под председательством главы “Временного Центрального Бюро Российских Мусульман, кавказца Ахмета Салих(-ова) [Цаликова], в великолепном здании в Москве, подаренном мусульманам одним из азербайджанских богачек, Шемси Асадул-ла(евым). Вступительную речь собрания произнес известный мусульманский богослов Муса Джаруллах Биги, после предварительного прочтения Корана.

Цаликов вСовете 1) Россия должна представлять децентрализованную, демократическую парламентарную республику и 2) Культурно-национальная автономия мусульман России должна быть гарантирована конституцией страны как публично-правовой институт,- резюмируя, сказал он. Эта резолюция была принята съездом единогласно под бурные аплодисменты. Хотя выступления на совете происходили, как правило, на языках каждой тюркской народности, некоторые речи произносились и на русском языке. Однако, этот факт не был указан в стенографических записях совета. У нас не имеется достоверных данных относительно того, на каком именно языке выступал Ахмет Цаликов, на русском или татарском. Если бы он говорил на осетинском языке, никто бы его не понял. Наиболее вероятно, что выступал од на одном из этих двух языков. Однако, мы ничего не можем сказать о относительно того, владел ли он татарским языком. Между тем, то, что он в 1915-1916 годах публиковал свои статьи в газете “Süz” известного татарского редактора, Гаяза Исхаки, может быть аргументом, доказывающим знание этого языка.

ГЕНЕРАЛЬНЫЙ ВСЕРОССИЙСКИЙ СЪЕЗД МУСУЛЬМАН 1-11 (14-25) мая 1917 (Москва) После революции февраля 1917 года, благодаря разрешению Временного правительства на проведение различных политических собраний, по инициативе депутатов мусульманской фракции Государственной Думы, в

73

TARİH BİLİNCİ

МЕЖДУНАРОДНЫЙ СИМПОЗИУМ СЕВЕРНОГО КАВКАЗА

SAYI 19 - 20

В ходе длившегося 11 дней съезда было принято решение о создании исполнительного органа под названием “Милли Шуро” или Всероссийского мусульманского совета, который должен был координировать объединенное движение мусульманских народов до тех пор, пока не будет создано Всероссийское учредительное собрание. Среди десяти членов совета от европейским мусульман был и Ахмет Цаликов, занявший в нем первое место. На четвертом же месте был другой выходец из Северного Кавказа, аварец Захид Шамиль. В других регионах, Туркестане, Казахстане и Крыме, были избраны временные члены совета, однако от Литвы и Кавказа не было отправлено ни одного делегата Милли Шуро, пусть даже и временного. И это был первый признак раскола среди мусульман. Да и в любом случае, было невозможно сплотить вокруг одной идеи и мнения 900, приехавших из различных регионов, человек. Кроме этого, Милли Широ не обладал законными правами. По решению Московского Совета был созван 2-ой Всероссийский мусульманский съезд в Казани, длившийся с 21 по 31 июля 1917 года. И здесь Цаликов был избран в верховный совет. После того, как он заявил о важности отношений с центром страны, то есть, Петроградом, его назначили одним из членов делегации из трех человек, которая должна была обеспечить эту связь. 8 (21) августа 1917 года Цаликов встретился в Петрограде с помощником главы Временного правительства, Некрасовым. В сентябре же, Милли Шуро и Революционно-демократическая мусульманская группа приняли участие в Демократическом совещании российских национальных меньшинств. На этом совещании приняли участие представители украинцев, белорусов, грузинов, армян, евреев, северокавказских наций и поля-ков. В те времена Польша входила в состав Российской Империи. Речь члена Милли Шуро, Цаликова, выступавшего на трубуне от имени мусульманской демократии в России, стала одной из самых примечательных речей этого совещания. Он указал на то, что министр земледелия Чернов, хоть являлся социалистом, решил проблему земледелия, действуя против интересов не являющихся русскими народов. По утверждению Цаликова, в результате земельной реформы, которая должна была состояться в Ставропольской губернии, местные землевладельцы потеряют значительную часть своих земель. Не лучшее положение ожидалось и в Туркестанском крае. Он указал также на то, что, несмотря на все поступившие ходатайства, российское правительство так и не приняло ни одной меры по улучшению положения в Семиречье (нынешний Казахстан) и Хивинском ханстве (нынешний Узбекистан), более того, несмотря на все утверждения об обратном, русские продолжают смотреть

на мусульман, как на людей низшего сорта. Более того, учиненный расстрел киргизов Зайсанского приставства и горных кавказских народов во Владикавказе, не является достаточным для донесения до народа революционнодемократических идей, вместо этого необходимо принять культурные меры, для того чтобы все народы считали себя братьями. Помимо этого, Цаликов заявил о том, что, не желая еще большего усложнения положения российских мусульман, они повременят со своими требованиями до тех пор, пока не будет создано Учредительное собрание, но это не значит, что им придется полностью отказаться от них. Он предложил незамедлительно создать Секретариат по мусульманским делам во Временном правительстве, в связи с тем, что у мусульман не осталось никакого доверия к русской демократии. После этого съезда в структуре Временного правительства был создан предложенный Цаликовым секретариат. Он получил название “Департамент по делам национальностей”, а подавляющим большинством его членов стали представители нацменьшинств.3 Позже, после окончания Октябрьской Революции 1917 года, Цаликов, действующий от имени Милли Шуро, встретился со Сталиным. Однако, после того, как 22 мая 1918 года по распоряжению Наркома по делам национальностей Российской Советской Федеративной Социалистической Республики был распущен Милли Шуро, он вернулся в Осетию, то есть в Северный Кавказ. Ему ничего больше не оставалось. Власть постепенно переходила в руки большевиков, и вместе с этим угасала надежда на демократический режим. На 4-ом Съезде Кавказских Народов, состоявшемся в июле 1918 года во Владикавказе, Цаликов принял участие в качестве члена осетинской фракции Терского Народного совета нынешней Кабардино-Балкарской автономной республики. В этом же, 1918 году, был избран на пост главы, созданного в Тбилиси, Совета Кавказских Горцев.4 То есть, Цаликову и здесь удалось проявить свои способности и навыки. В 1919 году, совместно с другими членами Совета, он отправился в Дагестан, чтобы организовать восстание дагестанских горцев против командира Белой армии, Деникина. В октябре 1919 года стал членом Дагестанского Совета Обороны, созданного специально для выступления против Деникина. Однако, после того, как в феврале 1921 года Красная Армия оккупировала территорию Дагестана, еще не достигшему своего сорокалетия Цаликову, являвшемуся, своего рода, революционером, националистом и противником большевиков, удалось бежать в Турцию. В противном же случае его настигла бы участь всех его соратников. Но и в Турции его жизнь не была долгой, он скончался, будучи еще совсем молодым, в возрасте 46 лет.5

1) Данная статья была подготовлена со ссылкой на произведение Н. Девлет, "Нации и Советский Союз" (Стамбул: издательство "Başlık", 2011. 2) Р. Овери, Collins Atlas of 20th Century History (Коллинз Атлас истории 20 века) (London: Collins Books [Лондон: Коллинз Книги] 2005), стр. 28. 3) Н. Девлет, Октябрьская революция 1917 года и Тюрко-татарское национальное собрание. (Стамбул: “Ötüken Neşriyat” 1998), стр. 139-140

4) Мевлут Кочак, "Политическая деятельность Северного Кавказа и Северная кавказская республика в турецких изданиях (1917-1920)", (According to Turkish Sources the Political Movement in Northern Caucasus and N.C. Republic) Университет Мармара, Институр Тюркских Исследований, неопубликованная аспирантская работа, (Стамбул 1995). 5) http://www.peoples.ru/state/statesmen/ahmed_tsalikov/

74

TARİH BİLİNCİ

SAYI 19 - 20

ULUSLARARASI KUZEY KAFKASYA SEMPOZYUMU

Ulusların Kaderlerini Tayin Hakkının Kuzey Kafkasya'daki ToplumYapısı ve SSCB'nin İskân Politikasına Etkileri

Keisuke WAKIZAKA Yıldız Teknik Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler BölümüYüksek Lisans Öğrencisi

19. yüzyıl Çarlık Rusya'sı ile SSCB'nin Kuzey Kafkasya'daki İskân Politikalarının Karşılaştırılması Bu çalışmanın ana konusu Vladimir Lenin'in meydana getirdiği “ulusların kendi kaderini tayin hakkı” nın Kuzey Kafkasya'daki toplum yapısını nasıl etkilediği SSCB'nin Kuzey Kafkasya politikası uygulama sürecinde bu kavramın nasıl algılanıp kullanıldığını 19.yüzyıldaki Rusya Çarlığı'nın politikası ile karşılaştırarak inceleyecektir. Lenin tarafından kullanılan bu kavram, Kafkasya'da milliyetçiliğin yükselmesinin yanı sıra günümüze kadar devam eden karışık durumuna yol açmıştır, hatta SSCB bu kavramını kullanarak Kuzey Kafkasya'yı kendisi için uygun bir şekilde hüküm etmeye çalışmıştır. 19.yüzyılından itibaren Kuzey Kafkasyalı halklar birçok kez Rusya Çarlığı ve SSCB tarafından rejim düşmanı olarak kendi memleketlerinden edilmiş ve bu politikası Kuzey Kafkasya'daki demografik yapısını önemli derecede değiştirmiş ve SSCB sonrasından günümüze kadar devam eden kargaşasını kesinlikle etkilemiştir. Fakat Kuzey Kafkasya'daki iskân politikası hakkında şimdiye kadar fazla bilinmemiş ve bugünkü Kuzey Kafkasya'yı tartışırken Rusya'nın bu politikaları ihmal edildiğini söylemek bile mümkün, Hatta bu konu üzerindekiTürkçe kaynaklar yok sayılabilecek kadar azdır. Bu çalışmada SSCB'nin iskân politikasını 'ulusların kendi kaderlerini tayin hakkı' ilkesinin nasıl etkilediğini incelemenin yanı sıra SSCB'nin Kuzey Kafkasya politikasını Rusya Çarlığı'nınki ile karşılaştırarak iki dönemdeki politikalar arasındaki ortaklık ve farkları araştırmanın ana konusu olarak ele alacağız. 1.Bölümde Stalin döneminde, özellikle 2.Dünya Savaşı sürecinde yapılan Karaçay-Balkar ve Çeçen-İnguş sürgünlerinin tanıtımından başlayarak bu sürecin nasıl olduğu incelenecektir. Ayrıca Stalin'in iskân politikasının nasıl sonuçlar yarattığı Dağıstan, KaraçayÇerkesCumhuriyeti, KuzeyOsetya-İnguşetya veAbhazya örneklerinden söz ederek araştırılacaktır. 2.bölümde SSCB'nin iskân politikasına giden yolda RusÇarlığı'nın iskân politikası, özellikle 1860'lı yıllarda gerçekleştirilen Kafkas Sürgünü'nden sonra Kafkasya'da uygulanan politikanın nasıl olduğu ve nasıl sonuçlar yarattığından bahsedilecek. 3.bölümde Rus Çarlığı ve SSCB'nin iskân politikaları arasındaki ortaklık hakkında, özellikle iskân politikasının amaçları, Kuzey Kafkasya'yı ele geçirme isteği ve Kuzey Kafkasya'ya hükmetme tarzı incelenecek. Ve SSCB'nin politikasını nitelendiren en önemli nokta olan 'ulusların kendi kaderlerini tayin hakkı' nın Kuzey Kafkasya toplumunu nasıl etkilediği, karışık durumu nasıl yarattığı Kuzey Kafkasya'daki etnik yapılardan söz ederek incelenecektir.SSCB'nin Kuzey Kafkasya'nın karışık durumunu devam ettirmek için bu kavramı nasıl kullandığı da tartışılacaktır. Kaynaklar konusunda, Türkçe kitaplar olarak Cem Kumuk'un “Neredesin Prometeus” ve Ufuk Tavkul'un “Etnik Çatışma gölgesinde Kafkasya” kitapları Kafkasya'nın etnik yapısı, tarihi ve her bölgelerdeki sorunları detaylı olarak anlattığı için tavsiye edilen kitap olduğu söylenebilir. İngilizce Kaynaklardan en önemli kaynak Alex Marshall'ın “The Caucasus Under Soviet Rule” olduğunu söylemek mümkün. Bu kitapta Sovyet dönemindeki Kafkasya'nın durumu ve iskân politikasının sürecini iyi anlatmaktadır. “Northwest Caucasus” kitabı da Rus Çarlığı döneminden günümüze kadar Kuzeybatı Kafkasya'nın siyasi tarihini basit dilde anlatmaktadır.

2 Kasım 1943 günü Karaçay-Malkarlılar 7 den 70'e hayvan 3 vagonlarına doldurularak Kafkasya'dan sürüldüler.

SSCB'de Kuzey Kafkasya Politikası veSorunlar Kuzey Kafkasya'daSürgünler

Karaçaylılar sürgüne gönderildikten sonra toprakları Gürcüler ve Çerkesler arasında paylaştırılmış ve Özerk bölge sınırları yeniden çizilmiştir. Yer adları da Karaçayca'dan Rusça ve diğer dillerdeki adlara değiştirilmiştir.

Karaçay-MalkarlılarSürgünü Karaçay-Malkarlılar Sovyet işgalinden sonra 2'ye ayrılmıştır. Karaçaylılar Karaçay-Çerkes özerk bölgesi içinde yer alırken Malkarlılar ise Kabardino-Balkar özerk cumhuriyeti sınırı içinde kalmıştır. Sovyet hükümeti, kendisinin devam 1 ettiği “böl ve yönet” politikasının örneği olarak KaraçayMalkarlı halkları ikiye parçalamasının yanı sıra Adıgeleri de üç ayrı bölgeye ayırarak ileride birleşme tehlikesini önlemeyi planlıyordu.

Çeçen-İnguşlarSürgünü 1922 yılında Çeçenistan Özerk Bölgesi'nin kurulmasının yanı sıra 1924 yılında İnguş Özerk Bölgesi kuruldu, ayrıca 1934 yılında ikisi birleşerek Çeçen-İnguş Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti kurulmuştur.Yerli halklar başlangıçta SSCB'nin toprak ve mülk politikasını hoş karşıladığı halde SSCB ile Çeçen-İnguşlar ilişkileri soğumuştur. Çünkü SSCB hükümeti dine karşı komünizme dayalı ağır baskı uygulamaktan başka Kuzey Kafkasya'da da kolhoz oluşturmaya çalışmıştır. Hatta SSCB aile ve kabile sistemine dayalı hayat sürdüren 4 Kuzey Kafkasyalıları Sovyet tarzı yaşamaya zorladığı için Kuzey Kafkasyalılar, özellikle Çeçen-İnguşlar büyük tepki göstermiştir.

1943 yılına kadar Sovyet rejimine karşı çıkarak kurdukları 2 çetelerle SSCB egemenliğine karşı mücadele eden Karaçaylılar, Sovyet hükümeti ve özellikle Stalin tarafından ''komünist rejimin amansız düşmanları'' olarak nitelendirilmiş, 12 Ekim 1943 tarihinde Sovyetler BirliğiYüksek Prezidyumu tarafından Karaçay-Malkarlıların topyekûn Kafkasya'danOrtaAsya ve Sibirya'ya sürülmeleri kararlaştırılmıştır.

75

TARİH BİLİNCİ

ULUSLARARASI KUZEY KAFKASYA SEMPOZYUMU

SSCB'nin bu şiddetli politikaları üzerine Uzun Hacı Emirliği'nin bir bakanı ve Nakşibendî müridi olan Şitha İslamulov liderliğinde komünizme ve kolektivizme karşı silahlı isyan başlamıştır, Hasav-Yurt'ta yaşayan Nakşibendî şeyhi Germaçikli şeyhi Arsanuka Hidirlezov gibi birçok şeyhler ve din adamları da bu isyana büyük destek verdi5 ğinden isyan çok şiddetli çatışmalara dönüşmüştür. 1931 yılında Şitha İslamulov şehit olduktan sonra da 1932 yılındaki Nozhiyn-Yurt'taki isyanı ve 1933-1934 yıları arasındaki Geldaganan İbrahim İsyanı gibi bir sürü isyanlar Çeçenistan'da devam etmiştir.

SAYI 19 - 20

ve kuzeydeki bozkır gibi verimli ovalara göç etmiş, bu süreçte ovadaki Azeriler, Kumuklar ve Nogaylar gibi milletler arasında gerginlik yaratılmıştır. 1940'lı-1960'lı yıllarda Dağıstan Komünist Partisi 1.sekreteri olan Abdurrahman Daniyalov, dağdaki halklara “Cennete gitmek istiyorsanız 9 Ovaya inin.” diye çağrıda bulunmuştur. 1944 yılında gerçekleştirilen Çeçen-İnguş sürgünü yüzünden boşaltılan köylere Mahaçkale tarafında yaşayan Kumuklar göç ettirilmiş ve Mahaçkale'deki Kumuk köylerine Avarlar yerleştirilmiştir. 1951 yılında göç ve nakil konusunda 5 yıllık plan açıklanmış, 1952-1957 yıllarında Dağdaki 10 milletler Kuzeydeki Ovalara yerleştirilmiştir. 1957 yılında Çeçenlerin kendi memleketine geri dönme izni verildikten sonra Dağıstan'a verilen 6 bölge Çeçenistan'a geri verilmiştir. Bu münasebetle orada yaşayan Avarlar ve Dargilerin bir kısmı Hasav-Yurt, Kızılyurt ve Babayurt gibi bölgelere göç etmiştir. 1940'lı yıllardan itibaren devam eden göçün sonucu olarak dağlar ıssız kalırken ova nüfusu sahip hayli yoğun 11 ve karışık olmuştur. Böylece ovada su, yayla ve otlakların kullanılması gibi konularda anlaşmazlık yaratılmıştır.

Özellikle 1940 yılında Komünist Partisi eski bir üyesi olan Hasan İsrailov, Kadiri tarikatları tarafından da desteklenerek Geçici Halk Devrimi Hükümeti'ni kurup dağlık bölgelerdeki egemenliğini korumuştur. Bu direnişe Mayrbek Şeripov da katılarak ikisi birlikte Savaş Kurmaylığı ve Karargâhı'nı oluşturmuş, Çeçenlere ve İnguşlara “Kafkasya halkları bir konuk gibi Almanları gözlemektedir; eğer bağımsızlığı6 mızı kabul ederlerse onları konuk da eder.” diye çağrı yapmıştır. Stalin, bu olaydan bahsederek Çeçen-İnguşları Almanlarla işbirliği yapmakla ve ihanet etmekle suçlayıp onları 23 Şubat 1944 tarihinde topluca Sibirya'ya sürgün etmiştir. Bu süreçte çok sayıda Çeçen-İnguşlar hayatını kaybetmiş, ayrıca 1946-57 yıllarında Çeçen-İnguş Özerk Cumhuriyeti ortadan kaldırılmıştır. Bunun yerine Grozny eyaleti kurulmuş ve eski Çeçen-İnguş topraklarının bir kısmı Gürcistan, Dağıstan, Kuzey Osetya ve Stavropol bölgesine verilmiştir. Boşaltılan yerlere Ruslar, Avarlar, Dargiler, Osetler ve Ukraynalılar gibi başka milletler yerleştirilmiş, bunun amacı olarak tarım ve sanayi geliştirmenin7 yanı sıra sadeceÇeçen halklarını değil,Çeçenlerin bıraktığı izler de ortadan kaldırılmak istenmiştir, başka deyişle etnik temizlik uygulanmıştır.

Ayrıca siyasi iktidar da dağlıların eline geçtiği için özellikle Avarlar gibi dağlılar ve Kumuklar gibi ovalılar arasında gerginlik meydana getirilmiştir. Günümüzde de Kumuklar gibi ovadaki halklar arasında dağdaki halkları cahil ve kaba 12 halk olarak aşağılama eğilimi görünmektedir ve siyasal iktidar genel olarak Avar, Dargi ve Lakların elinde olduğu için onlar ve Lezgiler arasında da soğuk ilişkiler vardır. 1990'lı yıllarda Novo-Lakski bölgesinde Çeçenler ve Laklar arasında çatışma olduğu gibi dağlardaki milletler arasında bölünmüş durum bulunmaktadır.

Çeçen-İnguşlar veOsetlerin İlişkisi 1944 yılında Çeçen-İnguş Sürgünü'nden sonra önce Çeçenİnguş Özerk Cumhuriyeti'ne bağlı olan Prigorodny bölgesi Kuzey Osetya'ya verilmiş ve sürgünden dolayı boşaltılan 13 yerlere Güney Osetya'dan göçmenler yerleştirilmiştir. 1957 yılında Çeçen-İnguşlara geri dönme izni verilip Stavropol'un bir kısmı geri verildiği halde o bölgenin iade edilmemesinin arkasında Rusya'daki güçlü Oset lobisinin bulunması olduğu söylenebilir, çünkü Osetlerin bazıları Rusya'nın işgaline uğrarken Hıristiyanlığı kabul etmiş, sonuç olarak Rusya ile iyi ilişkiler kurmaya ve daha etkili olmaya başla14 mıştır. Fakat diğer yandan Çeçenler gibi Müslümanlar Osetlerin bir kısmını 'hain' ve 'kâfir' olarak tanımaya başlamış, böylece bazı Osetler ve diğer milletler arasında güvensizlik yaratılmıştır.

Ayrıca, Stalin ve Beria gibi Gürcüler arasındaki Çeçenİnguşlar gibi dağlı milletlere karşı duyulan korkudan söz etmek gerekir. Gürcistan'daki tarihi yazılar Gürcistan'daki beyliklerin 'vahşi ve kaba' olan Türk-İslam egemenliğinden 8 kaçmak için Rusya'nın çağrısını kabul ettiğini söylemekte ve bu yüzden Gürcüler arasında İslamiyet'e karşı olumsuz imajlar vardır. Ayrıca Çeçenler gibi dağlarda yaşayan milletler Gürcistan'da 'dağda yaşadığı için kaba, vahşi, saldırgan ve korkunç' milletler olarak tanımlanmaktadır. Stalin ve Beria tarafından yapılan sürgünün arkasında Çeçenlere karşı korkunun olduğunu söylemek hiç yanlış değildir.

SürgündenSonra Kuzey Kafkasya'daSorunlar Dağıstan'da Kargaşa Stalin döneminden itibaren Dağıstan'daAvarlar, Dargiler ve Laklar gibi dağlık bölgelerde yaşayanlar Hazar Denizi kıyısı

76

TARİH BİLİNCİ

ULUSLARARASI KUZEY KAFKASYA SEMPOZYUMU

SAYI 19 - 20

Buna karşı Karaçaylılar da bu propagandaları yalanlamak ve siyasi haklarını kazanmak amacıyla Azret Orus önderliğinde “Camagat” örgütü kurmuştur.18 Çalışma sonucunda SSCB 1943 yılındaki Karaçay sürgününün hatalı olduğunu kabul etmiş ve Karaçaylılara atılan iftiraların haksız olduklarını 1989 yılında açıklamaya zorunlu kalmıştır19.Ayrıca bu örgüt Karaçaylıların Adıge ve Ruslardan ayrı bir müstakil özerk cumhuriyet kurma mücadelesini başlatmıştır. 1990 yılında Karaçay Halk Temsilciler Meclisi'nin düzenlediği kongrede Karaçay Cumhuriyeti ilan edilmiş, 1992 yılında Rusya'dan bağımsızlık kararı alınmıştır. Bu süreçte KaraçaylılaraCahar Dudayev büyük destek vermiştir.

Prigorodny bölgesine İnguşlar geri dönmeye başladıkça Osetler ve İnguşlar arasında ciddi bir gerginlik artmıştır. 1982 yılında gerginliğe karşı önlem almak için Kuzey Osetya'nın kentleri ve banliyölerinde nüfusa yeni kayıt yasaklanmış ayrıca 1990 yılında nüfus artışı durdurulmuş, yani yeni nüfus kaydı ve ev satın alma dondurulmuştur, böylece İnguşlar yasalara uygun şekilde kentlerde yaşayamaz olmuşlardır15. Bu yasalar uygulandıktan sonra İnguşlar, köylere kayıtsız bir şekilde yerleşmeye başlamıştır. İnguşlar, SSCB yıkılana kadar medeni kanundaki haklar ve seçim hakları gibi haklardan faydalanamamıştır. 1989 yılında İnguşlar özerklik ve toprak talebini SSCB hükümetine iletirken Osetler buna karşı büyük protesto yapmış, bu iki millet arasında etnik çatışmaya doğru gidilmiştir.Ayrıca 1991 yılında SSCB hükümeti Stalin döneminde sürülen milletler için hak iadesine dair kararnameyi çıkardığı halde gerçekleşememiş olması bu çatışmayı daha da geliştirmiş ve durumu sakinleştirmek için SSCB askerlerini müdahale için göndermeye mecbur kalmıştır.

Ayrıca 1991 yılında Dünya Çerkes Birliği Kabardey'den Karadeniz'e kadar uzanan bölgede Adıge devleti kurmaya giriştiğinde20, SSCB döneminden itibaren yükselmekte olan Karaçay ve Adıge-Abaza gerginliği daha da artmıştır. 1999 yılındaki cumhurbaşkanı seçiminde iki millet arasında büyük çatışma çıkmıştır.

Bu olaydan sonra da iki millet arasındaki güvensizlik, küçük çatışmalar ve olaylar devam etmiştir. Özellikle 2004 yılında Beslan şehrinde meydana gelen okul baskını bu güvensizliği önemli bir derecede yükseltmiş ve çatışmalar daha şiddetli olmuştur.16 Şimdi bu güvensizliği çözümlemek için çeşitli programlar ve politikalar uygulanmaktadır, lakin çözüme yaklaşamamaktadır.

Abhazya Diğer Kuzey Kafkasya Cumhuriyetlerinde büyük sürgünler yaşanmasına karşın Abhazya'daki Abhazlar Stalin döneminde büyük sürgün ve katliam yaşamamıştır. SSCB döneminin başında Transkafkasya Sovyet Sosyalist Federal Cumhuriyeti kurulurken Abhazya'ya da birlik cumhuriyeti statüsü verilmiştir. Ama 1930'lu yıllarda Gürcü (ve Oset) kökenli Joseph Stalin tarafından Abhazya Gürcistan'a bağlı bir özerk cumhuriyet statüsüne dönüştürüldü, çünkü Abhazya ülkesi Rusya Çarlığı tarafından Ubıh-Abhaz-Megrel sakinlerinden arındırılarak Eston, Ermeni, Rus-Kazak, Rus kolonistlere açılmıştı kiOsmanlı bakiyesiTürklerin bir kısmının ülkede kalmasına göz yumulmuştu. 1937-1953 yılları arasında Stalin ve Beria ikilisi tarafından çok sayıda Abhazyalı (Abhaz ve Megrel) aydın ve kanaat önderi katledilmiş ve Gürcü-Ruslaştırma politikası yaygın bir şekilde uygulanmıştır. Bu politika gereği, Abhazca olan ad-soyadları ve yer adları, uydurulan Gürcüce veyahut Rusça tercümeleriyle değiştiriliyordu, ya da Gürcüce ve Abhazca 2 tane adı varsa da Gürcüce adları kullanılmaya başlamıştır. 1948-1952 yılları arasında 150' den fazla şehir ve yerleşim merkezinin adı değiştirilmişti. Cadde, meydan, tren istasyonu, ortaokul ve liselerin isimleri de dönüştürüldü.1940'tan itibaren ise bütün resmi belgelerdenAbhaz sözcüğü kaldırıldı21.

Karaçay-ÇerkesCumhuriyeti'nde Kargaşa 1943 yılında Karaçaylılar sürgün edildikten sonra Karaçaylıların yaşadığı bölge Gürcistan'a bağlanmış ve oraya çok sayıdaSvan ve BesleneyÇerkesleri yerleştirilmiştir. 1957 yılında Karaçay-Malkarlılara geri dönme izni verilmiş, ama özerklik verilmemiştir ve 1922 yılında olduğu gibi Karaçay-Çerkes özerk bölgesi içinde kalmıştır. SSCB'nin bu politikası Karaçaylar ve Adıge-Abaza-Kozaklar arasındaki gerginliğin meydana çıkmasına sebep olmuştur. Ayrıca SSCB, Karaçaylıları 'hain' 'çeteci' ve 'kötü millet' olarak tanımlayıp kötülemek için çeşitli propagandaları kullanmıştır. SSCB döneminde Karaçaylılar devlette kademe alamamıştır ve SSCB hükümetinin onlara tavır alması Adıge-Abaza ve Karaçaylılar arasında güvensizliği meydana getirmiştir. 1976-1982 yılları arasında Karaçay-Çerkes Özerk Bölgesinde yayımlanan “Leninskoe Znamya” gazetesinde Karaçay-Malkarlıların güvenilmez ve vatan haini bir halk oldukları konusunda çok sayıda makale hazırlanarak bölgede yaşayanAdıge,Abaza ve Rusların bütün Karaçaylılara karşı olumsuz tavır almaları sağlanmıştır.17 Sovyet basını da Karaçaylılar konusunda propagandaları yayımlayarak yardım etmiştir.

Örnekler: Lakırba>Lakerbaia, Eşba>Eşbaia, Marşan> Marşania,Abaşua>Abaşidze vd.(Soyadları) Tsandripş>Gantiadi, Ldzaa>Lidzava, Gyaçiripş>Leseridze vd. (yer adları)

77

TARİH BİLİNCİ

ULUSLARARASI KUZEY KAFKASYA SEMPOZYUMU

SAYI 19 - 20

Ayrıca o dönemde Gürcistan'dan Abhazya'ya kitle göçleri yaptırıldı.Oçamçira,Gagra veGudauta bölgelerindeGürcüler çoğunluk haline getirildiler. Bu suni artış sonucunda 1939-1959 yılları arasında Abhazya'da Gürcü nüfusu 70 bin kişi artarken Abhaz nüfusu sadece 5 bin kişi çoğalmıştı22. Stalin döneminden sonra da Abhazya, aynen Türkiye'deki Antalya, Bodrum ve Fethiye gibi SSCB'nin tatil yeri olduğu için Abhazya dışından çok sayıda Abhaz olmayanlar göç etmiştir. Sonuç olarak SSCB döneminin sonunda Abhazya nüfusunun sadece %18'ini Abhazlar oluştururken, Gürcüler yaklaşık %45'ini23 oluşturduğu için nüfus dengesi bozulmuş ve ülke içinde gerginlik yaşanmıştır.

Kafkasya'ya Başka MilletlerinYerleşmeleri veYerli Halkları Kullanma

SSCB döneminde Abhazya'da Kartuli Gürcücesi24 değil Rusça veAbhazca yaygın olupGürcistan'ın bir parçası değilmiş gibi gözükse de bu durum Abhazlar arasında bir huzursuzluk25 kaynağı oluşturmuştur.

Ve 1864 yılından sonra Karadeniz kıyısına yerleşimler daha hızlandırılmıştır, öylece Kafkasya'da geri kalanlar kuzey tarafa yerleşen Kozaklar tarafından kontrol altına alınmış oldu. Rus Çarlığı, Kozakların yanı sıra Kuzey Kafkasya'ya Osmanlı toprağından göç eden Ermeniler ve Rumlar gibi Hıristiyanları da yerleştirdi.29 Sonuç olarak eskiden sadece Çerkesler ve Gürcüler gibi Kafkasyalı halklardan oluşan saf etnik yapısı daha karışık bir yapıya dönüştürülmüştür.

18. yüzyıldan itibaren Karadeniz kıyısı ve Kafkasya'ya çeşitli milletlerden oluşan Kozaklar yerleştirilmiştir, özellikle Kuban veTerek nehirleri kıyılarında çok sayıda Kozaklar ikamet etmiştir. 1824-1825 yıllarında Kuban kıyısına, şimdiki Krasnodar'dan Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti'ne kadar uzanan bölgede Kozak Stanitsa28 kuruldu. Ayrıca Terek kıyısında yer alan Mozdok şehri Kozakların kalesi ve askeri üssü olarak kurulmuş ve o zamanlarda o bölgede Osetler fazla bulunmamıştır.

Rus Çarlığı'nda Kafkas Sürgünü ve İskân Politikası

Rusya Çarlığı, Kuzey Kafkasya'ya hükmederken vilayet sistemi uygulamış Kafkasya'yı işgal ettikten sonra Ruslardan çok diğer halklardan kişileri üst kademe yöneticiliklere getirmiştir. Kafkasya'da vali olarak Ruslardan çok Gürcü, Ermeni, Azeri ve Oset olan eski beyleri atanmıştır30. Rusya Çarlığı'nda devlet kademesinde çalışanlardan biri olarak 1880 yılında dâhili işler nazirliğini yapan Ermeni Loris Melikov'dan söz etmek mümkündür. Ve Rus komutanları olarak Lazarev,Tsitsişvili ve Musa Kunduh gibi birçok sayıda Gürcüler, Ermeniler ve Osetler31 bulunmaktaydı. Bu durum, Kafkasya'daki yerli halklar içindeki bölünmüş durumun derinleşmesine yol açmış ve halkların Rusya'ya karşı birlikteliği engellenmiştir. Kuzey tarafında Kozakların yerleşmesi de hız kazandığından Kuzey Kafkasya'daki halklar, Kuzeydeki Kozaklar ile Güneydeki Gürcü, Ermeni, Oset ve Azeri beylikleri tarafından kontrol altında tutulmuştur.

19.yüzyılda KafkasSürgünü'nün Hedefi veSonuçları RusyaÇarlığı, Büyük Petro döneminden beri sıcak denizlere inmek için Karadeniz'i ele geçirmeye çalışmıştır ve Karadeniz'i ele geçirmek için Kafkasya stratejik önemi taşımaktadır. Kafkasya'daki halklar Rusya'nın emperyalist politikasına karşı uzun zamandır mücadele etmişlerdir. Özellikle 19.yüzyılındaki Şeyh Şamil'in mücadelesi bunlardan en büyüğü olmuştur. 1859 yılında Şeyh Şamil'in Rusya Çarlığı'na teslim olması münasebetiyle Kafkas savaşı Doğu Kafkasya'da sona ermiştir. Kuzeybatıdaki Çerkesler beş yıl daha direnişi devam ettirmişlerdir. Sonrasında Ruslar Çerkesleri Osmanlı toprağına sürgün etmeye başlamış ve Kozakları Kuzeybatı Kafkasya'ya yerleştirmiştir. Özellikle 21 Mayıs 1864 tarihinde Milyonlarca Çerkes kendi vatanından atılmış ve yarıya yakını açlık ve hastalık içinde hayatını kaybetmiştir. Osmanlı toprağına sürülenlerden çok az sayıda olsa da geri dönenler de olmuştur.26

Ayrıca RusÇarlığı Nakşibendî ve Kadiri tarikatlarının şeyhlerine karşı önlem almak için geleneksel İslamiyet'in imamlarını devlet içine almıştır. Şeriattan esas alınan mahkemeler de kurulduğu gibi yerli halkları devlete yaklaştırma çabasında da bulunmuştur. Fakat Rus Çarlığı'nın bu politikaları etkili olmuş olsa da devlet yanlısı olanlara tepki gösterilmiş ve 1917 yılındaki Rus devriminden sonra Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti'nin kuruluşuyla Kuzey Kafkasyalı halklar kısa süre olsa da birlikteliğini kurmuştur. Böylece RusÇarlığı'nın Kafkasya politikası tam başarılı olamamıştır.

Rusya Çarlığı tarafından gerçekleştirilen bu büyük sürgünün genel olarak 2 amacı olduğu söylenebilir. Birinci olarak Karadeniz bölgesini tamamen kontrol altında tutmak ve tarımın, sanayinin kalkınmasını sağlamaktır. 19 yüzyıla kadar devam eden mücadeleden dolayı Rusya'nın rahatça Karadeniz'e inmesine engel olmuş ve o bölgedeki sanayi kalkınma için de sıkıntı yaşamıştır.27 Ayrıca Rusya Kafkas Savaşı'nda zorluk çekmiş ve Ruslar arasında Çerkesler, Abhazlar veÇeçenler gibi dağlı milletlere karşı korku yaşanmıştır. Rusya, bu korkuyu kaldırıp Kafkas bölgesini rahat işlemek için Kafkasya'yı boşaltmaya ihtiyaç duymuştur.

78

TARİH BİLİNCİ

ULUSLARARASI KUZEY KAFKASYA SEMPOZYUMU

SAYI 19 - 20

ULUSLARARASI KUZEY KAFKASYA SEMPOZYUMU

Rus Çarlığı'nın bu politikaları belli bir düzeyde Kafkasyalı halkları etkileyip parçalamaya yol açmıştır, fakat idari bölgeler, yaşadığı milletlere göre adlandırılmamış (Maykop 34 bölgesi ve Kuban bölgesi gibi) ve Avrupa'da gelişen UlusDevlet akımı henüz Kafkasya'da yaygın olmadığı için Kafkasya'daki milletlerin milliyetçiliği fazla yükselmemiştir. Böylece Kafkasya halkları, Rus Çarlığı sona erdikten sonra birlikte Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti'ni kurmayı başarmıştır.

Ulusların Kendi Kaderini Tayin Hakkı İlkesinin Etkileri Rusya'nın İstediği Kafkasya -2 Devlet Arasında OrtaklığıKafkasya, Rusya için stratejik açıdan son derece önemli bir bölgedir, zira Rusya'dan Ortadoğu ve Afrika'ya inmek için mühim bir geçit olarak yer almaktadır. Ayrıca Kafkasya'nın batısında sıcak deniz olan Karadeniz'e ulaşımı sağlayabildiği için Rusya'ya göre Karadeniz'deki egemenliği sağlamak ve Kafkasya'yı ele geçirmek bir birine bağlıydı. 20.yüzyıla girdikten sonra Kafkasya sadece jeopolitik önemi değil, aynı zamanda enerji politikası açısından da önem taşımaya başlamıştır. Hazar Denizi ve Çeçenistan'da çok miktarda petrol bulunmakta ve Hazar Denizi'ndeki petrol ve doğalgazı Avrupa tarafına taşımak için inşa edilen boru hatları Kuzey Kafkasya'dan geçmektedir. Bu yüzden Rusya'ya göre Kafkasya önemli bir yer olmuştur ve Rusya bu bölgeyi ne olursa olsun kesinlikle elden bırakamaz. Kuzey Kafkasyalı halkların Rusya'ya karşı mücadelesi, Şeyh Mansur'un isyanından Şeyh Şamil'in Kafkasya Savaşı'na kadar çok çeşitli milletlerin bir araya gelip birlikte savaşması şeklinde meydana gelirdi, yani Günümüzdeki Abhaz Savaşı veya Çeçen Savaşı gibi bir millet tek başına 32 harekete geçmezdi. Kafkasya'daki bağımsızlık hareketlerinde milliyetçi hareketlerden daha ziyade Birleşik Kafkasya akımı ön plana çıkmıştır. Hem Rus Çarlığı, hem de SSCB Kafkasya'ya hükmederken Kafkas halkları içindeki birlikteliği kırmaya, içindeki karışık durumu devam ettirmeye önem vermiştir. Yani Rusya için savaş olmayan barış içindeki Kafkasya değil, her zaman milletler arasında savaş ve çatışma çıkan tehlikeli Kafkasya uygundur, Çünkü Kafkasya'da milletler arasındaki çatışmalar devam ettikçe halklar arasında birliktelik sağlanmaz hale getirilir, sonuç olarak halklar zayıf kalıp Rusya'ya karşı tehdit oluşturamazlar. 1859 yılına kadar devam eden Kafkasya Savaşı'ndan dersini alan Rusya, Kafkasya'ya Gürcüler ve Osetler gibi yerli halkları kullanarak hükmetmeye çalışmıştır. Onların bazıları İslamiyet'ten Hıristiyanlığa geçip Rus Çarlığı ile ilişkileri güçlendirdiği için Çeçenler gibi Müslüman halklar onlara şüpheyle bakmaya başlamış ve halklar arasındaki ilişkiler mesafeli. Ayrıca 1984 yılından sonra Kafkasya'daki idari sınırlar önemli derecede değiştirilmiş ve 1917 yılına kadar sık sık sınırlar yeniden çizilmiştir. Bu süreçte Adıgeler ve KaraçayMalkarlılar gibi milletlerin yaşadığı bölge birkaç bölgeye 33 parçalanmış ve sonuç olarak Adıgeler ile Kabarteyler ve Karaçaylılar ve Malkarlılar, kültür, tarih ve dilleri aynı olmalarına rağmen tıpkı farklı milletler gibi gözükmeye başlamıştır.

Ulusların Kendi Kaderini Tayin Hakkı İlkesi ve Kafkasya Kafkasya'dakiToplumYapısı ve Etkisi 1917 yılında başlayan Rus ihtilali sürecinde Lenin, “Rusya Milletlerinin Hakları Beyannamesi”ni Stalin ile birlikte yayınlamak şeklinde ulusların kendi kaderini tayin hakkı ilke35 sini savunmuştur. O beyannamede Çarlık Rusyası'na tabi milletlerin kendi devletlerini serbestçe kurabilme hakları kabul ve ilan edilmişti. Sovyetler'e göre merkez birimle ilişkiler ya da kurtuluşa ilişkin sorunlar, “milli” sorun ile 36 “sömürge” halkların sorunu birbirine bağlıydı . Lenin tarafından bu kavram ilan edilirken Kafkasya'daki halklar bunu hoş karşılamıştır. Beyaz orduyu Kafkasya'dan sildikten sonra Stalin 1920 yılındaki Dağıstan ziyaretinde de Sovyet Rusyası'ndan ayrılmadan kendi özelliklerine, kendi hayat tarzına ve geleneklerine uygun olarak yönetileceklerini vurgulamıştır. Sonrasında Dağıstan ve Dağlılar Sovyet Cumhuriyeti kurulmuş, sonra birkaç özerk bölge oradaki milletlerin adlarının verilmesi biçiminde oluşturulup alt 37 bölümlere ayrılmıştır. Lenin'in meydana getirdiği “Ulusların Kendi KaderiniTayin Hakkı”ndan dolayı Kafkasya'daki halklar, hakları ne kadar sınırlanmış olsa da bir devlete sahip olabilmiştir. Ama devleti inşa etme sürecinde hangi milletin daha eski dönemde orada yaşamaya başladığına ve eski dönemdeki devletin sınırlarına ve kralların kökenine dair şiddetli tartışmalar 38 başlamış ve bu tartışmalar günümüze kadar devam eden etnik çatışmalara yol açmıştır. SSCB ülkelerinde milletin kökeni ve geçmişini belirlemek, siyasal haklarını elde etmek için önemli unsurlardan biriydi. Ulusların kendi kaderini tayin hakkı ilkesi, Avrupa'da Polonya, Estonya gibi Doğu Avrupa ülkelerinde bağımsızlığı sağlayıp siyasal kalkınmaları ve demokrasiyi desteklerken, Kafkasya, özellikle Kuzey Kafkasya'daki halklar arasında bölünmüş durum yaratıp etnik çatışmalara sebep olduğu gibi Kafkasya'yı önemli derecede kötü etkilediğini söylemek mümkündür. Çünkü Kafkasya'da 20. yüzyıla kadar milliyetçilikten daha çok gelenekler, kültür ve soylara önem verilmekteydi. Kuzey Kafkasya'da eski zamandan itibaren çeşitli milletler bir arada yaşayarak birbirlerinin 39 kültür, dil ve tarihini etkilemişlerdir .

79

TARİH BİLİNCİ

ULUSLARARASI KUZEY KAFKASYA SEMPOZYUMU

SAYI 19 - 20

ULUSLARARASI KUZEY KAFKASYA SEMPOZYUMU

Kuzey Kafkasya'daki Nart Destanı, bütün Kuzey Kafkasya halklarının ortak sahip olduğu destan olarak oldukça meşhurdur ve Kuzey Kafkasya'daki soylular arasında birkaç dil birden kullanılmaktaydı. Mesela Abhaz krallığındaki soylular içinde hem Megrelce hem de Abhazca kullanılmaktaydı40 ve kral olan Çaçba sülalesi, aynı zamanda Gürcü sülalesi olan Şervaşidze sülalesini kullandığı için dışarıdan hem Abhaz krallığı hem de Gürcü krallığı gibi gözükmekteydi. Hatta çok çeşitli milletler 41 arasında çok sayıda ortak sülale de bulunmaktadır.

1921 yılının sonundan itibaren yerel sosyalist liderlerin önderliğinde etnik temellere dayanan özerk bölgelere bölmüştür. O süreçte aynı halktan olan, fakat farklı lehçe ya da şiveleri konuşan gruplara dahi farklı ulusal kimlik 43 vererek farklı sınırlar içinde almıştır. Tabii ki parçalamalar nüfus kıstasına göre değil, farklı ulusların bir arada yaşamaları halinde doğabilecek tehlikeler göz önüne alınarak yapılmıştır. Lenin tarafından SSCB kurulduktan sonra eskiden harflere sahip olmayan Adıgece, Abhazca, Çeçence ve Avarca gibi dillerin yazılması için Kiril alfabeleri ayarlanmıştır. Eskiden okuma-yazmayı bilenlerin oranı az olan Kuzey Kafkasya' da bu politikadan dolayı okuma-yazma bilenlerin oranı oldukça yükselmiştir. Ama her millete farklı alfabeler ve imlalar ayarlandığı için Kuzey Kafkasya'daki halklar, konuşma şeklinde birbirini rahatça anlaşırken yazma şeklin44 de ise alfabeler ve imlalar farklı olduğu için birbirini anlamaz duruma gelmiştir. Özellikle bu durum Çeçen-İnguş, Kabardey ile Besleney-BaşkaAdıge kabileleri,Apsua-Aşua ile Aşharua (üçü de Abhazların kabileleri) ve Dağıstan'daki halklar içinde en belirgin olarak gözükmüş ve halklar arasında mesafe koyulup iki halkların kimliğinin arasındaki 45 farkların daha belirgin olmasına sebep olmuştur.

(Örneğin) Açba (Ançabadze): Karaçaylı,Abhaz ve Megrel. Kelemet:Adıge,Abhaz ve Karaçay. Lakaa (Lakay, Lakırba, Lakerbaia): Ubıh, Adıge, Abhaz ve Megrel. Bu sülale “Lakların oğulları, Lak kökenli olan” anlamına gelir. Silpagar: Dağıstanlı ve Karaçaylı. Gantemir(ty):Oset ve İnguş. Dzugaty (Cugaşvili):Oset veGürcü. Böylece Kuzey Kafkasyalı halklar, tarih, toprak, sülaleler ve kültür gibi çok çeşitli şeylere ortak bir şekilde sahip olduğu için milletlerin özelliğini belirleyen ölçüt sadece dil olarak kabul ediliyordu. Ayrıca dil konusunda da bir soy, özellikle soylular içinde çok çeşitli diller bir anda kullanıldığı için kimin veyahut hangi soyun hangi millete ait olduğu belli bir şekilde gözükmemiştir, bu yüzden Kuzey Kafkasya'da millet kavramına dayalı devlet meydana gelmemiştir ve Rusya'ya karşı mücadele ederken de “Birleşik Kafkasya”yı öne çıkararak harekete geçmiştir.

Özellikle Stalin döneminde Kuzey Kafkasya'daki özerk cumhuriyetlerin sınırlarının yeniden çizilmesinin yanı sıra 46 geçmişte yazılan kitaplar yakılmış ve özellikleAbhazya ve Güney Osetya'da Gürcü alfabesi kabul ettirilmiştir. Aynı zamanda Kuzey Kafkasya'da halkların önderi olabilecek çok sayıda aydınlar katledilmiştir. Gürcü kökenli olduğu için Kafkasya'daki toplum yapısını iyi bilen Stalin, “Millet kavramının öne çıkmadığı, barış ve uyum içinde yaşamış” Kafkasya'nın geçmişini öğrenme imkânını yok edip SSCB hükümetine uygun bir şekilde her milletin kendi milliyetçiliğini güçlendirmeye çalışmıştır. Ayrıca Çeçenler ve Karaçaylılar gibi milletlere karşı “komünizmin amansız düşmanları” gibi propagandalar işleyerek birbirlerine düşman etmeye çalışmıştır. Stalin ve SSCB'nin bu çalışmalarıyla birlikte karışık iskân politikası uyguladığından dolayı, Kafkasya'daki etnik yapı daha da karışık olmuştur ve ismen SSCB içinde “milletler arası dostluk” vurgulanmışsa da SSCB döneminde eskiden olmayan düşmanlık yetiştirilip şiddetli çatışmalara dönüşmüştür.

Ama 20.yüzyılda SSCB içinde her millete kendi devleti verildikten sonra Kuzey Kafkasya'daki halklar, kendi siyasal haklarını elde etmek için kendi milletinin tarihi ve kültürünü belirtmeye ihtiyaç duymuştur. Her millet kendi tarihini belirlemek sürecinde tarihte geçen milletler ve devletler hangi millete mensup olduğu hakkında şiddetli tartışma olmuş, bu tartışma direkt toprak sorunu gibi çeşitli konular üzerindeki etnik çatışmalara yol açmıştır ve Kafkasya'daki arkeoloji ve tarih bilimi siyasetin güçlü etkisi altında kalmıştır. SSCB sonrası Kafkasya'daki milliyetçiliğin önderleri arasında çok sayıda tarihçinin bulunması da bu durumla güçlü bağlantı42 olduğunu göstermektedir.

Özellikle Stalin döneminde Kuzey Kafkasya'daki özerk cumhuriyetlerin sınırlarının yeniden çizilmesinin yanı sıra 46 geçmişte yazılan kitaplar yakılmış ve özellikleAbhazya ve Güney Osetya'da Gürcü alfabesi kabul ettirilmiştir. Aynı zamanda Kuzey Kafkasya'da halkların önderi olabilecek çok sayıda aydınlar katledilmiştir. Gürcü kökenli olduğu için Kafkasya'daki toplum yapısını iyi bilen Stalin, “Millet kavramının öne çıkmadığı, barış ve uyum içinde yaşamış” Kafkasya'nın geçmişini öğrenme imkânını yok edip SSCB hükümetine uygun bir şekilde her milletin kendi milliyetçiliğini güçlendirmeye çalışmıştır.

SSCB'nin araç olarak kullanması SSCB'nin, Kafkasya'daki karışık durumu devam ettirip Kafkas halkları içindeki birlikteliği engellemek için Lenin'in savunduğu “Ulusların Kendi Kaderini Tayin Hakkı İlkesi”ni kullandığı bile söylenebilir. Sınırların değişmesi konusunda, yerli halkların direniş potansiyelinden önlem almak için SSCB Kuzey Kafkasya'yı

80

TARİH BİLİNCİ

ULUSLARARASI KUZEY KAFKASYA SEMPOZYUMU

SAYI 19 - 20

ULUSLARARASI KUZEY KAFKASYA SEMPOZYUMU

Ayrıca Çeçenler ve Karaçaylılar gibi milletlere karşı “komünizmin amansız düşmanları” gibi propagandalar işleyerek birbirlerine düşman etmeye çalışmıştır. Stalin ve SSCB'nin bu çalışmalarıyla birlikte karışık iskân politikası uyguladığından dolayı, Kafkasya'daki etnik yapı daha da karışık olmuştur ve ismen SSCB içinde “milletler arası dostluk” vurgulanmışsa daSSCB döneminde eskiden olmayan düşmanlık yetiştirilip şiddetli çatışmalara dönüşmüştür.

nüfusu da oldukça az olduğu için tek başına bağımsız devlet kurmak oldukça güçtür. Özellikle nüfus oranı olarak Avarlar %27, Dargiler %17, Lezgiler %13, Kumuklar %14 olduğu gibi hiçbir milletin tek başına Dağıstan'da söz sahibi olması imkânsızdır. Hatta günümüzde milletler arasında gerginlik yaşandığı için durum son derece karışık olmuş ve Dağıstan'ın bağımsızlığı daha da zor olmuştur. SSCB, Kafkasya'da “Ulusların Kendi Kaderini Tayin Hakkı İlkesi”ni Rusya'nın çıkarına uygun bir şekilde kullanarak Kafkasya'yı şiddet ve düşmanlıkla dolu olan karmaşık bir yapıya dönüştürmüştür. Kafkasya içinde karmaşık durum devam ettikçe milletler arasında birliktelik sağlanamadığı için Kafkasya'nın bağımsız olma ihtimali azalır ve kendine gelen tehdidin oluşturulması engellenebilir. Günümüzdeki Kafkasya'nın durumu, Rusya'nın politikalarının başarısızlığı değil, tam tersine büyük başarısı olarak tanımlanabilir.

Böyle karışık duruma dönüştürüldüğünden Kafkasya'da pek yatırım ve ekonomik inşa yapılmamış ve ekonomik durum fakir bırakılmıştır. Ekonomik durumu fakir oldukça Rusya'ya bağlı ekonomik sisteminden kurtulamamış ve kendi kendine bağımsız ekonomiyi işletemez durumda kalmıştır. Kuzey Kafkasya'daki halklardan sadece Çeçenler 1 milyondan fazla olan nüfusa sahip olduğu gibi her milletin

Sonuç dan biri olmuştur. Özellikle Stalin, “Ulusların Kendi Kaderini Tayin Hakkı” kavramını SSCB'ye uygun şekilde kullanarak Kafkasya halkları arasında düşmanlık yaratmış, Böylece Kafkasya'daki siyasal durum son derece karmaşık olmuştur.

Rusya, Kafkasya'yı işgal ettikten sonra tehdit oluşturmaması için Kafkasya halkları içindeki birlikteliği kırmaya yönelmiştir, bunun örneği olarak Ruslar ve Ermeniler gibi dışarıdan gelen halkları yerleştirmekten başka Kafkasya' daki valiler olarakGürcü veOset beyler gibi yerli halklar atamıştır. Ama o dönemde Ulus-devlet akımı halen Kafkasya'ya yeterince ulaşmamış ve Kafkasya'da milliyetçilik gelişmemiştir. Sonuç olarak 1917 ihtilalından sonra Kafkasyalı halklar kısa süre olsa da birlikte Kuzey Kafkasya Cumhuriyetinin bağımsızlığını kazanmıştır.

“Ulusların Kendi Kaderini Tayin Hakkı”, Kafkasya'nın özgün tarihiyle uyum sağlayamadığı için Kafkas halklarına bağımsızlığını getirmemiş, tam tersine son derece karışık durumun yaratılmasına yol açmıştır. Sonuç olarak Kafkasya halkları, birlikteliğini oluşturamadığı için Rusya'ya karşı güç oluşturamamış ve bağımsızlık umudundan daha da uzaklaşmıştır. Bu kavram, Avrupa'daki devletlerin bağımsızlığı ve kalkınmasına yol açarken Kafkasya'ya istenen sonucu getirmeyip o bölgeyi daha kötü yönde etkilemiştir. Hatta Rusya'nın bu ilkeyi Kafkasya'yı kendi çıkarlarına uygun duruma getirmek için son derece bilinçli bir şekilde kullandığını söylemek mümkündür.

Ama Kafkasya'ya “Ulusların Kendi Kaderini Tayin Hakkı” uygulandığında Kafkasya halkları içinde tarih ve kültür gibi çeşitli konularda çok tartışma olmuştur, çünkü Kafkasya'da millet kavramına fazla önem verilmemiş ve milliyetçilik gelişmemiştir. Bu tartışmanın sonucu şu ana kadar devam eden toprak sorunu gibi etnik çatışmaya yol açan unsurlar-

Kaynaklar ve Referanslar . Adilhan Adiloğlu, Karaçay-Malkar Türkleri, Ankara: ODES, 2005 . Aldona Ajiba ve Bekir Habat, Abhazca-Abazaca Öğretim ve Konuşma Kılavuzu,

Hokkaido Üniv. Slav Araştırma Merkezi Haberleri Sayı 95, 2003 Güz (http://srch.slav.hokudai.ac.jp/jp/news/95/essay-matsuzato.html) . Kadir Natho, Kafkasya'da ve Kafkasya Dışındaki Çerkesler Ömer Aytek Kurmel (Çev.), Ankara: Kaf-Dav, 2009 . Walter Richmond, The Northwest Caucasus: Past, Present, Future, London: Routledge, 2008 . Masaru Sato, Kokkano Bouryaku [Devletin Arsası], Tokyo: Shogaku-kan, 2007 . Alekandr Širokolad, Gruziya: Zakavkazskiy Tupik? [Gürcistan: Transkafkasya'nın Çıkmazı mıdır? ], Moskva: Veče, 2010 . Ufuk Tavkul, Etnik Çatışmaların Gölgesinde Kafkasya, İstanbul: Ötüken Neşriyat A.Ş., 2002 . Artur Tsutsiev, Atlas Etnopolitičeskoy İstorii Kavkaza [Kafkasya Etnopolitik Tarihi Haritası], Moskva: Evropa, 2006 . Geçmişten Günümüze Kafkasların Trajedisi, İstanbul: Kafkas Vakfı Yayınları, 2006 . Kafkasya Gerçeği . Naselenie Abkhazii” [Abhazya Nüfusu ](http://www.ethnokavkaz.narod.ru/rnabkhazia.html). . “Abhaz-jin” [Abhazlar] (http://ja.wikipedia.org/wiki/%E3%82%A2%E3%83%96%E3%83%8F%E3%82%BA%E4 %BA%BA ) . Kafkasya Forumu (http://www.kafkasyaforumu.org )

Ankara: Kaf-fed, 2006.

. E. H. Carr, Bolşevik Devrimi Cilt I Orhan Suda (Çev.), Ankara: Metis Yayınları, 1989 . Kazbek Čelekhsaty, Osetia i Osetiny [Osetya ve Osetler], Vladikavkaz, 2010 . Fahri Fuvaj, Adıgece Öğreniyoruz 1: Adıge Alfabeleri, Ankara: Kaf-fed, 2007 . Kuniaki Hayashi, Kafkas-no Chiisana Kuni [Küçük Kafkasya Ülkesi], Tokyo: Shogakukan, 1997

. The Abkhazians: A Handbook, Der. George Hewitt, Richmond: Curzon, 1999 . Seiichi Kitagawa, “Chechen-Dokuritsu Sensouno 200nen” [Çeçenistan-bağımsız

Mücadele ile geçilen 200 yıl] Saikinno Sekaino Ugoki [Dünyada Güncel Gelişmeler] No:5, Tokyo: Yamakawa-Shuppan, 1995, s.1-7 . Caucasus wo Shirutameno 60-shou [Kafkasya'yı öğrenmek için 60 bölüm], Der. Seiichi Kitagawa vd., Tokyo: Akashi-Shoten, 2006 . Cem Kumuk, Neredesin Prometeus? : Kafkasya aydınlık günleri arıyor… , İstanbul: Alfa Yayınları, 2004 . Tarık Cemal Kutlu, Çeçen Direniş Tarihi, İstanbul: Anka Yayınları, 2005 . Vladimir Lenin, Ulusların Kaderlerini Tayin Hakkı Muzaffer Erdost (Çev.), Ankara: Sol Yayınları, 2007 . Alex Marshall, The Caucasus Under Soviet Rule, London: Routledge, 2010 . Kimitaka Matsuzato, “Dagestanno Isuramu” [Dağıstan'da İslamiyet] 1.bölümü,

81

TARİH BİLİNCİ

ULUSLARARASI KUZEY KAFKASYA SEMPOZYUMU

SAYI 19 - 20

DİPNOTLAR Megrelce de günlük hayatlarda bütün halklar arasında kullanılmıştır. Diğer yandan Sovyet döneminde Kartuli Gürcücesi ortak Gürcücesi olarak kabul edilmiş, Gürcistan'ın bütün yerlerde mecbur olarak öğretilmiştir.

1) Ufuk Tavkul, Etnik Çatışmaların Gölgesinde Kafkasya, İstanbul: Ötüken Neşriyatı, 2002, ss.170-171. 2) SSCB dönemindeki Karaçay-Malkarlı hakkında bkz: Tram Merve Esen, “1943 öncesi Karaçay-Malkar Halkının Sürgün Geçmişi”(http://www.kafkasyaforumu. org/index.php?option=com_content&view=article&id=303%3A1943-oencesikaracay-malkar-halknn-suerguen-gecmii&catid=44%3Atarih&Itemid=207) [20.Eylül 2010].

25) Sefer E. Berzeg, “Abhazya'da Neler Oluyor” Kafkasya Gerçeği, 2 (1991), s.5. 26) Fethi Güngör, “Kafkasya'da Soykırım ve Sürgün Kısa Bir Sosyolojik Tarihi” Geçmişten Günümüze Kafkasların Trajedisi, İstanbul: Kafkas Vakfı Yayınları, 2006, ss.13-38. ss.22-25.

3) Detaylı olarak bkz: Adilhan Adiloğlu, Karaçay-Malkar Türkleri, Ankara: ODES, 2005, ss.134-138.

27) Aslında 17. Yüzyıldaki Deli Petro döneminde Çerkes toprağını ele geçirmeye hazırlamaya başlıyordu ve II.Ekaterina döneminde daha da hızlandırılmıştır. Detaylı olarak bkz: Kadir Natho, Kafkasya'da ve Kafkasya Dışındaki Çerkesler Ömer Aytek Kurmel (Çev.), Ankara: Kaf-Dav, 2009, ss.271-291.

4) Seiichi Kitagawa, “Chechen-Dokuritsu Sensouno 200nen” [Çeçenistanbağımsız Mücadele ile geçilen 200 yıl] Saikinno Sekaino Ugoki [Dünyada Güncel Gelişmeler] No:5, Tokyo: Yamakawa-Shuppan, 1995,s.1-7, s.3.

28) Richmond, a.g.e., s.86.

5) Tarık Cemal Kutlu, Çeçen Direniş Tarihi, İstanbul: Anka Yay., 2005, ss.429-430.

29) Detaylı olarak bkz: Richmond, a.g.e., s.87.

6) Kutlu, a.g.e., ss.431-432.

30) Junji Ito, “Ajia kara Yoroppa he? “[Asya'dan Avrupa'ya? ] Der. Kitagawa, a.g.e., ss.97-100, s.98.

7) Alex Marshall, The Caucasus Under Soviet Rule, London: Routledge, 2010, ss.285-286.

31) Detaylı olarak bkz: Kazbek Čelekhsaty, Osetia i Osetiny [Osetya ve Osetler], Vladikavkaz, 2010, s.157, ss.769-770.

8) Rusların Gürcülere çağrısı hakkında detaylı olarak bkz: Alekandr Širokolad, Gruziya: Zakavkazskiy Tupik? [Gürcistan: Transkafkasya'nın Çıkmazı mıdır? ], Moskva: Veče, 2010, ss.15-26.

32) Detaylı olarak bkz: Cem Kumuk, Neredesin Prometeus? : Kafkasya Aydınlık Günleri Arıyor… , İstanbul: Alfa Yayınları, 2004, ss.13-22, ss.111-121.

9) Kimitaka Matsuzato, “Dagestanno Isuramu” [Dağıstan'da İslamiyet] 1.bölümü, Hokkaido Üniv. Slav Araştırma Merkezi Haberleri Sayı 95, 2003 Güz (http://srch.slav.hokudai.ac.jp/jp/news/95/essay-matsuzato.html) .

33) Artur Tsutsiev, Atlas Etnopolitičeskoy İstorii Kavkaza [Kafkasya Etnopolitik Tarihi Haritası], Moskva: Evropa, 2006, ss.24-26. 34) Tsutsiev, a.g.e., s.31, s.37.

10) Tavkul, a.g.e., s.151.

35) Detaylı olarak bkz: Vladimir Lenin, Ulusların Kaderlerini Tayin Hakkı Muzaffer Erdost (Çev.), Ankara: Sol Yayınları, 2007.

11) Marshall, a,g,e., s.285. 12) Matsuzato, a.g.m.

36) E. H. Carr, Bolşevik Devrimi Cilt I Orhan Suda (Çev.), Ankara: Metis Yayınları, 1989, ss.289-290.

13) Tavkul, a.g.e., s.85.

37) Carr, a.g.e., s.301.

14) Masaru Sato, Kokkano Bouryaku [Devletin Arsası], Tokyo: Shogaku-kan, 2007, ss.157-158.

38) Hirotake Maeda, “Shineasekai no Nakano Caucasus” [Mitoloji dünyası içinde Kafkasya] Der. Kitagawa vd., a.g.e., ss.62-66, ss.65-66.

15) Tavkul, a.g.e., s.86-87. 16) Harumi Tokunaga, Roshia Nanbuno Kayakukoga Kakudai [Güney Rusya'daki Cephanelik büyümüştür], Caucasus wo Shirutameno 60-shou [Kafkasya'yı öğrenmek için 60 bölüm], Der.Seiichi Kitagawa vd., Tokyo: Akashi-Shoten, 2006, ss.310-314, s.313.

39) Čelekhsaty, a.g.e., s.139. Ayrıca bkz: Čelekhsaty, a.g.e., ss.127-140; Natho, a.g.e., ss.84-85.

17) Tavkul, a.g.e., s.173.

41) Detaylı olarak bkz: Čelekhsaty, a.g.e. ss.885-904, Adiloglu, a.g.e., ss.139-164. 42) Maeda, a.g.m., s.66.

40)“Abhaz-jin” [Abhazlar] (http://ja.wikipedia.org/wiki/%E3%82%A2%E3%83%96 %E3%83%8F%E3%82%BA%E4%BA%BA ).

18) Walter Richmond, The Northwest Caucasus: Past, Present, Future, London: Routledge, 2008, s.135-136.

43) Kumuk, a.g.e., ss.180-181. 44) Detaylı olarak bkz: Fahri Fuvaj, Adıgece Öğreniyoruz 1: Adıge Alfabeleri, Ankara: Kaf-fed, 2007; Aldona Ajiba ve Bekir Habat, Abhazca-Abazaca Öğretim ve Konuşma Kılavuzu, Ankara: Kaf-fed, 2006.

19) Adiloğlu, a.g.e., s.138. 20) Tavkul, a.g.e., s.175. 21) Stanislav Lakoba, “History: 1917-1989” The Abkhazians: A Handbook Der. George Hewitt, Richmond: Curzon Press, 1999, ss.94-95.

45) Mesela Çeçenler ve İnguşlar, hemen hemen aynı millet olduğu halde SSCB dağıldıktan sonra Çeçenistan ile birlikte bağımsızlık yolunu tercih etmeyip Rusya sınırı içinde kalmıştır.

22) Tavkul, a.g.e., s.65. 23) “Naselenie Abkhazii” [Abhazya Nüfusu ] (http://www.ethnokavkaz.narod.ru/rnabkhazia.html ).

46) Kuniaki Hayashi, Kafkas-no Chiisana Kuni [Küçük Kafkasya Ülkesi], Tokyo; Shogaku-kan, 1997, s.216.

24) Geniş anlamıda Gürcüceyi kastederken Kartuli Gürcücesine göre farklı dil olan Megrelce ve Svanca da dahil edilir, Abhazya'da eskiden beri Abhazca ile birlikte

47) Tavkul, a.g.e., ss.166-169.

82

TARİH BİLİNCİ

SAYI 19 - 20

INTERNATIONAL SYMPOSIUM OF NORTH CAUCASUS

The Impact of Self-Determination in the Social Structure of Northern Caucasus and the Soviet Settlement Policy

Keisuke WAKIZAKA

Comparison of the 19th century Russian Csardom wtih USSR in terms of their Settlement Policies

Technical University, Political Sciences and International Relations Department Graduate Student

Main subject of this study is that how the self-determination concept that is formed by V.Lenin affected the social structure in Northern Caucasus and how it was used in the Northern Caucasus policy of Soviet Union, and the comparison of this policy with the Russian policy applied in 19th century by the Csar.This term which was used by Lenin, led to more nationalism in Caucasus and caused the complex situation of today. USSR tried to rule over the region by using this term. Since the 19th century, Northern Caucasus people have been sent to exile several times by The Russian Csardo and USSR with the justification of being hostile to the regime. And this kind of a policy dramatically changed the demographic structure of the region and affected its complexity in a very negative way post-Soviet era up to now. However, settlement policy in Northern Caucaus has not been examined in details and while discussing the Northern Caucasus of our time it can be said that settlement policy of Russia is ignored.There are not manyWorks written inTurkish in this field. Along with examining the impacts of self-determination of nations on USSR settlement policy, we will also deal with the similarities and differences between the two settlement policies of USSR and RussiaCsardom. In the first chapter, the exiles of Karachay-Balkar andChechenIngush during the World War II in the time of Stalin, will be defined and examined. In addition, the results of Stalin's settlement policy will be examined through the examples of Dagestan, Karachay-Circass Republic, NorthernOssetia-Ingushetia andAbhaz examples. In the Chapter 2, settlement policy of Russian Csardom before the USSR policy and exclusively the policies applied in Caucasus after the Caucasus Exile performed in 1860s will be examined. In the third chapter, the common features of Csardom and Soviet Settlement policies, and exclusively the aims of these policies, the demands of controlling the Northern Caucasus and they style of ruling will be examined. By discussing the ethnic structures in North Causes, we will examine how the self-determination right of nations that is the most important point that characterizes the USSR policy affected the society and, how it created the complex situation. We will also discuss the how this term is used by the Soviets within a view to sustain the chaotic situation of NorthernCaucasus. For the bibliography, the book named “Neredesin Prometeus” by Cem Kumuk and “Caucasus under the Shadow of Ethnic Conflicts” by Ufuk Tavful could be advised for their detailed approach to the problems of the region, ethnic structure and history. Among the English books, “The Caucasus under the Soviet Rule” written by Alex Marshall can be shown as a good example. In this book, the situation of Caucasus under the Soviet rule and the process of settlement policy are well examined. “Northwest Caucasus” book also explains the political history of North-WesternCaucasus beginning from theCsardom era until now in a simple way.

Northern Caucasus Policies and Problems in USSR

After the Karachays were expelled, their lands were shared between Georgians and Circassians and the autonomous region borders were redrawn. The names of places were changed from Karachay to the Russian and other languages.

Exiles in NorthernCaucaus Exiles of Karachay-Malkars Karachay-Malkars were divided into two after the Soviet occupation. While Karachays remained in Karachay-Circass Autonomous Region and the Malkars were in the territory of Kabardino-Balkar autonomous republic. Soviet government, was planning to divide theAdyges into three parts as they did for Karachay-Malkan people by following the example of “divide and rule” policy of the former governments1 within a view to prevent the possible unification in the future.

Chechen-Ingush Exile After the founding ofChechyaAutonomous Region in 1922, Ingush Autonomous Region was founded in 1924.In 1934, two of them joined and formed Chechen-Ingush Autonomous Soviet Socialist Republic. Although indigenous people welcomed the land and property policies of USSR at first, the relations betweenUSSR andChechen-Ingush were frozen. Because in addition to suppress the religion with the ideology based on communism USSR government tried to found a kolkhoz in Northern Caucasus. As the USSR forced the Northern Caucasians whose lives were based on family and clan system to live in Soviet style4, especially the Chechens and Ingush people reacted very negatively.

Karachays who had been fighting with theUSSR sove-reignty with the gangs they founded until 19432, were defi-ned as the “ruthless enemy of the Communist regime” by Stalin. In 12 October 1943, High Presidum of Soveit Union decided to send Karachay-Malkars to exile from Caucasus to the Central Asia and Siberia. In 2 November 1943, Karachay-Malkars were expelled fromCaucasia by the animal stock cars3.

83

TARİH BİLİNCİ

INTERNATIONAL SYMPOSIUM OF NORTH CAUCASUS

In response to these violent policies of USSR, an armed resistance towards the communism and collectivism was launched by Sitha Islamulov, a minister of Uzun Hacı Emirate and a Naksıbendi follower. As many Moslem spirituals and religious figures such as Arsanuko Hidirlezon of Germacik a Nakşibendi Sheikh living in Hasav-Yurt, this revolted changed into a bloody war with serious conflicts. In 1931, after Şitha Islamulov died there had been many revolts such as Nozhin-Yurt Revolt in 1932, Galdeganan Ibrahim revolt in 1933-1934 inChechnya.

SAYI 19 - 20

to the fruitful lands in Northern moors or the coast of Caspian Sea; and in this process Azeris, Kumyk and Nogays living in the plains had some conflicts with them. Between 1940 and 1960, Abdurrahman Deniyalov, who is the 1st secretary of Dagestan Communist Party, addressed to the highlanders by saying “If you want to go to Heaven, then go 8 to the plains” Kumuyks living around the Mahackale were moved to the villages evacuated due to the Chechen Ingush exile in 1944, and the Avars were moved to the Kumyk villages in Mahackala. In 1951, 5-year plan of migration and transfer was announced, between 1952-1957, the nations in the 9 mountains were settled in the plains of the North. After granting the returning permission to the Chechens in 1957, the 6 th zone which was formerly given to Dagestan was given back to Chechens. So, some parts of the Avars and Dargins living there, had to move to the other regions such as HasavYurt, Kızılyurt and Babayurt.As a result of the constant mobility Beginning by the 1940's, mountains were left uninhabited and the population in the plains were 10 highly increased and became complex. Thus, there had been some conflicts over the water, and the use of moors and other fruitful lands in the plains.

Especially, a former Communist Party member Hasan Israilov, supported by Qadiri orders sustained its sovereignty in 1940 by founding its own Provisional Public Revolution Government. Mayrbek Seripov also joined this revolt and they founded War Council and Military Camps together with Israilov, and they addressed the Chechens and Ingush by saying, “Caucasian people are looking forward to German people as if they are our guests; if they 5 accept our independence then they will be welcomed” By reminding this discourse and accusing the Chechens and Ingush of cooperatinng with the German and treason, Stalin sent them all to the Siberia in 23 February 1944. In this process, many Chechen Ingush lost their lives and in 1946-57, Chechen-Ingush Autonomous Republic was demolished. Instead of it, Groznyy state was founded and some parts of former Chechen-Ingush lands were given to Georgia,Dagestan, Northern Ossetia and Stavropol region. Other nations such as Russian, Avars, Dargins,Osets and Ukranians were settled in the evacuated lands; the main objective behind this strategy was not only develop the 6 agriculture and industry but also desires o remove the traces of both the Chechens and their signs, it was a kind of ethnic clearance.

Moreover, as the political sovereignty were at the hands of the highlanders, there had been some unrest between the highlanders such as Avars and the people who live in the plains such as Kumyks.Even today, there seemed to be an inclination among the people living in the plains such as Kumyks to call the highlanders as the ignorant and rude people and as the political sovereignty is at the hands ofAvar, Dargi and Laks there are calm relations between them and Lezghis. In the 1990s, there had been an armed conflict between Chechens and Laks in the Novo Lakski region and there is disunity among the highlander tribes as well.

In addition, the fear among some Georgians such as Stalin and Beria against the highlander nations such as ChechenIngush should also be mentioned. History writers in Georgia claim that the Georgian Landowners accepted the Russian invitation in order to escape from the “vulgar and 7 rude” Turkic-Islamic civilisation and so there was a very negative image of Islam among the Georgians.In addition, the highlander nations such as Chechens are defined as “vulgar, wild, rude, aggressive and terrifying group of people” as they live in Mountains. Behind the exile carried out byStalin and Berria, there lies the fear of theChechens.

The relations between theChechen-Ingush andOsets After the Chechen-Ingush Exile in 1944, Prigorody Region that was once under the rule of Chechn-Ingush Autonomous Republic was given to the North Ossetia and immigrants 11 from South Ossetia were settled into the places that were evacuated due to the exile. When the returning permission was granted to the Chechen-Ingush in 1857, some parts of Stavropol was given back to them whereas the region that is referred above was not given, that's because of the strong lobbying of Osets in Russia. During the time of Russian occupation, some of theOsets were converted toChristianity and as a result they had better relations with Russia and 12 became more efficient. On the other hand, Moslems such as Chechens identified some parts of Osets as “traitor” and “heretics” so there became an inconfidence between the Osets and other nations.

Problems in NorthernCaucasus after the Exile Chaos in Dagestan Since the time of Stalin, the people living in mountainous areas such as Avars,Dargins and Laks in Dagestan moved

84

TARİH BİLİNCİ

INTERNATIONAL SYMPOSIUM OF NORTH CAUCASUS

SAYI 19 - 20

helped them with publishing propagandas against the Karachays.

When the Ingush people began to turn back to the Prigorodny region, there became a serious conflict between Osets and Ingush. To take measures against the conflicts, recording new people to the population in Northern Ossetia cities and towns was banned in 1982, the population rise was stopped in 1990, new population records and buying accommodations were frozen, as a result Ingush people could hardly live in the cities that were all full with restrictions.13 After these rules were applied, Ingush people began to settle in villages without any records. Ingush people could not benefit from the civil law rights and the right to vote until the dissolution ofSoviets.

In response to these, Karachay people founded an organization called ““Camagat” with the aims of denying the propagandas and regaining their political right under the leadership of Azret Orus.16 As a result of the workings of this organization, USSR admitted that it was unjust to send Karachays to the exile and they had to announce it in 1989.17 In addition, this organization started the struggle of Karachays to found an autonomous republic seperated from Adiyges and Russians. In 1990, in the congress organized by the Karacay Public Representatives Asembly, Karachay Republic was declared and they decided to be independent from Russia in 1992. In this process, Cehar Dudayev greatly supported the Karachays.

In 1989, while Ingush were submitting their demands of autonomy and land to the USSR government, Osets protested this severely and there occurred an ethnic conflict between these two nations. In addition, in 1991, although USSR government issued a decree on returning the rights of the nations that were expelled during the Stalin era, it was not applied and this led to the increase of conflicts and to relieve the situation USSR had to send their troops to the region.

In addition, when World Circassian Union initiated to found an Adyge state in the region expanded from Kabardey the Black Sea in 199118, the tension between Adyge-Abaza and Karachay increasing since the USSR era increased a lot. In the presidency election held in 1999, there happened a big conflict between two nations.

After this incident, the distrust between the two nations, small conflicts and actions has been kept on. Especially, the school shooting happened in 2004 in Beslan, increased this distrust remarkably and the conflicts turned to be more violent.14 Now, there are some programs and policies are applied to solve this distrust, however they are not even near to the solution.

Abhazia Although there had been serious exiles in other Northern Caucasus Republics, the Abhaz people in Abhazia were not exposed to the massacre and exile during the time ofStalin. In the beginning of USSR era, while the Transcaucas Soviet Socialist Federal Republic was being founded, Abhazia was given a union republic status.

Chaos in karachay-Cherkes Republic

But in 1930s, Abhazia was turned to an autonomous republic tied to the Georgia by the Georgian (and Oset) originated Joseph Stalin, because Abkhazia was opened to Eston, Armenian, Russian-Cossack colonists by cleansing from its Ubykh-Abhaz-Megrel inhabitants but the Turkish people remnant from Ottoman Empire were ignored. Between 1937-1953, a number of Abhazian (Abhaz and Megrel) intellectuals and leaders were killed by Stalin and Beria, and the Georgian-Russianization policy was applied extensively. According to this policy, the names of people and places in Abhaz to the Georgian and Russian names, or if there are two names inAbhaz and Georgia then Georgian began to be used more than Abhazian.Between the years 1948-1952, more than 150 city names were changed. Streets, squares, train station, elementary and secondary school names were also changed. After 1940, the Word of Abhaz was removed from all official documents.19

Ater the Karachays were sent to exile in 1943, the area that were once inhabited by the Karachays was joined to the Georgia and a large number of Svan and Besleney Circassians were moved tor here. In 1957 Karachay-Malkars were allowed to return but the autonomous status was not granted, as in 1922 they were kept in the borders of Karachay-Cherkess autonomous region. This policy of the Soviets led to many conflicts between the Karachay and Adige-Abhaz-Kozaks. In addition, USSR used some propaganda to revile and define the Karachays as “brigands, traitor and an evil nation”. During the Soviet era, Karachays could not get promotions, and the reactions of the Soviet government against them caused distrust betweenAdyge-Abaza and Karachays. Between 1976-1982, in “Leninskoe Znamya” newspaper published in Karachay-Cherkss Autonomous Region there were so many articles claiming that Karachay-Malkars are traitors and untrustable people, and through these articles it was aimed to encourage Adyges, Abaza and Russians to take a negative attitude towards them.15 Soviet press also

Examples: Lakırba>Lakerbaia, Eşba>Eşbaia, Marşan>Marşania, Abaşua> Abaşidze vd.(Family names)

Tsandripş>Gantiadi, Ldzaa>Lidzava, Gyaçiripş>Leseridze vd. (Place names)

85

TARİH BİLİNCİ

INTERNATIONAL SYMPOSIUM OF NORTH CAUCASUS

SAYI 19 - 20

among Russian people. Russia had to clear this region off these people to get rid of this fear and to utilize this region better.

Moreover, in that period there had been mass migrations from Georgia to the Abhazia.Georgian people were mostly brought to the Ocamcira,Gagra and Gaudata.As a result of this artificial increase, between the 1939-1959, Georgian population increased 70.000 people inAbhazia, andABHAZ population was increased only 5 thousand.20 After the Stalin era, as Abhazia is a touristic destination of USSR such as Antalya,Bodrum and Fethiye in Turkey, there had been so many non-Abhaz people migrated and began living in Abhazia. As a result, while in the end of USSR, only 18 % of Abhazia population was Abhaz people, Georgian people were around 45%21, so the population balance was changed and the tensions began to appear.

Settlement of Other Nations to the Caucasus and Utilizing the Indigenous People Since the 18th century, Black Sea coast and Caucasus had been settled by Cossacks who were comprised of different nations, especially on the coasts of Kuban andTerek Rivers, large number ofCossacks were settled. Between 1824- 1825 Kozak Stanitsa26 was founded on th coast of Kuban extending from Krasnodar to the Karacah-Cherkess Republic of today. In addititon, Mozdok City which was located on the coast of Terek was founded as a the military and castle of Kozaks and there were no signs ofOsets during that time.

In the USSR era, although it appeared that Russian and Abhaz language rather than Kartuli Georgian22 were common in Abhazia and it was not a part of Georgia, this situation was a source of uneasines ampngAbhaz people.23

After 1864, the settlements to the Black Sea coast were increased, so the people remained from Caucasus were controlled by the Cossacks settled in the North. Russian Xsardom, also settled the Christians such as Armenians and Rums migrated from Ottomans to the North Caucasus along with the Cossacks.27 As a result, the pure ethnic structure of the region formerly comprised of only Circassians andGeorgians turned to be a more complex structure.

Caucasus Exile in Russian Csardom and Settlement Policy Aims and Results of Caucasus Exile in the 19th Century Russian Csardom, had always been trying to capture Black Sea within a view to reach warmer seas since the time of Petro the Great and to capture the Black Sea Caucasus is strategically very important. The peoples in the Caucasus had long been struggling against the imperialist policies of Russia. Especially the struggle of Sheikh Shamil in the 19th century was the most important of these struggles.

Russian Csardom applied province system while ruling the Northern Caucasus and after occupying the Caucasus, they assigned people from different ethnicities rather than Russians to the important positions.As a governor inCaucasus, Georgian, Armenian Azeri and Oset former leaders were assigned rather than Russians.28 As a person working as a public officer in the Russian Csardom, it is possible to mention about Armenian Loris Meliko who worked as a internalAffairs Minister in 1880.And there were manyGeorgians, Armenians and Osets29 such as Lazatv, Tsitsişvili and Musa Kunduh working as Russian commanders. This situation caused to deepen seperated structure among the indigenous people and the unification of the nations against the Russians were limited. As the settlement of Cossacks to the northern side was increased, Northern Caucasus people were controlled by the Cossacks from the North, Georgians,ArmeniansOsets andAzeris in theSouth.

Due to the submission of Sheikh Shamil to the Russian Csardom in 1859, The Caucasus War ended in Eastern Caucasus. The Circassians in the North Western continued the resistance for another 5 years. After then, Russians began to expel the Circassians to the Ottoman territory and settled the Cossacks to the North Western Caucasus. Especially in 21 May 1864, millions of Circassians were expelled from their own homelands and nearly half of them lost their lives due to hunger and illness. There were also some who could return back from Ottoman Empire though their number is very low.24

In addition, Russian Csardom included the imams of the traditional Islam to take measures against the sheikhs of Naksbidendi and Kadiri. As they founded the courts based on Sheriyah, they also tried to involve the indigenous people in the process of nationalising.Although these policies of Soviet Union were efficient, the pro-state representatives were still protested and following the Russian Revolution of 1917 with the founding of Northern Caucasus Republic, Northern Caucasus people founded their unity though it had only a short life. Therefore, the Caucasus policy of Russian Csardom was not wholly successful.

It can be said that this exile organised by the Russians had two main reasons. Firstly, it was aimed to wholly control the Black Sea Region and to provide development of agriculture and industrialisation. Due to the struggles lasted until the 19th century; Russia could hardly reach to the Black Sea and had some problems in that region on industrial development.25 In addition, Russia had troubles during the Caucasian War and there emerged a fear against the Highlander people such as Circassian, Abhaz and Chechen

86

TARİH BİLİNCİ

INTERNATIONAL SYMPOSIUM OF NORTH CAUCASUS

The Impacts of Self-Determination Principle

SAYI 19 - 20

These policies of Russian Csardom led to the destruction and separation of a certain amount of Caucasian people, but the executive regions were named according to the 31 nations.(Maykop region and uKubn region etc) and as the Nation-state approach developed in Europe is not common among Caucaus yet, the nationalistic views of the nations in Caucasus were not improved in Caucasus. So the Caucasus people succeeded founding NorthCaucasus Republic,

The Caucasus wanted by the Russia 2 Interstate partnerships Caucasus was a highly strategically important region for Russia, because it was seen as an important passage from Russia to the Middle East and Africa. In addition, as it was a kind of outlet to the Black Sea in the West of Caucasus to control over Black Sea was a synonym for controlling the Caucasus fort he Russians.

Self-determination Principle andCaucasus SocialStructure inCaucasus and its Impact In the process of Russian Revolution started in 1917, Lenin proposed the self-determination of nations by publishing “the Rights of Russian Nation Declaration together with 32 Stain” In this declaration, the right to found their own countries of the nations ruled by Czardom was accepted and announced.According to the Soviets, the relations with the centre or the issues related to the independence, “national issue” and the problems of colonised nations were 33 all connected to each other. While Lenin was declaring this right, the peoples at the Caucasus welcomed it with open arms. After the eliminating the White Army from Caucasus, Stalin emphasized in his Dagestan visit in 1920, the Caucasian nations will be governed accordingly to their own feature, their own life styles and traditions without separating from Soviet Union. Later, Dagestan and Highlander Republic were found and a few autonomous regions were separated into subdivisions by putting the names of the 34 nations present there.

After the 20th century, Caucasus became important not only as geopolitically but also in energy policy as well.There is a vast amount of oil inCaspian Sea andChechnya, and the oil pipelines to carry these oil and natural gas present in the Caspian Sea to the Europe is passing through the Northern Caucaus. Therefore, according to Russia Caucasus is of great importance and Russia will never leave this region. The struggles of Northern Caucaus people opposed to Russia consisted of many different wars such as the revolt of Sheikh Mansur the Caucasian War of Sheikh Shamil in which many different nations joint together fort he war, so they were not as single wars of today such as theAbahzWar 30 or Chechen war. In the movement of Independence in Caucausus, United Caucasus approach was more important than the Nationalistic movements. Both Russan Csardom and the USSR, tried to break the unity of Caucaus people and create a complex structure for them while ruling the Caucasus. So for Russia, it was not good to have a Caucasus in which there is no war and always peace but to have a dangerous conflictious complexCaucasus. Because , as long as the struggles between different people in the region, the unity among the people became obsolete , and the people then would remain weak and could not pose a threat to Russia.

Due to “the self-determination rights of nations” activated by Lenin, the people Caucasus had a state of their own though its rights were limited. But during the process of founding the state, serious conflicts emerged on which nation began to live in that region first and the former borders of the states as well as the origins of the former 35 kings ; these discussions led to the armed conflicts lasted until today. To determine the origins and the history of a nation was one of the most impotant elements in obtaining the political rights inUSSR.

By learning its lessons from the Caucasus War lasted until 1859, Russia tried to rule Black Sea by using Georgians and Osets. Some of them were converted to Christianity and so strengthen their relations with the Russian Csar, other Muslim people began to consider them doubtfully and the relations among the nations got worse.

It is possible to conclude that while the self-determination rights of nations principle provided independence and supported the political developments and democracy in Eastern European countries such as Poland and Estonia, it not only created a disunity among the peoples in Northern Caucasus and led to ethnic conflicts but also it affected the Caucasus itself in a very negative way. Because in Caucasia, traditions, culture and progeny were given much importance rather than the nationalism until the 20th century.

Furthermore, the executive borders in Caucasus changed significantly after 1864, and were redrawn at several times until 1817.In this process, the region in which the nations such as Adyges and Karchay Malkas, was divided into several regions and as a result Adyges and KarachayMalkars began to seem as different nations though they are same culture, history and languages.

87

TARİH BİLİNCİ

INTERNATIONAL SYMPOSIUM OF NORTH CAUCASUS

SAYI 19 - 20

UsingUSSR as aTool

In Northern Caucasus, diverse nations have been living together and affected their culture, language and history since the antiquity36. The Nart Myth in Northern Caucasus is very famous for being the common mythology of all the Caucasian people and there were several different languages used by the nobles in Northern Caucasus. For example, among the nobility in Abkhaz Kingdom both Megrelian andAbkhaz languages were spoken37 and as the Cacba family which is the king's family were also using the Georgian family name Servashidze , they seemed to be both the kings of Abkhaz and the Georgians. And also among many different nations, there are several common families38.

It can also be said thatUSSR, used the “Self-determination of nations principle” asserted by Lenin to prevent the unity among Caucasian nations and maintain the complex situation inCaucasus. In the matter of changing the borders, USSR divided Northern Caucasus in autonomous regions based on ethnic identities and assigned them socialist leaders as governors by the end of 1921 to prevent the potential resistance of local people. In that process, even the groups of people who were originated from the same nation but spoke different accents of dialects were given separate national identity40 and located in different territories. Surely, the dividings were done not in terms of population criteria but in terms of potential risks that could be caused by different nations living together.

(For instance) Açba (Ançabadze): Karaçaı,Abhaz ve Megrel.

After USSR was founded by Lenin, Kiril alphabet was arranged to write some languages such as Adyge, Abhaz, Chechen and Avar languages which did not have letters before. In Northern Caucasus where the rate of literacy was low, literacy rate highly increased due to this policy. But as there were different alphabets and writing rules for each nation41, the peoples in Northern Caucasus could hardly understand each other's writing as their alphabets were all different. Especially this situation was seen among people of Chechen-Ingush, Kabardey-Besleney and other Adyge tribes, Apsua-Aşua and Aşharua and the other people of Dagestan.42

Kelemet:Adıge,Abhaz ve Karaçay. Lakaa (Lakay, Lakırba, Lakerbaia): Ubıh, Adıge, Abhaz ve Megrel. The name of this family means the “sons of Laks, of Lak origin” Silpagar: Dağıstanlı ve Karaçaylı. Gantemir(ty):Oset ve İnguş. Dzugaty (Cugaşvili):Oset veGürcü. So, as the Northern Caucasian nations had many of the features such as history, territory, families and culture in common, only the language was considered as a determining factor of different characteristics of nations. In addition, as for the language, there were diverse languages spoken among the nobility it was not easy to clearly specify which progeny belongs to which nations, so the state based on nationality concept didn't emerge in Northern Caucasus and while fighting with the Russia, “ UnitedCaucasia” approach was used more.

Especially in the time of Stalin, along with redrawing the maps of the Autonomous republics in Northern Caucasus, the books written in the past were all fired43 and Georgian alphabet was accepted especially in Abkhazia and South Ossetia. At the same time many intellectuals who could be the leaders in the future were all killed in North Caucasus.As he is aGeorgian in origin, Stalin used to know the social structure of Caucasus; instead of learning the history of Caucasia that “had been lived in peace without the concept of nationalism” he tried to reinforce each nation's nationalist ideas according to the USSR government's interests. Moreover, by conducting policies having propagandas such as “hostile enemies of Communism” against the Chechens and Karachays, he tried to show them as enemies of the society. As Stalin and USSR applied mixed settlement policies along with these efforts, the ethnic structure of Caucasius became more complex and although “international friendship” was ostensibly focused within USSR, a kind of hostility that had never been before was triggered and turned to serious conflicts during theSoviet era.

But in 20th century, after giving their own state to each of the nations, the people in Northern Caucasia, had to define their own history and culture to get their own political rights. In the process of determining their own history for each and every nations, there emerged serious discussions about the origins of the nations and these discussion directly led to ethnic conflicts over some issues such as land property so the archaeology and history in Caucasus remained under the pressure politics. The fact that there had been a number of historians among the leaders of Caucasian nationalism in the post-Soviet era also shows a direct link with this situation.39

88

TARİH BİLİNCİ

INTERNATIONAL SYMPOSIUM OF NORTH CAUCASUS

SAYI 19 - 20

As there were such complex situations, there had not been many investments in Caucasia and it remained economically poor. As its economy was poor, it could not save itself from the Russian dependent economy and it could not have any kinds of self-governing economy.As onlyChechens had more than 1 million populations among the otherCaucasian tribes, all the other nations' populations were relatively small so it was quite difficult to found a united independent state by itself. For instance, as there are Avas in % 27, Dargins in % 17, Lezghis in % 13, Kumyks in % 14 in population rate, it is almost impossible to have a self-control in 44 Dagestan for any nations. And also, as there are conflicts

between the nations the situation is much more worse and the independence of Dagestan became more difficult. By using the “Self Determination Right” principle to its own interests, USSR turned Caucasus to a complex structure that is full of hostility and violence.As it is impossible to provide cooperation between the nations due to the complex structure in Caucasia, as long as this situation goes on the probability of Caucasia to reach independence will be reduced and the threat facing Russia would be prevented. The situation of today'sCaucasia is not the failure of Russian politics, instead it can be defined as a great success.

Conclusion

this discussion became one of the elements such as land property problem that led to the ethnic conflicts lasted until now. Especially Stalin created hostility among the Caucasians by using “self-determination rights” principle according to the own interests of Soviet Union, and as a result the political situation inCaucasia became extremely complex.

After occupying the Caucasia, Russia tended to break the unity among the people of Caucasia for preventing the possible threat, as an example of this, apart from settling the people coming from other regions such as Russians and Armenians, it also assigned local people such as Georgian and Oset lords as Governors in Caucasia. But in that term, nation-state approach had not still reached to the Caucasia and the nationalism did not improve inCaucasia.As a result, after the 1917 Revolution, Caucasian people gained the independence for North Caucasian Republic though it did not last long.

As “Self determination Right” principle did not comply with the genuine history of Caucasia, it did not bring independence fort he Caucasian people, on the contrary it led to an extremely complex situation. As a result, Caucasian peoples could not be successful in generating a power against the Russia because of not being in unity, and moved away from the hope of being independent. While this concept led to independence ad improvement of European states, it affectedCaucasia negatively and did not bring the expected result. In addition, it is impossible to conclude that Russia used this principle in incompliance with its own interests in a very careful and attentive way.

But when the “Self-determination Right” principle was applied to theCaucasia, there were many discussions about diverse issues such as history and culture, because the concept of nationalism did not receive much attention and the nationalism did not improve in Caucasia. The result of

Sources and References . Adilhan Adiloğlu, Karaçay-Malkar Türkleri, Ankara: ODES, 2005 . Aldona Ajiba ve Bekir Habat, Abhazca-Abazaca Öğretim ve Konuşma Kılavuzu,

Hokkaido Üniv. Slav Araştırma Merkezi Haberleri Sayı 95, 2003 Güz (http://srch.slav.hokudai.ac.jp/jp/news/95/essay-matsuzato.html) . Kadir Natho, Kafkasya'da ve Kafkasya Dışındaki Çerkesler Ömer Aytek Kurmel (Çev.), Ankara: Kaf-Dav, 2009 . Walter Richmond, The Northwest Caucasus: Past, Present, Future, London: Routledge, 2008 . Masaru Sato, Kokkano Bouryaku [Devletin Arsası], Tokyo: Shogaku-kan, 2007 . Alekandr Širokolad, Gruziya: Zakavkazskiy Tupik? [Gürcistan: Transkafkasya'nın Çıkmazı mıdır? ], Moskva: Veče, 2010 . Ufuk Tavkul, Etnik Çatışmaların Gölgesinde Kafkasya, İstanbul: Ötüken Neşriyat A.Ş., 2002 . Artur Tsutsiev, Atlas Etnopolitičeskoy İstorii Kavkaza [Kafkasya Etnopolitik Tarihi Haritası], Moskva: Evropa, 2006 . Geçmişten Günümüze Kafkasların Trajedisi, İstanbul: Kafkas Vakfı Yayınları, 2006 . Kafkasya Gerçeği . Naselenie Abkhazii” [Abhazya Nüfusu ](http://www.ethnokavkaz.narod.ru/rnabkhazia.html). . “Abhaz-jin” [Abhazlar] (http://ja.wikipedia.org/wiki/%E3%82%A2%E3%83%96%E3%83%8F%E3%82%BA%E4 %BA%BA ) . Kafkasya Forumu (http://www.kafkasyaforumu.org )

Ankara: Kaf-fed, 2006.

. E. H. Carr, Bolşevik Devrimi Cilt I Orhan Suda (Çev.), Ankara: Metis Yayınları, 1989 . Kazbek Čelekhsaty, Osetia i Osetiny [Osetya ve Osetler], Vladikavkaz, 2010 . Fahri Fuvaj, Adıgece Öğreniyoruz 1: Adıge Alfabeleri, Ankara: Kaf-fed, 2007 . Kuniaki Hayashi, Kafkas-no Chiisana Kuni [Küçük Kafkasya Ülkesi], Tokyo: Shogakukan, 1997

. The Abkhazians: A Handbook, Der. George Hewitt, Richmond: Curzon, 1999 . Seiichi Kitagawa, “Chechen-Dokuritsu Sensouno 200nen” [Çeçenistan-bağımsız

Mücadele ile geçilen 200 yıl] Saikinno Sekaino Ugoki [Dünyada Güncel Gelişmeler] No:5, Tokyo: Yamakawa-Shuppan, 1995, s.1-7 . Caucasus wo Shirutameno 60-shou [Kafkasya'yı öğrenmek için 60 bölüm], Der. Seiichi Kitagawa vd., Tokyo: Akashi-Shoten, 2006 . Cem Kumuk, Neredesin Prometeus? : Kafkasya aydınlık günleri arıyor… , İstanbul: Alfa Yayınları, 2004 . Tarık Cemal Kutlu, Çeçen Direniş Tarihi, İstanbul: Anka Yayınları, 2005 . Vladimir Lenin, Ulusların Kaderlerini Tayin Hakkı Muzaffer Erdost (Çev.), Ankara: Sol Yayınları, 2007 . Alex Marshall, The Caucasus Under Soviet Rule, London: Routledge, 2010 . Kimitaka Matsuzato, “Dagestanno Isuramu” [Dağıstan'da İslamiyet] 1.bölümü,

89

TARİH BİLİNCİ

INTERNATIONAL SYMPOSIUM OF NORTH CAUCASUS

SAYI 19 - 20

NOTES Megrelce de günlük hayatlarda bütün halklar arasında kullanılmıştır. Diğer yandan Sovyet döneminde Kartuli Gürcücesi ortak Gürcücesi olarak kabul edilmiş, Gürcistan'ın bütün yerlerde mecbur olarak öğretilmiştir.

1) Ufuk Tavkul, Etnik Çatışmaların Gölgesinde Kafkasya, İstanbul: Ötüken Neşriyatı, 2002, ss.170-171. 2) SSCB dönemindeki Karaçay-Malkarlı hakkında bkz: Tram Merve Esen, “1943 öncesi Karaçay-Malkar Halkının Sürgün Geçmişi”(http://www.kafkasyaforumu. org/index.php?option=com_content&view=article&id=303%3A1943-oencesikaracay-malkar-halknn-suerguen-gecmii&catid=44%3Atarih&Itemid=207) [20.Eylül 2010].

25) Sefer E. Berzeg, “Abhazya'da Neler Oluyor” Kafkasya Gerçeği, 2 (1991), s.5. 26) Fethi Güngör, “Kafkasya'da Soykırım ve Sürgün Kısa Bir Sosyolojik Tarihi” Geçmişten Günümüze Kafkasların Trajedisi, İstanbul: Kafkas Vakfı Yayınları, 2006, ss.13-38. ss.22-25.

3) Detaylı olarak bkz: Adilhan Adiloğlu, Karaçay-Malkar Türkleri, Ankara: ODES, 2005, ss.134-138.

27) Aslında 17. Yüzyıldaki Deli Petro döneminde Çerkes toprağını ele geçirmeye hazırlamaya başlıyordu ve II.Ekaterina döneminde daha da hızlandırılmıştır. Detaylı olarak bkz: Kadir Natho, Kafkasya'da ve Kafkasya Dışındaki Çerkesler Ömer Aytek Kurmel (Çev.), Ankara: Kaf-Dav, 2009, ss.271-291.

4) Seiichi Kitagawa, “Chechen-Dokuritsu Sensouno 200nen” [Çeçenistanbağımsız Mücadele ile geçilen 200 yıl] Saikinno Sekaino Ugoki [Dünyada Güncel Gelişmeler] No:5, Tokyo: Yamakawa-Shuppan, 1995,s.1-7, s.3.

28) Richmond, a.g.e., s.86.

5) Tarık Cemal Kutlu, Çeçen Direniş Tarihi, İstanbul: Anka Yay., 2005, ss.429-430.

29) Detaylı olarak bkz: Richmond, a.g.e., s.87.

6) Kutlu, a.g.e., ss.431-432.

30) Junji Ito, “Ajia kara Yoroppa he? “[Asya'dan Avrupa'ya? ] Der. Kitagawa, a.g.e., ss.97-100, s.98.

7) Alex Marshall, The Caucasus Under Soviet Rule, London: Routledge, 2010, ss.285-286.

31) Detaylı olarak bkz: Kazbek Čelekhsaty, Osetia i Osetiny [Osetya ve Osetler], Vladikavkaz, 2010, s.157, ss.769-770.

8) Rusların Gürcülere çağrısı hakkında detaylı olarak bkz: Alekandr Širokolad, Gruziya: Zakavkazskiy Tupik? [Gürcistan: Transkafkasya'nın Çıkmazı mıdır? ], Moskva: Veče, 2010, ss.15-26.

32) Detaylı olarak bkz: Cem Kumuk, Neredesin Prometeus? : Kafkasya Aydınlık Günleri Arıyor… , İstanbul: Alfa Yayınları, 2004, ss.13-22, ss.111-121.

9) Kimitaka Matsuzato, “Dagestanno Isuramu” [Dağıstan'da İslamiyet] 1.bölümü, Hokkaido Üniv. Slav Araştırma Merkezi Haberleri Sayı 95, 2003 Güz (http://srch.slav.hokudai.ac.jp/jp/news/95/essay-matsuzato.html) .

33) Artur Tsutsiev, Atlas Etnopolitičeskoy İstorii Kavkaza [Kafkasya Etnopolitik Tarihi Haritası], Moskva: Evropa, 2006, ss.24-26. 34) Tsutsiev, a.g.e., s.31, s.37.

10) Tavkul, a.g.e., s.151.

35) Detaylı olarak bkz: Vladimir Lenin, Ulusların Kaderlerini Tayin Hakkı Muzaffer Erdost (Çev.), Ankara: Sol Yayınları, 2007.

11) Marshall, a,g,e., s.285. 12) Matsuzato, a.g.m.

36) E. H. Carr, Bolşevik Devrimi Cilt I Orhan Suda (Çev.), Ankara: Metis Yayınları, 1989, ss.289-290.

13) Tavkul, a.g.e., s.85.

37) Carr, a.g.e., s.301.

14) Masaru Sato, Kokkano Bouryaku [Devletin Arsası], Tokyo: Shogaku-kan, 2007, ss.157-158.

38) Hirotake Maeda, “Shineasekai no Nakano Caucasus” [Mitoloji dünyası içinde Kafkasya] Der. Kitagawa vd., a.g.e., ss.62-66, ss.65-66.

15) Tavkul, a.g.e., s.86-87. 16) Harumi Tokunaga, Roshia Nanbuno Kayakukoga Kakudai [Güney Rusya'daki Cephanelik büyümüştür], Caucasus wo Shirutameno 60-shou [Kafkasya'yı öğrenmek için 60 bölüm], Der.Seiichi Kitagawa vd., Tokyo: Akashi-Shoten, 2006, ss.310-314, s.313.

39) Čelekhsaty, a.g.e., s.139. Ayrıca bkz: Čelekhsaty, a.g.e., ss.127-140; Natho, a.g.e., ss.84-85.

17) Tavkul, a.g.e., s.173.

41) Detaylı olarak bkz: Čelekhsaty, a.g.e. ss.885-904, Adiloglu, a.g.e., ss.139-164. 42) Maeda, a.g.m., s.66.

40)“Abhaz-jin” [Abhazlar] (http://ja.wikipedia.org/wiki/%E3%82%A2%E3%83%96 %E3%83%8F%E3%82%BA%E4%BA%BA ).

18) Walter Richmond, The Northwest Caucasus: Past, Present, Future, London: Routledge, 2008, s.135-136.

43) Kumuk, a.g.e., ss.180-181. 44) Detaylı olarak bkz: Fahri Fuvaj, Adıgece Öğreniyoruz 1: Adıge Alfabeleri, Ankara: Kaf-fed, 2007; Aldona Ajiba ve Bekir Habat, Abhazca-Abazaca Öğretim ve Konuşma Kılavuzu, Ankara: Kaf-fed, 2006.

19) Adiloğlu, a.g.e., s.138. 20) Tavkul, a.g.e., s.175. 21) Stanislav Lakoba, “History: 1917-1989” The Abkhazians: A Handbook Der. George Hewitt, Richmond: Curzon Press, 1999, ss.94-95.

45) Mesela Çeçenler ve İnguşlar, hemen hemen aynı millet olduğu halde SSCB dağıldıktan sonra Çeçenistan ile birlikte bağımsızlık yolunu tercih etmeyip Rusya sınırı içinde kalmıştır.

22) Tavkul, a.g.e., s.65. 23) “Naselenie Abkhazii” [Abhazya Nüfusu ] (http://www.ethnokavkaz.narod.ru/rnabkhazia.html ).

46) Kuniaki Hayashi, Kafkas-no Chiisana Kuni [Küçük Kafkasya Ülkesi], Tokyo; Shogaku-kan, 1997, s.216.

24) Geniş anlamıda Gürcüceyi kastederken Kartuli Gürcücesine göre farklı dil olan Megrelce ve Svanca da dahil edilir, Abhazya'da eskiden beri Abhazca ile birlikte

47) Tavkul, a.g.e., ss.166-169.

90

TARİH BİLİNCİ

МЕЖДУНАРОДНЫЙ СИМПОЗИУМ СЕВЕРНОГО КАВКАЗА

SAYI 19 - 20

ВЛИЯНИЕ "О ПРАВЕ НАЦИЙ НА САМООПРЕДЕЛЕНИЕ" НА ОБЩЕСТВЕННЫЙ СТРОЙ СЕВЕРНОГО КАВКАЗА И ПОЛИТИКУ ВЫСЕЛЕНИЯ СССР Кейсуке ВАКИСАКА (Keısuke WAKIZAKA)

Сравнение политики царской России 19 века и политики выселения СССР на Северном Кавказе

Магистр отделения международных отношений и политических наук Технического Университета “Йылдыз”

Главной темой данной работы является исследование влияния статьи В.И. Ленина «О праве наций на самоопределение» на общественный строй Северного Кавказа. Как ленинская концепция «самопределения наций» понималась и использовалась в претворении политики СССР на Северном Кавказе и сравнение ее с национальной политикой царской России 19 века в том же регионе. Использованная Лениным политика самоопределения наций привела как к росту национализма на Кавказе, так и попутно к запутанности ситуации национального вопроса, затянувшегося до сегодняшних дней. СССР, тоже используя этот политику в удобной для него форме, пытался править на Кавказе. Еще начиная с 19 века, царской Россией и СССР народы Северного Кавакза многократно обьявлялись врагами режима и изгонялись со своей родины. Данная политика в огромной степени изменила демографическую структуру Северного Кавказа и однозначно повлияла на хаос, протянувшийся с постсоветского времени до наших дней. Тем не менее, необходимо отметить, что до сих пор существует недостаточно сведений о политике выселения. И даже рассуждая о сегодняшнем Северном Кавказе, можно говорить о неучитывании этой самой «политики выселения» в Российской политике. Также практически отсутствуют источники по этому вопросу на турецком языке. В данной работе исследуется влияние концепции « О праве наций на самоопределение» на политику выселения и в тоже время её сравнение на Северном Кавказе в двух периодах: СССР и царской России их общность и различия. В 1 разделе охватывается сталинский период. Ознакомление начинается с выселения Карачаево-Балкарцев и Чечено-Ингушей во время второй мировой войны, исследуется каким был этот период. Какие результаты принесла сталинская политика выселения, на ее примере будут рассмотрены Дагестан, Карачаево-Черкесская Республика, Южная Осетино-Ингушетия и Абхазия. В 2 разделе рассматривается путь СССР к политике выселения, идущий от царской политики выселения, в особенности кавказская депортация 1860-х годов. Какова же была эта политика и какие результаты она принесла. В 3 разделе рассматривается общность политики выселения царской России и СССР. Уделено внимание целям политики выселения , желанию завоевания Северного Кавказа и исследуются виды господства в этом регионе. Рассматривается политика СССР, главной характерной стороной которой является концепция «О праве наций на самопределение», ее влияние на создание запутанных ситуаций в этнических структурах Северного Кавказа. Будет обсуждаться вопрос о том, как эта концепция используется для продолжения сумятицы на Северном Кавказе. В качестве источников были использованы книги Джем Кумука «Где ты, Прометей» на турецком языке, Уфук Тавкула «Кавказ в тени этнических конфликтов» на турецком языке, книги о этнических структурах Кавказа, о его истории, подробности о проблемах каждого региона из периодических изданий. Из английских источников, несомненно главным является книга Алекса Маршалла «Кавказ при советской власти». В этой книге идет подробное описание состояния Кавказа при Советском режиме и процесса политики выселения. В книге «Северозападный Кавказ» на популярном языке описана политическая история Северо-Западного Кавказа, начиная со времени царской России и до наших дней.

Указ Президиума Верховного Совета СССР о полном выселении Карачаево-Малкарцев с Кавказа в Среднюю Азию и Сибирь. 2 октября 1943года в эшелонах для животных были депортированы карачаево-малкарцы от мала до велика.3 После выселения карачаевцев, их земли были поделены между грузинами и черкессами, а границы автономного округа были начертаны заново. Названия местностей соответственно были поменяны с карачаевского на русский и другие языки.

Политика СССР на Северном Кавказе и её проблемы Выселение наСеверном Кавказе Выселение Карачаево-Малкарцев После оккупации Советами, карачаево-малкарцы поделились надвое. Карачаевцы оказались в составе КарачаевоЧеркесского автономного округа, а Малкарцы остались в пределах границ Кабардино-Балкарской автономной Республики. Советское правительство, руководствуясь политикой "разделяй и властвуй", и показав её на примере1 раздробления Карачаево-Малкарцев на две части, а Адыгейцев на три региона, тем самым планировала предотвращение опасности их сближения в будущем. С 1943 года, все созданные и выступающие группировки карачаевцев в борьбе2 против гегемонии советского режима, характеризовались советским правительством и в особенности Сталиным, как "беспощадными врагами коммунистического режима". 12 октября 1943 года вышел

ВыселениеЧечено-Ингушей В 1922 году был создан Чеченский автономный округ, параллельно в 1924году Ингушский автономный округ. А в 1934 году,обьединив их обоих,образовали ЧеченоИнгушскую Автономную Республику. Несмотря на то, что местное население первоначально восприняло положительно земельно-жилищную политику СССР, тем не менее отношения СССР с чечено-ингушами охладели.

91

TARİH BİLİNCİ

МЕЖДУНАРОДНЫЙ СИМПОЗИУМ СЕВЕРНОГО КАВКАЗА

Потому что правительство СССР стало оказывать большое давление на религию. Основываясь на идеи коммунизма, пыталась организовывать коллективные хозяйства на Северном Кавказе. Более того СССР, принуждая к переходу на советский образ жизни, вызывал серьезную реакцию чечено-ингушей, живущих 4 по семейно-родовой системе.

SAYI 19 - 20

Проблемы Северного Кавказа после выселения Хаос вДагестане Начиная со сталинского периода, проживающие в горных местностях авары, даргинцы и лакцы мигрировали на берега Каспийского моря и на плодородные равнины северных степей. В этот же период, между азербайджанцами, кумукцами и ногайцами на этих равнинах была создана напряженная ситуация. В 1940-1960гг. Первый Секретарь КПСС Дагестана Абдурахман Даниялов неоднократно обращался с призывом к горским народам: "Если хотите войти в Рай, спускайтесь на 9 равнины".

В ответ на жесткую политику СССР, один из министров Эмиратства Узун Хаджи, приверженец Накшибенди, под началом Шитха Исламулова возглавили вооруженное восстание против коммунизма и коллективизма. Многие шейхи и религиозные деятели, такие как проживающий в Хасанюрте Шейх Накшибенди Гермачикли, Шейх Арсанука Хидирлезов,поддержали это воостание.5 В результате их поддержки,восстание превратилось в ожесточенные схватки по всему региону. В 1931году после шехидства Шитха Исламулова последовали восстания 1932г. в Ноженюрте, и многие восстания 19331934гг. Такие как восстание Ибрагима Гельдаганана и другие восстания по всему Чеченистану.

После реализации выселения чечено-нигушей в 1944г на освобожденные от них аулы были заселены мигрированные из Махачкалы кумуки, а на освобожденные от кумуков махачкалинские села были размещены аварцы. В 1951г был обьявлен пятилетний план по перемещению и выселению населения. В 1952-1957 гг. горские народы 10 были размещены в северных равнинах. В 1957 г после разрешения чеченцам возвратится на родину, Чеченистану вернули ранее отданные Дагестану шесть его областей. В этой связи, проживавшие там аварцы и даргинцы перекочевали в Хасавюрт, Кызылюрт и Бабаюрт. Начавшееся с 1940г выселение привело к тому, что горы остались пусты, а равнины многочисленны, интенсивны 11 и смешанны. Таким образом, были созданы конфликтные темы, касающиеся использования воды, плато и пастбищ на равнинах.

Особенно в 1940году, когда бывший член Коммунистической партии Хасан Исраилов, поддержанный Суфийскими тарикатами Кадири, соединил раздробленные области в единое и установил Временное Народное Революционное Правительство. В эттом сопроотивлении к нему присоединился Майрбек Шерипов. Они вместе создали штаб и Комитет по военному сотрудничеству. Обратились с призывом к чеченцам и ингушам: “Кавказские народы рассматривают немцев как гостей, если же они признают нашу независимость, мы примем 6 их как гостей “. Сталин оценил эти события как сотрудничество чеченоингушей с немцами и предательство советскому народу. По этой причине, 23 февраля 1944г всех чечено-ингушей выселили в Сибирь. Во время выселения погибло очень много чечено-ингушей. Кроме этого, в 1945-1957гг. была упразднена Чечено-Ингушская Автономная Республика. На ее месте было создано административное образование Грозный, а поделенные части бывших чеченоингушских земель были переданы Грузии, Дагес-тану, Северной Осетии,Ставропольской области. На освободившиеся земли были расселены как русские, авары, даргинцы, осетины, украинцы, так и представители других национальностей.Целью данного заселения было не просто развитие сельского хозяйства и промышленности Чечни, а желание стереть следы чеченцев, прожи7 вавших там. Другими словами, применялась этническая зачистка. Помимо этого необходимо отметить о страхе, испытуемом перед горскими народами, среди Сталина и Берия, грузинов по происхождению.

Взаимоотношения чечено-ингушей и осетинцев

Исторические труды в Грузии указывают на тот факт, дабы избежать тюркско-исламской гегемонии "диких и грубых" княжеств, грузины откликнулись на пригла8 шение России. Именно по этой причине среди грузинов имеет место имидж негативного отношения к исламу. Кроме этого в Грузии утвердилось мнение о горских чеченцах как о народе "по причине проживания в горах, народе грубом, диком, агрессивном и странном". Не будет ошибочным утверждение, что выселение чеченцев Сталиным и Берия указывало на их страх перед этим народом.

В 1944 году после выселения чечено-ингушей, вначале область Пригородный Чечено-Ингушской Автономной Республики передали Северной Осетии, а на освобожденные земли после выселения разместили мигрантов из 13 Южной Осетии. В 1957году после выхода разрешения о возвращении чечено-ингушей на родину, им вернули лишь часть Ставропольского края. Поскольку за невозвратом оставшейся части этого края стояло осетинское лобби России. Россия же в свою очередь поддерживало осетинцев, когда то подвергнутых ее оккупациии и принявших христианство.

Также с переходом политической власти к горным аварам, между ними и равнинными кумуками появилась напряженная ситуация. До сегодняшних дней распространены унижающие действия в отношении горцев, как невежественного и грубого народа,между аварами и 12 равнинными кумуками. Поскольку политическая власть находилась в целом в руках аваров, даргинцев и лакцев, между ними и лезгинцами имело место холодного напряжения в их взаимоотошениях. В 1990 годах конфликты в Новолакском районе между чеченцами и лакцами свидетельствуют о раздробленном положении горских народностей.

92

TARİH BİLİNCİ

МЕЖДУНАРОДНЫЙ СИМПОЗИУМ СЕВЕРНОГО КАВКАЗА

SAYI 19 - 20

народе, как о народе-предателе. Тем самым, эти статьи обеспечивали негативное отношение к карачаевцам адыгейцев, абхазов и русских.17 Советская печать способствовала пропаганде против карачаевцев. противовес этим пропагандам ,во имя изобличения их, и с целью обретения политических прав, была создана организация "Джамагат" под руководством Азрета Оруса.18 В результате ее деятельности,СССР был вынужден сделать заявление, что выселение карачаевцев в 1943 году было неправомерным.19 Помимо этого, эта организация начала борьбу за создание суверенной автономной республики. В 1990 году на Конгрессе Собрания народных представителей карачаевцев было обьявлено о создании Карачаевской Республики. А в 1992 году она получила независимость от России. Тогда карачаевцы получили большую поддержку Джахара Дудаева. В 1991 году в связи с попытками черкессов образовать государство Адыге от Кабарды до Черного моря, еще больше накалило отношения между карачаевцами и адыге-абхазами, и без того накаленные и имевшее начало еще со времен СССР.20 В 1999 году при президентских выборах между двумя народами произошло большое столкновение.

Таким образом, их улучшающие взаимоотношения давали положительные результаты.14 Однако другая часть осетинцев, как и чеченцы были мусульманами,и поэтому представлялась всем как “предатели” и “неверные”. Такая ситуация создала по отношению к ним недоверие среди некоторых осетинцев и других народов. Возвращение ингушей в Пригородный серьезно усилило напряжение сежду осетинами и ингушами. В 1982 году для снятия напряжения Советское правительство запретило новую регистрацию населения в СеверноОсетинских городах и окрестностях. Таким образом, был приостановлен прирост населения, заморожены регистрация населения и приобретение жилищного имущества. Ингуши не могли проживать законным образом в поселениях того периода.15 После применения этих законов, ингушам пришлось незарегистрированно селиться в селах. Ингуши вплоть до развала СССР, так и не воспользовались правами гражданского кодекса и правом выбора. В 1989году ингуши, требуя от правительства СССР автономии и земли, вызвали тогда у осетинцев большой протест. Все это привело к этническому конфликту этих двух народов. Стоит отметить,несмотря на то, что в 1991 году правительство СССР издало Указ о возвращении прав народам, выселенных во время режима Сталина, оно же и не смогло его реализовать. Более того оно усилило конфликт, доведенный до того, что правительство СССР для успокоения ситуации прибегло к вмешательству военных сил. После данных событий между двумя народами продолжились недоверие, небольшие конфликты и стычки. В конце концов противостояние стало расти и конфликт стал серьезен. Ярким примером этого - нападение на школу в городе Бесслан в 2004 году.16 Сегодня прибегают к различного рода программам и политическим решениям для разрешения этого противостояния, но на самом деле это больше походит на старания его не разрешать.

Абхазия Пока некоторые северо-кавказские народы переживали серьезные выселения, абхазы Абхазии во времена Сталина не подверглись большому выселению и геноциду.В период СССР во время создания Транскавказской Советской Социалистической Федеративной Респу-блики Абхазии был предоставлен статус обьединенной республики. Но в 1930 году, грузин и осетинец по происхождению, Иосиф Сталин придал Абхазии, связав ее с Грузией, статус Автономной Республики. Потому как царской Россией Абхазия была выселена от живущих там Убых-АбхазМегрелов и заселена эстонами, армянами, русскими казаками и русскими коллонистами. Закрыв глаза на проживание части турков, проживавших там еще с османского периода. В 1937-1953 гг. совместно с Берия, Сталин уничтожили интеллигенцию и лидеров общественного мнения, абхазов и мегрелов, и распространяли масштабную политику грузификации и русификации. Исходя из этой политики, менялись абхазские имена, фамилии, переделывались под смысловой перевод на русский и грузинские языки названия местностей. Если же было 2 названия (на абхазском и грузинском), то оставался грузинский вариант. С 1948-1952 гг. были изменены более 150 названий городов и жилых поселений. Были поменены наименования площадей, улиц, станций, средних учебных заведений, лицеев. Начиная с 1940года со всех официальных документов убрали абхазский язык21. Примеры: Лакырба>Лакербаиа, Энеба>Эшбаиа, Маршан>Маршаниа, Абашуа>Абашидзе (на примере фамилий) Цандрипш>Гантиади, Лдзаа>Лидзава, Гячирипш> Леселидзе (на примере местностей)

Хаос в Карачаево-Черкесской Республике После выселения карачаевцев в 1943 году, бывшие места их проживания присоединили к Грузии и переселили туда большое количество черкессов из Свана и Бесленея. В 1957 году было разрешено возвращение карачаевобалкарцев на родину.Но автономность как республики не была дана, поэтому они остались как и раньше в 1922 году Карачаево-Черкесской автономной областью. Данная политика СССР явилась причиной возникновения напряженности в отношениях между карачаевцами и адыгейцами, абазами и казаками. Отдельно стоит отметить,что СССР, используя разные методы пропаганды, представляло карачаевцев как “предателей” , “бандитов”, “плохой народ”. Во времена СССР карачаевцев не брали на государственные уровни. В результате такого отношения правительства к ним, между карачаевцами и адыге-абхазами возникло недоверие. В 1976-1982 гг. в публикациях на территории КарачаевоЧеркесской области газеты “Ленинское Знамя” неоднократно писалось о карачаевцах как о ненадежном

93

TARİH BİLİNCİ

МЕЖДУНАРОДНЫЙ СИМПОЗИУМ СЕВЕРНОГО КАВКАЗА

Была применена массовая миграция из Грузии в Абхазию. Большое количество грузинов было завезено в Очамчыру, Гагры и Гудауту. Это искусственное увеличение показало, что в то время как в 1939-1959 гг. грузинское население в Абхазии выросло до 70 тыся человек, а самих абхазов лишь до 5 тысячи человек22. После сталинского режима в Абхазию, в ее курортную зону, как по типу местов отдыха в Турции - Анталии, Бодрум, Фетхие, мигрировало большое количество неабхазского населения. В результате до конца советского периода абхазское население составляло лишь 18%, в то время как грузинское население составляло 45%, что несмненно привело к нарушению демографического баланса и конфликтным ситуациям.23

SAYI 19 - 20

Заселение Кавказа другими народами и использование местных прав С начала 18 века на черноморское побережье и Кавказ были заселены казаки, которые представляли из себя смешанный этногенез. Большое количество казаков проживало на Кубани и вдоль реки Терек. В 1824-1825гг. на побережье реки Кубань , сегодня растянувшейся с Краснодара Карачаево-Черкесской Республики, была создана Казачья Станица.28 Также на побережье Терека, в городе Моздоке, крепости казаков, были созданы военные базы. На тот период, в тех областях осетины там не находились. С 1864 года началось ускоренное заселение казаками черноморского побережья. Таким образом, размещение их на северную часть Кавказа, позволило взять под контроль Северный Кавказ. Царская Россия, размещая казаков по Северному Кавказу, одновременно способствовала миграции христианских армян и греков с османских земель.29 Если раньше Кавказ представлял общность из народов, похожих на черкессов и грузинов, то на то время Кавказ был преобразрван из однородной этнической структуры в более смешанную. Царская Россия, завоевывая Кавказ, применила систему губерний. После завоевания Кавказа, в его руководство были назначены довольно влиятельные русские из числа высшего управления Русские назначали губернаторов Кавказав в большинстве своем из числа грузин, армян, азербайджанцев и осетин.30 Особенно, говоря о лицах кавказской национальности, занимавших посты на государственной службе, можно отметить Лориса Меликова, возглавлявшего в 1880году министерство внутренних дел. Среди русских командиров были преставлены национальности из числа грузин, армян и осетинцев, такие как Лазарев, Цицишвили, Муса Кундух.31 Эта ситуация углубила раскол между исконными кавказскими народами и предотвратило их единство против России. Быстрое размещение казаков на Северном Кавказе позволило России его контролировать. Остальную часть Кавказа взяли под контроль северные казаки с южными грузинами, армянами, осетинами и азербайджанцами. Кроме того, царская Россия для контрмер против тарикатов Накшибенди и Кадири приняла на государственную службу имамов традиционного ислама. Были попытки приближения местного населения к государству, используя такие методы,как организация судов с использованием основ шариата. Хотя эти методы и приносили определенные плоды, тем не менее вызывали реакцию к сторонникам государства. И в 1917 году после революции, народы Северного Кавказа показали сплоченность и обьединение, образовав Северокавказскую Республику. Таким образом, политику царской России полностью нельзя назвать успешной.

В советский период в Абхазии использовался не грузинский Картули24, а русский и абхазский языки. Как бы это не показывало Абхазию отдельной от Грузии, тем не менее это явление было источником недовольство среди абхазов.25

Кавказское Выселение в Царской России и Политика Выселения Цель и результаты кавказского выселения 19 века Царская Россия, еще начиная с с периода правления Петра 1, чтобы иметь доступ к теплым морям, пыталась захватить Черноморье. В этой политике стратегическое значение носил Кавказ. Кавказ на протяжении всей своей истории вел долгую борьбу с империалистической Россией. Самый наглядный пример этой борьбы 19 века борьба Шейх Шамиля. В 1859 году с капитуляцией Шейх Шамиля Кавказская война с Россией на востоке Кавказа закончилась. Но северозападные черкессы еще 5 лет продолжали противостояние России.Затем русские начали выселение черкессов на османские земли и заселяли на освобожденные земли северозапада Кавказа казаков. Особенно 21 мая 1864году было изгнано миллионы черкессов из их родины, половина которых погибло от болезней и голода. Мигрированные когда то в османские земли черкессы, хоть и в ограниченном количестве вернулись обратно.26 Политика царской России массового выселения имело две цели.Первая, полностью взять под контроль Черноморье и способствовать там развитию сельского хозяйства и промышленности. По причине протянувшегося противостояния, существующее положение препятствовало свободному выходу к Черному морю и развитию в этом регионе промышленности. Кроме того, царская Россия испытала большие сложности в кавказской войне.27 Среди русских развился страх перед горскими народами, как черкессами,абхазами, чеченами. Для преодоления этого страха и комфортного использования кавказского региона, Россия испытывала необходимость выселения Кавказа.

94

TARİH BİLİNCİ

МЕЖДУНАРОДНЫЙ СИМПОЗИУМ СЕВЕРНОГО КАВКАЗА

SAYI 19 - 20

Также административным регионам не были даны названия по принципу их населявших народов (например, Майкоп, Кубань)34 Так как развивающеюся в Европе течения национальных государств еще не имели распространения на Кавказе, да и национализм кавказских народов еще не был развит. Таким образом, кавказские народы, одновременно после падения царской России, достигла создания Северокавказской Республики.

Последствия “о Праве Наций на Самоопределение” Желаемый Россией Кавказ -Сотрудничество двух государствКавказ всегда был для России чрезвычайно важным регионом. Кавказ представлялся как важный выход России в Средний Восток и Африку. К тому же, господство на Кавказе и установление гегемонии на Черном море для России были взаимосвязаны, так как Кавказ являлся выходом на Черное море на западе. С началом 20 века Кавказ стал приобретать не только геополитическую, но и энергетическую важность. На Каспийском море и в Чечне находится большое количество нефти. Кроме того, через Северный Кавказ пролегают трубопроводы, по которым в Европу переп-лавляются нефть и газ. Поэтому Кавказ для России представляет стратегическую важность, по этой причине Россия не может упустить данный регион. Борьба народов Кавказа против России, начавшаяся с борьбы Шейха Мансура и до Кавказской войны Шейх Шамиля, носила форму обьединенной боьбы разных народов этого региона. То есть отдельно взятый народ не начинал самостоятельно действовать, как в наши дни имели место Абхазская и Чеченская войны.32 В освободительных движениях на Кавказе выходили сколько не национальные движения,а обьединительное движение Кавказа. Царская Россия и правительство СССР при завоевании кавказских народов уделяло большое внимание на разрушение всякого их обьединения, и продолжали создания в них спорных ситуаций. То есть, для России был удобен Кавказ не столько пребывающий в мире и согласии, а напротив, пребывающий в постоянных межнациональных стычках. Потому что, пока на Кавказе будут продолжаться конфликты между народами, не образуется их единство, и, следовательно, с такой слабой организацией не смогут представлять опасность для России. Взяв уроки с продлившейся до 1859 года Кавказской войны, Россия пыталась управлять на Кавказе, используя грузинов и осетинов. Некоторые из них, перейдя из ислама в христианство, упрочили свои отношения с царской Россией. Тем самым, мусульмане-чеченцы стали относится к ним с недоверием, и между двумя народами установились дистанционные отношения. Кроме того, на Кавказе после 1984 года сильно изменились административные границы, как эти границы часто перечерчивались вплоть до 1917 года. В этот период места проживания таких народов, как адыгеев и карачаевомалкарцев, были раздроблены на несколько областей. И как следствие этого, несмотря на то что, адыгеи с кабардинцами и карачаевцы, имея одинаковую культуру, историю и язык, стали выдаваться как различные народы.33 Такая политика царской России в определенной степени поспособствовала раздроблению кавказских народов.

“О праве наций на самоопределение” и Кавказ Общественный строй на Кавказе и ее влияние Ленин с начала периода русской революции 1917 года вместе со Сталиным в опубликованном "Заявлении о правах русского народа" защищали принцип наций на самоопределение.35 В заявлении было обьявлено, что все народы царской России имеют свободу права на создание государств. По мнению Советов, проблема центрального блока взаимоотношений или освободительные темы, "национальные вопросы" с коллониальными тесно связаны друг с другом.36 Этот принцип, заявленный Лениным, был хорошо встречен среди кавказских народов. После изгнания Белой Гвардии с Кавказа, во время посещения в 1920году Дагестана, Сталин подчеркивал, что народы, не отделяясь от Советской России, смогут управлять согласно особенностям своей культуры, жизненному укладу и традициям. Вскоре были созданы Дагестан и Горская Советская Республика. Затем созданы автономные округа по названиям проживающих народностей, тем самым произошло разделение их на первоначальном этапе.37 Несмотря на определенные ограничения прав в политике "О праве наций на самоопрделение" кавказские народы получили государственность. Это получение привело к жестким дебатам во время ее строительства между народами по вопросам, кто и насколько позже начал жить на той или иной территории.38 И эти споры до сих пор являются причиной для этнических конфликтов. В СССР для получения политических прав, необходимым условиями являются прошлое и принцип национальности. Принцип “О праве наций на самоопрделение “обеспечил политический рост и поддержку демократии в назависимости стран Восточной Европы, такой как Эстония, а в Европе Польше Но на Кавказе же, в особенности на ее северной части породил раздробленную ситуацию между двумя народами, явилась причиной этнических конфликтов. То есть этот принцип в большей степени отразился негативно на Кавказе. Поскольку на Кавказе вплоть до 20 века огромное значение придавалось сколько не национальным идеям, а сколько вопросам защиты традиций, культуры и рода. Издавна различные народы проживали на Кавказе, заимствовая друг у друга культуру, религию, историю.39

95

TARİH BİLİNCİ

МЕЖДУНАРОДНЫЙ СИМПОЗИУМ СЕВЕРНОГО КАВКАЗА

Примером этого является северокавказский "Нарт Дестаны", популярный, собирательный дестан народов Северного Кавказа. Среди кавказских народов одновременно употреблялись несколько языков. К примеру, среди родовой знати Абхазского королевства использовался мегрельский и абхазский языки,40 а будучи королем род Чачба, одновременно использовался язык рода Шервашидзе, грузинов по присхождению. Извне это выглядело как абхазским, так и грузинским королевством. Более того срели большого количества разных народов имеют место общие рода41. (Примеры) Ачба (Анчабадзе): Карачаевцы, абхазы и мегрелы. Келемет: Адыгеи, абхазы и карачаевцы. Лакаа (Лакай, лакырба, лакербана): Убыхи,адыгеи, абхазы, мегрелы. Этот род "Сыновья Лаков, родом тз Лаков". Сильпагар: Дагестанцы и карачаевцы. Гантемир(ty): Осетины и ингуши. Дзугаты (Гугашвили): Осетины и грузины. Таким образом, северокавказские народы имеют общность различных народностей, историй, земель, родов и культур, значимой мерой их отличий являлся лишь язык. Хотя в вопросе языка, один род мог , особенно его знать, использовала несколько языков одновременно. Поэтому порою не было так ярко выражено, кто или какой род, или к какой национальности принадлежит. Поэтому на Северном Кавказе не возникло государства, основанного на принципе национальности. И в борьбе против России действовали как обьединенный Кавказ. Конечно, в 20 веке при СССР северокавказские народы во имя приобретения политических прав имели желание, как и другие получившие государственность народы, выразить свою историю и культуру. На этом пути все народы в своей истории и истории других народов, переживали жесткие споры, напрямую переходившие в земельные и этнические конфликты. После распада Советского Союза наличие большого числа историков среди лидеров националистов на Кавказе, показывают, что имеется сильная связь с этой ситуацией.

SAYI 19 - 20

дей одной народности, выдавали удостоверения им, как будто они являются представителями различных национальностей, принимая во внимание тот факт, что они разговаривают на разных наречиях и диалектах. Бодее того, на этом основании Советы расселили их по разным границам.42 То есть деление происходило не по населенному критерию. Принимались меры по предотвращению возникновения опасности последствий совместного проживания этих народов. После создания СССР, Ленинское правительствр внедрило кириллицу и алфавит адыгеям, абхазам, чеченцам и аваруам, прежде не имевшим буквенный алфавит. Если прежде на Кавказе насчитывалось малое количество читающих и пишущих, то после этой политики количество грамотного населения увеличилось. Только из-за того, что каждому народу были присвоены разные алфавиты и орфография, когда то свободно понимающие друг друга в разговорной речи жители, перестали прнимать друг друга в письменной форме, алфавите и орфогрфии.43 Наглядно эта ситуация видна между чечено-ингушами, кабардинцами и бесленеями, адыгейскими племенами, народами Дагестана. Установив таким образом дистанцию между народами, Советы добились выраженного различия между двумя народами.44 Главным образом, в сталинском периоде одновременно с изменением границ автономных республик, были сожжены45 книги прошлых лет. В этом же периоде заставили абхазов перейти на грузинский алфавитЮжной Осетии. Также параллельно были уничтожены многочисленная и передовая интеллигенция Северного Кавказа. Будучи грузином по происхождению, Сталин прекрасно знал общественный строй Кавказа. Уничтожение прошлого для достижения, по его выражению где “нет главенства наций, все живут в гармонии и мире”, тем самым предоставляя для правительства СССР удобное манипулирование национальным вопросом. Помимо этого использовалась пропаганда “беспощадных врагов коммунизма” против таких народов,как чечены и карачаевцы, пропаганда сталкивания народов. В результате использования Сталиным и СССР смутной политики выселения этнический строй Кавказа стал еще более запутанным. А политика СССР под лозунгом “дружбы народов “привела к тому, что народы, прежде не находившиеся во вражде, стали жестко конфликтовать между собой. После внедрения сумятицы, на Кавказ не вносились никакие инвестиции, и экономическая ситуация оставалась бедной. Обеднев экономически, и не освободившись от зависимости России, экономика Кавказа стала сама по себе недееспособной. Среди народов Северного Кавказа лишь только чеченцы имели больше 1 миллиона населения, тогда как другие народы были малочисленны и не могли создать по этой причине независимого государства.Так в Дагестане, ни один из народов (авары 27%, даргинцы 17%, Лезгины%, кумуки 14%) не имел возможности создания государства.46

СССР как инструмент для использования Для того чтобы продолжитьзапутанную ситуацию на Кавказе и предотвратить единство кавказских народов, СССР продолжал использовать политику "О праве наций на самоопределение", защищаемой когда то Лениным. По поводу изменения границ, для предотвращения потенциала сопротивления местных народов, с конца 1921 года СССР под предводительством местных этнических лидеров поделил Северный Кавказ на автономные округи. Советы, несмотря на единое происхождение лю-

96

TARİH BİLİNCİ

МЕЖДУНАРОДНЫЙ СИМПОЗИУМ СЕВЕРНОГО КАВКАЗА

SAYI 19 - 20

народами ,созданию единого Кавказа, является предотвращающим фактором возникновения опасности для России. Можно говорить, что современное состояние Кавказа свидетельствует не о безуспешности российской политики,а наоборот, о её большом успехе.

А сегодня из-за смуты и напряжения между народами, независимость в Дагестане стала ещё сложнее. СССР, внедряя на Кавказе “О праве наций на самоопределение “ в угоду России, превратил Кавказ в запутанную структуру, заполненную насилием и враждой. Продолжение сумятицы на Кавказе препятствует обьединению между

Вывод применяя в удобной для советского правительства форме политику “О праве наций на самоопределение “, создал вражду между кавказскими народами. Таким образом, политическая ситуация на Кавказе стала еще в большей степени неопределенной. Политика "О праве наций на самоопределение" не гармонировала с самобытностью естественной истории Кавказа, не принесла назависимости как таковой, а наоборот, стала причиной крайней степени нераспутываемой ситуации. В итоге, народы Кавказа, по причине невозможности достижения обьединенияне смогли образовать силу против России, и ,еще в большей степени отдалились от надежды на независимость. Эта политика, способствуя развитию европейских народов, не принесла Кавказу желаемого результата,а наоборот, повлияла на регион в худшем направлении. И даже можно сказать, что Россия использовала эту политику в высшей степени сознательно, дабы привести Кавказ в подходящее состояние для своих интересов.

AРоссия после занятия Кавказа для предотвращения его опасности направила усилия для сломления единства этого региона. Помимо размещения прибывших из вне русских и армян, наместниками назначались представители местной знати из числа грузин и осетин. В тот период на Кавказ еще не пришли идеи европейских течений национального государства и не был развит собственный национализм. И, как результат, после революции 1917 года кавказские народы, хоть и на непродолжительное время, сообща завоевали независимость в виде “Северокавказской республики”. Из-за отсутствия национализма и не придания большого значения понятию “национальность", применение политики “О праве наций на самоопределение “на Кавказе, все это вместе взятое вызвало множество споров по темам культуры и истории народов Кавказа. Результатом этих дебатов явились и земельные вопросы, имеющее продолжение до наших дней, и являющтеся причиной этнических столкновений. В особенности, Сталин,

ИСТОЧНИКИ И РЕКОМЕНДАЦИИ . Адильхан Адилоглу, Карачаево-малкарские тюрки, Анкара: ОДЭС, 2005 . Алдона Ажиба и Бекир Хабат, Справочник по обучению и изучению разговорной речи

.Кимитака

. Е.Х. Карр, Большевисткая революция. Том 1. Первод Орхан Суда, Анкара: Издательство Метис, 1989

. .Кадир Нато, Черкессы вне Кавказа и на Кавказе В переводе Омер Айтека Курмеля, Анкара:

Матцузато, “Dagestanno Isuramu” [Ислам в Дагестане] 1 часть, Университет Хоккаидо. Новости Центра изучения славян. Номер 95, 2003 г. Осень (http://srch.slav.hokudai.ac.jp/jp/news/95/essay-matsuzato.html)

абхазского языка, Анкара: Каф-фед, 2006.

Каф-Даф, 2009

. Казбек Гелексфты, Osetia i Osetiny [Осетия и осетины], Владикавказ, 2010 . Фахри Фуваж, Учимся адыгейскому 1: Алфавиты адыгей, Анкара: Каф-фед, 2007 . Кунияки Хаяши, Kafkas-no Chiisana Kuni [Чаленбкая стрна Кавказ], Токио: Шогаку-кан, 1997 . The Abkhazians: A Handbook (Абхазы: Справочник), Der. Джорж Хевитт, Ричмогд: Гурзон

.Уолтер Ричмонд, The Northwest Caucasus: Past, Present, Future (Северо-Западного Кавказа: прошлое, настоящее, будущее), Лондон: Роутлэдж, 2008

.Масару Сато, Kokkano Bouryaku [Земля государства], Токио: Шогаку-кан, 2007 .Александр Сироколад, Gruziya: Zakavkazskiy Tupik? [Грузия Закавказский тупик?], Москва:

пресс, 1999

Veče, 2010

. Seiichi Kitagawa, “Chechen-Dokuritsu Sensouno 200nen” [Борьба независимого Чеченистана

.Уфук

Тавкул, Кавказ в тени этнических конфликтов, Стамбул: Издательство “Отюкен Нешрийаты “, 2002

на протяжении 200 лет] Saikinno Sekaino Ugoki [Периодические развития в мире] №:5, Токио: Ямакава-Шуппан, 1995, стр.1-7

.Артур

Цуциев, Atlas Etnopolitičeskoy İstorii Kavkaza [Атлас этнополитической истории Кавказа], Москва: Европа, 2006

.

Caucasus wo Shirutameno 60-shou [Познать Кавказ 60 часть], Der. Сеиитси Китагава vd., Токио: Акаши-Шотен, 2006

.Трагедия Кавказа от прошлого до настоящего, Стамбул: Издательство “Кавказ вакыф

. Джем Кумук, Где ты, Прометей? : Кавказ в поисках ярких дней… , Стамбул: Издательство

яййынлары “, 2006

Альфа, 2004

.Реальность Кавказа .NaselenieAbkhazii” [Население Абхазии](http://www.ethno-kavkaz.narod.ru/rnabkhazia.html). .“Abhaz-jin” [ Абхазы ] ( http://ja.wikipedia.org/wiki/%E3%82%A2%E3%83%96%E3

.Тарык Джемал Кутлу, История выживания Чечни, Стамбул: Издательство “Анка “, 2005 .В.И.Ленин, О праве наций на самоопределение Перевод Музаффер Эрдост, Анкара:

Издательство Сол, 2007

%83%8F%E3%82%BA%E4%BA%BA)

.Алекс Маршалл, Кавказ при Советском управлении, Лондон: Роутлэдж, 2010

.Форум Кавказа (http://www.kafkasyaforumu.org )

97

TARİH BİLİNCİ

МЕЖДУНАРОДНЫЙ СИМПОЗИУМ СЕВЕРНОГО КАВКАЗА

SAYI 19 - 20

ПРИМЕЧАНИЯ 1) Уфук Тавкул, "Кавказ в тени этнических конфликтов", Стамбул. Издательство “Oтюкен Нешрийаты “. 2002год. Стр.170-171.

абхазским, в быту между народами использовался мегрельский язык. С другой стороны, в Советский период был принят грузинский Картули, поэтому все в Грузии должны были ему обучиться.

2) Трам Мэрве Эсэн “ Прошлое в выселении до 1943 года КарачаевоМалкарцев “ (http://www.kafkasyaforumu.org/index.php?option=com_ content&view=article&id=303%3A1943-oencesi-karacay-malkar-halknnsuerguen-gecmii&catid=44%3Atarih&Itemid=207) [20 сентября 2010].

25) Сефер Э. Бэрзег, “Что происходит в Абхазии “ Реалии Кавказа, 2 (1991), Стр.5. 26) Фетхи Гюнгёр, “Геноцид и выселение Кавказа краткая социологическая история” Трагедия Кавказа от прошлого до настоящего, Стамбул: Издательство “Кавказ вакыф яййынлары “, 2006, Стр.13-38. Стр.22-25.

3) Смотрите детально: Адильхан Адильоглу, “Карачаево-Малкарские тюрки “, Анкара: ОДЕС 2005, стр. 134-138.

27) Если быть точнее, то Петр 1 начал подготовку завоевания серкесских земель, а при Екатерине 2 эта политика набрала быстпый ход. Смотрите детально: Кадир Нато, “Черкессы вне Кавказа и на Кавказе “ В переводе Омер Айтека Курмеля, Анкара: Каф-Даф, 2009, Стр.271-291.

4) Сеиитси Китагава, “Chechen-Dokuritsu Sensouno 200nen” [Борьба независимого Чеченистана на протяжении 200 лет] Saikinno Sekaino Ugoki [Периодические развития в мире] № 5. Токио. Ямакава-Шупан 1995. стр.1-7,3. 5) Тарык Джемал Кутлу, “История выживания Чечни “, Стамбул: Издательство “Анка “, 2005, стр.429-430.

28) Ричмонд, Смотрите выше, Стр.86.

6) Кутлу, Смотри выше, стр. 431-432.

29) Смотрите сыше. Ричмонд, Смотрите выше, Стр.87.

7) Александр Сироколад, The Caucasus Under Soviet Rule (Кавказ при Советском управлении), Лондон : Роутлэдж, 2010, стр.285-286.

30) Джунжи Ито, “Ajia kara Yoroppa he? “[С Азии в Европу? ] Der. Китагава, Смотрите выше, стр.97-100, стр.98.

8) Обращение русских к грузинам, см. подробно: Александр Сироколад, Gruziya: Zakavkazskiy Tupik? [Грузия: Закавказский тупик?], Москва: Veče, 2010, стр.15-26.

31) Смотрите детально: Казбек Гелексати, Osetia i Osetiny [Осетия и осетины], Владикавказ, 2010, Стр.157, Стр.769-770. 32) Смотрите детально: Джем Кумук, “Где ты, Прометей?": Кавказ в поисках ярких дней… , Стамбул: Издательство Альфа, 2004, стр.13-22, стр.111-121.

9) Кимитака Матцузато, “Dagestanno Isuramu” [Ислам в Дагестане] 1 часть, Университет Хоккаидо. Новости Центра изучения славян. Номер 95, 2003 Осень (http://src-h.slav.hokudai.ac.jp/jp/news/95/essay-matsuzato.html) .

33) Артур Цуциев, Atlas Etnopolitičeskoy İstorii Kavkaza [Атлас этнополитической истории Кавказа], Москва: Европа, 2006, стр.24-26.

10) Тавкул. Смотри выше, стр.151.

34) Цуциев, Смотрите выше, стр.31, стр.37.

11) Маршалл, Смотри выше, стр.285.

35) Смотрите детально: В.И.Ление, “О праве наций на самоопределение “ Перевод Музаффер Эрдост, Анкара: Издательство Сол, 2007.

12) Матцузато, Смотри выше.

36) Е.Х.Карр, Большевистская революция TOM 1 Перевод Орхан Суда, Анкара: Издательство Метис, 1989, стр.289-290.

13) Тавкул, Смотрите выше, Стр.85. 14) Масару Сато, Kokkano Bouryaku [Земля государства], Токио: Шогакукан, 2007, стр.157-158.

37) Карр, Смотрите выше, стр.301. 38) Хиротаки Маеда, “Shineasekai no Nakano Caucasus” [Кавказ внутри митологического мира] Der. Китагава vd., Смотрите выше, стр.62-66, стр.65-66.

15) Тавкул, Смотрите выше, Стр.86-87. 16) Харуми Токунага, Roshia Nanbuno Kayakukoga Kakudai [На юге России вырастает военный арсенал], Caucasus wo Shirutameno 60-shou [Познать Кавказ 60 часть], Der. Сеиитси Китагава vd., Токио: Акаши-Шотен, 2006, стр.310-314, стр.313.

39) Гелекхаты, Смотрите выше, стр.139. Смотрите также: Гелекхаты, Смотрите выше, стр.127-140; Нато, Смотрите выше, стр.84-85. 40) “Abhaz-jin” [Абхазы] http://ja.wikipedia.org/wiki/%E3%82%A2%E3 %83%96%E3%83%8F%E3%82%BA%E4%BA%BA

17) Тавкул, Смотрите выше, Стр.173. 18) Уолтер Ричмонд, The Northwest Caucasus: Past, Present, Future (Северо-Западного Кавказа: прошлое, настоящее, будущее), Лондон: Роутлэдж, 2008, Стр.135-136.

41) Смотрите детально: Гелекхаты, Смотрите выше стр.885-904, Адилоглу, Смотрите выше, стр.139-164.

19) Адильоглу, Смотрите выше, s.138.

42) Кумук, Смотрите выше, стр.180-181.

20) Тавкул, Смотрите выше, Стр.175.

43) Смотрите детально: Фахри Фувад, “Учимся адыгейскому 1: Алфавиты адыгей", Анкара: Каф-фед, 2007; Алдона Ажиба и Бекир Хабат, Справочник по обучению и изучению разговорной речи абхазского языка, Анкара: Каф-фед, 2006.

21) Станислав Лакоба, “History: 1917-1989” (История: 1917-1989) The Abkhazians: A Handbook (Абхазы: Справочник), Der. Джорж Хевитт, Ричмогд: Гурзон пресс, 1999, Стр.94-95.

44) Например, чечены и ингуши близкие друг другу народы. Но после развала СССР пошли по пути независимости друг от друга, оставшись в пределах границ России.

22) Тавкул, Смотрите выше, Стр.65. 23) “Naselenie Abkhazii” [ Население Абхазии ] (http://www.ethnokavkaz.narod.ru/rnabkhazia.html ).

45) Кунияки Хаяши, Kafkas-no Chiisana Kuni [Маленькая страна Кавказ], Токио; Шогаку-кан, 1997, стр.216.

24) Обьясняя в широком значении, грузинский Картули есть еще и иной язык, как мегрельский и сванский. С давних времен в Абхазии наряду с

46) Тавкул, Смотрите выше, стр.166-169.

98

TARİH BİLİNCİ

SAYI 19 - 20

ULUSLARARASI KUZEY KAFKASYA SEMPOZYUMU

KAFKASYA MESELESİNİN ULUSLARARASI CAMİAYA ARZI

Av. Kazım BERZEG Avukat

Çerkesler global toplumun desteğini temin etmelidir. İkinci dünya harbi sonunda, Birleşmiş Milletlerin ve Avrupa Konseyi gibi bölgesel teşkilatların kurulmasıyla, devletlerin içte ve dışarıya karşı hâkimiyetlerini, zamanla artan ölçüde sınıflandıran gelişme dönemi başlatıldı. İnsan hak ve özgürlükleri uluslararası hukukun en önemli unsuru haline geldi. Son otuz yıl boyunca içte ve dışta SİVİL TOPLUM örgütleri (NGO'lar) devlet işlevlerinin ortakları haline geldiler. Ulusdevlet çağının sonuna yaklaşıldığı iddialarının yanında, yerel kimliklerin veTARİHİ KÜLTÜRLERİN teşvik edildiği bir "GLOBALTOPLUM"un oluştuğu kanaati yaygınlaştı. Birleşmiş Milletler, Avrupa Konseyi, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) ve diğer milletlerarası teşkilatların bildiri, karar ve andlaşmalarıyla, DEVLETLERE, AZINLIKLARIN VARLIKLARINI DİL VE KÜLTÜRLERİNİ korumak ve yaşatmak mükellefiyeti yüklendi. Mesela, BM 1993 tarihli AZINLIK HAKLARI BİLDİRGESİ, AGİT'İN 1990 tarihli KOPENHAG BELGESİ, aynı tarihli PARİS ANLAŞMASI bu cümledendir. Paris anlaşması ile NGO'lar da, AGİT teşkilatında yer aldılar. Avrupa Konseyinin 01.02.1998 tarihli "ULUSAL AZINLIKLARIN KORUNMASI İÇİN ÇERÇEVE SÖZLEŞME"sinin 1. Maddesi "AZINLIKLARIN KORUNMASINI "ULUSLARARASI İŞBİRLİĞİ KAPSAMI" içine alarak, devletleri milletlerarası denetim, hatta müeyyideye muhatap hale getirdi. Milletlerarası alanda, sivil toplum ve NGO'ların artan etkinliği nazara alındığında, azınlıkların korunmasının GLOBAL TOPLUM denetimine alındığı söylenebilir. Kuzey Kafkasya'nın yerli halkları arasında, kendisini ÇERKES adıyla tanıtan yok. Adiğe, Abhaz-Abaza, Karaçay, Çeçen, Balkar, Lezgi vb. adlarla bölünen bu halklar çok farklı, Kafkas, Türkik ve Hint-Avrupa gruplarından diller konuşurlar. Kuzey Kafkasya halklarına Türkiye'de, Ortadoğu'da ve Batı Avrupa'da, topluca Çerkes adı verilir. Kuzey Kafkasya'ya 19. yüzyıldaki Rus işgalinden. Önce Avrupa'da Çerkesya, Osmanlı'da Çerkezistan denirdi. Mesela, İngiliz yazar James S.Bell'in 1840'ta yayınlanmış kitabının adı ÇERKESYA'DA İKAMET, Longworth'un aynı tarihte yayınlanan kitabının adı da "ÇERKEZLERARASINDA BİRYIL"dır. Batı'da yapılmış eski haritalarda Çerkesya Kuzey Kafkasya'da, Karadeniz' den, Dağıstan'a uzanır. Kuzey Kafkasya halklarını, kendi

adlarıyla dünyada kimse tanımıyor. Ortak ÇERKES adı ise, sandığımızdan çok daha iyi tanınan bir ad. Bu sebeple, ben de, Kuzey Kafkasya halkları yerine Çerkes adını tercih ediyorum. Çerkesler, Kafkasya'ya saldıran Ruslara karşı yüzyıl süren savunma harplerinde çok nüfus kaybettiler. Kalan nüfuslarının çoğunluğu da Kafkasya'dan sürüldü. Bu yüzden Rusya' da ve bulundukları ülkelerde, yok olma tehdidi altında azınlıklar. Varlıklarını sürdürebilmeleri için, önce en yakınlarının ve tüm global toplumun yardımını, desteğini talep etmek zorundalar. Global toplumun yardım ve desteğini daha etkin biçimde sağlamak için, Çerkeslerin kendilerini yeniden tanıtmaları gerekli. Moskova-Baltık arasındaki eski topraklarından yayılan Ruslar, dünyanın çok büyük kısmını kolayca işgal ettiler. En zor ve en çok telefatla işgal ettikleri yer, KUZEY KAFKASYA oldu. İşgalden sonra, Çerkesler hakkında bilgi tekeline talip oldular. Bu imkânı bir taraftan çetin harbin husumeti, diğer taraftan işgal ve sürgünü mazur göstermek gayretiyle, tarihi tahrif ederek Çerkesler aleyhine kullandılar. Komünist diktatörlük döneminde tarih tamamıyla tahrif edildi. Bu gerçeği, Osmanlı ordusunun 1569 daki Don-Volga kanal seferini, Osmanlı arşivi ve Rus kaynaklarını kullanarak yaz-mış olan Prof.Dr.Akdes Nimet Kurat, "Sovyet tarihçilerinin çalışmaları ve görüşleri belli bir ideolojiye göre ayarlandığı ve DOGMATİK OLDUĞU için ilmi olmaktan uzaktır" cümlesiyle anlatmaktadır. Bu sebeple, Rus propagandasına karşı Çerkesler yeniden tanınmalı. Çerkeslerin tarihte, heybetli mimari yapılar gibi maddi medeniyet eserleri olmadı. Ancak, global topluma, yön veren Batı'yı etkileyebilecek bir "MEDENİ VEÇHE"ye sahip oldular. Bu veçhe, Çerkeslerin varlıklarının bekasına daha etkin destek sağlayacak mahiyettedir. Tanınmış İngiliz tarihçisi W.E.D. Allen, Türk Genelkurmayı' nın "Osmanlı-Rus Sınırında Harplerin Tarihi" adıyla yayınladığı eserinde Çerkes'leri "Asya'nın en MEDENÎ kabile kültürüne sahip halkı" olarak nitelemiş ve Ruslar tarafından YOKEDİLİP SÜRÜLDÜKLERİNİ yazmıştı.Yazarın tarihlediği 19. yüzyılın ilk yarısında, Avrupa'nın bazı bölgelerinde de kabile düzeni hâkimdi.YazarınÇerkes'leri MEDENİ olarak

99

TARİH BİLİNCİ

ULUSLARARASI KUZEY KAFKASYA SEMPOZYUMU

nitelemesi dikkat çekicidir. Benzer şekilde, Polonyalı yazar Theodor Lapinski 1858'de Kafkasyada rastladığı Hristiyan Çerkes köylülerinin "pek çok Avrupa'lı köylüden daha medeni" olduklarını yazmıştı. Benzer şekilde 1837-1839 yıllarında üç yıl Kafkasya'da kalan ve Çerkesleri inceleyen İngiliz entellektüeli James Stanislaus Bell 1840'ta Londra'da yayınlanan iki ciltlik eserinde Çerkeslerin, ''tanıdığı ve haklarında bilgi edindiği toplumların arasında en kibar, terbiyeli (polite) halk olduğunu'' ifade eder. Çerkesleri Rus işgalinden önce, Kafkasya'da tanımış olan Batılı başka yazarlarda da Çerkes medeni vehçesini belirtenlere rastlanır. Batı medeniyetinin Türkiye'de pek algılanmamış olan bir veçhesi de "ÂDAB-I MUAŞERET MEDENİYETİ" olmasıdır. İtibarlı Fransız tarihçi Fernand BRAUDEL, "Uygarlıkların Grameri" adıyla çevrilmiş eserinde, Avrupa uygarlığını 11. yüzyıldan itibaren FEODALİTENİN İNŞA ETTİĞİNİ ve temelinin "ŞÖVALYELİK UYGARLIĞI" olduğunu yazar. C. Seignobos gibi Avrupa tarihçileri, şövalye geleneklerinin sonradan aristokrasiyi ve onları taklit eden burjuvaziyi şekillendirdiğini, halka intikal ettiğini, orta çağ asaletinin Avrupa'ya bıraktığı en devamlı mirasın ÂDAB-I MUAŞERET OLDUĞUNU BELİRTİRLER. Fransız ihtilaliyle doğan, sonradan sosyalizmi de etkileyen aristokrasi düşmanlığına Anglo-Sakson dünyasının büyük siyasi düşünürü Edmund Burke, toplumun medeniyet örneğini kaybedeceği gerekçesiyle karşı çıkar. Viyana Kongresinde (1815) Avrupa adabı muaşereti, milletlerarası protokol kurallarına kaynaklık eder. Marksist kökenli İngiliz İşçi Partisi ve diğer sosyalist partilerin iktidar dönemlerine rağmen Kuzey Avrupa'da, adabı muaşeret medeniyetinin sembolü olan monarşilere karşı çıkılmaz. Avrupalı yazarların Kafkasya'da, Rus işgali öncesindeki Çerkesleri MEDENİ olarak nitelemelerinin sebebi, Çerkeslerin de, J.S. Bell'e göre Avrupalıları da aşan bir ÂDAB-I MUAŞERET düzenine sahip olmalarıdır. Bell, bunu Avru-pa'daki gibi soyluluk adabı(Adiğecedeki work khabse keli-mesini kullanarak) olduğunu ve düzenin, Avrupanın ŞÖVALYELİK GELENEĞİ (ifchivalrous gallantry of Europe) ile aynı kaynaktan gelebileceğini kaydeder. Polonyalı yazar Lapinski, azınlıktaki Çerkez Hıristiyanlığının "KATOLİK, LATİN HIRİSTİYANLIĞI" olduğunu yazar. Bu durum, Çerkeslerin, eski dönemlerde Avrupa ile Ortodoks Slav dünyası vasıtasıyla değil,Akdeniz yoluyla irtibat kurduklarını açıklar. Adabı muaşeret düzeni, Kuzey Kafkasya'nın dilleri, etnisiteleri çok farklı olan halklarına, birleştiren, onların ortak ÇERKES adıyla anılmalarına yol açan başlıca ORTAK DEĞERLERİDİR. EskiÇerkesler insan hayatının bütün hal ve

SAYI 19 - 20

ihtimallerini, İNSANA SAYGI, KİBARLIK, NEZAKET, ZARAFET esasları üzerinde KURALA BAĞLAMIŞ, toplumun tamamını, kuralları herkese öğretecek, insiyaki, doğal hale getirecek sürekli bir eğitim teşkilatlanması haline getirmişler,Avrupalıları da aşanÂDAB-I MUAŞERET DÜZENİ ve MEDENİYETİNİ böyle oluşturmuşlardı. Çağdaş medeniyetin oluştuğu yer olması dolayısıyla, dünyanın haber ve etkileşim merkezi de hala BATI'dır. Günümüzde, gerek Kafkasya'da, gerekse dağıldıkları ülkelerde tamamen kaybetmiş olsalar da, ÇERKES'LERİ BATI'YA, dolayısıyla global topluma eskiden sahip oldukları ÂDAB-I MUAŞERET MEDENİYETİNİ ve bunun kaybının tüm insanlık için de kayıp, olduğunu hatırlatarak tanıtmak, varlıklarının devamını destek sağlamakta AYRICALIK kazandıracaktır. Bazı düşünürler, insanlığın yaşamakta olduğu dönemi, "İNSAN HAK VE ÖZGÜRLÜKLERİ ÇAĞI" olarak nitelendirirler. J.S. Bell, üç yıl yaşayıp incelediği Çerkesya'yı "BURASI ÖZGÜR BİR ÜLKE, HATTA GEREĞİNDEN FAZLA ÖZGÜR" olarak da nitelendirmişti. Bu ister istemez bize, Çiçero'dan John Locke'a, ondan günümüze gelen ve Batılı özgürlük anlayışının temeli olan "negatif özgürlük" tanımını hatırlatmaktadır. Negatif özgürlük "BİR BAŞKASININ KEYFİ İRADESİNE TABİ OLMAMAK" olarak tanımlanır. Bu tanımdaki kilit sözcük "KEYFİ İRADE"dir. Bu Çiçero'dan günümüzü HERKESİN KURALA BAĞLI OLMASINI ifade eder ve Locke lisanında "KURAL (kanun)YOKSA ÖZGÜRLÜK DEYOKTUR" formülüyle ifade edilir. Bu formül, hukukun üstünlüğü düşüncesinin de mantıki temelidir. Çerkeslerin ÂDAB-I MUAŞERET MEDENİYETİ, HERKESİ KURALA BAĞLADIĞI, KURALLARI İNSİYAKİ HALE GETİRDİĞİ, HİÇ KİMSEYE KEYFİ İRADE ALANI BIRAKMADIĞI için, günümüzün insan hak ve özgürlükleri ideali peşindeki global toplumuna, örnek olarak tanıtılabilir. İnsanlığın ezeli hedefi, uzun ve sağlıklı yaşamaktır. Amerikalı araştırmacı Sula Benet, 1970'den itibaren, Kafkasya'da, Çerkes topluluğuna mensup ABHAZLARI incelemiş ve UZUNÖMÜRLÜOLMALARININ NEDENİNİN etnik özelliklerine, iklime veya gıdalarına bağlı olmadığını, koruyabildikleri kadar tabi oldukları toplum düzenine, ÂDAB-I MUAŞERETLERİNE bağlı olduğunu 1973'te yayınladığı ese-rinde belirtmişti. Benet'e göre uzun yaşamı vareden kültürel, sosyal ve psikolojik etkenler ve bunların en önemlileri olan GEREK BİREYSEL, GEREKSE GRUPSAL DAVRANIŞLARIN DEĞİŞMEZLİĞİ, ANLAŞMAZLIK VE STRESTEN KORUYAN MEKANİZMALARDIR. Benet de gerçekte HERKESİN KURALA BAĞLI OLDUĞU ve BUNU İÇSELLEŞTİRDİĞİ BİRÂDAB-I MUAŞERET DÜZENİNİTARİF ETMEKTEDİR.

100

TARİH BİLİNCİ

ULUSLARARASI KUZEY KAFKASYA SEMPOZYUMU

Çerkeslerde HERKES MUHATAP OLDUĞU ŞAHSA VEYA TOPLUMA KARŞI NASIL HAREKET EDECEĞİNİ VE NASIL BÎR CEVABA MUHATAP OLACAĞINI BİLİR. ENDİŞENİNVE STRESİN SEBEBİ BİLİNMEZLİKLERDİR. Aile içi ilişkileri de kurala ve seremoniye bağlayan ÇERKEZ ÂDAB-I MUAŞERETİ, insan davranışlarında BİLİNMEYEN, bilinmediği için ENDİŞE VE STRES KAYNAĞI OLAN ALAN BIRAKMAZ. İnsan sağlığı ve ömrü için gerekli olan buTOPLUM DÜZENİ de global topluma tanıtılmalı, bu düzeni kuran toplumların varlığının korunması talep edilmelidir. Çerkeslerin SELÇUKLU devlet yönetiminde de yer aldıklarına dair işaretler vardır. 13.yüzyıldan itibaren, sultan olarak, büyük MEMLUK devletini yönettikleri, 15. yüzyıldan itibaren de Sadrazamlıktan itibaren, üst kademesinde büyük Osmanlı devletinin yönetimine katıldıkları tarihi gerçeklerdir. Buna rağmen hiçbir Çerkes, Kafkasya'da da, Memluklar veya Osmanlılar benzeri devlet kurulmasını düşünmemiş, ÇERKESLERİN, DEVLETSİZ "KENDİLİĞİNDEN DÜZENİ" uygun bulunmuştur. Modern dünyanın son dönem gidişini yönlendiren temel siyasi düşünceye göre, OrtegaY. Gasset' in ifadesiyle hak ve özgürlüklere karşı "DEVLET EN BÜYÜK TEHLİKE"dir. Ancak, hak ve özgürlüklerin güvenceya alınmasında kullanılacak başka imkân da yoktur. Bu sebeple devlet gücünü sınırlandırmak ve denetime almak suretiyle varlığına tahammül etmekten başka çare yoktur. Ulus devletin sona yaklaştığı iddialarının temelinde de bu düşünce vardır. Ahmet Mithat Efendi, 1874 yılında başlığı "ÇERKESYA'DA HÜKÜMET ŞEKLİ VE UYGURLIK DÜZENİ" şeklinde günümüz Türkçesine çevrilen makalesinde, merkezi hükümetsiz (devletsiz) Çerkesya'da, bütün devlet fonksiyonlarının en iyi şekilde yerine getirildiğini anlatmıştı. Bu makaleyi, çağdaş siyasi düşüncenin önde gelen temsilcisi olan Sayın Prof.Dr.AtilaYayla,Yeni Forum dergisinin Mayıs-1995 tarihli sayısında "Yazı siyaset teorisi açısından da bir hayli ilginçtir. Merkezi bir siyasi yönetim olmaksızın toplumsal düzenin olmayacağı yolundaki klasik tezi yalanlayan bir örnektir" notuyla yayınlamıştır. Çerkeslikle ilgisi olmayan SayınYayla Türkiye'de fiilen dünyanın liberal düşünce odaklarını temsil etmektedir. Devletsiz, ancak devlet fonksiyonlarının eksiksiz yerine getirildiği ÇERKES TOPLUM VE UYGARLIK düzeni, dünyada en azından klasik liberalizmi benimseyen fikir veya siyaset gruplarıyla NGO'larda taraftar bulur. Encyclopedia Americana'de "Languages of the World" bahsinde, Kafkas dil grubunun lenguistic yönden çok önemli olduğu, eski Anadolu, Hatti ve Mezopotamya dilleriyle ilişkili bulunduğu yazılıdır. JULİUS VON MESZAROS'un, ABD' de Chicago Üniversitesinde yayınlanan "VUBIH DİLİ" adlı kitabında, Vubıhça'nın HATTİ dili olduğu yazılır. Batı medeniyeti tarihçileri, Batı medeniyetini, Mezopotamya ve Anadolu'dan başlatırlar. Çerkes dillerinden olan Vubıhça, son nefesini Anadolu'da verdi. Global topluma diğer Çerkes

SAYI 19 - 20

dillerinin de yok olmaması anlatıldığında, mutlaka destekçiler bulunur. Suriye'den kaçanlar için dün ANGELINA JOLİE Türkiye'ye geldi ve ünü sebebiyle dünyanın ilgisini topladı. Dünyanın ilgisini çekecek Çerkesler de var. Türkçe'ye NOBEL kazandıran ORHAN PAMUK bir kitabında, dedesinin Çerkes olduğunu yazmıştı. Almanya Federal Parlamentosunun Türkiye kökenli ilk milletvekili, halen Yeşiller'in eş başkanı ve Avrupa Parlamentosu üyesi olan CEM ÖZDEMIR, babasının Çerkes olduğunu söylüyor. Ünlü Leningrad FİLARMONİ ORKESTRASININ DÜNYACA ÜNLÜ ŞEFİ TEMİRKANOV da (Demirkan) ÇERKES. Bir araya getirilseler, mesela Londra'da, MİLLETLERARASI PEN KLÜBÜ MERKEZİNDE, ÇERKES VARLIĞI İÇİN GLOBAL TOPLUMA MESAJVERSELER, çok etkili bir başlangıç olmaz mı? BM ANTLAŞMASININ 52. Maddesi BÖLGESEL TEŞKİLATLARA MEŞRUİYET TANIYOR. Avrupa Konseyi gibi İSLAM DEVLETLERİ KONFERANSI da, BM de meşruiyeti olan en çok üyeli teşkilat. ÇERKES'LERİN BÜYÜK KISMI MÜSLÜMAN. KUZEY SINIRINDA OLDUKLARINDAN tarih boyunca, MÜSLÜMANLIĞIN EN AĞIR BEDELİNİ ÖDEDİLER, halen ÇEÇENİSTAN VE DİĞER BÖLGELERDE ÖDEMEKTELER. ÇERKESLER, AYRICA, GEÇM İŞTE, MEMLÜK DEVLETİYLE İSLAM ÂLEMİNİN BÜYÜK KISMINI YÖNETİP LİDERLİĞİNİ YAPTILAR. İSLAMIN HAÇLI VE MOĞOL BASKISINDAN KURTULMASINA HİZMET ETTİLER, İslam medeniyetine son safhasını yaşattılar. TÜM İSLAM ÂLEMİNE BUNLARI HATIRLATIP DESTEKLERİNİ TALEP ETMEYE TABİATIYLA HAKLARIVAR. Çerkesler, İstanbul'un fethinden, yaklaşık 600 yıl öncesinden itibaren OSMANLI'NIN YÖNETİMİNDE çok sayıda başvezirsadrazam düzeyinde yer aldılar. Prof.Dr. A.N. Kurat'ın bahsettiğim eserine konu olan 1569 KANAL SEFERİ'ne giden OSMANLI ORDUSUNUN komutanı ÇERKES KASIM PAŞA İDİ. Osmanlı'daki DEVŞİRME TÜRKMEN ihtilafında, daima Anadolu Türkmenleriyle beraber oldular. Bu sebeple, dost Türkmen'lerABAZA DESTANI'NI da yazıp söylediler. Osmanlı'ya 1864'teki toplu sürgünden sonra, bütün savunma harplerine gönüllü olarak da katılıp kanlarını verdiler. KURTULUŞ SAVAŞI'NIN etkin gücünü oluşturdular. Bazıları, DİASPORA lafını icat etti. Türkiye için bu laf geçerli değil. Çerkes varlığının, dillerinin, kültürünün korunması, ÇERKESLERİN ÂDAB-I MUAŞERET MEDENİYETLERİNİN İHYASI İÇİN, EN BÜYÜK DESTEĞİ, ÇOK DEĞERLİ, KARDEŞ TÜRKİYE HALKINDAN, gerektiğinde NGO dışındaki siyasi alanda temsil ve korunmayı TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ'NDEN beklemekte elbette hakları var. Rusya Çerkeslere çok büyük haksızlık yaptı. RUSLARA DA DOSTÇA, HAKKIMIZI GASBETTİNİZ, İADE EDİN demek düşmanlık sayılmaz. Çerkeslerin talebine RUS halkından da mutlaka destek çıkar.

101

TARİH BİLİNCİ

Kazım BERZEG

INTERNATIONAL SYMPOSIUM OF NORTH CAUCASUS

SAYI 19 - 20

PRESENTATION OF CAUCASIAN ISSUE TO THE INTERNATIONAL COMMUNITY

Lawyer

Circassians should assure the global support. By the end of the WWII,with the formation of regional organizations such as United Nations and European Council, development era for the sovereignty of states from inside to outside that would gradually be limited, has been initiated. Individual rights and freedoms became the most important fact of international law. Within the last 30 years, non-governmental organizations (NGOs) at home and abroad have become the partners of state functions. Along with the claims that propose the end of nationstates, an idea of “global community” that encourages local identities and historical cultures became widespread. With the declarations, decisions and treaties of United Nations (UN), European Council, Organization for Security and Cooperation in Europe (OSCE) and other international organizations; states have been held responsible to preserve and provide the wealth, language and cultures of ethnic minorities. For instance, UN's DECLARATION OF MINORITY RIGHTS in 1993, COPENHAGEN RECORD of OSCE in 1990, and the ParisTreaty in the same year are the examples of this kind. With the Paris Treaty, NGOs were accepted to theOSCE. Article 1 of the “Framework Charter for Preservation of National Minorities” dated in 01.02.1998; took the “protection of Minorities” into the scope of “INTERNATIONAL COOPERATION” and this allowed the international supervision and even sanctions over the states. Taking the improved efficiency of NGOs in international scope into consideration, it can be said that the protection of minorities is now under the supervision of GLOBALCOMMUNITY. There is no community that calls themselves as CIRCASSIANS among the local people of Northern Caucasia. These people who can be classified with the names such as Adige, Abkhaz, Karachay, Chechen, Balkar, Lezghi etc. speak wide variety of languages within the Caucasian,Turkic and Indo-European language groups. Northern Caucasian people are named as Circassians in Turkey, Middle East and Western Europe. Before Russian invasion in Northern Caucasia in the 19th century, the region was known as Circassia in Europe, and Circasistan in Ottoman Empire. As an example, the name of the book by British writer James S. Bell published in 1840 was “ Accommodation in Circassia” and another book by

Longworth published in the same year was named as “ One YearAmong theCircassians”. On the ancient maps drawn in Western Europe, Circassia was expanded from Black Sea to the Dagestan in Northern Caucasia. Caucasian People are not known for their own unique names in the World, however the common name of CIRCASS is a well-known name more famous than we assume. For this reason, I prefer the name of Circass instead of Northern Caucasian People. Circassians lost a vast population in their defense war against the invading Russians that lasted for a century. And the majority of the remaining population was exiled from Caucasia. Therefore, the minorities are under the threat of extinction in Russia and the other countries. To maintain their survival, they have to ask for the help and support of their relatives at first and then all the other global society. To achieve a more efficient global support, Circassians should reintroduce themselves. Russians that spread from their ancient territory between the Moscow and Baltics have invaded a vast majority of the World with ease.The region that was invaded with the most difficulty and losses was Northern Caucasia. After the invasion, they got the monopoly of information about the Circassians. They used this opportunity against the Circassians by defacing the history with a view to justify the hostility of harsh war conditions on the one hand and the occupation and exile of the Circassians on the other. History was entirely defaced during the Communist dictatorship. This fact was revealed by Prof.Dr. Akdes Nimet Kurat who had written about Don-Volga Channel Expedition of Ottoman Army in 1569 by researching the Ottoman archives and Russian sources; in her remarks “ The Works and ideas of the Soviet historians are very much far from being scientific as they are arranged according to a certain ideology and entirely DOGMATIC. For this reason, Circassians should be reintroduced against the Russian propaganda. Circassians didn't have any civilized artifacts such as colossal architectural structures in the history. However, they did have a “civilized aspect” that could affect the West which directs the global community. This aspect is more crucial in obtaining a more widespread support for the survival of Circassians.

102

TARİH BİLİNCİ

INTERNATIONAL SYMPOSIUM OF NORTH CAUCASUS

In his work named “History of Wars in the Ottoman-Russian Frontiers” published by Turkish Presidency General Staff, British historian W.D Allen, defined Circassians as “the most CIVILIZED tribal people of Asia” and he stated that they were extinct and exiled by the Russians. In the first half of the 19th century pointed out by the author, tribal order was dominant in some parts of Europe. It is striking that the author defined Circassians as civilized. Similarly, Polish writer Thedor Lapinsky wrote that the Christian Circassian villagers whom he was encountered in 1858 were “far more civilized than many of the European villagers”. In another example, British intellectual James Stanislaus Bell who stayed 3 years in Caucasia between 1837 and 1839 and researched about Circassians; defined Circassians as the most polite and kindest people he had ever seen and been informed about, in his 2 volume book published in 1840 in London. Among the other Western writers who had learnt about Circassians before the Russian invasion, there are also some others talking about the “civilized aspect” of theCircassians. One another aspect of this civilization which is not very well known in Turkey is that it is a “civilization of etiquette”. The well-respected French historian Fernand BRAUDEL writes that the European Civilization had been formed by the feudalism and the “KNIGHTHOOD CIVILZATION” had been the basis for it since the 11th century, in his work translated as the “ Grammer of Civilizations”. European historians such as C.Seignobos suggests that the gallantry of the Knights would eventually form the aristocracy and the bourgeoisie that imitates them and by spreading among common people it reached its peak in the most permanent heritage of European etiquette. Prominent political thinker of Anglo-Saxon World, Edmund Burke, opposed the enmity towards aristocracy that emerged after French Revolution and later affected the Socialism on account of the fact that the society would lose the sample of civilization. In the Congress of Vienna (1815) European etiquette was the basic source for the international protocol rules. In spite of the sovereignty of BritishWorkers Party which had its roots from Marxism and other Socialist Parties of the North, monarchs who were the symbols of etiquette civilization in the Northern Europe were not opposed. The reason of being defined as CIVILISED by the European authors is that Circassians before the Russian invasion had an order of ETIQUETTE CIVILISATION that even goes beyond the Europeans according to the J.S Bell. J.S Bell states that it is an example of nobility morals (he uses the Word Work Khabse in Adighebza) such as previously seen in Europe, and he proposes that order could come with the same source as the Chivalric Gallantry of Europe. Polish writer Lepinski, the minority of Circassians Christendom is the representative of “CATHOLIC LATIN CHRISTENDOM”. This situation explains why the Circassians contacted with Europeans not through the Orthodox Slavic World but through the Mediterranean in the past.

SAYI 19 - 20

The orders of Etiquette are the common moral values and unifying factor of the Northern Caucasian People who have varied languages and ethnicities and the major reason of being called with the common name of Circassians. Former Circassians determine all the possible situations and prospects of human life as a collective of rules based on the principles of RESPECT TO PEOPLE, POLITENESS, KINDNESS and ELEGANCY; and by doing so they transformed all the society into a permanent education organization which will teach these rules to everyone and turns these behaviors into natural instincts. In this way, they achieved an etiquette order and civilization that exceeds the Europeans. In consequence of being the origin of modern civilization, the center of international news and interaction is still the Western-Europe. Today, although they have lost some part of it, both in Caucasia and in other countries where they live, Circassians should reintroduce the former CIVILIZATION OF ETIQUETTE that they had before to the West and so to the Global community by reminding that the loss of that civilization would mean also a loss of humanity. This reintroduction will give them a priority for obtaining a support for their survival. Some thinkers define this modern era as “THE AGE OF INDIVIDUAL RIGHTS AND FREEDOMS”. J.S Bell defined the Circassia in which he had stayed and researched for three years as “THIS ISAN INDEPENDENTCOUNTRY,AND IT HAS EVEN MORE FREEDOM THAN IT IS NEEDED”. It necessarily reminds us the definition of “negative independence” that has been the major source of Western freedom since Cicero to the John Locke and from his time to ours. Negative independence is defined as “not being dependent on some others' arbitrary wills” The key term for this definition is the “arbitrary will”. This points out that EVERYONE SHOULD BE DEPENDENT UPON RULES since the times of Cicero up to now and it is revealed with the formula of “IF THERE IS NO RULE THEN THERE IS NO FREEDOM” in Locke's terminology. This formula is also the logical basis for the rule of law. ETIQUETTE CIVILIZATION OF Circassians, could be seen as an example for the global community in search of the ideal individual rights and freedoms as it brings all the people under the common etiquette rules, it makes these rules a natural instinct and it allows no place for arbitrary will to anyone. Eternal goal of humanity is to live long and healthy. American researcher Sula Benet, examined the Abkhaz people of Northern Caucasia and attributed the reason of their relatively long lives not to their ethnic characteristics, climate or the food but to their commitment to the etiquette order in a research published in 1973. According to Benet, reasons for a long life are the social and psychological factors and most of all, behavioral constancy both in individual and in groups, along with the mechanism that protects the human from conflicts and stress. Benet has also defined an etiquette order in which all the people are tied to some kind of rules which are internalized.

103

TARİH BİLİNCİ

INTERNATIONAL SYMPOSIUM OF NORTH CAUCASUS

In Circassian etiquette, everyone in the society knows how to behave towards the individual or the society which is addressed and also he is sure about what type of a response he will get. The cause of the stress and anxiety is the uncertainty. Circassian etiquette which attributes the familial relationships to the rules and ceremony has no place for the uncertainty and so there is no risk of anxiety and stress caused by this. This type of a civil order which is highly necessary for the long and healthy human life should be introduced to the global community and continuity of the lives of the societies' which formed these rules should be assured. There are some signs that Circassians were also in Seljukian governance posts. There are historical facts that beginning from the 13th century they ruled theGreat Memluk Empire as sultans and after the 15th century they were added into the governance of Ottoman empire at the senior posts such as the grand vizier.. However, not any Circass thought about founding a separate state in Caucasia in the same style as Memluks or Ottomans, they preferred “spontaneous order” without a state system. According to the leading idea that directs the current modern World; as it can be seen in the statement of Ortega S. Gasset, “STATE IS THE BIGGEST ENEMY” opposed to individual rights and freedoms.Though, there is no other opportunity to use in ensuring the rights and freedoms. For that reason, there is no other choice to sustain the power of state by limiting and auditing it. This is the idea that lies beneath the claims that proposes the end of nationstates. In his article written in 1874 titled as “Government Type and Level of Civilization in Circassia” Ahmet Mithat Efendi explained that all the functions of state had been successfully performed in Circassia without a central government. This article was published in Yeni Forum magazine in May 1995 by the leading figure of contemporary political idea, Prof.Dr.Atila Yayla with the following statement: “This article is rather interesting in terms of political theory. It is a kind of a sample that contradicts the classical thesis that proposes there cannot be any kind of political order without a central government”. Mr.Yayla who has no relation with the Circassians is the representative of the liberal movement in Turkey. Circassian Order and Civilization in which all the functions of state are fulfilled without the state system can find a support at least among the NGOS and ideology and political groups of classical liberalism. In the chapter of “Languages of the World” in Encyclopedia Americana, it is emphasized that Caucasian language group is very important in linguistic aspects and it has relations with ancient Anatolian, Hatti and Mesotopomia languages. In his book named “UBIH LANGUAGE” published in Chicago University, Julius von Mezsaros claims that Ubykh language is the modern version of HATTI language. Historians ofWestern Civilizations, originates the Western Civilization from Mesotopomia and Anatolia. Ubykh language which is one of the Circassian languages became expired in Anatolia.When it is pointed out to the Global community that other

SAYI 19 - 20

representatives ofCircassian languages are also under threat, we might absolutely find support for protecting them. Yesterday, ANGELINA JOLIE came to Turkey for the people escaping from Syria, and she aroused a worldwide interest due to her fame. There are also some Circassians that can arouse the worldwide interest. Orhan Pamuk, who brought the Nobel Prize to Turkey, wrote that his grandfather is a Circass in one of his books. The first Turkish origin parliamentarian of German Federal Parliament, currently co-president of the Greens and the member of European Parliament Cem ÖZDEMİR says that his father is a Circass. Well-known maestro of Prominent Leningrad Philharmonic Orchestrate, Themirkanov (Demirkan) is also a Circass. Wouldn't it be a really efficient beginning if they are brought together in a place, let's say, in INTERNATIONAL PEN CLUB center in London, and if they give a message for the World for the survival ofCircassians. Article 52. Of UN Charter, legitimates the regional organizations. Such as European Council, Islamic Countries Conference is another large organization which has UN legitimacy. Majority of Circassians are Moslems. As they lived in the Northern borders, they paid the heaviest cost of being Moslem throughout the history. They are still paying it in Chechnya and in other regions. Circassians also took the leadership of Moslem community in the past with the Memlukian State. They served to protect Islamic World against the Crusades and the Mongol invasion.They kept the values of the latest Islamic civilization. They have a right to demand the support of Islamic World by reminding all of these. Since the conquest of Istanbul 600 years ago,Circassians took part in Ottoman government at the posts of grand viziers. Chief Army Commander of Ottoman Army heading to the referred Don Volga canal expedition of 1569, was Circass Kasım Paşa. They were always together with the Anatolian Turcomans in the conflicts between devshirmehs and native turcomans in Ottoman. Therefore, fellow Turcomans wrote and sang the saga of ABKHAZ. After the collective exile to Ottoman in 1864, they participated in all defense wars willingly and shed their blood without any hesitation. They formed the most effective force of INDEPENDENCEWAR. Some people invented the Word “diaspora”. This is not valid forTurkey.They do have a right to expect the biggest support for the rights of political representation out of NGOs when needed and protection of their Circassian etiquette, languages, culture and their overall survival, from the invaluable fellowTurkish people. Russia has made a great injustice against the Circassians. So, it shouldn't be considered as enmity to say and claim that “you violated our rights, now give them back” in a friendly way to the Russians. There will surely be a support for demands ofCircassians among Russian people.

104

TARİH BİLİNCİ

SAYI 19 - 20

МЕЖДУНАРОДНЫЙ СИМПОЗИУМ СЕВЕРНОГО КАВКАЗА

ПРЕДСТАВЛЕНИЕ КАВКАЗСКОГО ВОПРОСА МЕЖДУНАРОДНОМУ СООБЩЕСТВУ

Kazım BERZEG Адвокат

Черкесам необходимо заручиться поддержкой глобального сообщества С созданием таких региональных организаций, как Организация объединенных наций и Европейский совет в конце второй мировой войны начался период развития, которое со временем все больше классифицировало внутреннюю и внешнюю власть государств. Права и свободы человека стали важнейшим элементом международного права. В течение последних тридцати лет НЕПРАВИТЕЛЬСТВЕННЫЕ ОРГАНИЗАЦИИ (ННО) стали соучастниками государственных функций во внутренних и внешних вопросах. Наряду с утверждениями о приближении конца эпохи наций-государств, распространилось мнение о формировании "ГЛОБАЛЬНОГО СООБЩЕСТВА", где стимулируются местные идентичности и ИСТОРИЧЕСКИЕ КУЛЬТУРЫ. Декларациями, резолюциями и конвенциями Организации объединенных наций, Европейского совета, Организации по безопасности и сотрудничеству в Европе (ОБСЕ) и других международных организаций на ГОСУДАРСТВА было возложено обязательство защищать и поддерживать СУЩЕСТВОВАНИЕ, ЯЗЫК И КУЛЬТУРЫ МЕНЬШИНСТВ. К примеру, Декларация ООН о правах меньшинств 1993 года, Копенгагенская декларация ОБСЕ 1990 года, Парижская конвенция того же года входят в их число. Парижская конвенция представила возможность ННО участвовать в организации ОБСЕ. Согласно статье 1 Рамочного договора о защите национальных меньшинств Европейского совета от 01.02.1998 г. защита меньшинств была включена в "международное содействие" и государства стали подвергаться международному контролю и даже санкциям. Учитывая растущее влияние гражданского общества и ННО на международной арене, можно утверждать, что защита меньшинств принята на контроль ГЛОБАЛЬНОГО СООБЩЕСТВА. Среди местных народов Северного Кавказа отсутствует народ, именующий себя черкесом. Эти народы, разделенные на различные группы под именами Адиге, АбхазАбаза, Карачай, Чеченцы, Балкары, Лезги, и т.д., разговаривают на многих различных языках из кавказских, тюркских и индийско-европейских семейств. В Турции, Ближнем Востоке и Западной Европе северокавказские народы вместе называются черкесами. До завоевания русскими Северного Кавказа в 19-м веке в Европе данный регион назывался Черкесия, а в Османской империи Черкезистаном. Например, английский писатель Джеймс С.Белл называл свою книгу, изданную в 1840 году,

"ПРОЖИВАНИЕ В ЧЕРКЕСИИ", а книга Лонгворта, изданная в том же году, была названа "ОДИН ГОД СРЕДИ ЧЕРКЕСОВ". В старых картах, составленных на западе, Черкесия занимает территорию в Северном Кавказе от Черного моря до Дагестана. Северокавказских народов в мире ни кто не знает под своими именами. А общее название "черкесы" знают лучше, чем мы предполагаем. Поэтому, я тоже предпочитаю название "черкесы" вместо северокавказских народов. Черкесы потеряли много людей в оборонительных боях против русской агрессии в Кавказ, продолжавшихся в течение века. Большинство оставшегося населения были выселены из Кавказа. Именно поэтому, они являются меньшинствами под угрозой исчезновения в России и странах, где они проживают. Для продолжения своего существования им необходимо требовать поддержку, прежде всего, близкого окружения, а также глобального сообщества. Для более эффективного предоставления помощи и поддержки глобального сообщества черкесам нужно заново представить себя. Русские, вышедшие из своих исторических территорий между Москвой и Балтийским морем, легко завоевали большую часть мира. Наиболее трудно и с наибольшими потерями они завоевали Северный Кавказ. После завоевания они претендовали на информационную монополию. Они использовали данную возможность против черкесов, искажая исторические факты, с одной стороны, из-за вражды в войне, а с другой стороны, для оправдания завоевания и ссылки. В период коммунистической диктатуры история была полностью искажена. Данный факт был описан проф.док. Акдес Нимет Куратом, написавшим о походе османской армии в канал Дон-Волга в 1569 году, используя архив Османской империи и российских источников: "Работы и мнение советских историков направлены на определенную идеологию и ДОГМАТИЧНЫ, и поэтому далеки от науки". Поэтому, вопреки русской пропаганде Черкесы должны быть заново признаны. В своей истории Черкесы не имели материальных произведений культуры, как величественные архитектурные сооружения. Однако, они обладают "культурным обликом", который смог повлиять на Запад, направляющий глобальное сообщество. Данный облик имеет характер, который обеспечить более эффективную поддержку для продолжения существования Черкесов.

105

TARİH BİLİNCİ

МЕЖДУНАРОДНЫЙ СИМПОЗИУМ СЕВЕРНОГО КАВКАЗА

Известный английский историк У.Э.Д. Аллен в своей книге «История войн на османско-российской границе», изданной Генеральным штабом турецкой армии, характеризует Черкесов "народом Азии с наиболее цивилизованной племенной культурой" и описал, что они были уничтожены и выселены русскими. Автор пишет, что в середине 19-го столетия в некоторых регионах Европы все еще действовал племенной порядок. Очень примечательно, что автор характеризует Черкесов цивилизованными. Подобным образом польский писатель Теодор Лапинский писал, что сельчане-христиане Черкесов, которых он повстречал в 1858 году в Кавказе, были "более цивилизованными, чем многие сельчане в Европе". Английский мыслитель Джеймс Станислаус Белл, который провел три года в Кавказе в 1837-1839 года и изучал Черкесов, в своей двухтомной книге, изданной в Лондоне в 1840 году, описал их "самым благородным и воспитанным (вежливым) народом, среди общин, которых он знал и о которых он собирал данные". Среди других западных авторов, изучивших Черкесов в Кавказе до русского завоевания, также встречаются те, кто упоминает цивилизованный облик Черкесов. Другая сторона западной культуры, широко не признанная в Турции, это «культура правил этикета». Авторитетный французский историк Фернанд БРАУДЕЛЬ в своей переведенной книге под названием "Грамматика цивилизаций" пишет, что начиная с 11-го века, европейская цивилизация была формирована феодализмом и на ее основе лежит "цивилизация рыцарей". А историки, как К. Зейгнобос отмечают, что рыцарские традиции в последующем формировали аристократию, а затем и буржуазию, которая ей подражала, и перешла к народу, тем самым, правила этикета являются наиболее продолжительным наследием, оставленным Европе средневековой эпохой. Важнейший политический мыслитель англо-саксонского мира Эдмунд Бурк выступить против враждебности в отношении аристократии, формировавшейся после французской революции, и которая позже оказала влияние на социализм, утверждая, что общество потеряет эталон культуры. Европейские правила этикета стали источником правил международного протокола в Венском конгрессе (1815 г.). В Северной Европе ни кто не протестует против монархий, являющихся символом культуры правил этикета, несмотря на периоды правления Лейбористской партии Англии с марксистскими корнями и других социалистических партий. Причиной тому, что европейские авторы описывают Черкесов в Кавказе до российского завоевания "цивилизованными", по мнению Дж.С. Белла, является тот факт, что Черкесы обладают правилами этикета, превосходящими европейцев. Белл отмечает, что это является этикетом знатности, как в Европе (используя слово «work khabse» на адыгейском языке), и данный порядок имеет один и тот же источник с рыцарскими традициями Европы (рыцарская галантность Европы). Польский писатель Лапинский пишет, что Черкесское христианское меньшинство является "католическим, латинским христианством". Данное

SAYI 19 - 20

обстоятельство объясняет, что в прежние времени Черкесы устанавливали связь с Европой не через православный славянский мир, а путем Средиземного моря. Правила этикета являются общим достоянием народов Северного Кавказа с множеством различных языков и этнической принадлежности, и объединяет их под единым названием ЧЕРКЕСЫ. Прежние Черкесы укрепили правилами все аспекты и состояние человеческой жизни на основе уважения человека, благородства, вежливости, тонкости, и превратили все общество в образовательную организацию, которая постоянно работает и всех обучает правилам на инстинктивном уровне. Правила этикета и культура, превосходящая европейцев, была создана таким образом. Запад все еще является информационным и коммуникационным центром мира, где возникла современная цивилизация. Хотя на сегодняшний день Черкесы потеряли данное наследие, как в Кавказе, так и в странах, где они проживают, напоминание Западу, и через него глобальному сообществу об утрате прежней культуры этикета Черкесов, что является утратой для всего человечества, обеспечит особую поддержку в сохранении этих народов. Некоторые мыслители называют нынешнее время "ЭПОХОЙ ПРАВ И СВОБОД ЧЕЛОВЕКА". Дж.С. Белл характеризовал Черкесию, где он прожил три года, "ЭТО СВОБОДНАЯ СТРАНА, ДАЖЕ СЛИШКОМ СВОБОДНАЯ". Поневоле это напоминает нам об определении "негативной свободы", являющейся основой западной концепции свободы, дошедшей до наших дней от Чичеро до Джона Локка. Негативная свобода определяется, как "неподчинение произвольной власти другого человека". Ключевым выражением в данном определении является "произвольная власть". Чичеро разъясняет это "подчинением всех определенным правилам", а Лок придерживается формулы "если нет правил (закона), то нет и свободы". Данная формула также является логической основой превосходства права. Культура этикета Черкесов всех обязывает соблюдению правил, применяет правила на инстинктивном уровне и ни кому не оставляет возмож-ность действовать согласно произвольной власти. Поэтому её можно представить современному глобальному сообществу, ищущему идеал прав и свобод человека, в качестве образца. Давнишней целью человечества является долгая и здоровая жизнь. Американский исследователь Сула Бенет с 1970 года изучает Абхазцев из сообщества Черкесов в Кавказе и в своих трудах, опубликованных в 1973 году, отмечает, что причина их долгожительства связана не с этническими свойствами, климатом или пищей, а порядком общества, которого они сохранили по мере возможности, правилами этикета. По мнению Бенета культурные, социальные и психологические факторы обусловливают долгожительство и среди них наиболее важными являются неизменность, как индивидуального, так и группового поведения, что действует, как механизм защиты от разногласий и стресса. В действительности Бенет описывает порядок этикета, согласно которому все

106

TARİH BİLİNCİ

МЕЖДУНАРОДНЫЙ СИМПОЗИУМ СЕВЕРНОГО КАВКАЗА

У Черкесов каждый знает, как обращаться с определенным человеком или обществом, и какой ответ ожидает его. Причина беспокойства и стресса неизвестность. Черкесский этикет также устанавливает правила и порядок взаимоотношений внутри семьи. В нем нет места неизвестности в поведении человека, которая является источником беспокойства и стресса. Такой порядок общества, необходимый для здоровья и жизни человека, также нужно представить мировому сообществу и потребовать защиты существования сообществ, установивших подобный порядок. Имеются сведения, что Черкесы участвовали в управлении сельджукским государством. Исторической истиной является тот факт, что их султаны правили великим государством Мамлюков, начиная с 13-го века, а с 15-го века они участвовали в управлении великой Османской империи в качестве визиров и высокопоставленных чиновников. Несмотря на это, ни один Черкес не думал о создании в Кавказе государства на подобии государства Мамлюков или Османской империи . Черкесы предпочитали порядок самоуправления без государства. Согласно основной политической идее, определяющей направление развития современного мира в нынешнем периоде, как отметил Ортега Й. Гассет, «государство является крупнейшей угрозой» прав и свобод. Однако, отсутствует другая возможность для гарантии прав и свобод. Поэтому, нет другого пути, кроме, как терпеть существование государства, путем ограничения и контроля его власти. Эта же идея лежит в основе утверждений о приближении конца наций-государств. Ахмет Митхат Эфенди в своей статье под названием «Форма правительства и порядок цивилизации в Черкесии», переведенной в современный турецкий язык, в 1874 году отметил, что в Черкесии без центрального правительства (государства) все функции государства выполняются наилучшим образом. Данную статью в 1995 году опубликовал уважаемый проф.док. Атила Яйла, один из ведущих представителей современной политической идеи, в майском номере журнала «Ени Форум» с примечанием «Статья весьма интересная с точки зрения теории политики. Это яркий пример, опровергающий классический тезис о том, что невозможно обеспечить общественный порядок без центрального политического управления». Господин Яйла, который не имеет ни какого отношения к Черкесам, фактически представляет очаги мировой либеральной мысли в Турции. Черкесский порядок общества и цивилизации без государства, но безупречно выполняющий функции государства, безусловно, найдет своих сторонников, по меньшей мере, из числа приверженцев классического либерализма в политике и ННО. В разделе «Языки мира» Американской энциклопедии отмечается важность кавказской группы языков с точки зрения лингвистики и их связь с языками древней Анатолии, Хатти и Месопотамии. Джулиус фон Месзарос в своей книге под названием «Убыхский язык», изданной в Чикагском университете США, относит убыхский к хаттийскому языку. Историки западной культуры утверждают, что западная культура берет свое начало из Месопотамии и Анатолии. Убыхский язык, входящий в семью черкесских языков, был утерян в Анатолии. Если донести до мирового

SAYI 19 - 20

сообщества, что нужно сохранить другие черкесские языки, то обязательно найдутся те, кто поддержат эту идею. Вчера Анжелина Джоли прибыла в Турция для беженцев из Сирии и своей знаменитостью привлекла внимание всего мира. Ест и черкесы, которые смогут привлечь внимание мира. Орхан Памук, получивший Нобелевскую премию для турецкого языка, в одной из своих книг писал, что его дед был черкесом. Первый депутат федерального парламента Германии турецкого происхождения, ныне сопредседатель Зеленых и член Европейского парламента Джем Оздемир утверждает, что его отец черкес. Всемирно известный дирижер именитого оркестра Ленинградской филармонии Темирканов (Демиркан) также черкес. Если они встретятся, скажем в Лондоне, в центре международного пен-клуба, представят свое послание мировому сообществу для существования черкесов, не будет ли это эффективным началом? Статья 52 конвенции ООН предоставляет легитимность региональным организациям. Также как Европейский совет, Конференция Исламских Государств и ООН являются легитимными организациями с множеством членов. Большинство черкесов являются мусульманами. В протяжении всей истории они выдерживали самые суровые испытания, выпавшие на долю мусульман изза расположения в северных границах. И до сих пор продолжают выдерживать в Чечне и других регионах. Черкесы в прошлом управляли и были лидерами большой части исламского мира вместе с Мамлюками. Они служили для освобождения ислама от крестовых походов и монгольского завоевания. Благодаря им, исламская культура прожила свою последнюю эпоху. Поэтому, они имеют естественное право напоминать об этом исламскому миру и потребовать их поддержку. Черкесы занимали высокие посты на уровне визиров и главного визиря в Османской империи, начиная с 600 лет до завоевания Стамбула. В упомянутой выше книге проф.док. А.Н. Курата, написанной о походе в канал 1569 года, командиром османской армии был черкес Касым Паша. В туркменском конфликте в Османской империи они всегда были вместе с анатолийскими туркменами. Поэтому, дружественные туркмены написали и читали эпос Абаза. После высылки в Османскую империю в 1864 году они добровольно участвовали во всех оборонительных боях и сражались до крови. Они сыграли важную роль в освободительной войне. Некоторые придумали слово «диаспора». Это выражение не подходит для Турции. Естественно, черкесы имеют право требовать наибольшую поддержку от близкого, родственного турецкого народа для сохранения черкеской идентичности, языков, культуры и наследия этикета, а также наряду с ННО требовать у турецкого государства политическую поддержку и право представления. Россия поступила очень несправедливо в отношении черкесов. Также не считается враждой по-дружески требовать у русских вернуть захваченные ими права. Требование черкесов обязательно найдет сторонников и у русского народа. С уважением.

107

TARİH BİLİNCİ

SAYI 19 - 20

ULUSLARARASI KUZEY KAFKASYA SEMPOZYUMU

KAFKASYA'NIN JEOPOLİTİĞİ

Hasan KONUK Tarih Bilincinde Buluşanlar Derneği Başkanı Tarih Bilinci Enstitüsü Genel Müdürü

“Kafkas ve Kafkasya adı ilk defa eskiYunan düşünürlerindenAiskihylos'un M.Ö. 490'da yazdığı, 'ZincireVurulmuşZevk ve Eğlence' ismi üzerinde anılan 'Kawkasos Dağı' deyiminde görülmüştür.”1 “Karadeniz ile Kuban ırmağı arasında kalan sıradağların batı kesiminin kuzeyinde ki yerli ahalinin adı olarak “Kafkas” deyimi,Yununca yazılı yerli efsanelerden M.S. 430 yılında Kartel/İber (TiflisÇevresi) alfabesine çevrilen destani Kartel/İber (Gürcistan)Tarihi Kartlis-Çkhovreba'da geçmekte “Lekan” (Dağıstan'daki Lekler ve Lezgiler) kavminin batı komşusu olan halkın ataları bu isimle anılmaktadır.” 2 “Bölgeye Kafkasya isminin, Dağıstan yerlileri tarafından M.S. 479'dan itibaren verildiği de bilinmektedir.”3 “EskiArapCoğrafyacıları tarafından da “Cebelü-l-Elsan/Diller Dağı” olarak da adlandırılmıştır.”4 Kafkasya kelimesi, (Arapça olarak al-kabk, Türkçe'de Kafkas, Farsça'da kâfkah kaf dağından türetilmiştir.) Firdevsi'nin Şahname'sinde, Kafkasya “Kuhe Kaf” olarak adlandırılmıştır. 5

Tarihin her döneminde jeopolitik ve jeostratejik öneme sahip olan Kafkasya'nın, bu önemine binaen Rusya'nın 1. Petro'dan sonra Dünya devleti olmak amacıyla izlediği politikalar daha önem kazanmıştır. Rusya devleti yayılmasını, sürekli zayıf alanlarda gerçekleştirmiştir. Rus politikası bu zayıf alanları arayarak yayılma stratejisini harekete geçirmiştir. XV. Yüzyılda başlayan Rus devletinin yayılması, güçlü bir görünüm içinde, başta belirli bir bölge sınırlarında kuvvet 6 yoğunlaştırması biçiminde başlamış, daha sonrada kutsal bir güç ve kutsal bir hegemonya kurmayı amaçlamıştır.

KAFKASYA'NIN JEOPOLİTİĞİ Medeniyetlerin geçiş noktası ve Asya'nın Balkan'ları olarak tarif edilen Kafkasya'nın giriş kapısı durumundaki Kuzey Kafkasya, bölgenin kontrolünü sağlama açısından stratejik önem arz etmektedir. Güney Kafkasya'yı kontrol etmek isteyen bir güç, ilk önce Kuzey Kafkasya üzerinde hakimiyet sağlamalıdır. Rusya'da bu nedenle Kuzey Kafkasya'yı elinde bulundurmak istemektedir.7 1991 yılı sonrasında bölgede yaşanan gelişmeler ile Kuzey Batı Kafkasya, Rusya Federasyonu'nun Karadeniz'e tek çıkış kapısı durumuna gelmişti. Rusya Federasyonu'nun tahıl, tütün, sebze, meyve gereksinimini karşılayan en önemli bölgesi ve enerji hatlarının geçiş bölgesi olan Kuzey Batı Kafkasya'nın Moskova açısından taşıdığı jeostratejik önem Çarlık Rusya'sı döneminden bu yana en yüksek seviyeye ulaşmıştır. 8 Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra Avrasya coğrafyasında gündeme gelen ve Büyük Oyun olarak da adlandırılan Uluslar arası mücadelenin arka planında enerji kaynaklarının kullanılması, elde edilmesi veya nakli ile ilgili çıkar çatışmaları vardır. 1992 yılındaGüney Kafkasya'daAzerbaycan, Ermenistan ve Gürcistan'ın bağımsızlıklarını ilan etmeleriyle Kafkasya'nın jeopolitiğinde de değişimler yaşanmıştır. Bugün sahnede Rusya, ABD, AB, Türkiye ve İran'da yer

almıştır. Böylece güneyde Rusya'nın egemenliğinin sona ermesiyle yeni bir siyasi dönem başlamıştır. Avrupa Birliği SSCB dağıldıktan sonra kendi bünyesinde BDT için teknik yardım programını kurmuştur. Buna ek olarak Bağımsız Devletler Topluluğu Ülkelerini, Kafkasya ve Karadeniz üzerinden Avrupa'ya bağlanmasını sağlamak amacıyla: Avrupa, Kafkasya, Asya ulaştırma koridoru programını başlatmıştır.9 Ayrıca Orta Asya/Kafkasya bölgesi petrol gazı Avrupa'ya nakli amacıyla: Avrupa'ya ülkeler arası petrol ve gaz taşımacılığı programını da hayata geçirmiştir. Bu çerçevede BDT ülkeleri ve Güney Kafkasya Ülkeleri ile işbirliği oluşturarak, bu ülkelere maddi ve teknik yardım sağlamıştır. Kafkasya jeopolitiğindeki değişim nedeniyle Avrupa Atlantik eksenine doğru kayan Tiflis-Kiev Karadeniz üçgeni arasında sıkışan Kuzey Batı Kafkasya'yı kaybetmek istemeyen Rusya Federasyonu merkezi yönetim, yeni stratejiler geliştirmek durumunda kalmıştır. Sovyetlerin dağılması sonrası Avrupa Atlantik dünyasının Kafkasya'ya nüfuz etmesiyle birlikte, Kafkasya tarihinde görülmemiş iki önemli güç ABD ve AB bölgeyi etkilemeye başlamıştır. Kafkasya'nın güneyinde yer alan üç eski Sovyet cumhuriyet özellikle Gürcistan ve Azerbaycan Rusya Federasyonu'na yakınlaşmıştır. Böylece Moskova Karadeniz'de önemli limanlarından Odessa, Maripupol, illychevski'yi kaybetmiştir.

108

TARİH BİLİNCİ

ULUSLARARASI KUZEY KAFKASYA SEMPOZYUMU

SAYI 19 - 20

Karadeniz kıyısında ki doğu bloku üyeleri NATO ve AB'ne doğru yönelmesi sonucunda Sovyet denizi olan Karadeniz, Avrupa-Atlantik denizi olma çizgisine girmiştir. Gürcistan'da Kadife Devrim, Azerbaycan'da Haydar Aliyev'in vefatı, Ukrayna'da Turuncu Devrim, Abhazya'da meydana gelen Sessiz Devrim Gürcistan ve Ukrayna üzerinden Karadeniz'de esen Batı yanlısı rüzgarlar, Karadeniz ve Kafkasya'da eski Sovyet yönetici sınıfından gelmeyen daha genç ama deneyimsiz ve Avrupa-Atlantik dünyasına açık iktidarlar döneminin başlaması, Kuzey Batı Kafkasya'da jeopolitik değişime zemin hazırlayacak bir sürecin halkaları olmuştur.

gesel otonomi tamamen sahneden silinmiştir. 90'lı yıllara gelindiğinde ekonomik ve sosyal alanlarda yaşanan zorluklar ulusların arasında ki sürtüşmelerin ortaya çıkmasına ve büyümesine neden olmazken, ta ki bir dizi olumsuz sıfatlar altında insan haklarının ihlali, etnokrasi, eşitlik, Rus esir pazarı, iktidarı gasp edilmesi vs.

Sovyetler Birliği'nin 1991 İkinci Dünya savaşı sonrası ortaya çıkan iki kutuplu dünya düzeni/dengesini sona erdiği gibi Doğu Avrupa'da, Kafkaslar ve Orta Asya'da tüm dünyanın ilgisini çeken siyasi ve ekonomik gelişmelere de yol açmıştır. Kuzey Atlantik Antlaşması örgütü NATO'nun 1991 yılının sonunda ortaya atılan KuzeyAtlantik İşbirliği Konseyi olmuştur. NATO'nun 1992 yılında genişleme kararı alması Rusya'yı endişelendirmiştir.

Adigeler yani Çerkesler Rusya tarihinde pek çok şanlı sayfa yazmışlardır. IV. İvan döneminden başlamak üzere Moskova devletinin oluşmasında önemli roller oynamış Devlet Adamları, Politikacılar ve Askerler, ünlü Diplomatlar ve Başkomutanlar çıkmıştır. FakatXIX.Y.Yılının başında Kafkas yöneticileri Adigeler'le ilişkilerini unutacak, Çerkeslere ve diğer Kuzey Kafkas halklarına yarım yüzyıl sürecek olan bir savaşı dayatarak, bu koşullarda Adigeler'in Rusya'ya karşı olmaktan başka yapacak şeyleri kalmamıştı.

XIX.Y.Yılda ki Kafkas savaşından bu yana XX.Y.Yılın son on yılına uzanan bir dönemde Rus ve yabancı kitle iletişim organlarının Kafkaslara yeniden artan bir ilginin gözlendiğini iddia edersek pek hata yapmış olmayız. Şu anda bu bölgeyle Kuzey Kafkasya'da yaşanan trajik ve üzücü olaylar sayesinde ortaya çıkmıştır. Ve bu olaylar, tarihçiler, sosyologlar, ekonomistler, filozoflar ya da çatışmalar konusunda “uzmanlaşanlar” dahil, yaşananlar hakkında topluma kendi “öngörülerini” sunan tüm kesimlerin dikkatini buraya çekmektedir. Aslında bu bölgede sivil halkın ölümüne ve göçmenlerin ortaya çıkmasına neden olan şu yada bu forumda ki etnik ve diğer çatışmaları, çarpışmaları ve son olarak da askeri harekatları yaşamayan tek bir cumhuriyet kalmamıştır. Bu bölgeyi sarsan birkaç olayı hatırlatmada yarar görüyorum. Çeçenistan İnguşetya'nın dağılması ve Rusya yönetiminin onayladığı İnguşetya Cumhuriyeti'nin kurulması, İnguşların kitleler halinde Kuzey Osetya'yı terk etmelerine neden olan Oset İnguş ihtilafı, birinci Çeçenistan savaşı, Dağıstan'da ki olaylar ve ikiciÇeçen savaşı… Merkez kaç eğilimler Karaçay'lılar ile Abezin Çerkes'ler arasındaki karşıtlığın zirveye ulaştığı Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti'nde kendini göstermiştir. Ayrıca Rusya'da ki eski otonom bölgelerin cumhuriyetlere dönüşmesi süreci yaşanırken, özyönetim biçimi olarak böl-

1) M. Fahrettin KIRZIOĞLU, Osmanlıların Kafkas Elleri'ni Fethi (1451-1590) 2. Baskı Ankara,TTK yayınları 1998, s.15 2) KIRZIOĞLU, Osmanlıların Kafkas, s.15 3) Yaşar BEDİRHAN, Selçuklular ve Kafkasya 1. basım, Konya, çizgi kitapevi, 2000, s.39 4) BEDİRHAN, Selçuklular ve Kafkasya, s.40 5) Ali Faik DEMİR, Türk Dış Politikası Perspektifinden Kafkasya, Bağlam Yay. 2003, s.59 6) Çaşın Novgolog Knezliğinden s.604 7) Savaş YANAR, Türk Rus ilişkilerinde gizli güç Kafkasya, İstanbul 10.Kültür Sanat

İşte bunun en çarpıcı örneğini oluşturan Adigeler yani Çerkesler Kafkasların yerli halklarından biridir. XIX.Yüzyılın ortalarına kadar Kafkaslar'ın en kalabalık halkı olan Adigeler'in Kafkas savaşında yenilgiye uğramalarından sonraOsmanlı Devletine göç etmişlerdir.

XIX. Y.Yılda oluşan tarihi koşullar bilinmedikçe “Kuzey Kafkasya” dramı da hiçbir zaman anlaşılmayacaktı.9 “... bir zamanlar Doğu'nun yaptığı yanlışı, belki tersinden, fakat yine aynı yöne doğru, bu kez de Batı işlemektedir. Kendi içine kapanan Doğu, Batı'da olup biteni göremedi ve bunun cezasını en ağır bir şekilde çekti. Hala da çekiyor. Eski Doğu'nun adeta isteyerek Dünya'nın gündemini elinden kaçırmasına karşılık, bugünkü Batı, çağın ve insanın gündemi olmaktan çıkmamak için çırpınıyor. Yeni bir gündem oluşmadığı için şimdilik, gündemliğini sürdürüyor. Batı'da bugün, bir Pandarun kutusu kapanmadan, yeni bir Pandorun kutusu açılıyor ve oradan çıkan düşünceler bir şifa yarattıkları gibi yollanıyorlardı. Tıpkı Arketipin çağlar içinde zaman zaman görünüp batması ve tekrar ortaya çıkması gibi, şimdi Asya, Afrika, en çokta İslam ülkeleri düşünce, estetik ve ahlak, teori ve eylem forumlarında kendini bambaşka kılıklar ve edalar altında gösteriyor. Böylece, insanlık için, çağdaş gündem, tek yanlı ve tek kanatlı olarak işlemektedir. Şimdi bunun bunalımını yaşıyor bütün Dünya şüphesiz bu çürüyüş, bu çöküş giderek, gerisin geri Batı'ya dönecektir. Batı'nınAsya'ya veAfrika'ya saldığı sesler, gidip Kafkas dağlarına çarpıp geri dönmektedir. Çağdaş gündemin tek yanlı ve tek boyutlu işleyişinin doğurduğu yıkılışlar ancak Doğu'nun kül ve toz altında kalmış değerleri dirilince ancak duracaktır.”10

Yayıncılık s.25 8) Hasan KANBOLAT, Kuzey Kafkasya'yı sıcak bir yaz bekliyor. Cumhuriyet Stratejisi 13 Mart 2006 sayı 89 s.15 9) Kanbolat “Kuzey Kafkasya'yı Sıcak Bir Yaz Bekliyor” s.15 10) S.KARAKOÇ Çağ ve İlham3 sekizince baskı s.92,93,94 KAYNAK: Bkz, Erel TELLAL “uluslararası ilişkiler” Ankara Stradigma yayını, cilt2 sayı5, Bahar 2005 s.55

109

TARİH BİLİNCİ

SAYI 19 - 20

INTERNATIONAL SYMPOSIUM OF NORTH CAUCASUS

GEOPOLITICS OF CAUCASUS

Hasan KONUK President of TBBD General Director of the Institute of History Awareness

The name Caucas and Caucasus was first seen in the work of Greek thinker Aiskihylos called as“ Chained Fun and Delight” as “Kawkasos Mountain”.1 The term “Caucasus” which was the name for the peoples living in the northern part of the lands between the Black Sea and Kuban river, was mentioned in the historical Kartlis-Çkhovreba, the mythical history of Kartel-İber (Georgia) written in Greek translated into Kartel /İber (Environment of Tbiisi) in 430 A.D; they were called as “ the western neighbours of “Lekan” people ( Leks and Lezghis in Dagestan).2 It is already know that this region was named “Caucasus by the native people of Dagestan in 479A.D” 3 AncientArabianGeographers called this region as “Cebelü-l-Elsan/ Mountain of languages”. 4 Caucasus term is derived from (Arabic al-kabk, Turkish Kafkas, and in Persian kafkah,) the name of the Mount Kaf.In Shahname of Firdevsi,Caucasus was called as “Kuhe Kaf”. In every period of history, Caucasus where had a great geostrategical and geopolitical 6 importance, gained a greater importance during the Russian policies after the Petro I, within a view to be aWorld Leader country. Russian state always expanded in weaker areas. Russian policy makers conducted this policy of expansion by searching this kind of weak areas. The expansion of Russian state began in XV. Century, started as an inension of power in a certain area with a 5 strong appearance at first, and later aimed at reaching as holy hegemony and a holy power.

GEOPOLITICS OF CAUCASUS Situated as the entrance gate of Caucasus where is defined as the pathways of the civilisations and the Balkans of Asia, is very strategically important in controlling the region. A power that wants to control the Southern Caucasus must have control at first in Northern Caucasus. So fort his reason Russia wants to have control overCaucasus.6 With the developments occurred in the region after 1991, North Western Caucasus became the only outlet of Russia to the Black Sea. Strategical importance of North-Western Caucasus where is the main region to provide crops, tobacco, fruit and vegetables for Russian Federation and also the pathways fort he energy lines, reached its climax since the Czardom era.7 In the background of the international struggle also known as the Great game and became to the fore in Eurasian geography there are clashes of interest about the use, control and transfer of the energy emerged after the dissolution of the Soviet Union. There had been some changes in the geopolitics ofCaucasus with the declarations of independence by Azerbaijan, Armenia and Georgia in 1992. Today, Russia, USA, Turkey and Iran have taken some roles on the stage so a new political term began in the South with the end of the Russian domination. European Union

founded a technical assistance program for Commonwealth of Independent States in following the collapse of Soviet Union. In addition to this, in order to connect the Commonwealth of Independent States to the Europe by way of Caucasus and Black Sea, they launched the program of Europe, Asia and Caucasus transportation corridor.8 Moreover, to transfer the Middle East/ Caucasus oil and gas to the Europe, international oil an gas transportation program to the Europe. In this scope, by cooperating with theCIS countries and Southern Caucasus countries, they provided financial and technical assistance. Russian Federation central authority that does not want to lose the North Western Caucasus, which was squeezed in Tbilisi-Kiev-Black Sea triangle leaning towards European Atlantic axis due to the change in Caucasus geopolitics, had to develop new strategies. With the inclusion of Europe-Atlantic World into the Caucasus following the Soviet dissolution, USA and EU two important Powers that were not included in the process began to play a role in Caucasus Three former Soviet republics located in the SouthernCaucasus, especiallyGeorgia and Azerbaijan came closer to the European Union. In this way Moscow, lost three important ports, Odessa, Mariupol and iIlychevski, on the coast of BlackSea.

110

TARİH BİLİNCİ

INTERNATIONAL SYMPOSIUM OF NORTH CAUCASUS

As a result of the tendency towards the NATO and EU shown by the former Eastern bloc countries, Black Sea which was once a Soviet sea began to be Europe-Atlantic Sea. Velvet revolution in Georgia, death of Haydar Aliyev in Azerbaijan, Orange Revolution in Ukraine, Silent Revolution in Abhazia,pro-Western winds over the Black Sea coming from Georgia and Azerbaijan, starting of the new government in Black Sea and Caucasus in which there are young and inexperienced but not from Soviet origin and eager to success and open to Europe-Atlantic leaders were some factors that might lead to the geopolitical change in North WesternCaucasus. As the two-polarWorld order emerged after theWorldWar II ended in 1991 with the collapse of Soviet Union, it also lead to some political and economical developments in Caucasus and Middle East attracting the attention of all the World. North Atlantic Treaty Organization turned to North Atlantic Cooperation Council. NATO's decision to expand taken in 1992, worried Russia. We would not be mistaken if we claim that there is an increasing interest in Caucasus within the time beginning from theCaucasus war in 19th century to the last ten years of 20th century among the Russian and foreign public communication organs. Nowadays, the tragical and sorrowful events taken place in Northern Caucasus were revealed. And these incidents attract the attention of all parts of the society including the historians, sociologists, economists, philosophers or the people who became experts in conflicts. Indeed, there is no republic that did not have the same kinds of problems causing the losses of civilian lives and the exiles, ethnic or other forms of conflicts and the military operations. I think it is helpful to remind some cases that shattered the entire region. Separation of Chechnya and Ingushetia, founding of Ingushetia Republics approved by Russian government, Oset-İngush conflict causing the departure of all Ingushes from the Northern Ossetia, the first Chechen War, the incidents in Dagestan and the secondChechen war. Centrifugal tendencies showed themselves in KarachayCherkes Republic where the dififerecences between Karachays andAbazinCircassians reached its climax. While some of the former autonomous republics in Russia turned to be Republics, regional autonomy as a self-

1) M. Fahrettin KIRZIOĞLU, Osmanlıların Kafkas Elleri'ni Fethi (1451-1590) 2. Baskı Ankara,TTK yayınları 1998, s.15 2) KIRZIOĞLU, Osmanlıların Kafkas, s.15 3) Yaşar BEDİRHAN, Selçuklular ve Kafkasya 1. basım, Konya, çizgi kitapevi, 2000, s.39 4) BEDİRHAN, Selçuklular ve Kafkasya, s.40 5) Ali Faik DEMİR, Türk Dış Politikası Perspektifinden Kafkasya, Bağlam Yay. 2003, s.59 6) Çaşın Novgolog Knezliğinden s.604 7) Savaş YANAR, Türk Rus ilişkilerinde gizli güç Kafkasya, İstanbul 10.Kültür Sanat

SAYI 19 - 20

administration method is wholly eliminated. By the 1990s, the problems in economical and social areas, didn't led to the conflicts between nations until several negative situations such as violation of human rights, ethnocracy, Russian slave market, grasping the government ets emerged. The most striking example of these is the Adyges, who are the one of indigenous people of Caucaus. The Adyges who were the most crowded group of people until the mid- 19th century, moved toTurkey (Ottoman Empire) after they lost in Caucasus war. Adyges, so called Circassians, have written so many noble pages in Russian history. Beginning from the Czar IV. Ivan Grozhny, they played important roles in forming the Moscow state, they developed many politicians, Soldiers, famous diplomats and chief commanders. However, in the early 19th century, Caucasus governors forgot their relations with the Adyges and forced them a harsh war lasting for more than fifty years. Under these conditions, Adyges had nothing but to fight with the Russians. Without knowing the historical conditions of 19th century, 9 the drama of “NorthernCaucasus” can never be understood. "... the West is now making the same mistake that once the East did, may be from a reverse angle but through the same direction. The East that became introverted could not see the developments in theWest, and paid for the price for it in a very harsh way. And it is still suffering. In response to the former East missed theWord actual agenda almost willingly, the West of today, is struggling hard for not being disregarded in the World's and people's agenda. As there is no new agenda emerged, it still sustains its importance in the agenda. Now in the West, a new Pandora box is being opened without locking another one. As the Archetype used to be seen and disappeared from time to time, now in Asia and Africa, mostly in Islamic countries, it shows itself in ideology, aesthetic, morals, theoretical and practice forums in different Outlook and appearances. So fort he humanity, contemporary agenda is processing by one side and one winged. Now all the World is suffering from this corruption. Undoubtedly, this corruption, this destruction will ultimately turn to the West. The voices that are sent by the West towards the Asia an Africa hit and turn back from the Caucasus Mountains. The collapses born from the one-sided an done-dimensioned process of the agenda, will only stop 11 when the forgotten and dusty values of the East revive."

Yayıncılık s.25 8) Hasan KANBOLAT, Kuzey Kafkasya'yı sıcak bir yaz bekliyor. Cumhuriyet Stratejisi 13 Mart 2006 sayı 89 s.15 9) Kanbolat “Kuzey Kafkasya'yı Sıcak Bir Yaz Bekliyor” s.15 10) S.KARAKOÇ Çağ ve İlham3 sekizince baskı s.92,93,94 KAYNAK: Bkz, Erel TELLAL “uluslararası ilişkiler” Ankara Stradigma yayını, cilt2 sayı5, Bahar 2005 s.55

111

TARİH BİLİNCİ

МЕЖДУНАРОДНЫЙ СИМПОЗИУМ СЕВЕРНОГО КАВКАЗА

КАВКАЗСКАЯ ГЕОПОЛИТИКА

SAYI 19 - 20

Hasan KONUK Президент TBBD Генеральный директор Института истории Awareness

Первое упоминание о Кавказе и Кавказском регионе принадлежит древнегреческому мыслителю Эсхилу, который в 1 490 году до н.э. писал: “Кавкасийские горы, ассоциирующиеся с, закованными в цепи, усладой и весельем”. “Употребление слова “Кавказ”, как названия народа, проживающего в западной части горной системы, расположенной между Черным морем и рекой Кубань, происходит из написанных на греческом языке древних легенд, переведенных и записанных в 430 году до н.э. на иберийский язык/язык картли (регион около Тбилиси), а также истории легендарной Картли/Иберии (Грузия) - Картлис-Чховреба, где под этим именем имеются упоминания о предках народа, являющегося западным соседом племени “Лекан” (нынешние леки и лезгины Дагестана).”2 “Также известно, что название региону “Кавказ” дали местные жители Дагестана, приблизительно, в 479 году н.э.”3 “Древние арабские географы называли этот регион еще и “Cebelü-l-Elsan/ Гора множества языков”.4 Слово “Кавказ” (в арабском “al-kabk”, в турецком “Kafkas”, во французском “kâfkah”) уходит корнями к мифической горе Каф. В эпической поэме “Шахнаме” Фирдоуси Кавказ был назван “Kuhe Kaf”. Кавказ, во все исторические периоды обладавший особым геополитическим6 и геостратегическим значением, приобрел еще большую важность для России во времена после Петра I, когда она вела политику, направленную на создание “Мировой Империи”. Россия расширяла свои территории, захватывая, как правило, “слабые” зоны. Находя подобные слабые зоны, Россия тут же внедряла политику экспансии. Территориальная экспансия России, развернувшаяся в XV столетии, была начата методом концентрации сил около границ заранее определенного региона. Целью России было создание священной мощи и священной гегемонии.5

КАВКАЗСКАЯ ГЕОПОЛИТИКА Северный Кавказ это входная дверь на Кавказ, по которому на протяжении всей истории проходили и сменялись цивилизации, и который часто именовали “Азиатскими Балканами”. Поэтому он имеет важное стратегическое значение для обеспечения контроля этого региона. Любая сила, желающая контролировать Южный Кавказ, прежде всего, должна обеспечить свое господство на Северном Кавказе. Именно поэтому Россия желает, чтобы Северный Кавказ всегда оставался в ее руках.7 После развала Союза в 1991 году Северо-Западный Кавказ стал единственным выходом России в Черное море. Северо-Западный Кавказ это один из наиболее важных районов, удовлетворяющий потребности Российской Федерации в зерновых, табаке, овощах и фруктах, а также район, по которому проходят ее важные энергетические линии. Поэтому именно сейчас его геостратегическое значение для Москвы достигло наивысшего уровня.8 После развала Советского Союза на заднем плане ведущейся в Евразии “Международной борьбы”, называемой еще и “большой игрой”, конечно же, стоит конфликт интересов, связанный с использованием, получением или транспортировкой энергетических ресурсов. После того, как в 1992 году свою независимость объявили такие южно-кавказские страны, как Азербайджан, Армения и Грузия, появились изменения и в кавказской геополитике. Главные роли на этом поприще принадлежат сегодня России, США, ЕС, Турции и Ирану.

Таким образом, после окончания господства России на юге Кавказа, начался совершено новый политический период. После развала СССР Европейский Союз создал в своей структуре программы технической поддержки странам СНГ. Впридачу к этому, желая обеспечить странам Содружества Независимых Государств связь с Европой через Кавказ и Черное море, ею была внедрена программа транспортного коридора Европа-Кавказ-Азия.9 Помимо этого, была начата программа по межгосударственной транспортировки, добываемых в Средней Азии и Кавказе, нефти и газа в Европу. Войдя в деловое сотрудничество со странами СНГ и Южного Кавказа в рамках указанных программ, она обеспечивала этим государствам материальную и техническую поддержку. Центральное руководство Российской Федерации ни в коем случае не желало терять Северо-Западный Кавказ, оказавшийся в результате геополитических изменений зажатым в треугольник ТбилисиКиев-Черное море, простирающийся все ближе к Европейско-Атлантической оси, поэтому ей пришлось разработать новые стратегии. Наряду с влиянием на Кавказ Европейско-Атлантического мира после развала Советского Союза, на регион начали оказывать воздействие два, невиданных в истории Кавказа, политических гиганта, ЕС и США. Три, расположенные в южной части Кавказа, бывшие советские республики, в особенности, Грузия и Азербайджан, сблизились с Российской Федерацией. Так Москва потеряла одни из наиболее важных портов: Одесский, Мариупольский и Илличевский.

112

TARİH BİLİNCİ

МЕЖДУНАРОДНЫЙ СИМПОЗИУМ СЕВЕРНОГО КАВКАЗА

SAYI 19 - 20

В результате того, что прибрежные черноморские страны восточного блока начали вести политику, направленную на сближение с НАТО и ЕС, бывшее до сих пор Советским, Черное море должно было перейти в черту Евро-Атлантических морей. Бархатная революция (революция Роз) в Грузии, смерть Гейдара Алиева в Азербайджане, Оранжевая революция в Украине, этническая революция в Абхазии, “западные ветры”, начавшие “дуть” на Черное море посредством Украины и Грузии, начало времен прав-ления молодых, но неопытных правителей Черноморья и Кавказа, не имеющих старую советскую закалку, и открытых Европейско-Атлантическому миру все эти события, подобно звеньям, сложились в одну цепочку и заложили фундамент геополитическим инновациям на Северо-Западном Кавказе. После того, как с распадом Советского Союза в 1991 году прекратил свое существование двухполярный режим/баланс, который зародился после окончания Второй Мировой Войны, в странах Восточной Европы, Кавказа и Средней Азии начались политические и экономические нововведения, за развитием которых весь мир пристально наблюдал. Организация Северо-Атлантического Договора превратилась в Совет Евро-Атлантического Партнерства (СЕАП), который НАТО представила миру в конце 1991 года. Решение о расширении, принятое НАТО в 1992 году, серьезно встревожило Россию. Нельзя назвать ложным и утверждение того, что интерес российских и иностранных средств массовой информации к Кавказу за весь период, начиная с Кавказской Войны XIX века и заканчивая последним днем XX века, снова значительно увеличился именно в последнее время. Сейчас же Северный Кавказ оказался на страницах СМИ, благодаря трагическим и прискорбным событиям в регионе. И эти события приковывают к себе внимание всех слоев общества, включая историков, социологов, экономистов, философов или лиц, “специализирующихся” на вооруженных конфликтах, высказывающих свои “прогнозы” по ситуации в регионе. На самом деле, этнические или прочие конфликты в этом регионе, в той или иной форме, приводящие к смерти мирного населения и эмиграции, привели к тому, что не осталось ни одной кавказской республики, где бы не имели место конфликты и военные действия. Считаю необходимым напомнить о некоторых случаях, наибольшим образом потрясший регион. Распад Чечено-Ингушской Республики и создание Республики Ингушетии, которое одобрило Российское правительство, осетино-ингушский конфликт, приведший к массовой эмиграции ингушей из Северной Осетии, первая Чеченская война, беспорядки в Дагестане и вторая чеченская война... Центробежные тенденции в Карачаево-Черкесской Республике довели неприязнь между карачаевцами и абазинскими черкесами до апогея. Помимо этого, пока бывшие автономные области переживали процесс превращения в автономные республики,

областные автономии, как способ самоуправления, были полностью аннулированы. Задумавшись о 90-ых годах, можно сказать, что все те экономические и социальные трудности, переживаемыми бывшими советскими республиками, не могли провести к трениям между народами, но только до тех пор, пока ввиду ряда негативных обстоятельств не началось пренебрежение правами человека, этнократия, равенство, торговля пленными и захват власти. И самым ярким примером этому являются адыгейцы, то есть один из черкесских народов. Адыгейцы, вплоть до середины XIX века считавшиеся самым многочисленным кавказским народом, после поражения в кавказской войне эмигрировали в Османскую империю. Адыгейцам, то есть черкесам, принадлежит много достойных страниц в Российской истории. Начиная с периода правления Ивана IV, из этого народа вышло множество государственных деятелей, политиков, воинов, известных дипломатов и командиров, сыгравших важную роль в становлении Московского государства. Однако в начале XIX века правители Кавказа забудут об отношениях с адыгейцами, завяжут полувековую войну с черкесами и проч-ими северокавказскими народами, и теперь, в подобных условиях, адыгейцы естественно будут настроены против России. Те, кто ничего не знает об исторических событиях XIX века, никогда не смогут понять драмы “Северного Кавказа”. “Когда-то допущенную Востоком ошибку, может быть и не именно так, но все в том же направлении повторяет Запад. Замкнувшийся в себе Восток не видел, что творилось на Западе, и поэтому слишком дорого заплатил за это. И продолжает платить. Если Древний Восток, обычно по собственному желанию старался не обращать внимания на происходящее в мире, то сегодняшний Запад, наоборот, старается ни в коем случае не сходить с повестки дня человечества и эпохи. Но так как пока новой повестки создано не было, он продолжает руководствоваться прежними замыслами. Сегодня Запад, еще не закрыв первый ящик Пандоры, снова открывает, но уже другой ящик Пандоры, представляя все выходящее из него - панацеей. Подобно эпохе Архетипа, время от времени появляющейся и угасающей, а затем снова появляющейся, сегодня Азия и Африка, и как правило, исламские государства, в рамках эстетики и нравственности, теории и практики, показывают себя в совершенно иной манере и облике. Таким образом, всему человечеству присуще рассматривать самые актуальные темы сегодняшнего дня только лишь с одной стороны. Весь нынешний мир погружен в этот маразм, в эту несомненную деградацию, все дальше вниз катясь по наклонной. Но все это обязательно вернется Западу. Все те звуки, которые Запад направляет на Африку и Азию, сталкиваются с Кавказскими горами и отражаются обратно в виде эха. Одностороннее рассмотрение всех актуальных проблем и их одностороннее решение прекратится только тогда, когда снова воскреснут 11 погребенные под слоем пыли и золы, ценности Востока.”

1) М. Фахреттин КИРЗЫОГЛУ “Завоевание Кавказа Османской Империей” (14511590) 2-ое издание, Анкара, издательство “TTK” 1998, стр.15 2) КИРЗЫОГЛУ, “Османский Кавказ”, стр.15 3) Яшар БЕДИРХАН, “Сельджуки и Кавказ”, 1-ое издание, Конья, издательство, Konya, “çizgi”, стр.39 4) Бедирхан, “Сельджуки и Кавказ”, стр.40 5) Али Фаик Демир, “Кавказ, как одна из перспектив турецкой внешней политики, издательство “Bağlam” 2003,стр.59 6) Чащин “Новгородское Княжество”, стр. 604

7) Саваш ЯНАР “Кавказ-Тайная сила в тюркско-русских отношениях”, Стамбул, Издательство “10.Kültür Sanat Yayıncılık” стр.25 8) Хасан КАНБОЛАТ “Северный Кавказ ожидает жаркое лето. Республиканская стратегия.” выпуск 89 от 13 марта 2006 г, стр. 15 9) См. Ерел ТЕЛЛАЛ “международные отношения” Анкара, Издательство “Stradigma”, том 2, номер 5, Весна 2005 стр.55 10) Канболат “Северный Кавказ ожидает жаркое лето.” стр.15 11) С. КАРАКОЧ “Эпоха и вдохновление3” восьмое издание, стр.92,93,94

113

TARİH BİLİNCİ

SAYI 19 - 20

ULUSLARARASI KUZEY KAFKASYA SEMPOZYUMU

Gürcistan'ın Kuzey Kafkas politikası:

Eski İkilemler, Yeni Eğilimler

Ghia Nodia Professor, Director of International School for Caucasus Studies Ilia State University, Tbilisi, Georgia

*Taslaktır,alıntı yapılamaz

Kuzey Kafkasya'ya yönelik yeni politikalar,Gürcistan'ın son iki yıldaki en dikkati çeken dış politika değişikliklerini kapsamaktadır. Bu politikanın farklı aktörler tarafından algılanışı çok değişkendir. Bu politika değişikliğini olumlu karşılayan (özellikle de Kuzey Kafkasya'da) oldukça fazla sayıda insan varken, bu durum yalnızca Rusya'da değil aynı zamanda Gürcistan'ın Batılı ortaklarında da anlayışsızlık, şüphe, korku ve bazen de doğrudan reddetmeye yol açmaktadır. Aynı zamanda Gürcü politikacı ve uzmanlar tarafından da farklı şekillerde anlaşılmaktadir. Bazı insanlar, bu değişikliğin “Rusya'yı rahatsız etmek” için pek de mantıklı olmayan bir girişim olduğunu düşünürken diğerleri bunun Gürcistan için fazlasıyla meşru, mantıklı ve haklı (hatta biraz da gecikmiş) bir dış politika eğilimi olduğunu düşünmektedir. Bu kısa makale Gürcistan'ın yeni Kuzey Kafkas politikasının hedeflerini, çıkış noktalarını ve muhtemel sonuçlarını genel olarak anlatmayı amaçlamaktadır.

Yeni olan ne? Herşeyden önce, kimileri bu yeni politikanın ne gibi basamakları kapsadığını sorabilir. Gürcistan hükümetinin yeni Kuzey Kafkas politikasının bazı belirgin işaretleri vardır. • 2010 Ekim'inden beri, Gürcistan Rusya Federasyonu'nun Kuzey Kafkasya Cumhuriyetleri'nde, yani Çeçenya, Inguşetya, Kuzey Osetya, KabardinBalkarya, Karacay Çerkesya ve Adigey Cumhuriyetlerinde yaşayan insanlara vizesiz seyahat dönemi başlattı. Bu değişiklik, bu bölgede yaşayan insanların Gürcistan'a çok daha kolay bir şekilde seyahat edebilmesini sağladı. Gürcü yetkililere göre, her gün yüzlerce kişi, Gürcistan'a gelmek ya da Gürcistan topraklarının üzerinden geçrek diğer ülkelere erişmek (örneğin, İslam'ın kutsal yerlerine giderek Hacı olmak gibi) için bu avantajdan faydalanıyor. • Ocak 2010'da, Gürcistan Devlet Televizyonu ilk kez Rusça yayın yapan ve uluslararası izleyicileri hedef alan bir Kafkas kanalını hizmete açtı. Bu ilk deneme, Paris merkezli olan ve kanalın programlarının kendi uyduları üzerinden yayınlanmasını önce başlatıp daha sonra da iptal eden (Rus baskısından kaynaklanan nedenlerle olduğu söyleniyor) Eutelsat iletişim şirketiyle olan anlaşmazlık nedeniyle kısa ömürlü oldu. Kanal daha sonra Ocak 2011 de PIK TV olarak yeniden hizmete girdi ve başka bir uydu üzerinden yayın yapmaya devam ediyor. Kanal genel olarak Rusça konuşan izleyicilere hitap etmekle birlikte temel izleyici kitlesinin Kuzey Kafkasya olduğuna inanılıyor.

• 20 Mayıs 2011'de Gürcistan Parlementosu 19.yüzyılda Çerkesler'in Çarlık Rusyası tarafından topraklarından sürülmesi ve zulüm görmelerini bir soykırım olarak tanıdı. Bunun öncesinde Kuzey Kafkasya'daki gelişmeler konusunda iki tane büyük çaplu uluslararası konferans düzenlenmişti. Böylece Gürcistan “Çerkes soykırımı”nı tanıyan Dünya'daki ilk ülke oldu. • Aynı yıllarda, kültürel, akademik ve diğer alanlarda ciddi şekilde artan temaslar gerçekleşti. Birçok akademisyen, öğrenci, kültürel similar, sporcular ve aktivistler farklı programlarla birlikteGürcistan'a geldiler. Tüm bunları özetlemek gerekirse, Gürcistan'ın bölgede, doğrudan amacı Kuzey Kafkasya'da yaşayan insanlarla doğrudan temas kurmak ve Gürcistan'ın bölgede var olan imajını geliştirmek olan bir dizi yumuşak güç müdaheleleri geliştirdiği görünüyor. Gürcü politikacılar bu adımların Rusya devletine ya da Rus halkına yönelik olmadığı ve niyetlerinin Rusya'nın kendi toprakları üzerindeki hâkimiyetini her hangi bir şekilde sorgulamak gibi bi niyetlerinin olmadığı konusunda ısrar ediyor. Ayrıca Gürcistan'ın Kuzey' deki siyasi gelişmelerin yörüngesine etki edebilecek belirgin bir gücü de bulunmuyor. Ancak yine de, Gürcistan ve Rusya arasındaki son derece kötü ilişkilere bakılacak olunursa, Rusya'nın bu yaklaşımları “Rus karşıtı” olarak görmesi ve Rus politikacıların zaman zaman Gürcistan'ı Kuzey Kafkasya'da kargaşa çıkarmakla suçlamasın da son derece doğaldır. Gürcistan'ın eylemlerini daha iyi anlamak için, öncelikle Gürcistan ve Kuzey Kafkasya ilişkilerinin tarihsel arkaplanını hızlı bir şekilde özetleyeceğim.

114

TARİH BİLİNCİ

ULUSLARARASI KUZEY KAFKASYA SEMPOZYUMU

Tarih öncesi:Çelişkiler ve Kararsızlık Aşağıda verilen bilgiler Gürcistan tarihinin ana hatlarını ve Kuzey komşularıyla olan doğrudan ilişkilerini çok fazla detaya girmeden özetleyecektir. Bu özetin temel amacı Kuzey ile olan ilişkiler Gürcistan halkının toplumsal belleğinde nasıl bir yere sahip olduğunu ve bu durumun Kuzey Kafkas ilişkilerini düzenleme de ne kadar etkili olduğu görmemize yardımcı olmaktır. Orta Çağ Gürcistanı için, Çarlık Rusyası tarafından 1801 de ilhak edilmeden önce, Kuzey Kafkasya halklarıyla olan ilişkiler özel bir öneme sahip değildi: birçok Gürcü kral öncelikli olarak Güney komşular olan Osmanlı ve İran imparatorlukları ile ilgili meselelerle meşguldu. Kuzey ile olan ilişkiler ulusun toplsumsal hafızasında çoğunlukla adam kaçırma, hayvan ya da insanlar için gerekli olan başka maddelerin hırsızlığı gibi adli meselelerle yer etmiştir. Diğer yandan, Gürcü prensler kendi askeri birlikleri için Kuzey Kafkasya'dan askerler de çalıştırabiliyordu. Rusya topraklarına katıldıktan sonra, özellikle de Büyük Kafkas Savaşları sırasında, Gürcistan Rusya'nın Kafkas politikasında önemli bir rol oynadı. Rusya, Kafkas halkarını bastırabilmek için din kardeşi olan Gürcistanı önemli bir müttefik olarak görüyordu. Bu savaş onlarca yıl süren kanlı bir mücadeleye dönüşmüştü. Tiflis ilhak politikasının koordine edildiği merkezdi ve Rus ordusunun Kafkas direnişçilerinin lideri olan Şamile karşı savaşında çok sayıda Gürcü subay da görev alıyordu. Gürcü soyluları için bu savaşa katılmanın en temel nedeni, yeni hükümdarları Rus Çarına bağlılıklarını göstermekle birlikte doğal olarak terfi arzularıydı. Ancak, yine de bu savaş için Gürcülerin bir bahanesi daha vardı- Gürcü soylularının Rusya için savaşması Kafkas Dağlarına yakın olan ve Kafkas saldırılarından çok çekmiş olan dağ köylerinin güvenliğini sağlamış oluyordu. Bu dönem, Kuzey Kafkasyaya karşı Gürcülerin tutumundaki temel çelişkilerine ışık tutan bir dönemdir. Bir taraftan, Hristiyan Gürcüler Kuzeyin Müslüman nüfusunu etkisizleştirmekte Rusya ile müttefiktiler. Ama diğer yandan, Gürcülerin yapamadığını yapan, Gürcülerin çok daha önce vazgeçtikleri Rusya'ya karşı bağımsızlık savaşlarını sürdüren özgürlük sevdalısı Kafkaslara karşı bir empati de gelişmişti. Kuzeye yönelik bu empati 19.yüzyıl Gürcistan medyasında da görülebilir. Bugün bile büyük oranda geçerli olan bir paradigma, Rusya ve Kuzey Kafkasya'ya yönelik çelişkili tutumlar o zamanlar doğmuştu. Ülkeye güvenlik ve modernite getirmekte Rusya'nın rolünü takdir eden Gürcüler, aynı şekilde Kuzey Kafkas halklarının bastırılmasındaki Gürcü rolünü de desteklemişlerdir: çünkü Kafkas halkları Gürcistan için bir güvensizlik kaynağıyken aynı zamanda modernite eksikliği de göstermekteydiler. Ama bağımsızlığını ve siyasi şahsiyetlerini kaybetmenin üzüntüsü ile birlikte Rus imparatorluğu içerisinde kültürel asimilasyon tehdidini hisseden Gürcü

SAYI 19 - 20

milliyetçileri de mevcuttu. Bu insanlar çoğu zaman Gürcülerün Kafkas Savaşlarındaki rolünü eleştirmiş ve Kafkas dağlı halklarının Rusya hâkimiyetine karşı sürdürdükleri direnişi takdir etmişlerdi. Bu paradigma modern Gürcistan'ın kısa süren ilk bağımsızlığı sırasında da kabul gördü (1918-21). Bu yıllarda, Gürcistan hükümeti kendisi de aynı şekilde kısa ömürlü olan Kuzey Kafkasya Dağlık Cumnhuriyeti ile ortaklık kurmaya ve destek olmaya çalışmıştır (1917-20). Gürcistan, o devleti meşru olarak tanıyan birkaç ülkeden biriydi. Bu ortaklık siyasi açıdan pek de önemli değildi ancak toplumsal bellekte çok önemli sembolik değere sahipti. Sovyet döneminde, Gürcistan doğal olarak Kuzey ile hiç bir siyasi ilişki içerisinde olamazdı. Ancak, yine de seçkinler arasında çok önemli kültürel ve akademik temaslar vardı. Bunlar arasında en önemli olanı, Gürcistan dilinin (Osetçe veTürki diller hariç olmak üzere) birçok Kuzey Kafkas dili ile akraba olduğunu öne süren Iberya-Kafkas dil ailesi teorisini geliştiren Gürcü dil bilimci Arnold Chikobava'nın rolüydü. Diğer taraftan dil bilim açısından akrabalığın varlığı, daha genel ırki ve kültürel yakınlıkları da öne çıkaracaktı. Burada bu teorinin bilimsel geçerliliği üzerine bir hüküm vermeye çalışmıyorum: bizim için önemli olan, bu hipotezin etrafında hemGürcüleri hem de Kuzey Kafkasyalı bilim adamlarını kapsayan bir akademik okul oluşturulması ve bunun Kafkas dağlarının her iki yakasındaki halklar arasında genel bir akrabalık ve dayanışma anlayışı oluşturmaya yönelik katkısıydı. Bu hissiyat muhtemelen Gürcistanın çoğunluğu arasında çok da derin değildi ve genel olarak aydınlar düzeyinde yayılma alanı bulmuştu; ama yine de daha sonraları politikacıların davranışları üzerinde birtakım etkilere sahip olacaktı. Bu durum özellikle de milliyetçi başkan Zviad Gamsakhurdia (1989-1991)'nın iktidarı ve milliyetçi bağımsızlık hareketi döneminde oldukça belirgindi. Bu dönem Gürcistan ve Kuzey Kafkas komşuları arasındaki ilişkiler açısından yeni bir dönem başlatmıştı. Bunun en göze batan örneği Gamsakhurdia ile Çeçenistan'ın bağımsızlık yanlısı lideri Djokhar Dudaev arasındaki ittifaktı. Bu ittifak yalnızca Rusya ile savaşma yönündeki ortak çıkarlar nedeniyle değil aynı zamanda yukarıda bahsedilen “Ibero-Kafkas” fikrini de temel alarak gerçekleşmişti. Ancak, bu dönemde daha geniş anlamda Gürcistan-Kuzey Kafkasya ilişkileri o kadar da uyumlu değildi. Bunun nedeni Gürcistan ile Gürcistan egemenliğinden ayrılıp o zamanlar Kuzey'de tartışılan bir proje olan “Kafkas Halkları Konfederasyonu”na katılmak isteyen Abhazya ve Güney Osetya arasındaki çatışmalardı. Abhazya ve Güney Osetya meselesinde, Gamsakhurdia'nın katı milliyetçi bir duruşu vardı. Bu çatışmalar sırasında, tüm Kuzey Kafkas halkları Abhaz ve Osetlere yakınlık hissettiler: çünkü Sovyet etnofederalist yapı içerisindeki “özerk birimler” arasında benzer

115

TARİH BİLİNCİ

ULUSLARARASI KUZEY KAFKASYA SEMPOZYUMU

statüye sahip olan tüm küçük halklar için aynı dayanışmaya sahiptiler, çünkü Abhaz ve Oset halkları ile özel akrabalık bağları vardı (Özellikle de Agide halkları ve Kuzey Osetyalılar kastediliyor),ve çünkü Abhazya “Konfederasyon” projesinin teorik olarak denize açılmasını sağlayan doğrudan etkin bir parçasıydı. Böylece, Gürcistan-Çeçen bağlarına rağmen, bu dönem Gürcistan ve Kuzey halkları arasındaki ilişlkiler açısından derin ve acı bir iz bırakmıştı. Başkan Gamsakhurdiya'yı darbeyle devirdikten sonra başa gelen Eduard Shevardnadze (1992-2003)'nin başkanlığı, Kuzey Kafkasya meselelerinde diğer bir çelişki ve kararsızlık dönemine sahne oldu. Özellikle de 1990ların başlarında onun yönetim anlayışındaki temel düşünce, her iki ülke de etnik ayrımcılıkla ilgili sorunlarla boğuştuğundan Gürcistan Abhazya ve Güney Osetya ile uğraşırken, Rusya 'daÇeçenistan ve muhtemelen yakın zamanda diğer Kuzey Kafkas Cumhuriyetleri ile uğraşıyordu -Rusya ile anlayış temelli bir işbirliği oluşturmaktı. Sorumları dizginlemek için politikaları işbirliği içinde yürütmek her iki taraf için de oldukça mantıklıydı. Bu yalnızca askeri çözümler demek değildi-Gürcistan-Rusya işbirliğinin ilerlemesi çatışmaları barışçıl bir şekilde sonlandırma fırsatını artıracaktı. Yeltsin yönetiminin Şevardnardze'ye karşı genellikle dostça yaklaştığı görülüyordu ve onunla bu mesele üzerinde anlaşma noktaları bulma ihtimali yüksekti. Ancak işin aslı gelişmeler tam tersi bir yönde ilerledi. Rusya tercihini uzun döneme yayılan stratejiler yerine kısa vadeli amaçlarından yana kullanmıştı: Kuzey Kafkasya'da beliren yeni milliyetçi aktivizmi başarılı bir şekilde (yeni oluşan Rus devleti için çok tehlikeli olan) “Kafkas Konfederasyonu” bayrağı altında toplayarakGürcistan'la savaşa soktu. Rusya için sorun yaratabilecek (ve bazı durumlarda ilerde de yaratacak olan) halklar Abhazya'da Gürcistan ile savaşarak can kayıpları yaşadılar. Bu durum ayrıca Gürcistan ve Kuzey Kafkas halkları arasındaki olumsuz yaklaşımları da güçlendirmişti. Gürcistan-Rusya işbirliği açık bir şekilde başarısız olmuş olsa da, Sehevardnadze Rusya'nın eninde sonunda Gürcistan'daki ayrılıkçıları cesaretlendirdiği hatasını anlayıp "aklını başına alacağını” ummaya devam ediyordu. Bu umut, özellikle, Shevardnadze'nin Güney Osetyta ve Abhazya meselelerini çözmeye yardımcı olacağı umuduyla Rusya'nın askeri saldırılarını oldukça açık bir şekilde desteklediği birinci Çeçenistan savaşı sırasında canlı durumdaydı. Shevardnardze (ve onun destekçileriyle) Dudayevin Grozni'sine sığınmış olan sürgündeki Zviad Gamsakhurdia' nın ekibi arasındaki düşmanlık, Gürcistan'ın Rusya'ya destek olduğu imajını daha da geliştirdi.Öyle ise, Rusya'nınÇeçenya ile olan savaşı aynı zamanda Gürcistan içindeki ideolojik savaşla da bağlantılıydı. Ayrıca Birçok uluslararası uzman, artık Rusya ve Gürcistan'ın toprak bölücülüğü ile ilgili benzer konularda iş birliği yapabileceğini öne sürüyordu. Ama bu fikir de başarısız oldu. Bundan sonra, Gürcistan bu umuttan kademeli olarak vazgeçti. İkinciÇeçenistanSavaşı

SAYI 19 - 20

sırasında, Gürcistan hükümeti Rus eylemlerine destek göstermekten kaçındı ve daha tarafsız bir tutum sergiledi. Hatta, Rusya;Gürcüleri,Çeçen asilerin yenilenme ve eğitim amaçlı bir sığınak olarak (Gürcistan'da Çeçen nüfusunun çoğunlukta olduğu küçük bir yer olan) Pankisi Gorge'yi kullanmalarına izin vermekle suçluyordu. Aslında, Rus iddialarının haklı bir dayanağı vardı, Gürcistan hükümeti Pankisi Gorge üzerindeki kontrolünü yitirmişti ve Çeçen savaşçılar orada gerçekten güvende hissediyordu. Nihayet, Gürcistan polis kuvvetlerine “eğitim ve teçhizat” sağlamayı öneren Amerikan müdahelesi sayesinde Gürcistan Pankisi üzerinde kontrol sağlayabilmiş ve Rusya ile açık bir çatışmaya girmekten kaçınabilmişti Siayasi düzlemde olanlar bunlardı. Ama, toplum düzeyinde, Çeçenlerin ve Kuzey Kafkas halklarının bağımsızlık mücadelesi için ciddi bir empati vardı. “Ortak Kafkas Yurdu” gibi bir fikre sahip sosyal girişimler oluşmuştu. Örneğin, daha sonraGürcistan hükümeti içerisindeki “genç reformcular”ın lideri olup daha sonra da Başbakan olacak Zurab Zhvania, siyasi kariyerinin başlangıcında bu fikri etkin bir şekilde savunuyordu. Kuzey Kafkaslara ulaşmak için birtakım çabalar vardı. Bu girişimler tutarlı ve sistematik değldi ama Gürcistan kamuo oyunun Kuzey Kafkas halklarına destek vermek yönünde gelişmesine katkıda bulundu. Ancak, özellikle de Shevardnardze hükümetinin gittikçe artan zayıflık ve yetersizliği nedeniyle bu düşünceler hiç bir siyasi adıma dönüşemedi. 2003'deki “Gül Devrimi” ile birlikte Mikhail Saakashvili iktidara geldiğinde, yeni hükümet öncelikle iç işlerinde yapılması gereken reformlarla uğraştı ve Kuzey Kafkasya ile olan ilişkilere öncelik vermedi. Hatta ilk başlarda, Rusya ile ilişkileri geliştirmeye çalıştı (2004'ün ilk yarısında) ve Kuzey Kafkasya'ya yönelik politikalarda işbirliği yapma girişimleri Saakashvili'nin Putin'in anlayışını kazanabileceği politikalar “paketinin” bir parçası olarak görüllebilirdi. Bu politika başarısız oldu ve Gürcistan-Rusya ilişkilerinde Ağustos 2008'de zirve yapan bir karşılıklı düşmanlığa yol açtı.20042008 yılları arasından Kuzey Kafkasya ya yönelik belirgin birGürcistan politikası tam olarak yoktu. Gürcistan'ın Kuzey Kafkaslar'a yönelik politika geliştirme girişimlerinden çıkarılabilecek dersler şu şekilde özetlenebilir: 1) Kuzey Kafkaslar üzerinde Rusya ile işbirliği yapma girişimleri defalarca başarısız olmuştur. 2) Gürcistan toplumunun Kuzey Kafkas halklarına yönelik tutumları çelişkiliydi: bir taraftan kızgındılar çünkü Kuze Kafkasyalılar Gürcistanla savaşmıştı, ama diğer yandan Kuzey Kafkasların Rus hâkimiyetine karşı verdikleri mücadele ve halklar arasındaki kültürel yakınlığın tanınması da sempati topluyordu, 3) Kuzey Kafkas halklarına erişme arzuları Rusyayı kızdırma korkusundan dolayı bastırılıyordu, çünkü Rusya Gürcistan'ın bu çabaları konusunda aşırı derecde şüpheciydi ve herhangi bir Gürcistan etkisinin bu halklarının daha fazla özerklik isteğini güçlendirebileceğini düşünüyordu.

116

TARİH BİLİNCİ

ULUSLARARASI KUZEY KAFKASYA SEMPOZYUMU

SAYI 19 - 20

üzerinde dondurucu bir etkiye sahiptir. Bunun korkuları Gürcü tartışmalarında defalarca dile getirilmiştir.

2008 Savaşından sonra Neden bir Değişikliğe Gidildi? 2008 Ağustos savaşından sonra Gürcistan'ın yeni Kuzey Kafkas politikasının en yaygın açıklaması Gürcistan hükümetinin Rusya'yı kızdırmak ve savaşın intikamını almak ve Rusya'nın en kritik bölgelerinde daha büyük sorunlara yol açmak istemesidir. Elbette, bu yoruma göre, Gürcistan politikası plansız, sorumsuz ve dikkatli hesaplamalardan çok duyugları temel almış görünmektedir. Ama bu görüş çok daha yüzeyseldir. Önceki bölümde verilen kısa tarihsel arkaplan Gürcistan toplumu içerisinde Kuzey Kafkas halklarına karşı her zaman bir iyi niyet olduğunu ve onlarla ilişki kurulmak istendiğini ama Rusya'yı kzdırmaktan çekinildiğini göstermişti. Şaşırtıcı bir şekilde 2008 Ağustos savaşı ve onun sonuçları Gürcistan'ın bu korkularını yenmmesini sağladı, Gürcistan liderleri için Rusya'nın Kuzey Kafkaslara yönelik hiç bir Gürcü politikasını hoş karşılamayacağı açıktı, ama tairhinde ilk kez Gürcistan Rus tepkisini görmezden gelmeyi göze alabiliyordu, çünkü Rusya Ağustos savaşından sonra Gürcistan'a karşı tüm baskısını kaybtmişti. Hesap şuydu: Rusya Gürcistan'a daha başka ne yapabilir? Tek seçenek Gürcistan'ı işgal etmeyi ve rejim değişikliğini amaçlayan büyük çaplı bir savaş ilanıydı. Ama Rusya bunu yapmaya karar verirse bahanesini nasıl olsa bulurdu. Rus hükümetinin temsilcileri, Gürcistan'ı Kuzey'deki terrorist gruplara gizli destek vermekle suçluyordu: böyle suçlamalar Gürcistan'ın Kuzey Kafkasya'ya yönelik attığı siyasi adımlarla hiç bir şekilde alakalı değildi ve muhtemelen durum ne olursa olsun karşılaşılacaktı. Bu nedenle, eğer Gürcistan Kuzey Kafkas halklarıyla iyi ilişkiler gerliştirmeyi kendi çıkarlarına uygun görüyorsa Rusya tepkisinden çekinmekle bundan geri durmayacaktır.

Ama neden Gürcistan'ın Kuzy Kaafkasya ile iyi ilişkiler kurması bu kadar önemli? Gürcistan bundan ne gibi kazançlar bekliyor olabilir? Bunun en açık gerekçesi oldukça basittir: bu halklar Gürcistan'ın komşuları ve komşularla iyi ilişkilere sahip olmayı istemek çok doğaldır. Tabii ki Kuzey Kafkasya Rusya topraklarının bir parçasıdır Ancak son yirmi yılın tecrübeleri Kuzey Kafkasyalıların tavırlarının Ruysa Federasyonunun diğer halklarından çok daha farklı olduğunu ve bu farkın önemli olduğunu bizlere gösterniştir. Bu bölgelerden gönüllü milislerin Gürcistana karşı savaştığı 1990ların başı ve Rusya'nın o halkların kendilerine özgü hislerini Gürcistan'ın çıkarlarına ters düşecek bir şekilde nasıl başarıyla manipüle etitiği bunun en açık göstergesidir. 2008'de de Gürcistan'la savaşan ya da savaşmaya hazır olan Kuzey Kafkasyalı savaşçılar vardı, ve bazı Rus yetkililer Kuzey Kafkasya'da kontrolü sağlamak için Rusya'nın Gürcistan'la savaşa girmesi gerektiğini haklı gösterebilmişti. Eğer durum böyle ise, Gürcistan'ın bir Kuzey Kafkas politikası olması bir zorunluluktır ve bu politika Gürcistan ve bölge halkları arsında iş birliği ve güven sduygusu geliştirmeyi hedef almalıdır. Gürcistan tarihsel geçmişin hem iyi hem de kötü anıları olduğunun ve bu güveni oluşturmanı o kdar da kolay olmadığının farkındadır. Ama bu durum dünyanın her yerinde tüm komşular arasında da böyledir. Açık olan şudur ki, Kuzey Kafkasya ya yönelik Gürcistan politikaları milli çıkarlar gözetilerek yönlendirilirken, aynı zamanda Kuzey'deki yakın komşulara karşı kendine has iyi niyet ve empati geleneğini de temel almaktadır. Bu durum uygulanan politikalar için kamuoyu desteği sağlayarak onu uzun vadede daha da sürdürülebilir hale getirmektedir.

Elbette, Rus tepkisine karşı bu umursamazlığın da bir sınırı var. Gürcistan yalnızca uluslararası hukuk ve uygulamalara uygun adımlar atabilir. Gürcü politikacılar her zaman Kuzey Kafkasyanın Rusya Federasyonu'nun bir parçası olduğunu ve bölge üzerinde Rus hâkimiyetinden kaynaklanan her türlü imtiyazı tanıdığını açık bir şekilde ifade etmekterdir. Şu ana kadar Gürcistan'nın atmış olduğu adımların tamamı bu kiretlere uymaktadır. Bu yüzden, Rusya Gürcistan'ın bu yeni politkalarının gidişatından memnun olmasa da, bunları bir savaşş sebebi olarak görememektdir.

Gürcistan'ın yeni Kuzey Kafkasya politikasından herhangi özel bir siyasi sonuç beklentisi var mıdır? Bunu hesaplamak oldukça güçtür çünkü gelecekte bu bölgenin buna nasıl bir tepki vereceğini tahmin etmek zor. Bu noktada, Kuzey Kafkasya hakkında kesin olan tek şey oranın geleceğinin belirsiz olduğudur. Şu an o bölge, Rusya Federasyonu'nun en sorunlu bölgesidir ve oradaki durum her geçen gün daha da kötüye gitmektedir. Kimileri farklı gelişim senaryolarından bahsedebilir, ama hangi senaryonun daha muhtemel olduğunu değerlendirmek oldukça zordur.

İkinci sınırlandırıcı etken de Kuzey'de aşırılıkçılık ve terörizmi cesaretlendirmek Gürcistan'ın çıkarlarına uygun değildir. Hatta Kuzey Kafkasya'da olulabilecek geniş çapluı bir rahatsızlık Gürcistan için de tehlikelidir çünkü böyle bir durum yayılma etkisi gösterebilir ve ülkenin istikrarını tehlikeye atabilir. Kafkasların istikrarsız bir bölge olduğu imajı Gürcistan'ın şiddetle ihtiyacı olan uluslararası yatırımlar

Bu nedenle, herhangi bir Gürcü politikası yalnızca bu kesin belirsizliği temel alarak oluşturulabilir. Ancak Gürcistan'ın kendisine Kuzey Kafkasya'da bir rok bulması elbette, yumuşak politika sürdürebileceği bir rol- hem ahlaki açıdan hem de siyasi açıdan en doğrusudur.

117

TARİH BİLİNCİ

SAYI 19 - 20

INTERNATIONAL SYMPOSIUM OF NORTH CAUCASUS

Georgian Policy towards the Northern Caucasus:

Old Dilemmas, New Trends

Ghia Nodia Professor, Director of International School for Caucasus Studies Ilia State University, Tbilisi, Georgia

*Draft, not for quotation

New policy towards northern Caucasus constitutes the most notable shift in Georgia's foreign policy during the last two years.The reception of this policy by different actors is very uneven.While there are quite a few people (especially in the northern Caucasus itself) who welcome this policy shift, it also leads to incomprehension, suspicion, fear, and sometimes outright rejection not only in Russia, but also among Georgia's western partners. It also has mixed reception among Georgian politicians and experts. Some people consider it to be a not quite rational attempt to 'poke Russia', others think that this is a legitimate, rational, and just (though probably somewhat belated) foreign policy direction forGeorgia. This short article intends to generally describe objectives, motivations, and possible repercussions of Georgia's new NorthernCaucasus policy.

What is new? First of all, one should say what actual steps this new policy includes. There are several specific expressions of the new NorthernCaucasus policy of theGeorgian government. • Since October, 2010, Georgia has introduced a visa-free regime for residents of the Northern Caucasus republics of the Russian Federation, namely Chechnya, Ingushetia, North Ossetia, Dagestan, Kabardino-Balkaria, KarachayCherkessia and Adygeya. This made it considerably easier for the residents of these regions to travel to Georgia. According to the Georgian authorities, several hundred people take advantage of this new regime daily, in order to visitGeorgia or to useGeorgia's territory for transit to reach other countries (for instance, take Hadj to holy sites of Islam). • In January 2010, Georgian Public Broadcaster launched First Caucasian, a Russian-language channel intended for the international audience. The initial attempt was shortlived due to a disagreement with Eutelsat communications, a Paris-based company that started but soon terminated broadcasting of its programs from its satellite (reportedly, due to the Russian pressure).The channel than was relaunched in January 2011 as PIK TV and broadcasts through another satellite. While the channel is available for the Russian-speaking audience in general, its primary target is believed to be the NorthernCaucasus. • On May 20th, 2011Georgian Parliament recognized the 19th century massacre and deportations of Circassians by the Tsarist Russia as an act of genocide. This was preceded

by two large international conferences on the topic of the Northern Caucasus developments in the previous year. Georgia thus became the first country in the world to recognize the 'Circassian genocide'. In the same years, there had been sharply enhanced contacts in cultural, academic, and other spheres. Many scholars, students, cultural fugures, sportsment, activists and others could travel to Georgia within different programs. To sum this all up, Georgia appears to be developing a number of soft power interventions in the Northern Caucasus the direct aim of which is to establish direct contacts with people residing there, and generally improve the image of Georgia in the region. Georgian politicians insist that these steps are not directed against Russian state or Russian people, and they certainly do not intend to question sovereignty of Russia over its territory in any way. Neither has Georgia any significant levers to influence the trajectory of political developments in the North. However, provided extremely bad relations between Georgia and Russia, it is only natural that the latter considers these steps to be 'antiRussian', and Russian politicians occasionally accuse Georgia of stirring up unrest in the North. In order to understand better the logic of Georgian actions, I will fist make a quick review of the historical background of relations betweenGeorgia and northernCaucasus.

118

TARİH BİLİNCİ

INTERNATIONAL SYMPOSIUM OF NORTH CAUCASUS

Pre-history:Ambivalence and Indecision The quick tour below will be summarize main stages of Georgia's history and attitudes towards its immediate neighbors to the North without going into any detail. The main point of this outline is to determine how the relations with the North are preserved in the collective memory of the Georgian people in that it influences formation of policies towards the NorthernCaucasus. For medievalGeorgia, before its annexation byTsar's Russia in 1801, relations with the peoples of Northern Caucasus had not been of particular importance: various Georgian kingdoms had been mainly preoccupied with relations with their southern neighborsOttoman and Iranian empires.The relations with the North are mainly preserved in the nation's collective memory through law-case violence including raids to abduct hostages, cattle and other valuables that were painful for the people. On the other hand, Georgian princes could also employ fighters from the Northern Caucasus for their own military campaigns. After being annexed to Russia, and especially in the context of the Great Caucasian War, Georgia played pivotal role in Russia's Caucasian policy. Russia considered correligious Georgians to be its main ally in efforts to subdue peoples of the Caucasus.That took form of bloody fighting protracting for several decades. Tbilisi was the center through which the policy was coordinated, and quite a few Georgian officers were fighting in the Russian army against Shamil, the head of Caucasian insurgents. The main motivation for the Georgian nobility for fighting its war was natural wish of promotion as well as demonstration of loyalty to their new sovereign, the Russian Tsar. However, there was also specifically Georgian justification for this the Georgian nobles fighting for Russia also ensured security for the Georgian villages that were close to the Caucasus mountain range and had a memory of suffering from theCaucasian raids. This is the period that lay ground for fundamental ambivalence in Georgian attitudes towards the Northern Caucasus. On the one hand, Christian Georgians were allies of Russia in taming the Muslim population of the North. But on the other hand, there also developed empathy towards the freedom-loving Caucasians who did what Georgians failed to do: fought for their independence from Russia that Georgia itself gave up too easily. This empathy towards the North is also recorded in theGeorgian media of the 19th century. A paradigm was born that is largely true even today that implies inverse attitudes towards Russia and the Northern Caucasus. Those Georgians who highly valued Russia's role in ensuring security as well as modernization of their country, also endorsed the Georgian role in suppression of the Northern Caucasus: because the letter was source of insecurity for Georgia, and because it epitomized lack of modernity. But there were other, nationalistGeorgians who resented loss of freedom and political personality, as well as

SAYI 19 - 20

dangers of cultural assimilation, within the Russian empire. These people usually criticized the role of Georgians in the Caucasus wars, and hailed resistance of the Caucasus mountaineers against the Russian rule. This paradigm was confirmed during the short-lived first independence of the modern Georgia (1918-21). In these years, the Georgian government tried to establish partnership with and support an equally short-lived Mountainous Republic of the Northern Caucasus (1917-20). Georgia was one of several countries that recognized it de jure. This partnerhsip was not consequential in a political sense, but it has important symbolic value for the collective memory. In the Soviet period, Georgia naturally could not have any political relations with the North. However, there had been important cultural and academic contacts between the elites. Most importantamong those was the role of Georgian linguist, Arnold Chikobava, who developed the theory of Iberian-Caucasian language family, according to which Georgian language was kin to most North Caucasian languages (excluding Turkic languages as well as Ossetian). The existence of linguistic kinship, on the other hand, presupposed more general racial and cultural affinities as well. I am not trying here to make judgement on scholarly validity of this theory: what is important is that a whole academic school was created by Chikobava around that hypothesis including both Georgian and North Caucasian scholars, and that it contributed to a general sense of kinship and solidarity between people on the both sides of the Caucasus mountains. That feeling probably were not to deep among majority of Georgians and was mainly spread on the elite level; but it had some influence on behavior of politicians later. This is certaintly true of a period of national independence movement and ensuing rule of a nationalist president Zviad Gamsakhurdia (1989-1991). It brought new new stage in relations between Georgia and its Northern Caucasian neighbors. The most notable of it was an alliance between Gamsakhurdia and Djokhar Dudaev, the pro-independence leader of Chechnya. This alliance not only expressed the common interest of fighting Russia, but it was also ideologically based on the mentioned “Ibero-Caucasian” idea. However, broader Georgian-North Caucasian relations were not that harmonious at this period. The reason lay in the conflict betweenGeorgia on the one handAbkhazia and South Ossetia that wanted to gain independence for Georgia and probably also join the “Confederation of the People of the Caucasus”, the project that had been discussed in the North at that time. On the Abkhazian and South Ossetian issue, Gamsakhurdia had quite strong nationalist stance. In these conflicts, all northern Caucasian peoples felt solidarity with the Abkhaz and the Ossetes: because they had general solidarity with smaller peoples that had similar status of 'autonomous units' within the

119

TARİH BİLİNCİ

INTERNATIONAL SYMPOSIUM OF NORTH CAUCASUS

Soviet ethno-federalist structure, because they had specific ethnic kinship ties to the Abkhaz and Ossetian peoples (the latter implies the Adyghe people and to the North Ossetians respectively), and because the Abkhaz were active part of the 'Conferederation' project, theoretically ensuring for it access to the sea. Thus, on the balance, despite the Georgian-Chechen link, this period left a deep and painful rift in the relations between Georgia and peoples of the North. The presidency of Eduard Shevardnadze (1992-2003), who came to power after ousting President Gamsakhurdia by force, represented another period of ambivalence and, sometimes, indecision with regards to Northern Caucasus issues. The chief idea that guided his administration, especially in early 1990s, was cooperation with Russia based on the understanding that both countries faced problems of ethnic separatismAbkhazia and South Ossetia in the Georgian case, Chechnya and potentially also other republics of the Northern Caucasus, on the Russian side. It was rational to think that it would be mutually beneficial to coordinate policies in order to regulate the problems. This did not necessarily mean military solutions it it quite obvious that some level of Georgian-Russian cooperation would increase chances of peaceful regulation of conflicts as well. It appeared that Yeltsin administration was generally well-disposed towards Shevardnadze and there were chances of finding agreement with him on this issue. However, the fact of the matter is that what had happened was contrary to this. Russia gave preference to short-term goals over the long-term strategy: it successfully rechanneled the energy of new nationalist activism that had been developing in the NorthernCaucasus under the flag of “Caucasus Conferderation” (something that was extremely dangerous for the nascent Russian state), into figthing against Georgia. People who could (and, in some cases, later did) create problems for Russia, fought and sometimes died in fighting Georgia in Abkhazia. This also hardened negative attitudes between Georgians and the peoples of the NorthernCaucasus. Although the idea of Georgian-Russian cooperation evidently failed, Shevarnadze continued to hope that Russia would eventually “come to its senses” and understand its mistake of encouraging separatism in Georgia. In particular, the hope was alive during the first Chechen war, where Shevardnadze quite explicitly supported Russia's military campaign in a hope that Russia would help regulate South Ossetian and Abkhazian issues. The internal Georgian enmity between Shevardnadze (and his supporters) and the ousted team of Zviad Gamsakhurdia, who took refuge in Dudaev's Grozny, helped develop this image of Georgia supportive of Russia. In that sense, Russia's war against Chechnya was also linked to ideological war within Georgia. Many international experts also

SAYI 19 - 20

assumed Russia and Georgia would now cooperate in confronting similar issues of territorial separatism. But this idea failed again. After this, Georgia gradually gave up on this hope. During the second Chechen war, Georgian government refrained from expressing support to the Russian actions and took more neutral stance. Moreover, Russia actually accused Georgia of supporting Chechen rebels by allowing them to use the area of Pankisi Gorge (a small Chechen-populated place in Georgia) as a safe heaven that Chechens could use for recuperation and training. Arguably, Russian claims had some ground in the sense that weak Georgian government had lost any control over Pankisi Gorge and Chechen rebels really felt safe there. Only American intervention that proposed Georgia a 'train and equip' program to helpGeorgian police forces establish some control over Pankisi and helped it avoid open conflict with Russia. This was what was happening on the political level. However, on the level of society, there was also strong empathy to the struggle of Chechens for independence, and the Northern Caucasus peoples. There were societal initiatives that promoted the idea of 'Common Caucasian Home'. For instance, Zurab Zhvania, who later headed the 'young reformers' wing within the Georgian government, and eventually became prime-minster, actively supported this idea in the beginning of his political career. There were some attempts to reach out to the Northern Caucasians. These initiatives were not consistent and systematic, but they helped to shape Georgia's public opinion in the direction strengthening support of the Northern Caucasus peoples. But, especially provided growing weakness and ineptness of Shevardnadze administration, they did not lead to any political steps. When Mikheil Saakashvili came to power after the 2003 'Rose Revolution', the new governmnent was preoccupied with internal reforms and did not prioritize relations with the Northern Caucasus. Moreover, initially it tried to improve relations with Russia (in the first half of 2004), and attempts to coordinate policies towards Northern Caucasus were presumably part of the 'package' that Saakashvili hoped would help him establishing understanding with Putin. That policy failed and led to growing mutual hostility in Georgian-Russian relations that climaxed in August 2008. During 2004-2008, there was no Georgian policy towards NorthernCaucasus at all. One can briefly sum up lessons learned from the experience of Georgian atempts to develop policy towards the Northern Caucasus: (1) attempts to cooperate with Russia over the Northern Caucasus were repeatedly frust-rated; (2) attitudes of the Georgian society towards peop-les of the Northern Caucasus were ambivalent: on the one hand people were angry because North Caucasians fought againstGeorgia, but there was also empathy to the struggle of

120

TARİH BİLİNCİ

INTERNATIONAL SYMPOSIUM OF NORTH CAUCASUS

North Caucasians against Russian domination, and recognition of cultural affinities between peoples; (3) wishes to reach out to the peoples of Northern Caucasus were contained by the fear of annoying Russia, because Russia is extremely suspicious about such inroads of Georgia because any Georgian influence would presumably strengthen the will of these peoples towards greater autonomy.

Why a NewShift after theWar of 2008? Most popular critical explanation of new Georgian policy towards Northern Caucasus after the war ofAugust 2008 is that theGeorgian government wants to poke Russia, make revenge for the war, and its object is to stir up greater trouble in Russia's most problematic region. Obviously, in this interpretation the Georgian policy looks misguided, irresponsible, and based on emotions rather than careful calculation. But this view is rather superficial.The short historical background in the previous section was supposed to demonstrate that in the Georgian society, there had already been goodwill towards the Northern Caucasus peoples and a wish to establish relations with them, but it was contained by the fear of annoying Russia. Paradoxically, the August 2008 war and its results cured Georgia of that fear. It is quite clear for the Georgian leadership that Russia would not welcome any active steps of Georgia's aimed at the Nothern Caucasus, but for the first time Georgia can afford to ignore Russian reaction, because after the August war Russia has lost all leverage towards Georgia. The calculation is:What else Russia can do againstGeorgia?The only option is to wage a full-scale war aiming at Georgia's occupation and subsequent regime change. But if Russia decides to do so, it will find pretext anyway. Representatives of the Russian government have accused Georgia of hidden support to terrorist groups in the North: such accusations are not in any way related to the political steps towards Northern Caucasus that Georgia has made, and would probably come in any case. Therefore, if Georgia considers it in its interest to develop good relations with the people of Northern Caucasus, it will not be stopped by the fear of Russian reaction. Of course, this disregard towards Russian reaction has its limits. Georgia can only take steps that conform with international law and international practice. Georgian politicians always make it clear that they understand that Northern Caucasus is part of Russian Federation and recognize all inhences that come from Russian soverignty over that region. All steps taken by Georgia so far conform to those criteria. Therefore, while Russia may be unhappy about that new direction of Georgian policy, it cannot interpret it as a casus belli. The second containing factor is that it is not in the Geor-

SAYI 19 - 20

gian interest to encourage violent extremism and terrorism in the North. Moreover, general unrest in the Northern Caucasus is dangerous for Georgia because that may have a spillover effect and endanger its own stability. Image of Caucasus as an unstable region has chilling effect on international investments: something Georgia desperately wants to attract. Fears of this are frequently expressed inGeorgian discussions. But why specifically is it important for Georgia ho have good relations with Northern Caucasus? What benefits would Georgia expect from this? The most obvious reason is simple: these peoples are Georgia's neighbors, and it is only natural to wish good relations with neighbors. To be sure, Northern Caucasus is part of Russia. However, the experience of the last twenty years has demonstrated that attitudes of North Caucasians are different from those of other citizens of Russian Federation, and that this difference matters. The case of early 1990th, when volunteers from this region fought against Georgia, and Russia quite skilfully manipulated their genuine feelings in a way detrimental to Georgia's interest, is the most vivid demonstration of that. In 2008, there were also North Caucasians fighing or ready to fight againstGeorgia, and some Russian experts justified Russia's readiness to go to war against Georgia by the necessity to maintain control over the Northern Caucasus. If this is the case, it is a must for Georgia to have a Northern Caucasian policy, and this policy should be aimed at developing trust and cooperation betweenGeorgia and peoples of this region. Georgia understands that the historial past has both negative and positive memories, and developing that trust is not easy. But this is so with all neighbors in all parts of the world.What is clear is that while Georgian policies towards Northern Caucasus are guided by considerations of national interest, they are also based on a genuine tradition of goodwill and empathy to immediate neighbors to the North. That ensures public support to that policy thus making it more sustainable in the long term. Are there specific political outcomes that Georgia expects from its new North Caucasian policy? This is extremely hard to calculate because it is very difficult to predict how that region will develop in the future.At this point, only one thing is certain about the Northern Caucasus, and it is that its future is uncertain. Currently, it is the most problematic region of the Russian Federation and situation there is going from bad to worse. One can talk about different scenarios of development, but it is extremely difficult to evaluate which scenarios may be more likely. Therefore, any Georgian policy can only be developed on the assumption of this fundamental uncertaintly. But it is morally and politically right that Georgia establishes itself as a player of course, a soft power player in the Northern Caucasus.

121

TARİH BİLİNCİ

МЕЖДУНАРОДНЫЙ СИМПОЗИУМ СЕВЕРНОГО КАВКАЗА

SAYI 19 - 20

ПОЛИТИКА ГРУЗИИ НА СЕВЕРНОМ КАВКАЗЕ:

СТАРЫЕ ДИЛЕММЫ, НОВЫЕ ТЕНДЕНЦИИ

Гия НОДИЯ Профессор Тбилисского государственного института им. ИльиЧавчавадзе директор Международной школы исследований Кавказа

*Проект, не для цитирования

Новая, относящаяся к Северному Кавказу, политика охватывает самые привлекающие к себе внимание в последние два года, внешнеполитические изменения в Грузии. Эта политика воспринимается ее политическими деятелями по-разному. Несмотря на то, что огромное количество людей поддерживают эти политические изменения (особенно на Северном Кавказе), такое положение вещей вызывает непонимание, подозрение, страх, а иногда и прямой протест не только у России, но и у западных союзников Грузии. В то же время, оно по-разному понимается и со стороны грузинских политиков и политологов. Некоторые люди считают эти изменения не совсем логичными в желании “досадить России”, другие же видят в них более, чем законные, логичные и справедливые (хоть и немного запоздалые) для Грузии внешнеполитические тенденции. В этой короткой статье я хотел бы в общих чертах рассказать о целях, причинах возникновения и вероятного результата новой политики Грузии, касающейся Северного Кавказа.

Что именно является новым? Прежде всего, некоторые могут поинтересоваться, из каких именно этапов состоит новая политика? Имеются некоторые наиболее явные указатели северо-кавказской политики Грузии: • С октября 2010 года Грузия отменила визовый режим для людей, проживающих в некоторых российских регионах Северного Кавказа: Чечни, Ингушетии, Северной Осетии, Дагестана, Кабардино-Балкарии, Карачаево-Черкесии и Адыгеи. Это новшество позволило жителям этих регионов свободно пересекать границу и посещать Грузию. По словам полномочных лиц Грузии, сотни людей каждый день пользуются возможностью приехать непосредственно в Грузию или попасть в другие страны, транзитом пересекая ее территории (например, с целью поломничества к священным местам ислама). • В январе 2010 года Государственное Телевидение Грузии впервые начал свою работу Кавказский канал с вещанием на русском языке, целью которого было признание зрителей всего мира. Это был первый опыт, который оказался недолговечным из-за разногласий с вещательной компанией Eutelsat с центром в Париже, которая сначала начала трансляцию через собственный спутник, а затем прекратила (существуют версии о закрытии канала по настоянию России). Позже, в январе 2011 года, этот канал, но уже с названием PIK TV снова начал вещание и продолжает его, используя совершенно другой спутник. Несмотря на то, что этот канал посвящен, в основном русскоязычным зрителям, считается, что основная масса зрителей приходится на Северный Кавказ. • 20 мая 2011 года парламент Грузии на пленарной сессии признал события XIX века в западной части Кавказа "геноцидом Российской империи против

черкесского народа, сопровождающимся их изгнанием с собственных земель и насилием". Перед этим были проведены две широкомасштабные интернациональные конференции для решения вопросов Северного Кавказа. Таким образом, Грузия стала первым государством в мире, признавшим “геноцид черкесского народа”. • В те же годы осуществилось значительное увеличение созданных связей в культурной, академической и прочих сферах. В рамках этих работ в Грузию с различными программами приехало множество академиков, студентов, культурных деятелей, спортсменов и прочих деятелей. В качестве заключения по всем этим пунктам можно сказать, что прямой целью Грузии является прямой контакт с жителями Северного Кавказа и именно поэтому она сочла необходимым предпринять мягкое силовое вмешательство, необходимое для того, чтобы заявить о том, что Грузия есть в Кавказском регионе. Грузинские политики утверждают, что эти меры не являются направленными против России и русского народа, и у них нет никаких намерений заставить Россию отвечать на вопросы о праве владения ее землями. Кроме этого, Грузия не имеет определенных силовых структур, способных оказать влияние на направление политических акций на Севере. Однако, опять же, если посмотреть на чрезвычайно негативные отношения между Грузией и Россией, то они вполне естественны, учитывая то, что Россия во всем видит “антироссийские действия” и время от времени российские политики выдвигают в адрес Грузии обвинения в провоцировании конфликтов на Северном Кавказе. Чтобы лучше понять действия Грузии, стоит вкратце рассмотреть исторические закулисья отношений между Грузией и Северным Кавказом.

122

TARİH BİLİNCİ

МЕЖДУНАРОДНЫЙ СИМПОЗИУМ СЕВЕРНОГО КАВКАЗА

Предыстория: Противоречия и нестабильность Приведенные ниже данные представляют основную линию грузинской истории, а также краткое обобщение непосредственных отношений Грузии с ее северными соседями. Основной целью этого краткого изложения является указание на то, какое именно место занимают в сердцах и умах грузинского народа их отношения с северными нациями, и какое воздействие оно может оказать на налаживание отношений с Северным Кавказом. Отношения народов Северного Кавказа и Грузии в Средние века, еще до их аннексирования Российской Империей в 1801 году, особенного значения не имели: многие грузинские цари, прежде всего, были заняты решением вопросов с южными соседями, Османской и Иранской империями. Между тем, отношения с северными соседями остались в памяти народа, как вечные судебные тяжбы, связанные с похищением людей, скота или других, необходимых в быту человека, предметов. С другой стороны, грузинские принцы всегда могли нанять в свои воинские подразделения солдат из Северного Кавказа. После того, как Грузия была включена в Российскую Империю, и в особенности во время Кавказской войны, она сыграла важную роль в кавказской политике России. Россия видела в Грузии, брата по вере, прежде всего союзника, который поможет подавить кавказские народы. Эта, продолжавшаяся десятилетия, война превратилась в кровавую бойню. В Тбилиси располагался координационный центр политики по аннексии Кавказа, а в российской армии, выступавшей против Шамиля, лидера кавказского противостояния, занимало должность множество грузинских офицеров. Основной причиной участия грузинской знати в этой войне, было не только желание доказать верность российскому царю, но и естественное желание добиться повышения в звании. Однако, у Грузии была еще одна причина для участия в войне сражение грузинской знати на стороне России позволяло им обеспечить хоть какую-то безопасность расположенных вблизи Кавказских гор деревням, немало настрадавшимся от набегов горцев. Этот период положил начало зарождению противоречий и пересмотрению позиции Грузии по отношению к Северному Кавказу. С одной стороны, православная Грузия была союзником России в делах нейтрализации северокавказского мусульманского народа. Но с другой стороны, у грузинов зародилась симпатия к кавказцам, которые сделали, то, чего они не смогли, вели против России за самое важно для них независимость, от которой Грузия отказалась задолго до горцев. Эта симпатия кавказцам явно проявляется в публикациях грузинских СМИ. Противоречивая позиция по отношению к России и Северному Кавказу, представляющие собой все еще действительную и в наши дни парадигму, зародилась именно в те времена. Восхищаясь ролью России, принесшей в их страну безопасность и модернизацию, грузины все же сыграли свою роль в подавлении народов Северного Кавказа: ведь горцы всегда были для Грузии источником нарушения спокойствия и, в то же время, были вдали от

SAYI 19 - 20

нововведений современности. Однако, имели место и грузинские патриоты, которые, наряду со скорбью по утраченной независимости и политической индивидуальности, чувствовали угрозу культурной ассимиляции со стороны Российской империи. Как правило, эти люди осуждали роль Грузии в Кавказской войне и восхищались сопротивлением кавказских горцев против российской оккупации. Точно такая же парадигма имела место и в период кратковременной первой независимости Грузии (191821). В эти годы грузинское правительство старалась войти в сотрудничество и оказать поддержку такой же недолговечной Северо-Кавказской Горской Республике (1917-20). Грузия была одной из немногих стран, признавших законность этой республики. С политического аспекта это сотрудничество значения не имело, однако оно имело особую символическую важность в сознании общества. В советское время Грузия, само собой разумеется, не могла находиться ни в каких политических отношениях с Северным Кавказом. Разве только среди избранных лиц создавались важные культурные и академические отношения. Наиболее важную роль в этих отношениях сыграл грузинский лингвист Арнольд Чикобава, разработавший теорию иберо-кавказской языковой семьи и утверждавший, что грузинский язык находится в родстве со многими языками Северного Кавказа (кроме осетинских и тюркских языков). Более того, он хотел выдвинуть теорию о наличии не только языкового родства, но и расовой и культурной близости этих народов. Здесь я не стараюсь вынести вердикт о научной достоверности этой теории, наиболее важным для нас оказался тот факт, что вокруг этой гипотезы было создано научное учреждение в котором трудились ученые, как Грузии, так и Северного Кавказа, а это, в свою очередь, внесло огромный вклад в зарождение взаимной близости и солидарности между народами двух кавказских регионов. Однако, основная масса населения Грузии таких глубоких чувств, по всей вероятности, не испытывала, они распространялись, в основном, среди научного общества, хотя и нельзя забывать о том, какое немаловажное воздействие они оказали на действия политиков следующих лет. Особенно проявилось это во времена правления Звиада Гамсахурдии (1989-1991) и во времена его лидерства в грузинском национальном движении. Этот период положил начало совершенно новому этапу в отношениях Грузии и Северного Кавказа. Наиболее явным примером этому стало заключение союза между Гамсахурдия и лидером чеченского сепаратистского движения Джохаром Дудаевым. Этот союз был создан не только для получения общей выгоды в военных действиях против России, но и для развития упомянутой выше иберо-кавказской теории. Однако, если рассматривать ситуацию более широкомасштабно, отношения Грузии и Северного Кавказа в то время нельзя было назвать идеальными. Причиной этому были столкновения между Южной Осетией и Абхазией, желающей отделиться от Грузии и грузинского правления

123

123

TARİH BİLİNCİ

МЕЖДУНАРОДНЫЙ СИМПОЗИУМ СЕВЕРНОГО КАВКАЗА

и войти в “Конфедерацию Кавказских Народов”, проект которой горячо обсуждался на Севере Кавказа. В вопросе Абхазии и Южной Осетии Гамсахурдия придерживался жесткой националистической позиции. В ходе этих столкновений все народы Северного Кавказа почувствовали симпатию к Абхазии и Осетии, потому что их объединяла особая солидарность ко всем малочисленным народностям, находящихся в структуре советского этнофедерализма на правах автономных областей, потому что с Абхазией и Осетией их связывали общие корни (в частности, речь идет о народах Адыгеи и Северной Осетии), и потому что Абхазия была той необходимой частью, которая теоретически обеспечила бы прямой выход проекта “Конфедерации” к морю. Таким образом, несмотря на грузино-чеченские связи, этот период наложил на отношения между народами Грузии и Северного Кавказа глубокий и горький отпечаток. Период правления Эдуарда Шеварднадзе (1992-2003), занявшего пост президента после свержения Звиада Гамсахурдии стал периодом новых противоречий и нестабильности в вопросе Северного Кавказа. В связи с тем, что каждая из двух стран занималась устранением проблем связанных с этническим отделением от государства,- Грузия решала вопросы Абхазии и Южной Осетии, а Россия Чечни и, буквально до недавнего времени, других республик Северного Кавказа, главная позиция его правления, в особенности в начале 1990-ых годов, отражалась в сотрудничестве с Россией, руководствовавшейся теми же принципами правления. Обоим государством было выгодно вести политику в сотрудничестве друг с другом для решения проблем на собственных территориях. И это были решения не только военного характера, Грузинско-Российское сотрудничество увечило бы шансы на прекращение стычек мирным путем. Отношения президента России, Ельцина к Шеварднадзе имели, как правило, дружеский характер, поэтому вероятность прийти к общей договоренности в решении этого вопроса была довольно высокой. Но несмотря на это, дела пошли в совсем обратном направлении. Вместо стратегии, охватывающей долгосрочный период, Россия отдала предпочтение осуществлению краткосрочных целей: успешно объединив под флагом Кавказской Конфедерации (представляющей серьезную опасность для только что созданного Российского государства) наметившееся на Северном Кавказе новое националистическое движение, Россия спровоцировала начало их войны с Грузией. Воюя в Абхазии с Грузией, проблемные для России народы (способные создать большие проблемы и в будущем) понесли существенные потери и ослабли. Помимо этого, окрепло и негативное отношение жителей Северного Кавказа к Грузии. Даже несмотря на то, что грузинско-российское сотрудничество и потерпело явное фиаско, Шеварднадзе продолжал надеяться на то, что сможет “взять ситуацию под контроль”, поняв, как осмелели теперь народы, желающие отделиться от Грузии. Эта надежда Шеварднадзе, которая, как ему казалось, должна была помочь решить проблемы с Южной Осетией и Абхазией, все еще теплилась во время первой чеченской войны, когда он открыто оказывал поддержку российской армии. Таким образом, Шеварднадзе (и его сторонники) вызвал враждебность по отношению к себе со стороны отряда Звиада

SAYI 19 - 20

Гамсахурдии, скрывавшегося в то время в Грозном под прикрытием Дудаева и еще раз укрепил репутацию Грузии, как поддерживающей Россию страны. Так, война России с Чечней была тесно связана с идеологической войной в Грузии. Более того, многие политологи мирового масштаба прогнозировали и дальнейшее сотрудничество Грузии с Россией во всех, связанных с отделением земель, вопросах. Но и это предположение было ошибочным. Постепенно Грузия начала отказываться от своих ожиданий и надежд. Во время Второй чеченской войны Грузинское правительство отказалось поддерживать действия России и заняла более нейтральную позицию. После этого Россия начала выдвигать против Грузии обвинения в том, что она позволила выходцам из Чечни использовать Панкисское ущелье (небольшое место в Грузии, где проживают, главным образом, чеченцы) в качестве укрытия для обновления и обучения силовых структур. На самом деле, у России действительно был веский повод так думать, грузинское правительство потеряло контроль над Панкисским ущельем, и поэтому чеченские солдаты чувствовали там себя в безопасности. Наконец, благодаря вмешательству со стороны Америки, порекомендовавшей обеспечить достойное обучение и оружие для сотрудников органов внутренних дел Грузии, она снова взяла под контроль Панкисское ущелье и смогла избежать серьезных столкновений с Россией. Именно эти события происходили на политической арене. Между тем, серьезное сопереживание общества борящимся за независимость народам Чечни и Северного Кавказа возрастало с каждым днем. Начали организовываться социальные идейные мероприятия под лозунгом “Кавказ наш общий дом”. К примеру, Зураб Жвания, сначала лидер “молодых реформаторов” при грузинском правительстве, а затем и премьер-министр Грузии, в начале своей карьеры был яростным сторонником этой идеи. Были предприняты попытки добраться до Северного Кавказа. К сожалению, в этих мероприятиях и движениях не было последовательности и систематичности, однако это помогло направить общественное мнение на поддержку народов Северного Кавказа. Между тем, из-за возрастающей с каждым днем слабости и недостаточности правительства Шеварднадзе, эти идеи так и не получили никакого политического резонанса. После того, как в результате “революции роз” в 2003 году к власти пришел Михаил Саакашвили, новое правительство, прежде всего, занялось реформами, которые были необходимы для урегулирования внутренних вопросов, не выдвигая на первый план отношения с Северным Кавказом. Более того, в первое время оно старалось наладить отношения с Россией (в первой половине 2004 года) и пыталось войти в сотрудничество в ведении северо-кавказской политики, которая, как оказалось, была частью “пакета” который должен был помочь заслужить Саакашвили доверие Путина. Однако, такая стратегия оказалась безуспешной и стала причиной враждебности между Грузией и Россией, достигшей апогея в августе 2008 года. В период с 2004 по 2008 года Грузия еще не имела какой-либо окончательной стратегии, касающейся Северного Кавказа. Урок, который усвоила Грузия после многочисленных попыток развить Северо-кавказскую политику, можно обобщить следующим образом:

124

TARİH BİLİNCİ

МЕЖДУНАРОДНЫЙ СИМПОЗИУМ СЕВЕРНОГО КАВКАЗА

(1) Ни одна из множества попыток войти в сотрудничество с Россией с целью урегулирования северокавказского вопроса не увенчалась успехом. (2) Позиция грузинского общества к отношениям с северокавказскими народами была противоречивой: с одной стороны, они злились на них за то, что они воевали с Грузией, а с другой стороны испытывали к ним симпатию изза их неустанной борьбы за независимость от России и изза существующей культурной близости между ними. (3) Изза страха “разозлить” Россию, всегда подавляла попытки дойти до северокавказского народа, потому что Россия слишком подозрительно относилась к этим попыткам Грузии и считала, что поддержка со стороны Грузии может укрепить их желание добиться самоуправления.

Почему появилась необходимость в нововведениях после войны 2008 года? Наиболее распространенным объяснением северокавказской политики Грузии после войны в августе 2008 года является желание Грузии “разозлить” Россию и отомстить за войну, а также спровоцировать еще большую смуту в и без того, самом проблемном российском регионе. Если внять этим объяснениям, то грузинская политика выглядит неспланированной, безответственной, строящейся больше на чувствах, чем на здравом рассудке. Но мнение это слишком поверхностное. Рассмотрев приведенную выше краткую историческую сводку, можно понять, что грузинское общество всегда доброжелательно относилось к народу Северного Кавказа и хотело наладить с ним отношения, но всегда боялось вызвать негодование у России. Поразительно, но именно вооруженный конфликт в августе 2008 года и его итоги помогли грузинскому народу победить этот страх, да и грузинские лидеры прекрасно осознавали, что ни одна из грузинских политик, имеющих отношение к Северному Кавказу, не будет положительно воспринята со стороны России. И впервые в истории Грузия не побоялась игнорировать реакцию России, так как после августовской войны Россия полностью потеряла свой контроль над Грузией. Расчет ее был таковым: Что еще Россия может сделать Грузии? Оккупировать Грузию? Или объявить масштабную войну, предусматривающую изменение политического режима? Но если бы Россия приняла такое решение, повод для этого она бы все равно нашла. Представители российского правительства обвиняли Грузию в тайном оказании поддержки террористическим группировкам Северного Кавказа: подобные обвинения не имели никакого отношения к политическим акциям, предпринятым Грузией по отношению к Северному Кавказу, и какой бы ни была ситуация, ей предстояло сопоставление. Поэтому, если даже Грузия и сочтет развитие добрососедских отношений с народами Северного Кавказа полезными для своей страны, она не посмотрит на реакцию России. Конечно же есть предел пренебрежению реакциями России. Грузия может предпринимать только такие шаги, которые не расходятся с международным правом и нормами. Грузинские политики всегда открыто признавали Северный Кавказ частью Российской Федерации и всяческие преимущества, которые она имеет на правах верховной власти. Каждое из действий, проделанных Грузией до сегодняшнего дня, полностью соответствует этим критериям. Поэтому, даже если Россия и недовольна грузинскими нововведениями, она не рассматривает их, как повод для объявления войны.

SAYI 19 - 20

Другим ограничивающим фактором является то, что эксцесс и поддержка террора на Северном Кавказе категорически расходятся с интересами Грузии. Более того, широкомасштабные беспокойства Северного Кавказа опасны и для Грузии в частности, так как может вызвать “эффект домино” и подвергнуть риску стабильность в стране. Репутация Кавказа, как нестабильного района, оказывает замораживающий эффект на так необходимые для Грузии иностранные инвестиции. Об этих страхах не раз уже говорилось на грузинских диспутах. Так все же, почему хорошие отношения с Северным Кавказом так важны для Грузии? Какую выгоду от этого может ожидать Грузия? Ответ предельно прост: эти народы соседи Грузии и желать хороших отношений с соседями вполне естественно. Никто не отрицает, что Северных Кавказ это часть российской территории, однако, опыт последних двадцати лет показал, что поведение и образ жизни северо-кавказцев радикально отличаются от других народов Российской Федерации, и нам доказали, что это отличие имеет большое значение. То, что в начале 1990-ых добровольцы из этого региона воевали против Грузии и то, как успешно манипулировала Россия присущими этому народу чувствами, направляя их против интересов Грузии является этому явным доказательством. И в 2008 году не обошлось без бойцов из Северного Кавказа, воевавших или в любое время готовых вступить в бой с Грузией, а некоторые полномочные лица России, желая сохранить контроль на Северном Кавказе, сумели представить эту вооруженную акцию против Грузии, как правое дело, на которое Россия оказалась вынужденной пойти. Если все это на самом деле так, то у Грузии просто обязана иметься северокавказская политика, которая будет направлена на развитие сотрудничества и доверия между Грузия и север-кавказцами. В историческом прошлом Грузии имелись, как положительные, так и отрицательные моменты, поэтому мы прекрасно осознаем, как трудно будет заслужить доверие. Но подобное положение присуще всем соседствующим государствам в мире. Ясно одно, касающаяся Северного Кавказа грузинская политика составлялась не только с направленностью на интересы нации, но и на искреннее чувство доброжелательности и симпатии к ближайшим северным соседям. Обеспечивая поддержку общественности по отношению к этой политике, Грузия сможет добиться ее действия на долгие временные сроки. Ожидает ли Грузия от северо-кавказской политики какихлибо политических результатов? Рассчитать эти результаты довольно трудно, так как невозможно предугадать, какой окажется реакция этого региона в будущем. На данный момент совершенно точно только одно: их будущее неясно. На сегодняшний день этот регион самый проблемный регион в Российской Федерации, и положение с каждым днем становится все хуже и хуже. Некоторые могут прокомментировать это своеобразным сценарием развития, но каким именно сценарием это может быть сказать трудно. Именно поэтому любая грузинская политика может быть создана, руководствуясь только лишь этой категорической неопределенностью. Однако желание Грузии определить свою роль на Северном Кавказе,- конечно же, эта роль будет связанная с внедрением мягкой поли-тики, - это самое верное решение, как с политической, так и с нравственной точки зрения.

125

123

TARİH BİLİNCİ

ULUSLARARASI KUZEY KAFKASYA SEMPOZYUMU

SAYI 19 - 20

KAFKASYA'DA ÇERKES BÖLGELERİNİN

SOSYAL YAPISI

Yrd.Doç.Dr. Fethi GÜNGÖR Yalova Üniversitesi SBE MüdürYrd. Kafkas Vakfı Kurucu Başkanı

Sovyetler Birliği'nde Ekim devriminden sonra aile müessesesi, tamamen ortadan kaldırılmak istenmişti. Marksist teorisyenler tarafından çekirdek ailenin, cemiyetlerin ağır ve hızlı değişmesiyle beraber sosyal şartların değişmesi sonucu ortadan kalkacağını iddia etmişlerdir. Her değişimi ekonomik şartlara bağlayanlar, aileyi özel mülkiyet müessesesinin ortaya çıkardığı kapitalist bir kurum olarak kabul etmişlerdir.

Tebliğimi sunmaya başlamadan önce bazı temel kavramların tanımını yapmak konuyu anlamayı kolaylaştıracaktır. Kafkasya; doğuda Hazar denizinin batı kıyılarından başlayıp kuzeybatıda Azak ve Karadeniz'e kadar uzanan kıta koridorudur. Fiziki ya da siyasi bir coğrafyanın ismi olmakla birlikte daha ziyade etnik ve kültürel bir coğrafyanın adıdır “Kafkasya”. “Kuzey Kafkasya Güney Kafkasya” isimlendirmesi bilimsel değil, maksatlı bir uydurmadır. Bu bölgenin bilim literatüründeki adı “Kafkasya” ve “KafkasÖtesi”dir. Kafkas kültürünü paylaşan Adıge-Abhaz, Karaçay-Malkar, Çeçen-İnguş ve Dağıstan halklarına “Kafkas Halkları” denir. Tarih boyunca benzer sosyal yapılar geliştirmiş olan bu halklar birbiriyle karışarak akraba olmuştur.

Adıge; Çerkeslerin kendilerine verdiği isim. Kafkasya'nın otokton (yerli) halklarından Adıge-Abhaz gurubuna mensup olan Adıgeler; Abzekh, , Şapsığ, Bjeduğ, Cemguy, Hatıkoay, Mehoş, Natuhay, Kabardey, Besleney ve Ubıh boylarından oluşur. Xabze (töre); Adıge toplumunda ferdi ve sosyal hayatın tamamını düzenleyen teamüli kaideler bütünü. Khase (meclis, parlamento); Adıge toplumunda önemli kararların alındığı ihtiyar meclisi. Günümüz Kafkasya'sında bu kavram cumhuriyet parlamentosu yanında sivil toplum kuruluşları için de kullanılmaktadır. Pşı (bey); Kendine mahsus toprağı, üretim araçları, işçileri ve hizmetlileri olan bey. Thamade (başkan); 'Tanrının beğenip makbul saydığı' anlamına gelen ve Adıge töresinde pek mühim bir mevkie sahip olan bu kavram başkan için kullanıldığı gibi yaşlı zat ve koca için de kullanılır. 'Adıge Xabze' yazarı Mafedz Serebi thamadenin xabzeyi çok iyi bilmesi, güçlü bir hatip ve çok sabırlı olması gerektiğini söyler. Sosyal yapı; aile, din, eğitim, ekonomi, siyaset gibi temel sosyal kurumların karşılıklı ilişkilerinden oluşan istikrarlı düzendir. Belirli bir kültüre sahip ve bir mekânda yerleşmiş insan topluluğunun dokusunu ortaya koyan sosyal yapı, sosyal değişmeye göre statik bir nitelik taşır.

126

TARİH BİLİNCİ

ULUSLARARASI KUZEY KAFKASYA SEMPOZYUMU

Sosyal değişme; toplumun kültürel değerlerinde, fiziki yapı özelliklerinde ve sosyal tabakalaşmasında zamanla görülen farklılaşmadır. İcat ve keşifler, yeni fikirler ve inançlar, teknolojik ve endüstriyel gelişmeler, nüfus artışı, kültürel etkileşimler, savaşlar, sürgünler, doğal âfetler vb. sebepleri bulunan ve belli bir maliyeti olan sosyal değişme sürecinde toplumlar birçok sosyal problem yaşarlar.

SAYI 19 - 20

kaslar bölgesinin Merkezi Kafkasya kısmı Avrupa, Kafkasötesi kısmı ise Asya kıtaları içinde yer almaktadır. İlk defa M.Ö. 479 tarihinde bu şekilde isimlendirilmeye başlanan ve mitolojik zenginlikleri ile tanınmış olan Kafkasya, gerçek bir 4 'diller ülkesi'dir.

Adıgelerin Kökeni AdıgelerinAntikCoğrafyası Konunun başında Kafkasya'nın antik coğrafyasına jeostratejik ehemmiyeti açısından kısaca değinmek yararlı olacaktır. Plinius, Naturalis Historiae adlı eserinde M.Ö. V. yy. Kafkasya'sından şu şekilde bahseder: “ …Kolkhia nehri zamanında o kadar ünlüydü ki Toimosthenes'e göre üzerinde üç yüz farklı kabile yaşardı. Roma tacirleri burada iş yapabilmek için 130 tercüman 1 kullanırlardı.” JeanCarol Kafkasya'nın jeo-politik ehemmiyetini şöyle izah eder: “Kolkida diyarı bâkir bir halde pek zengin bir yerdir. Eğer Ruslar arzu ederlerse efsanelerin orada sakladığı altun postu bulabileceklerdir. Ben bu memleketin Sohum ile Novorosisk arasında dar bir şerit gibi sıkışmış olan parçası 2 için dört Madagaskar veririm!” Kafkasya'nın Rusya için taşıdığı stratejik önem Rus askerî siyaset uzmanı General Fadayev tarafından çok açık ifade edilmiştir: “Karadeniz ve Hazar Denizi arasındaki bölge Rusya'nın bütün Müslüman Asya ile yakın temasını sağlar. Ruslar Kafkas yarımadasından gereken her yere ulaşabilir. Rusya için Kafkas yarımadası Rusya kıyısını Asya kıtasının kalbine bağlayan bir köprü, Orta Asya'yı düşman tesirlerinden koruyan bir duvar, Karadeniz ve Hazar denizlerini muhafaza eden bir ileri tabyadır. Bu memleketin işgali, devletin en belli başlı görevini 3 teşkil eder.” Arapların 'Maverâu'l-Kafkas', Avrupalıların 'Transcaucasia' ve Rusların 'Zakavkaz' olarak bahsettikleri Kafkasya, Büyük Kafkas sıradağlarının kuzeyinde yer alan tarihi bir bölgedir. Siyasi ve coğrafi bakımdan genel olarak 'Sirkafkasya' (Circaucasie) ve 'Transkafkasya' şeklinde ikiye ayrılan Kaf1) Adem Işık, “Antik Kaynaklarda Karadeniz Bölgesi”, Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul, İ.Ü.S.B.E., 1995, s. 258-259. 2) Mehmet Fetgeriy Şoenu, Kafkasya ve Servet Menbaları, İstanbul, 1924, s. 1. 3) Ahmet Canbek, Kuzey Kafkasya Trajedisi, İstanbul, Kaf Yayınları, 1994, s. 5. 4) B. Z. Avşar, “Kafkasya - Rusya Federasyonu ve Türkiye”, Yeni Türkiye, S. 16, 1997, C. II, s. 1875. 5) Rasim Ruşdî, Şerkesî Yetehaddes an Kawmih, Kahire, 1947, s. 7. 6) E. Kumıkov, İstoriya Adıgov v Kartakh, s Drevneyşikh Vremen do Serednı XIX Veka, Nalçik 1996.

Heredot, Strabon ve Silakin gibi eski Yunan tarihçileri Çerkeslerden Şerkes, Kerket, Kerkes gibi isimlerle bahseder. Bostani, Dairetü'l-Me'arif'te (1/440) orta çağ tarihçile5 rinin onları 'Sirakes' adıyla andığını kaydeder. 'Antik Çağlardan XIX. Asır Ortalarına Kadar Haritalarla Adıge Tarihi' editörü Kumıkov, Adıgelerin kökenini Hatiler, Sindler, Meotlar, Zikhler, Kasogiler ve Çerkesler silsilesiyle 6 özetlemektedir. Keza, 'Büyük Sovyet Ansiklopedisi' de benzer bir şecere sunmaktadır.TarihçiAytek Namitok'a göre 7 Kelt ırkından gelen Kimmerler, Çerkeslerin tarihi ata-larıdır. Adıgelerin Sarmat, Türk ve Slavlardan, hatta Araplardan 8 geldiklerine dair ilmi değeri olmayan iddialar da vardır. M.Ö. 3000-4000 yıllarında su, dağ, orman vb. her açıdan 9 çok zengin bir memleket olan Kafkasya'da otokton halklar yaşıyordu. Üç Gürcü bilim adamı G.A. Melikişfili, Z.V. Ançabazi ve O.M. Caparidzi'nin görüşüne göre Kafkas halkları güneyden,ÖnAsya'dan gelmişlerdir. Hiç şüphesiz paleolitik dönemde insanların ataları bu coğrafyada yaşamıştır. O döneme ait yüz eser Maykop'ta, Abazekhskaya'da, Abinsk'te, Karaçay-Çerkes'te, Kabardey-Balkar'da ve Osetya'da bulunmuştur. Taş devrinde, Karadeniz sahillerinde insan yaşadığına dair bilim adamlarının mütalaaları vardır. Dağ silsilesinin kuzeyinde ve güneyinde yaşayan otokton halklar paleolitik dönem sonlarında kültürel farklılıklar göstermeye başladılar. Neolitik devrimde (M.Ö. 5000) otokton Kafkas halkları üç ana gruba ayrıldı: Kafkasötesi, Kuzeybatıkafkas, Kuzeydoğukafkas. M.Ö. 3000-4000 yıllarında Abhaz-Adıge, NahDağıstan ve Kartvel olmak üzere tamamen ayrıştılar. O tarihte kendi aralarında da ufak tefek ayrışmalar görül10 meye başlandı. Kafkas halklarının (M.Ö. 3-4000 yıllarında) ayrışmalarının sebebi, kendi aralarındaki anlaşmazlıklar değil, dışarıdan gelerek karışan yabancılardır.

7) Aydın Osman Erkan, “Kafkasya ve Çerkeslerle İlgili Belgeler”, Kafkasya Yazıları, S. 4, Kış 1998, s. 50. 8) Betrozov, a.g.e., s. 10-11. 9) Otokton (Autochthon) tabiri, Yunanca menşeli bir sıfat olup yerli manasında kullanılmaktadır. Literatürde bir coğrafi mıntıkanın ilk sakinlerini ifade eder. Bkz.: Bakır Sarûhânî, Dâiretü'l-Meârif-i Ulûm-i İctimâî, Tehran, İntişârât-ı Keyhan, 1370 (1992), s. 52. 10) Betrozov, a.g.e., s. 48-50.

127

TARİH BİLİNCİ

ULUSLARARASI KUZEY KAFKASYA SEMPOZYUMU

Kuzey Kafkasya'nın tarihini anlamak için burasının Ön Asya ile Avrupa arasındaki köprü işlevi gördüğünü unutmamak gerekir. Kafkasya'daki en büyük tarihi değişimlerden biri Kuzey İran halklarının; M.S. IV. asırdan itibaren de Hun, Bulgar, Hazar ve Kıpçakların gelip Kafkas halklarına karışmasıdır. Bu olay birkaç kez vuku bulmuş ve bölgeyiTürkî bir coğrafyaya dönüştürmüştür.11

Adıgelerin Diğer Milletlerle Münasebetleri: Toplumların dış münasebetleri sosyal yapı ve değişmelerinde çok etkili olduğu için tarihteAdıgelerin diğer milletlerle münasebetlerine birer cümleyle değinmek yararlı olacaktır. Çerkeslerin Avrupalılarla münasebetleri, milat öncesinde Greklerin Kuzeybatı Karadeniz sahillerinde önce ticaret, akabinde kolonizasyon faaliyetlerine girişmelerine kadar götürülebilir. Onların ardından aynı konumda Cenevizlileri görmekteyiz. Rus işgali döneminde İngiliz ve Almanlar başta olmak üzere Avrupalıların Çerkesya'ya yeniden ilgi duymaya başladığını görüyoruz. M.S. 4. yüzyılda Bizans'ın Çerkesya ile başlayan münasebetleri Selçukluların Anadolu'ya gelmesine kadar sürmüştür. İşgal girişimi ve buna karşı direnme şeklinde gelişen Adıge-Rus münasebetlerinin tarihini, Çar İvan Grozni'nin yayılmacı politikalarının uygulamaya konduğu 16. yüzyıl ortalarına kadar götürebiliriz. İlk dönemde sürtüşme şeklinde başlayan Kırım-Çerkes münasebetleri, Adıgeler arasında İslam'ın yayılmasıyla müsbet bir seyir izlemeye başlamıştır. O kadar ki, Çerkes beyleri çocuklarını Kırım hanlarına eğitilmek üzere p'ur (atalık) olarak verirken, aynı şekilde Kırım hanları da Adıge beylerine çocuklarını 'atalık' vermeye başlamışlardır.12

SAYI 19 - 20

değişmelerde önemli bir etkisi olan bu mesele ayrı bir tebliğ konusu olduğu için burada detaya girilemeyecektir.

Aile Kurumu Evlilik; Dağıstan hariç tüm Kafkas kavimleri gibi Adıgelerde de egzogami hâkimdir. Evlenme genellikle şu üç yoldan biriyle gerçekleşirdi: Aileler ile adayların tanışıp anlaşması, kız kaçırma ve nadiren “g'uşe gupe yibze” dedikleri beşik kertmesi. Çerkeslerde evlilik zor bir olaydır. Düğünler çok külfetli olduğundan nispeten daha kolay sonuçlanan 'kızı kaçırma' yöntemi yaygınlık kazanmıştı. Nadiren 'zorla götürme' olaylarına da rastlanırdı ki bunun sebebi daha çok başlık parasının aşırı yüksek oluşuydu. Sovyet rejimi ile evlilik kurallarında zorunlu değişmeler olmuştur. Aleksandra Kollantay (1872-1952), Çarın ve kilisenin savunduğu aile kurumunun Çarlık rejimiyle birlikte yıkılması gerektiğini ilan ediyordu. 19 Kasım 1926'da yürürlüğe giren 'evlilik, aile ve velayet yasaları'na göre evliliğin herhangi bir biçim kuralına uyması gerekmiyordu. Evlilik akdi nikâh memuru tarafından herhangi bir tören yapılmaksızın tasdik olunan bir belge durumuna gelmişti. 8 Nisan 1944 yılında yapılan değişikliklerle nikâh memuru önünde bir tören yapılmasına izin verildi. Evlilik için asgari 18 yaş sınırı kondu. Bu değişikliğe kadar çocuğun babasını tescil ettiren kadın idi. Evlilik dışı çocuğun bakımını devlet üstlenmekteydi. Çerkeslerde İslam öncesi dönemde levirat (kocası ölen gelini kayın biraderiyle evlendirme) ve sararat (akraba iki kızı peş peşe alma) âdeti vardı. Her iki adet İslamiyet'e girmelerinden sonra gitgide zayıflamış ve nihayet ortadan kalkmıştır.

Eş seçimi; Adıgelerde eş seçimi, adayların hür iradesine Kırım'ın elden çıkmasından sonra Osmanlı Devleti, Kafkasya ile ilgili eski politikasını hatalı ve yetersiz bulduğundan, doğu hudutları için büyük önem taşıyan Kafkasya'da dikkatini yoğunlaştırdı. Rusya'ya karşı Osmanlı Devleti'nin Asya'daki topraklarını muhafaza etmek üzere, Çerkesistan'ın bir serhat ülkesi haline konulması düşünüldü. Bu politikada, Küçük Kaynarca Anlaşması'ndan sonra Çerkesistan sahillerini gezen Kaptan-ı Derya Gazi Hasan Paşa ile CanikliAli Paşa'nın verdikleri rapor da etkili olmuştur. Adıgelerin Osmanlı Devleti ile kurduğu münasebet ağında en büyük payı, işgalci Çarlık Rusyası tarafından yurtlarından sürüldükleri zaman Osmanlı'dan gördükleri büyük himâye tutmaktadır. Adıge sosyal yapısında meydana gelen köklü 11) Aynı yer, s. 51-56. 12) Atalık kurumu çerçevesinde Kırım Türkleri ile Çerkesler arasında kurulan akrabalık bağlarının detaylı örnekleri için Bkz.: Vasfi Güsar, “Çerkes ve Kırım

bırakılmıştır. Bununla birlikte kızın eş seçiminde aile büyüklerinin görüşü de önemli bir etken idi. 'Zexes' denen eğlence meclislerinde tanışan adaylar bir süre 'pselhıxhu' (sohbet arkadaşlığı) yaptıktan sonra birbirinin 'kaşen'i (sevgilisi) olur ve nihayetinde evlenirlerdi.

Evlilik yaşı; Adıgelerde evlilik yaşı ortalaması 20'nin altında idi. Ancak İslamiyet'le kucaklaşmalarının akabinde başlayan ve dört asır süren kanlı savaşlar ve peşinden yaşanan sürgün şoku nedeniyle normal evlilik yaş sınırı zamanla 25'in üstüne çıkmıştır. Günümüzde Kafkasya dışında yaşayan Çerkeslerde 25'in üstünde olan evlilik yaşı ortalaması günümüzde ata vatan Kafkasya'da 22 yaş düzeyinde seyretmektedir. Tatarlarının Tarihî Münasebetlerine Bir Bakış”, Kafkas Dergisi, S. 10, İstanbul, 1 Ekim 1953, s. 4-7.

128

TARİH BİLİNCİ

ULUSLARARASI KUZEY KAFKASYA SEMPOZYUMU

SAYI 19 - 20

Başlık; Günümüzde de Anadolu'da yer yer devam

keği de ya koca veya onun arkadaşları yakalayıp öldürürdü.

etmekte olduğu üzere başlık parası alınırdı. Bunun miktarı sosyal statüye göre değişirdi. Bu para genellikle at, silah, büyük-baş hayvan, -İslam öncesi döneme mahsus olmak üzere köle- ve nakit olarak ödenirdi. Çerkesler İslam'a girdikten sonra başlık ikiye çıkmıştı; biri ebeveyne, biri geline (mehir olarak) verilirdi.

Boşanma; Karı koca arasındaki anlaşmazlıkları 'yifend' dedikleri imamlar ile 'nahıjh' dedikleri saygıdeğer yaşlılar çözüme kavuştururdu. Bu gibi davalarda kocanın tercihine daha çok önem verilirdi. Nadiren vuku bulan boşanmalar şu şekilde gerçekleşirdi:

Poligami; Çeçenlerde daha yaygın olan birden fazla kadınla evlilik Adıgelerde ender rastlanan bir durum olmakla birlikte 'Nart l'ıxhujh' dedikleri kahramanların ve 'pşı'lerin birden çok kadınla evlendiği olmuştur.

Evlenme yasakları; Gerek baba gerekse anne tarafından akrabalarla evlenmek kesinlikle müsamaha görmezdi. Bu gelenek günümüz Çerkes toplumunda da sürmektedir. Dağıstan hariç diğer Kafkas halklarında hâkim olan akraba evliliği yasağı Adıgelerde en sert şekilde uygulanır, aynı sülâle mensupları ve sütkardeşler yakın akraba addedilirdi. Ender olmakla beraber yakın akraba evliliği gerçekleştirenler bir çukura atılıp taşlanarak öldürülürdü. Günümüzde müeyyidesi kalmamış olmakla birlikte yakın akraba evliliği yapanlar ömür boyu dışlamalara maruz kalmaktadır. Sütkardeşle ve başka dinden biriyle evlenmek yasaktı. Bey sülâlesine mensup biri köle (işçi) sınıfından biriyle evlenemezdi. Bunun aksi de aynı şekilde yasak idi. Ancak bu sınıf farkı gözetme kuralı İslamiyet'le birlikte gevşemiş, bugün tamamen yok olmaya yüz tutmuştur.

Ya koca şahitler huzurunda 'ben artık seninle yaşamayacağım' der kadına yol verirdi.Veya iki şahit ile köy imamının huzurunda üç kez 'tallaktuk' der üç adım atardı. Kadın 4 ay 10 gün bekledikten sonra dilediğiyle evlenebilirdi. Toplumda kendini ispatlamış ve saygınlık kazanmış bir kadının beğenmezse erkeğinden ayrılma hakkı vardı. Sovyet rejimi politikaları sonucunda Çerkesler arasında boşanmanın yaygınlaştığı görülmektedir. Eğer çocuk yoksa resmen boşanma olayı, nikâh memurluğuna başvuran herhangi bir eşin talebi üzerine nüfus kütüğüne bir kayıt düşülmesi işleminden ibaretti. Günümüz Kafkasya'sında yaşayan Çerkes toplumunda baş gösteren en ciddi sosyal hastalıklardan biri, boşanma olaylarının had safhada artarak ailenin parçalanmasıdır. Diyaspora Çerkeslerinde yakın zamana kadar nadirattan addedilen boşanma olaylarının da eskiye nispetle artmaya başladığı gözlenmektedir.

Gerek Kafkasya'da, gerekse diyasporada (Kafkasya dışında Çerkeslerin yaşadığı yerlerde) hal-i hazırda etkin olarak yaşayan evlenme yasakları akraba evliliği ve sütkardeş evliliğidir. 147 yıllık aradan sonra dünyanın dört bir yanından gelip ata yurtlarında karşılaşan Çerkesler sülâlelerini bulmakta ve yakın akraba muamelesi görmektedirler. Dolayısıyla, aynı sülâle adını taşıyanların evlenmesine asla müsamaha edilmemektedir.

Karma evlilikler; Kafkasya'da Müslümanlarla gayr-ı müslimler arasında vuku bulan nadir evlilikler tek yönlüydü. Bu durumda, Müslüman bir erkek Müslüman olmayan bir kadınla evleniyordu. Müslüman kızlar hemen hiç bir zaman gayr-ı müslimlerle evlenmiyorlardı. Daha çok kentlerde rastlanan gayr-ı müslim gelin alma olayı bile koca evinde husumetle karşılanırdı. Ancak bu husumet zamanla yumuşamış ve iki yönlü karma evliliklere sıkça rastlanır olmuştur.

Bakire olmadığı anlaşılan gelinin derhal baba evine iade edilmesi geleneği de evlilik yasakları çerçevesinde değerlendirilebilir.

Karma evlilikleri kolaylaştıran etkenleri araştıran sosyologlar, kentleşme, çok ulusluluk ve eğitim seviyesini, bu konudaki en etkin faktörler olarak ortaya koymuşlardır.

Çerkes toplumunda namus ve iffet son derece büyük bir titizlikle korunurdu. Nadiren vuku bulan zina olaylarına en şiddetli cezalar uygulanırdı. Evli biri zina ederse öldürülür, zani bekâr ise yüz sopa vurulurdu. İslam öncesi Çerkes toplumunda evli kadın zina yapacak olursa, kocası tarafından saçları kökten kazınıp elbisesinin kolları dirseklere kadar kesilir ve öylece çıplak bir ata bindirilerek hor ve hakir bir halde babasının evine geri yollanırdı. Onunla zina eden er-

Sovyet iktidarı, terfi sebebi görerek teşvik etme vb. yollarla etnik grupların karışmasını ve milletler üstü bir toplumun karma evliliklerle gerçekleşeceğini ümit ediyordu. Karma evliliklerde Müslüman babanın milliyeti hep baskın çıkardı. Ender olarak rastlanan Müslüman kadının gayr-ı müslim erkekle evlenmesi halinde de çocuklar annenin milliyetini seçerdi. Karma evlilikler bile İslam'ın dışında bir dünyaya açılmaya meydan vermiyordu.

129

TARİH BİLİNCİ

ULUSLARARASI KUZEY KAFKASYA SEMPOZYUMU

Düğün; Yeni kurulan ailenin nasipli ve bereketli olması temennisiyle düğün yemeğine çok büyük önem verilir, zengin bir çeşitle donatılırdı. Düğünde en önemli olay 'wune yışe' dedikleri gelini damadın evine buyur etme merasimiydi. Büyük bir grup eşliğinde, mızıka çalıp 'woered' (şarkı) söyleyerek, silah atışları yaparak gerçekleştirilirdi. At yarışı, güreş vb. spor gösterileri düzenlenirdi. Mızıka eşliğinde, kız erkek karşılıklı Kafkas oyunları oynayarak yapılan Çerkes düğünleri hem Kafkasya'da hem de diyasporada halen yaşatılmaktadır. Evlenme merasimi, Kafkasya'da yaşayan Müslüman halklar için, geleneklerine olan derin bağlılıklarını gösterme ve Sovyet kanunlarını ve tutumunu küçümseme için bir fırsat olarak değerlendiriliyordu. Başta ziyafet için kurban kesilmesi olmak üzere hükümetin hiç de tasvip etmediği bir sürü masrafların yapıldığı görkemli şenlikler olurdu. Üstelik bunlar mahalli yetkililerin huzurunda yapılırdı. Evlilik merasimi doğum merasimine nispetle Müslümanların ata geleneklerine bağlılıklarını gösterme fırsatını daha çok vermekteydi. 1960 yılları başında meseleye eğilen Sovyet rejimi, dini nikâhların artma eğiliminin, resmi nikâhın cazibesi olmayan donuk ve bürokratik özelliğinden kaynaklandığını düşünerek görkemli nikâh sarayları inşa edilmiş ve büyük törenler düzenlenir olmuştu. Ama hiç bir şey değişmemiş gibi dini nikâh törenleri cazibesini muhafaza etmeye devam etmişti. Müslüman toplumda resmi nikâh sonucunda doğmuş çocuklar rahatlıkla meşru kabul edilmiyordu. Dini nikâh bir vicdan hürriyeti meselesi olarak düşünüldüğünden yasaklanamamıştı. Ancak, baliğ olmamış veya rızası olmayan kızların evlendirilmesi, kız kaçırma, başlık vb. adetler ekonomik ve sosyal gerekçelerle yasaklanmıştı. Buna rağmen yer yer devam ediyordu. Meselâ, başlığın herkesçe malum rayiçleri vardı. Kafkasya'da nişanlının müstakbel kocanın ailesine takdim edildiği törenler (nıse teşe) devam etmekteydi. Merasim boyunca gelin yüzü kıbleye dönük vaziyette ayakta dururdu. Sovyetler Birliği'nde Ekim devriminden sonra aile müessesesi, tamamen ortadan kaldırılmak istenmişti. Marksist teorisyenler tarafından çekirdek ailenin, cemiyetlerin ağır ve hızlı değişmesiyle beraber sosyal şartların değişmesi sonucu ortadan kalkacağını iddia etmişlerdir. Her değişimi ekonomik şartlara bağlayanlar, aileyi özel mülkiyet müessesesinin ortaya çıkardığı kapitalist bir kurum olarak kabul etmişlerdir. Ailede gelenekselliğin devam edeceği, dolayısıyla bu müessesenin zayıflatılması ve yok edilmesi hedef alınmaktaydı. Ancak, takip edilen politikalar ve ailenin görev ve fonksiyonlarını yerine getirmek üzere oluşturulan kurumlar başarılı olamamış; sonuçta bu politikalardan geri dönülmüştür.

SAYI 19 - 20

Düğün merasimleri meyanında, akrabalık yollarını çoğaltma tekniklerinden biri olan 'teha' (Kuzeybatı Kafkasya'da 'teşe') dedikleri bir merasim yapılır; yeni akraba adayı olarak seçilen yabancı bir delikanlı odasının köşesinde ayakta bekleyen gelinin önünde durur, 'dünya ahiret bacımsın, iki bacım var, üçüncüsü sensin' der, duvağını kamasının ucuyla iki kere biraz kaldırır, üçüncüsünde arka tarafa atar, yüzünü açardı. Tavandaki yuvarlamaya üç kez kamasıyla vurup bu akrabalığın nişanesi olarak işaret atardı. Kafkas halklarında 'kaafe' denen dansın önemli bir yeri vardı. Hiç bir sevinçli merasim 'kaafe'siz olmazdı. Asırdan asra daha sanatkârane ve daha estetik bir hal alan bu oyunda erkeğin şahsında sertlik, heybetle dimdik ayakta durma, kızın şahsında ise zarafet ve nezaket zirveye ulaşır. Bu dans gerek Kafkasya'da gerekse diyasporada canlılığını halen muhafaza etmektedir.

Hane halkı sayısı; Çiftlikvari yerleşim şekli gereği çalışacak çok sayıda insana ihtiyaç duyulması sebebiyle aileler kalabalık olurdu. Beş neslin bir arada tek bir ailede yaşadığına rastlamak olağan bir durum idi. Aile reisi, evli bekâr tüm çocukları ve torunlarıyla birlikte yaşardı. Bu gibi normal bir aile 40-60 kişiden oluşurdu. Bu sayının yüze çıktığına dahi şahit olunmuştur.Ayrıca uşak ve köleleri olurdu. 16-18. Asırlarda aileler birlikte yaşardı. Potemkin'in anlattığına göre Kabardeyler dededen toruna ayrılmadan oturur, aynı kaptan yerlerdi. Hane halkı fert sayısı olarak sorulmaz, 'kaç kazan?' diye sorulurdu. Bir ailede 15-100 kişi yaşardı. Aile belli bir büyüklüğe ulaşınca ayrılır, o ayrılan da hızla büyümeye başlardı. Ayrılan yeni aile çok uzağa gitmez, yakın bir yerde yerleşirdi. Oğul evlenince ona ayrı yer verirlerdi.Adıge ailesi genellikle anne, baba, çocuklar, dede, nine, kız ve erkek kardeşlerden oluşurdu.

Aile içi roller ve münasebetler; En yaşlı üye 'thamade' (reis) olur, tüm işleri o idare ederdi. Hane toplantısına erkek üyeler katılırdı. İkinci otorite onun hanımı ('goaşe') olup ailenin tüm bayanları üzerinde sözü geçerdi. Aile içi ilişkiler 'büyük-küçük' ilkesine göre düzenlenirdi. Aile reisi ölünce, kalan en yaşlı üye reis olurdu. 'Ailede illa ki bir kanun olmalı', 'ana babanın sözü fiili kanundur' gibi atasözleri 'thamade' nin ne kadar büyük bir yetkiye sahip olduğunu göstermektedir. 1847 yılında kabul edilen bir kanuna (xabze) göre 'baba tam yetkilidir, hane halkı onun karşısında köle gibi davranmalıdır.' Babadan izinsiz hiç bir iş yapılmaz, o dilediğini yapar, istediği gibi cezalandırırdı. Evlilik izni babadan çıkar, başka türlü kabul edilmezdi. Kızını dilediğine verir, izinsiz kaçarsa evlatlıktan reddedilirdi. Keza oğlu izinsiz gelin getirirse evlatlıktan ret olunurdu. Babasından zulüm gören aile bireyi onu sülâle büyüğüne şikâyet edebilirdi.

130

TARİH BİLİNCİ

ULUSLARARASI KUZEY KAFKASYA SEMPOZYUMU

Nalçik'te oturan seksenini aşkın Hadiyat Nine okuduğu evradın sevabını peygamber ve ashabından sonra kayın pederi ile kayın validesinin, daha sonra kendi ebeveyninin ruhuna bağışladığını söylüyor. Bu edebi annesinden öğrendiğini belirterek şu açıklamayı yapıyor:Gelin giderken annem bana dedi ki; 'kızım, artık sen gittiğin evin insanısın, onlara öncelik vereceksin...'. Toplumun hücresi mesabesinde olan aile kurumuna Sovyet rejimi boyunca yöneltilmiş bulunan tahripkâr uygulamalar neticesinde bugün Kafkasya Adıgelerinin aile yapısı parçalanmış bir tablo görüntüsü arz etmektedir. Bunun sonucu olarak aile içi rol çatışması vs. problemler yoğun şekilde yaşanmaktadır.

SAYI 19 - 20

ması ve savaşabilme kabiliyeti sebebiyle önemsenirdi. Bütün anketler, dine karşı tutumları, yaşadıkları çevre (kent ya da kırsal kesim), eğitim seviyeleri ve sosyal statüleri ne olursa olsun tüm sovyet âleminde (Müslüman) erkek çocuklarının hemen hepsinin sünnet olduğunu göstermekteydi. Çocuklara ad seçerken de dini gelenekler önemli rol oynamaya devam etmekteydi. 'Şeytanın dikkatini başka yere çekmek' ve çifte kimlikle onu aldatmak amacıyla çocuğa ikinci bir isim verme geleneği doğmuştu. 10 Ekim 1996 tarihinde kendisiyle yapılan mülakatta KHK (Kafkas Halkları Konfederasyonu) fahri başkanı Musa Yure Şenıbe, Yure adını sevmediğini ve artık kullanmadığını, onun işlevinin geride kaldığını belirtmiştir.

Kadın; Kadın erkeğe tabi idi. Kızlar üzerinde annenin salahiyeti daha fazlaydı. Aile ekonomisine önemli bir katkısı olan kadın ev işleri ve çocuk yetiştirme yanında bağ bahçe işlerine yardım eder; yün, deri ve keten işleri yapar, süt mamulleri elde ederdi. Şeriat ve xabze kanunlarına riayet konusunda son derece titizlik gösterirlerdi. Yemeği hazırlar ama misafire kendisi götürmez, servisi kocası veya oğlu yapardı. Doğum yapan gelin, sair aile kadınları gibi ailede söz sahibi olurdu. Sovyet rejimi döneminde kadının konumunda önemli değişmeler vuku bulmuştur. Sosyo-ekonomik faaliyetlerin her dalında görev üstlenmesi, geleneklerin zayıflaması ve demografik dengenin bozulması bunun başlıca etkenleri olmuştur. Dünya Bankası'nın 1995 yılında yaptığı 'Dünya Kalkınma Göstergeleri' başlıklı araştırmaya göre Rusya Federasyonu genelinde 8.350.000 kadın fazlası vardır ki bu RF genel nüfusunun yaklaşık % 6'sı demektir. Bu demografik denge bozukluğunun Kafkasya'da daha ileri safhada olduğu müşahede edilmiştir. Adıgelerde kadın evlendikten sonra da soyadını kullanır. 'Falanların kızı' veya 'filanların gelini' diye anılır. Aile içerisinde erkeğe adıyla hitap edilmediği gibi kadına da öz adıyla hitap edilmeyip; 'goaşe' (ev sahibesi), 'nıse' (gelin), 'evdeki', 'bizimki', 'çocukların annesi' vb. isim ve sıfatlarla çağrılır.

Çocuk; Çocuklar nart hikâyeleri, xabze ve namus kuralları iyice öğretilmek suretiyle çalışkan, terbiyeli, cesur, dürüst, doğru sözlü, adil, merhametli ve saygılı bir fert olarak yetiştirilirlerdi. Çocuğun güçlü ve sağlıklı bir bedene sahip olmasına çok önem verilirdi. “P'ur” denen çocuğu atalığa verme geleneği bu düşünceden doğmuş ve ebeveyn şefkatinin çocuğun eğitimine menfi etki etmesi önlenmiştir. Böylece çocuğun şahsiyet ve irade gelişimi daha sağlıklı olarak tamamlanırdı. Erkek çocuk soyun devamını sağla-

Sünnet geleneği Doğu Kafkasya'da hiç terk edilmeden günümüze kadar geldiği halde Batı Kafkasya'da büsbütün unutulmaya yüz tutmuşken Sovyet sonrası dönemde yeniden canlanmaya başlamıştır.

Miras; Baba evden ayrılan oğluna servetinden dilediğini verirdi. Kıza pek fazla mülk verilmezdi. Baba hayattayken mirası bölüştürmemişse çocukları arasında eşit oranda bölüşülürdü. Evlatlıktan ret olunan çocuk mirastan mahrum kalır, haksız ret durumunda sonradan itiraz hakkı saklı tutulurdu. Baba ölürse, kalan mülkü çocukları eşit şekilde bölüşürlerdi. Oğlundan olan torunları mirasa katılırdı. Ölenin çocuğu yoksa miras akrabalara bölüştürülürdü. Akraba erkek var oldukça kıza miras verilmez, hiç erkek akraba yoksa ancak o zaman kıza miras verilirdi.

Ev ekonomisi; Geçim erkeğe ait olup kadının asal görevi erkeğe itaat idi. Ailenin tüm ihtiyaçları aile fertlerince karşılanır, her aile kendine yeterdi (doğal ekonomi). Ailenin bütün bireyleri ev ekonomisine katkıda bulunurdu. Et, süt, yün vb. hammaddeler çok tüketilir, elbise, ayakkabı vs. tüm giyim kuşam ihtiyaçlarını kendileri üretirdi. Ev endüstrisi giderek gelişti ve el sanatları mesleğe dönüştü. İhtiyaç fazlası üretip satmaya başladılar. Yamçı, ayakkabı, eğer yastığı, heybe, halı vb. eşyalar çokça üretilmeye başlandı. Ancak ustalık ve kalite haneden haneye değişiyor, satılmak maksadıyla üretilenlere daha bir özen gösterilirdi. Endüstrileşmenin Çerkes ailesi üzerinde gösterdiği en büyük etkiler, ailenin eskiden icra etmiş olduğu fonksiyonların azalması, boşanma oranlarının eskiye nazaran büyük bir artış kaydederek ailenin parçalanması ve kadınlar ile gençlerin toplumdaki konumlarının değişmesi hususlarında görülmüştür.

131

TARİH BİLİNCİ

ULUSLARARASI KUZEY KAFKASYA SEMPOZYUMU

Eğitim Kurumu Etnolog J. Thamowko'nun belirttiğine göre eğitim çoğunlukla ailede yapılırdı. 'Zekhes'lerde tecrübeli, akıllı, bilgili ve ahlâklı büyükler yeni nesli eğitirdi. Çocuk bebeklikten itibaren hayatın ve törenin içinde yoğrularak büyütülürdü. Gençler, ev ile misafirhane ve kültür evi işlevi gören 'haçeş'lerde eğitilirlerdi. Kızlara xabze kuralları yanında biçki dikiş, mutfak ve ev işleri öğretilirdi. Kız çocuklar evlenene kadar baba evinde eğitilirdi. Erkek çocuk atalık verilir, binicilik, atıcılık vb. hususlarda eğitilirdi. Atalığa verme (p'ur) âdeti Kafkas halkları arasında önemli bir yere sahip idi. Adıge, Abaza, Asetin, Balkar, Karaçay, Kumuk ve Darginlerde çok yaygındı. Zamanla beyler worklere, workler çiftçilere atalık vermeye başladılar. Erkek çocuk baliğ oluncaya, kız çocuk evlenecek yaşa gelinceye kadar eğitilirdi.Aileler kendi öz çocuğundan daha ziyade atalığın beslenme ve eğitimine önem verirdi. Atalığın en önemli vazifesi atalığı iyi bir savaşçı olarak yetiştirmekti. Bu yüzden altı yaşındaki çocuk, güreş, dövüş, ok atma, silah atma, binme, açlığa, sıcağa ve soğuğa dayanma gibi meziyetlerle donatılırdı.Atalık tüm kabilece yakın akraba addedilir, hatta atalık öz anne babasından ziyade atalığına bağlanırlardı.Ata binip, silah kullanabilen, meşakkate katlanabilen bir karakterde yetiştirilirdi. Bey çocukları toplumun en münevverlerine verilip eğitilirdi. Başka kabilelere de atalık verilirdi. Meselâ, Asetin çocukların Adıgelere, Adıge çocukların Kumuklara verildiği olurdu.Çocuk ya doğar doğmaz ya da birkaç aylık iken p'ur verilirdi. 8 ilâ 13, en geç 17 yaşına dek atalıkta kaldıktan sonra ailesine iade edilirdi. Kız çocuk atalığa verilmişse genellikle 12-13 yaşında iade edilirdi. Mürebbi, çocuğu sınıfına uygun davranma, binicilik, atıcılık, ev idaresi, tarla işleri konularında eğitirdi. Eğitim bitince at, 'faşe' (Çerkeska takımı), 'aşe' (silah takımı) vs. ile süsleyip merasimle babasına iade ederdi. Bunun için büyük düğün merasimleri düzenlenirdi. Mürebbiye de değerli hediyeler verilirdi. Sonraları atalık kalma süresi 3-7 yıla inmiş ve iadesi esnasında yapılan merasimler de hafiflemiştir.

AdıgeTöresininTesisi Çerkeslerin 'Adıge Xabze' dedikleri toplumsal kuralları vardır. Büyük küçük, kral, köle herkes bu kurallara uyar. Bu kurallar her ferdin konumunu (statüsünü), görevlerini ve haklarını belirler. Xabze senelerce, asırlarca toplumu çözülme ve çöküşten koruyan içtimai bir düsturdur. Kendisiyle yapılan mülakatta etnograf Prof.Dr. Mafedz Serebi, 1807'de Adıge Khase'nin (meclis) toplanarak xabzeye (töre) giren yabancı unsurları ayıkladığını, halen Nalçik Müzesi Arşivi'nde mahfuz ilgili belgenin, Şordan Yakup'un eserinde de söz konusu edildiğini belirtmiştir. Mafedz, Adıgeler'in zaman zaman zeki gençleri, 'iyi adetle-

SAYI 19 - 20

rini iktibas etmek' amacıyla komşu toplumlara gönderdiğini de anlatmıştır. 1861 öncesinde köylerde xabze ve şeriat kuralları geçerliydi. Adıgeler xabzeyi önde tutuyordu. Rusların gelişiyle Rus kanunları da tesiri görülmeye başladı. Kanunlar köylerde kan davalarını azaltmak için kullanılmak istendi, ancak pek sonuç vermedi. Adam öldürme, toprak gaspı, misafirini tahkir, yüzüne kara çalma, namusuna dil uzatma, kız kaçırma gibi olaylar kan davalarının çıkış sebepleriydi. İşin uzayıp zincirleme gitmemesi için xabze ile durdurulurdu. Bu adetler tüm Kafkasya'da aşağı yukarı aynı idi. 1861 öncesi şehirleşme, ticari mallar ve para yaygınlaştıkça geleneksel misafirperverlik de azalmaya başladı. Bu değişim önce yol ağzı ve pazara yakın yerlerde gözlendi. Ama insanlar onlara iyi gözle bakmıyorlardı. Adıge köylerinde müstakil misafirhaneler (hac'eş) vardı. Haceşler herkese açık idi. Müstakil değilse genellikle en güzel oda haceş olurdu. Misafirin tam emniyeti (himaye) sağlanır ve bol yemek verilirdi. Dostluk-arkadaşlık yemini edip aynı kaptan süt veya şarap içerlerdi. İçine altın veya gümüş gibi paslanmayan bir para atarlardı. Bu merasimden sonra hayat boyu birbirini kollar gözetirlerdi. Kafkasyalıların hepsi misafirperver ve kanaatkârdı. Misafiri iyi ağırlamak ve himaye etmek çok önemli bir töre kuralı idi. Misafirperverlik o denli gelişmişti ki can düşmanları bile olsa xabzeye göre ağırlanırdı. En fakir dağlılar bile misafiri sever, bereket getirdiğine inanılırdı. Misafiri üzen veya soyan, ağır cezalara çarptırılırdı.

Çerkes folkloru; kahraman ve yiğit karakterleri yüceltip över, akıllı insanları -fakir de olsa- öne çıkarır, cimri ve korkaklarla alay ederlerdi. Hanımlar becerisini sofra hazırlayışıyla gösterirdi. Üçayaklı sofranın ayağına kadar temizlik anlayışını ölçerlerdi. Kendini ispatlamış kadının beğenmezse erkeğinden ayrılma hakkı vardı. 16-18. asırlarda Kafkas kabileleri arasında sağlam ilişkiler vardı. Aile içinde, kabile içinde yardımlaşır, birbirini korurlardı. F. Engels'in söylediğine göre mensuplarından birini öldüren, yaralayan veya hakaret eden olursa, bunu tüm kabileye yönelik addederek intikam alırlardı. Haksızlığa maruz kalan, tüm kabilesinin arkasında olduğundan emin olurdu. Kabileler arasındaki kan davaları bu sıkı iç irtibattan doğmuştur. İntikam gütmeyen hor görülürdü. İntikam önemli bir toplumsal görev sayılırdı. İntikamların her yıl taraf değiştirerek kabileleri tüketircesine uzayıp gittiği olurdu. Bu şekilde toplumun nüfusu kırılırdı. Köy cemaati düşmanları barıştırmaya ne kadar çalışsa da taraflar buna yanaşmıyorlardı. 18. Asırda fidye usulü kabul gördü. Sorumluluk alanı da daraltılarak yakın akrabaya inhisar ettirildi. Zamanla sadece suçluya uygulanır oldu; ona kısas uygulanıp mesele kapatılıyordu.

132

TARİH BİLİNCİ

ULUSLARARASI KUZEY KAFKASYA SEMPOZYUMU

1686'da Kabardey bölgesinde doğan ve bazı Avrupalı muharrirlerce Kafkasya'nın Solon'u olarak anılan bilge Jebağı, Adıgelerin asırlar boyunca iktisap etmiş olduğu kültürü yeniden yorumlamış ve önemli teamüli kaideler vaz' etmiştir. Onun koyduğu içtimai ve ahlâki prensiplerden Adıge cemiyetinde ferdin konumunu belirleyen bazılarını kaydetmekte fayda vardır:

yollarını tercih ediyorlardı.”

• Cemiyette asil bir unsur vardır ve olmalıdır.

Orta çağda Kafkas toplumunun yapısı değişmeye ve sınıf farklılıklarını kaçınılmaz kılan feodalite yayılmaya başladı ve şu sınıflar doğdu: -

Pşı; reis, bey, köyün veya bölgenin başı,

-

Work; reisin maiyeti,

-

Lhfekotl'; (Kabardey lehçesinde lhxokotl') hür, ne vergi öder ne de beyin otoritesi altına girerdi,

-

Pşıtl'; çiftçi, beyin adamı, ekip biçtikleri mahsullerden, himayesine karşılık olarak beye pay verirlerdi.

-

Wuneut; genellikle harp esirlerinden oluşan kölelerdi ki, belli başlı hakları yoktu. Bu düzen özellikle ovalarda oturan Kabardey, Besleney, Mehoş, Bıcırkoy, Bjeduğ, Hatıkoay ve Mamkhığlar arasında hızla yayıldı.Zamanla 'tlfokotl' tabakası da 'pşıtl'leştirildi. Kuzeybatı Kafkasya'nın dağlık kesiminde (Hakuteş, Şapsığ, Abzekh, Natuhay,Wubıkh vd.) demokratik eşitlik hâkimdi.

• Mert olan her fert asildir. • Asil olan için servet ve ziynet ayıptır. • Gurur ve büyüklenme asalet alâmeti olamaz. • Asalet fazilet demektir. Kaynakları da cömertlik, hayâ, istiğna ve tevazudur. • Harpte kılıcı, kürsüde dili keskin olan önderimizdir. • Asalet mutlak ve irsi değildir. Hizmet ve fazilet, zekâ ve dirayet bir şahsı veya bir aileyi asil mertebesine yükseltebilir. • Âdet uygun olandır. 1750 yılında vefat ederken hakîm Jebağı'nın son nasihati şu olmuştur: “Başkalarının şeref ve namusuna karşı saygılı olunuz. İki yüzlü ve iki kararlı olmaktan kaçınınız.” 16-18.Asırda Kafkas halklarında kamu efkârı ilerlemiştir. Bu ilerleme sosyal ilişkilerin artması, sınıf çatışmalarının şiddetlenmesi, eğitim ve bilimin gelişmesi sebebiyle olmuştur. Bölge ekonomik yetersizlik ve gelişmiş ülkelerle iletişimsizlik sebebiyle dünya medeniyetinin gerisinde kalmıştı. Adıgelerin khokh (hitabe) gibi bazı âdetleri ile özellikle kıyafet ve müzikleri komşu topluluklara tesir etmiştir.

AdıgelerdeSosyalTabakalaşma Sosyal tabakalaşma, otorite, prestij, statü ve güce göre nüfusun farklılaşması ve hiyerarşik olarak sıralanmasıdır. İslam dünyasındaki yenileşme hareketlerini detaylı tahlillere tabi tutan Lapidus, eserinde Adıgelerde sosyal sınıfa ilişkin şu tespitlere yer verir: “Kafkasyalılar eşraf tarafından yönetilmekte idi. Bunların hür köylüler ve toprağa bağlı köle köylüler üzerinde tahakkümü vardı. Nüfusun bir kısmı tamamıyla soy bağıyla veya ufak klan konfederesi ile teşekkül etmişti.” Moskova Bilimler Akademisi uzmanlarınca hazırlanan iki ciltlik Kuzey Kafkas HalklarıTarihi'nde ise Adıgelerde sosyal sınıf olgusu şu şekilde açıklanır: “13-15. Asırlarda feodalite yaygın idi. Bey, vasal, serf, köle gibi sınıflar vardı. Beyler mülkleri ve nüfuzlarıyla üstünlük sağlıyorlardı. İnteriyano'nun anlattığına göre zamanlarının çoğu at sırtında geçerdi. Beyler feodaldi. Çiftçileri çalıştırıp kendileri zeg'oe (akın), têwe (baskın) gibi kolay zengin olma

SAYI 19 - 20

Yukarıda sayılanlara ilave olarak Adıge toplumunda şu sınıflar da oluşmuştu: -

Lhekolheş; prens, pşı adayı,

-

Dıjınığo; prensin bir altı,

-

Workşawe, L'ığuse; kendi başına buyruk, hür. Pşı ona yer ve hayvan, alet ve edevat verir, o da işçilerini çalıştırıp mahsul toplar, beye vergi verirdi.

-

Beykoel; karın tokluğuna çalışan işçi,

-

Lhekoşawe; hür işçi, anlaşma ile istediği yerde çalışabilirlerdi.

-

Şhaşekfıj; sözleşmeyle hürriyetini satın alan (mükâteb) köle.

-

Kodz; beyin yardımcısı, kâhya. Bunu halk seçerdi. Kodz, Bey ile birlikte tebeayı yönetirdi.

Bu sosyal sınıflar kendi denkleriyle evlenirdi. Üst tabakaya mensup birinin evini soyan öldürülürdü. Beyler sadece bey kızı alır, beylere kız verirlerdi. Bey öldürmenin cezası çok büyüktü; kanla ödemek en kolayıydı. Beyi öldürenin ailesi öldürülür, çocukları köle olarak satılırdı. Bey, bey olmayan birinden çocuk sahibi olursa buna 'tume' derler, lhekolheşten büyük, beyden küçük bir mertebede sayılırdı. Workler 'aşefaşe'leriyle (Çerkeska ve silah takımlarıyla) donanmış halde beye eşlik ederlerdi.

Feodalite 18. asırda Kafkasyalılar arasındaki sosyal münasebetler, önceden olduğu gibi farklılık arz ediyordu. Bir tarafta feodalizm hüküm sürerken öbür tarafta bu daha hiç bilinmiyordu. Sosyal gelişme farklılık gösteriyordu. Bu durum kabileler arasında olduğu gibi kabile içinde de görülebiliyordu.

133

TARİH BİLİNCİ

ULUSLARARASI KUZEY KAFKASYA SEMPOZYUMU

Meselâ, Adıgelerde aristokrasi de (Merkezi Kafkasya'da Kabardeylerde), demokrasi de (Batı Kafkasya'da Abzekh ve Şapsığlarda) aynı anda var idi. Doğu Kafkasya'da Avar, Dargin ve Lezgilerin bir kısmı feodal, bir kısmı ise bağımsız idi. Avrupa'da değişen feodal düzende artan lüksün senyörlerin sömürü haddini tırmandırması sonucu köylülerin kaçması neticesinin doğması süreci, Kafkasya Adıgelerinde de yaşanmıştır. 1790'dan 1810 sonlarına dek, Kuban havzasında yaşayan Çerkes köyleri ayaklanarak feodaliteyi devirdiler, pşı ve workleri Ruslara veya Kırım'a sığınmaya mecbur ettiler. (Kuban havzasında) 1790'da halk idareyi ele aldı, pşı ve workleri devre dışı bıraktı. Bunu isyan olarak değerlendirenler de olmakla birlikte, gerçekte içtimai bir inkılâp idi. Bu hareket, bölgede yayılmış olan feodaliteyi ortan kaldırdı. Adıge toplumunda görülen kast tabakalaşmasının yerini Sovyet döneminde statü tabakalaşmasının aldığı söylenebilir. Yakın zamana kadar dünyanın önde gelen sanayi toplumlarından biri olan SSCB içerisinde yer almış bulunan Adıge toplumunda, sermaye ve menkul değerlerin yerini bilgi ve teknolojiye hâkim 'beşeri kapital'in aldığı ileri sanayi toplumu özellikleri görülmemektedir.

DemografikYapı Rus-Kafkas savaşlarının kızışmasından hemen önce Kafkasya'da bir milyon civarında Adıge yaşamakta idi. Eksikliklerine rağmen bu konuda en doyurucu çalışma Kabuzan'ın 19 ve 20. Yüzyıllarda Kuzey Kafkasya Nüfusu adlı eseridir. Rus arşivlerinden yararlanılarak hazırlanan bu esere göre yaklaşık iki asır önce bölgede yaşayan Adıge nüfusu 700.000, civarında olup bugünkü nüfusa yakın idi. 1800'lü yılların başında bölgede iskân edilen Rus nüfus 100 bin civarında iken bugün Kabardey bölgesinde % 30,Adıgey bölgesinde % 80, Şapsığya bölgesinde ise % 90 oranında toplam 12 milyonun üzerinde Rus nüfus yaşamaktadır.* Savaş ve sürgünlerle Adıge nüfusu sürekli azaltılırken planlı iskânlarla Rus nüfus devlet desteğiyle sürekli olarak geliştirilmiştir.

AdıgeToplumunda İktisadi Hayat Adıgelerin binlerce yıl önce toprağı işledikleri, Kafkas sıra dağlarının kuzeyinde yer alan geniş vadilerde bağlar bahçeler ve taraçalar oluşturdukları bilinmektedir. Önceleri hayvan gücüyle işlenen küçük toprak parçaları, Sovyet döneminde birleştirilip büyük yekpare tarlalar halinde makinelerle işlenir olmuştur. Özel mülkiyetin tamamen kaldırılması ve ziraat ve hayvancılık faaliyetlerinin devasa kolhoz ve solhozlarda icra edilmesi neticesinde on bin, yirmi bin dönümlük tarlalar ve çiftlikler ortaya çıkmıştır. Sov-

SAYI 19 - 20

yet rejiminin dağılmasıyla birlikte başlayan özelleştirme çalışmaları başarılı olamamış, donanım temininden yoksun halk toprak sahibi olup kendi menfaatine işletmeye rağbet göstermemiştir. Kolhoz ve solhozlar Sovyet sonrası dönemde de varlığını sürdürmüş, tarım alanında olduğu gibi hayvancılık alanında da özelleştirme ilgi görmemiştir. Orta ölçekli işletme kurmayı başarıp tavuk ve büyük baş hayvan yetiştirmeye muvaffak olan müteşebbislere de rastlanabilmektedir. Maden ve deri, yün vb. hayvansal hammaddelerin milat öncesinden beri mâhirane işlendiğine dair belgeler neşredilmiş olduğu gibi, kazılarda bulunmuş eserler Maykop ve Nalçik müzelerinde sergilenmektedir. Bahsi geçen tarihi eserlerde; gerek silah vs. edevatta, gerekse giyim kuşam malzemelerinde altın, gümüş vd. süslemelere rastlanmaktadır. Bunlarla ilgili müstakil albümler neşredilmiş bulunmaktadır. Asırlar boyu süren baskın, istila ve savaş şartlarının sonucunda her an savaşa hazır ve müteyakkız halde bulunma ihtiyacı hisseden Adıge insanı, zırh, yelme, kılıç, kama, miğfer ve daha az kullanılan türlü savaş gereçleri üretmeyi hayati önem arz eden bir mesele olarak görmüştür. Tüccarlar çoğalmaya başlayınca demir atölyeleri de gelişti ve silahları (kılıç, kama, rovelver vb.) kalite kazandı. Zırh gömlek, miğfer, eğri uçlu kılıç ve düz kama, çok üretilen mamullerdi. Ok ve ok ucu yapımı, korunma gereçlerinin taşıdığı önem sebebiyle oldukça gelişmişti. Zırhı delen çelik uçlu oklar üretilirdi. Rus işgaline kadar ev yapımında taştan ziyade ahşap malzeme kullanılır, çamurla sıvanırdı. Sürekli bir savaş atmosferinde yaşayan bölge insanı, herhangi bir baskın esnasında tereddüt göstermeden terk edebileceği basit evler inşa etmeyi kültür edinmişti. Sovyet döneminde planlı şehirleşme projeleri çerçevesinde köyler bile şehir özelliğinde yeniden inşa edilmiş, özel mülkiyetin kaldırılması sebebiyle vatandaşa lojman olarak tahsis edilen betonarme meskenler,Sovyet sonrası dönemde özelleştirilmiştir. Adıge mutfağında çoğunlukla hayvan ve tahıl mamulleri kullanılırdı. Gıda maddelerinin uzun süre dayanabilme özelliği önem arz etmekte idi. Rus işgali ve Sovyet rejimi döneminde Adıge mutfağına yeni mönüler katılmış olmakla beraber geleneksel yemeklerin büyük çoğunluğu hanelerin yanı sıra lokantalarda da varlığını sürdürmektedir. 13-15. asırlarda bölgeyi dolaşmış olan yabancı gezginler, Adıgelerin giyim kuşam malzemesi olarak ürettiği mamuller olarak şunları sayarlar: 'Beşmet' dedikleri kısa pantolon, 'halat' denen bir çeşit hırka, ipek takke, yün külah ve kalpak gibi baş giysileri, deriden yapılmış 'şuruk' dedikleri çizmeler ve ayakkabılar, deri, gümüş, altın veya ipekten mamul kemer, altın ve gümüş küpe, yüzük, bilezik, bronz taç, gerdanlık.

134

TARİH BİLİNCİ

ULUSLARARASI KUZEY KAFKASYA SEMPOZYUMU

Bayan kıyafeti olarak gömlek, 'faşe' denen, göğüs kısmı işlemeli müflonlu pardösü, deri ve yünlü kumaştan mamul ayakkabı, genç kızlar için fes kullanılırdı. Giyim kuşam malzemeleri çoğunlukla hanımlar tarafından evde üretilirdi. Erkek kostümü olarak pişnet (gömlek), tsey (çerkeska), cako'e (yamçı), şharhon (başlık) ve Rusların papaha dediği kalpak, çerkeska için 'hazırıtlh' diye isimlendirilen fişeklikler üretilirdi. Erkek kıyafetinin ayrılmaz parçaları olarak deri kın içinde bıçak, çakmak taşı, kapanan tıraş bıçağı ve ahşap veya kemik barutluk fazlaca üretilirdi. 17-18. Asır bayan mezarlarında ahşap veya kemik tarak, ayna, yüksük, iğne vs. özel eşyalar bulunmuştur. Kabileden kabileye modelde farklılık göstermesine rağmen genellikle tüm Kuzey Kafkas halklarının giysileri aynı model idi. Giysiler çoğunlukla yünden örülürdü. 1861 öncesinde giyim kuşam dağ bölgelerinde aynı kaldı ama vadilerde biraz değişiklik göstermeye başladı. Fabrika dokuması kumaşlar kullanılmaya başlanmakla beraber dağ bölgelerinde elde yapılan iç ve üst giysilik kumaşlar da kaliteliydi. Koyun derisinden şapka, kürk, pantolon vs. yapılırdı. Keçe yamçı ihtiyaçtan fazla üretilip satılırdı. Kabardey, Dağıstan ve Çeçen yamçıları daha çok tutulurdu. Dağlarda keçi kılından, ovalarda ise deve yününden yapılmakta olan 'şharhon' (başlık) ile az işlenmiş kaba deriden yapılan 'şuruk' (çizme) çok yaygın kullanılmaktaydı. Fantezileri de yapılan bu çizmeleri zenginler iyi sahtiyandan yaptırırlardı. Bunların fabrikasyon üretimini yapan atölyeler de kurulmuştu. Günümüzde geleneksel kıyafetler, sadece törenlerde giyilmektedir. Sovyet dönemi ürünü olan kalitesiz ve tek tip giyeceklerin üretimi durmuş olup yaşlı ve çok fakir insanlar dışında bunları giyen kalmamıştır. 1990 sonrası hızla gelişen ve bir süre Türkiye ile yürütülen valiz ticareti, eskiden beri kılık kıyafetine büyük önem veren ve şık giyinmeyi sağlıklı beslenmeden daha önemli sayan Adıge insanının bu ihtiyacını bir dönem karşılamıştır.Ancak, gerek Moskova'nın Türkiye'den mal girişini zorlaştıran uygulamaları, gerekseYunanistan, Çin ve körfez ülkelerinin teşviklerle valiz tüccarını çekmesiyle ülkemiz bu ticari fırsatı kaçırmıştır.

HizmetSektörü 'Guwo' diye adlandırılan tellal 'sabah şu konuda toplantı var, buyurun!' veya 'şu karar alındı, filan zamanda uygulayın, şöyle şöyle yapın' şeklinde hane hane dolaşarak duyuruları tebliğ ederdi.Guwo diğer çiftçiler gibi vergi ödemezdi. Sık ormanlar sebebiyle açılmış düzgün yollar yoktu. Sadece Rus ordularının yaptığı, kaleler arası ulaşımı sağlayan yollar vardı. Ancak bunlar da genellikle yerlilerce tahrip edilmiş ve otlarla kaplı durumda idi. Ovalarda arabaların oluşturduğu

SAYI 19 - 20

yollar vardı. Dağlık kesimde ulaşım daha çok yaya olarak yapılırdı. Avrupa'dan gelen, bölgeye alışkın olmayan turist ve yabancılar, zorlukla dolaşabiliyor, uçurumlardan yuvarlanma tehlikesi atlatıyordu. Abaza atları bu tür yollarda çok yetenekli idi. Nakliye için daha çok g'u ('arbe') denen bir çeşit araba kullanılır, genellikle öküz koşulurdu. Binek ve taşıt hayvanı olarak genellikle at ve deve kullanılırdı. Denizlerde (Karadeniz, Azak ve Hazar) yelkenli gemiler kullanılırdı. Bazı bilim adamları Adıgelerin Tatarlar gibi atlarını nallamadığını söylüyor. Altınordu zamanında ana yol güzergâhlarında posta ağı kurulmuştu. Karadeniz'de yabancı gemilerden başka, Adıgelere ait küçük yelkenli gemiler dolaşırdı. De La Potre'nin anlattığına göre 1711'de Adıgeler çiçek hastalığını iyileştirebiliyordu. Hastaya öküzdili kökü ve bal karışımı bir ilaç verilir, hastanın kanından aşı yapılırdı. Mr. Bell beden sağlıkları, yaygın hastalıklar ve tedavi yöntemleri hakkında değerli bilgiler sunduğu mektuplarında Çerkeslerin ruh sağlıklarının mükemmel olduğunu, deliliğin Çerkesya'da hiç bilinmediğini hayretle anlatmaktadır.

SSCBSonrasındaSosyalGöstergeler Adıgey Cumhuriyeti'nin ilk Devlet Başkanı Aslan Carım'ın ülkesini anlatan eserinden alıntı yaparak, SSCB sonrasında Adıgelerin geçim standartları hakkında yetkili bir ağızdan özet bir bilgi almak faydalı olacaktır: “Hayat seviyesinin düşüşüne sebep olan sadece üretim hacimlerinin azalması değildir…Toplumda zenginler kesimi %3, orta durumdakiler %15, yoksullar %40 ve yoksulluk sınırı altı %40 oranındadır. Resmi istatistiklere göre RF nüfusunun sadece üçte biri geçinebilmesi için gereken asgari gelire sahiptir.” Yeni dönemde sınıfsal yapıyı erken kapitalist burjuvazi toplumu olarak niteleyen Carım, bu sürecin karakteristik özelliğini ise, sınıfsal yapının şekilsizliği, çalışanların yoğun bir şekilde lümpenleşmesi ve suçluluk oranının artması olarak belirtmektedir. Çerkes toplumunun sosyal yapısını ilgilendiren ekonomik yapı ve dil-kültür münasebetleri bu sempozyumdaki ayrı tebliğlerin konusu olduğu için derinlemesine ele alınmamıştır. Keza, sosyal yapıyı oluşturan unsurların en önemlilerinden olan din kurumu müstakil bir tebliğin konusu olduğu için tebliğimizde ele alınmamıştır. Sovyet döneminde tamamen zayıflayan din kurumunun Sovyet sonrası dönemde nasıl hızlı bir yükseliş gerçekleştirdiği ve günümüzde Çerkes cumhuriyetlerinde dini durumun nasıl bir görüntü verdiği takip eden tebliğin konusu olduğu için ben tebliğimi burada noktalıyorum. Sabırla dinlediğiniz için teşekkür ederim.

135

TARİH BİLİNCİ

INTERNATIONAL SYMPOSIUM OF NORTH CAUCASUS

SAYI 19 - 20

SOCIAL STRUCTURE OF CIRCASS REGIONS IN CAUCASUS

Asst. Assoc. Dr. Fethi GÜNGÖR Yalova University Vice Director of Social Sciences Institute Founding Chairman of the Caucasus Foundation

After the October revolution in Soviet Union, the family institution was wanted to be totally abolished. Marxist theoreticians claimed that the nuclear families would be removed as a result of changing social conditions together with the severe and quick change of communities. The people who link every forms of change into the economical conditions, defined family as a capitalist institution born from the personal property Before beginning my presentation, I believe that it will be useful to do definitions of some basic concepts for better understanding of the subject.

Caucasus; is a land corridor that extends from the Western coasts ofCaspian sea in the east to the Sea ofAzov and Black Sea in the northwest. In addition to being the name for a physical or a political geography “Caucasus” is also the name for an ethnical and cultural geography. It is not an academic but rather purposeful tendency to separate this region as “Nort-hern- Southern Caucasus”. The name of this region in literature is “Caucasus” and “Transcaucasia”. Adige-Abkhaz,Karachay-Malkar,Chechen-Ingush and Dagestan people that share the common Caucasus culture are called as “Caucasus people”. Developing similar social structures throughout the history, these peoples have been mingled together and become relatives.

Adıge; The name that is used to define Circassian people by themselves. Adighes who belong to Adighe-Abkhaz group of Caucasa's otokhton (indigenous) people; are formed from Abzekh, Şapsıgh, Bjeduğ, Cemghuy, Hatıkoay, Mehoş, Natuhay, Kabardey, Besleney andUbukh tribes.

Xabze (morals); Body of customary rules that regulate the whole of individual and social life inAdigey society.

Khase (assembly, parliament); Council of elders in which the serious decisions are taken in Adighey society. In today's Caucasus this concept is used also for Non-governmental organizations together with republican parliament.

Pşı (lord); A lord that has his own land, production tools, workers and servants.

Thamade (chief); A person who has the most important position in Adigey traditions, the name itself means “a person who is beloved and approved by the God”. In addition to be used for the Chief in society it is also used to address the older people and the husbands. Mafedz Serebi, the author of “Adige Xabze” states that thamade should know xabze perfectly, should be an excellent orator and be very patient.

Social structure; A consistent order that is formed by basic social institutions such as family, religion, education, politics and their mutual relations. The social structure which reveals the configuration of community that has the same certain culture and settled in same location; has a static quality dependent upon the social change.

136

TARİH BİLİNCİ

INTERNATIONAL SYMPOSIUM OF NORTH CAUCASUS

Social change; the differentiation that is seen in social stratification, physical structure features and cultural values of a society. During the social change process which has a certain cost and can be caused by various reasons such as inventions and discoveries, new ideas and beliefs, technological and industrial developments, rise of population, cultural interactions, wars, exiles, natural disasters etc; societies face several social problems.

AncientGeography ofAdigeys It would be useful to mention Caucasia's ancient geography briefly in terms of its geostrategic importance. In his work named as Naturalis Historiae, Plinius talks about Caucasia of 5thCentury B.C like this: “…Kolkhia River was once so famous that according to Toimosthenes there were 300 different tribes living on it. Roman tradesmen had to use 130 different translators to do business there.”1 JeanCarol explainsCauasia's geo-strategic importance as: “Land of Kolkida is a virgin and a very rich land.If the Russians really want they may find theGolden Fleece that is hidden there in mythology. I would willingly give four Madagascars in return for just a piece of land in narrow strips between Novorossisk andSohum in here!”2 Caucasia's strategic importance for the Russians, have clearly been stated by Russian military and political expert General Fadayev: The region between the Black Sea and the Caspian Sea provides a close contact with all Moslem Asia for Russia. Russians may reach all the necessary locations through Caucasus peninsula. For Russia, Caucasus peninsula is a bridge that connects Russian coast to the heart of Asia continent, a Wall that prevents Central Asia from enemy sways, a further bastion that protects Black Sea and the Caspian Sea Invasion of this land, is the main responsibility of the state.”3 Caucasia which is defined as 'Maverâu'l-Kafkas' by the Arabs, as 'Transcaucasia' by the Europeans, and 'Zakavkaz' by the Russians, is a historical region which is located in the North of Greater Caucasus Mountains. Central Caucasia part of Caucasus region which is generally divided into two parts as “Circaucasia” and “Transcaucasia” in terms of poli1) Adem Işık, “Antik Kaynaklarda Karadeniz Bölgesi”, Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul, İ.Ü.S.B.E., 1995, s. 258-259. 2) Mehmet Fetgeriy Şoenu, Kafkasya ve Servet Menbaları, İstanbul, 1924, s. 1. 3) Ahmet Canbek, Kuzey Kafkasya Trajedisi, İstanbul, Kaf Yayınları, 1994, s. 5. 4) B. Z. Avşar, “Kafkasya - Rusya Federasyonu ve Türkiye”, Yeni Türkiye, S. 16, 1997, C. II, s. 1875. 5) Rasim Ruşdî, Şerkesî Yetehaddes an Kawmih, Kahire, 1947, s. 7. 6) E. Kumıkov, İstoriya Adıgov v Kartakh, s Drevneyşikh Vremen do Serednı XIX Veka, Nalçik 1996.

SAYI 19 - 20

tics and geography, is located in the Europe and Transcaucasia part is in Asia continents the Caucasia which was first called as this in the 479 B.C for the first time and known for its mythological richness is a real “country of languages”.4

Origin ofAdiges Ancient Greek historians such as Heredotos,Strabon and Silakin mention Circassians with different names such as Xerkes, Kerket,Kerkes.Bostani, in Dairetü'l-Me'arif'(1/440), records that Medieval historians call them as 'Sirakes' .5 The editor of “ The History of Adyhgea from Ancient Times to the middle of 19th Century with Maps”, Kumıkov; summarizes the origin of Adygeas with the chains of Hattis,Sinds, Meots, Zikhs, Kasogis and Circassians.6 Likewise, “Great Soviet Encyclopaedia” presents a similar pedigree. According to the historian Aytek Namitok, Kimmers of Celtic race are the historical ancestors of Circassians.7 There are also some claims proposing that Adigeas are originated from Sarmatians, Turks, Slavs and evenArabs but they are not scientific. 8 In the years 3000-4000 BC, otokton(indigenous)9 people lived in Caucausia which is a very rich territory with water, mountains, forests etc. According to three Greek scientists, G.A. Melikişfili, Z.V. Ançabazi and O.M. Caparidzi, Caucas peoples came from the South, Asia Minor. Undoubtedly, the ancestors of people lived in this geography in Palaeolithic age. 100 different Works dated back to that age, were found in Maykop, Abazekhskaya, Abinsk, Karachay-Çerkesk, Kabardey-Balkar andOssetia. In Iron Age, there are some studies of scientists that claim that some people lived in Black Sea coasts. Autochthonous peoples living in the northern and southern parts of Mountain ranges began to show cultural differences through the end of Palaeolithic times. In Neolithic revolution (5000 B.C) autochthonous Caucasus people separated into three major groups: Transcaucasia, Northerwestern Caucasia, Northeastern Caucasia. In 30004000 B.C they were totally differentiated as AbkhazAdygea, Nah-Dagestan and Cartvel. In those years, there were seen some sorts of minor differentiations within themselves.10 The reason of Caucasus differentiation (in 3000-4000 B.C) was not conflicts between each other but rather extraneous foreign people.

7) Aydın Osman Erkan, “Kafkasya ve Çerkeslerle İlgili Belgeler”, Kafkasya Yazıları, S. 4, Kış 1998, s. 50. 8) Betrozov, a.g.e., s. 10-11. 9) Otokton (Autochthon) tabiri, Yunanca menşeli bir sıfat olup yerli manasında kullanılmaktadır. Literatürde bir coğrafi mıntıkanın ilk sakinlerini ifade eder. Bkz.: Bakır Sarûhânî, Dâiretü'l-Meârif-i Ulûm-i İctimâî, Tehran, İntişârât-ı Keyhan, 1370 (1992), s. 52. 10) Betrozov, a.g.e., s. 48-50.

137

TARİH BİLİNCİ

INTERNATIONAL SYMPOSIUM OF NORTH CAUCASUS

To understand the history of Northern Caucasus better, it shouldn't be forgotten that it functions as a bridge between Asia Minor and Europe. One of the biggest historical changes in Caucasus is that Northern Iranian people and then by the 4thCenturyA.D Huns, Bulgarian, Khazars and Kipchaks came and mingled with Caucasus peoples This situations has happened several times and the region turned out to be aTurkic geography.

The Relations of Adygeas with other Nations: As the external relations of societies are very important in social structure and changes it would be useful to mention the external relations of Adygeas with other nations. The relations of the Circassians with Europeans can be traced back to the Greeks enterprises firstly for trade in Northwestern Black Sea coasts, and then the colonization activities. Following the Greeks, we see the Genovese tradesmen in the same manner. During the Russian invasion, we see that European began to show interest to the region first exclusively the British and theGermans. In the 4th century A.D, the relations of Byzantines with Circassia, lasted until the Seljukian arrival in Anatolia. We may trace back the history of Adygea-Russian relations which were developed in the form of invasion and resistance to the middle of 16th century in which the expansionist policies ofCzar IvanGroznyy begun to applied. Crimean Circassian relations which began as frictions firstly, turned to be more positive progress following the conversion of Adygeas into Islam. So much so that, Circassian lords were sending their children to the Crimean Khans to be trained and so the Crimean Khans were doing the same.12 After losing the control of Crimea, as the Ottoman Empire considered its former policy regarding the Caucasia as erroneous and insufficient, they began to focus onCaucasia which is very vital for Eastern borders. To protect Ottoman Empire's Asian territories against the threat of Russians, it was considered to put the Circassia to the status of border land. The reports of Fleet Commanders of Ottoman Navy, Gazi Hasan Paşa who cruised along the Circassian bays after the Küçük Kaynarca Agreement and Canikli Ali Paşa were very much effective in this policy change. The biggest share of Adygeas-Ottoman relations can be seen in the example of patronage by the Ottomans 11) Aynı yer, s. 51-56. 12) Atalık kurumu çerçevesinde Kırım Türkleri ile Çerkesler arasında kurulan akrabalık bağlarının detaylı örnekleri için Bkz.: Vasfi Güsar, “Çerkes ve Kırım

SAYI 19 - 20

following the exile of Adygeas after the Russian invasion. This issue which had a very impact in radical changes in Adygea social structure is a matter of another presentation so it won't be mentioned here again.

Family Establishment Marriage; As in all Caucasus tribes excluding the Dagestan, exogamy is dominant in Adygeas. Marriage generally occurs with these three conditions: Families and candi-dates meet and agree on marriages, abduction of girls and rarely betrothing in cradle known as “g'uşe gupe yibze” Marriage is a hard task in Circassians. As the Wedding ceremonies were very much expensive, the cheaper method of marriage such as abduction was very common.There were also some cases of kidnapping which were very rare, and the reason for that was the expensive dowry. With the Soviet regime, there had been some obligatory changes in marriage rules. Aleksandra Kollantay (18721952), was denouncing that the family establishment which was supported by the Czar and the Church should be demolished like them. According to the “Marriage, Family and Custody Laws” entered into force in 19 November 1926, marriage does not need to be adapted into any forms of law.The act of marriage was turned out to be an ordinary document which can be approved by a marriage officer without any ceremonies. With the changes made in 8 April 1944, it was allowed to do a ceremony before the marriage officer. Minimum age limit for marriage became 18. Until this change, it was the woman who was responsible for registering the father of a child. The fostering of an extramarital child was carried out by the state. AmongCircassians in pre-Islamic times, levirat (marrying of a bride whose husband was died to her brother-in law) and sararat (marrying to a two relative girls in succession) were common. Both of these traditions began to be weakened and eventually lost following the accession to Islam.

Partner selection; Partner selection inAdygeas, was left to free will of candidates. In addition to this, in the decision of bride, the ideas and suggestions of parents were also of prime importance. Couples met in fun gatherings called as 'Zexes” during a wedding ceremony, became 'pselhıxhu' (chatmate) for a while and then they used to become “kaşen” (darling) of each other and eventually they would marry.

Tatarlarının Tarihî Münasebetlerine Bir Bakış”, Kafkas Dergisi, S. 10, İstanbul, 1 Ekim 1953, s. 4-7.

138

TARİH BİLİNCİ

INTERNATIONAL SYMPOSIUM OF NORTH CAUCASUS

Marriage age; Marriage age among Adygeas was below than 20 in average. However, due to the bloody wars and the shock of exile, after the accession to Islam, lasted for four centuries normal marriage age limit exceeded 25. Nowadays, among Circassians living out of Caucasia average age of marriage is over 25 whereas in homeland Caucasa it is around 22.

Dowry; As it is still common in some places in Anatolia, it was common to demand dowry for brides. The amount of that dowry was dependent upon the social status. This Money was paid in terms of horse, weapons, and animals during Pre-Islamic times, slaves- and in cash. After the accession to the Islam, dowry was doubled: one of it was paid to the parents of bride, and the other was paid to the bride herself (as “mehir-bride price) Polygamy Marrying to more than one woman at the same time which is more common in Chechens, was a rare situation among Adygeas. However, the heroes called as 'Nart l'ıxhujh' and “pşı” used to marry more than once.

Marriage restrictions; It was strictly forbidden to marry both the paternal and the maternal relatives. This tradition is still seen among Circassians of today. The restriction of marriage among relatives which was common in all Caucasus peoples excluding Dagestan was harshly applied, and the members of the same progeny and the foster siblings were considered as close relatives. Though it was a very rare case, the people who had married a close relative were put in a hole and stoned to death. Although there is not any punishment in today, the people who marry a close relative are still exposed to exclusion from the society. . It was banned to marry a foster sibling or a person from another religion. A person who is a member of a lord progeny cannot marry a person from a slave (worker) progeny. And the contrary was also banned. But this consideration of class distinction began to be weakened by the Islam and today it is nearly disappeared. Both in Caucausia and in Diaspora, marriage restrictions which are still applied are the close relative marriage and foster sibling marriages. After a 147-year interval, the Circassians who come from different regions of the World and meet in their homeland, find their original progeny and are treated like a close relative. So, it is strictly forbidden to marry a person who has the same family name. Customary behaviour of sending a bride back to her home when it is understood that she was not a virgin can be understood within the frame of marriage restrictions. In Circassian society, purity and chastity were protected rigorously. In the rare cases of adultery the most severe

SAYI 19 - 20

punishments were applied. If a married person committed adultery that person was killed, and if the adulterer was single then he was clubbed 100 times. In pre-Islamic Circassian society, if a married woman committed adultery, her hair was rubbed out to the skin and her hair dress' sleeves were torn up to her elbows, and then she was sent to her father's house on a naked horse back in a miserable and despicable manner. The man who had committed adultery with her was captured by her husband or his friends and then killed.

Divorce; The differences between the married couple were resolved by the imams called as 'yifend' and the respectable elder people known as 'nahıjh'. In such cases, the preference of the husband was considered in priority. The rare incidents of divorce happened in this way: Either the husband used to send the woman by telling “ I won't live together with you, any more.” in the presence of witnesses. Or together with two witnesses in the presence of village imam, he used to say “tallaktuk” three times and step forward for three times.The woman was free to marry someone else after waiting for 4 months and 10 days. A woman who gained a great respect and proved herself in society had a right to divorce from her husband in case she does not love him any more. As a result of Soviet regime, divorce became common among Circassians. If there is no child, official approval of divorce can easily be carried out just by recording the incident into the state register on demands of any partner who applied to the marriage officer. One of the most serious social illnesses occurred among Circassians living in today'sCaucasia is the extreme increase in divorce rates and the collapse of the family. It is also observed among the Circassians in Diaspora divorce which was seen as rare cases until recently began to be increased in comparison to the past.

Mixed marriages; In the rare examples of mixed marriages in Caucasus between Moslems and nonMoslems were mostly unidirectional. In this case, a Moslem man would marry a non Moslem woman. Moslem girls would almost never marry a non Moslem man. Even the situation of marrying a non-Moslem bride which is common in cities used to have a bad impression in husband's house. Bu this bad impression has been softened and twodirectional mixed marriages became more common. The sociologists researching about the factors facilitating the mixed marriages; put forward that urbanization, multinationalism and education level are the most efficient factors in mixed marriages.

139

TARİH BİLİNCİ

INTERNATIONAL SYMPOSIUM OF NORTH CAUCASUS

Soviet government was hoping that a supranational society would only come through mixed marriages of different ethnicities so they encouraged it by considering it as a reason for promotion. In mixed marriages, ethnicity of a Moslem father would always be dominant. In rare cases of marriage between a Moslem woman and a non-Moslem man, children would choose the nationality of the mother. Even the mixed marriages would not allow for opening to a non-IslamicWorld. Wedding; With the desires of having a well-destined and plentiful family, great importance was given to the wedding dinner, and it was prepared with a rich variety.The most important event in the Wedding, is the ceremony of welcoming the bride into the groom's house which is called as 'wune yışe'. With the company of a large group, it was performed by shooting guns, playing harmonica and singing songs 'woered'. Horse races and wrestling competitions would be organised. Circassian weddings done by Caucasus dancing of bride and groom together with the company of harmonica are still being done in both the diaspora and theCaucasia. For the Moslem people living in Caucasia, Marriage ceremony was seen as an opportunity to show their deep commitment to their customs and as a way to humiliate the Soviet laws or attitudes. There used to be solemn festivals in which lost of expenditures which are not considered well by the state such as sacrificing an animal for the supper. Besides, these festivals were organised in the presence of local authorities. In comparison to birth ceremony, marriage ceremony was more effective in showing the Moslems commitment to their ancestral customs. Soviet regime which began to focus on this matter in the beginning of 1960s began to build large marriage palaces and organise glorious ceremonies by thinking that the increased inclination to the religious marriage acts was due to the pale and unattractive bureaucratic characteristics of official marriage acts. But nothing was changed and the religious marriage ceremonies protected their attraction among Moslem population. The children born after the official marriage acts were not easily approved as legitimate.As the religious marriage acts were considered as freedom of conscience, they couldn't be banned. However, marrying of young girls who didn't really consent to marriage or who were not yet adolescents, abduction and the customs such as dowry were banned due to economical and social reasons. In spite of this, they could still be seen in some places. For instance, there was a well-known current price for dowry. The ceremonies in which the fiancées were given to their husbands-in prospects (known as (nıse teşe) were still seen in Caucasia. During the ceremony the bride would stand on her feet by turning her face to the direction of kiblah. After the October revolution in Soviet Union, the family institution was wanted to be totally abolished. Marxist

SAYI 19 - 20

theoreticians claimed that the nuclear families would be removed as a result of changing social conditions together with the severe and quick change of communities. The people who link every forms of change into the economical conditions, defined family as a capitalist institution born from the personal property. Persistence of traditionality in family was seen as a threat so this institution was targeted for weakening and destroying. However, the policies against the family and the alternative institutions in replacement of families were not able to be successful so as a a result, these policies were withdrawn. In the squares in which wedding ceremonies are held, another ceremony which is called as “teha” ( “teşe” in North-western Caucasus) was performed for extending the ways of relations; a foreign young man who is selected as a new candidate for being a relative would stand before the bride who is standing in the corner of the room, he would half-open her face twice with his dagger by saying “You are my sister in both worlds. I have two sisters and you are the third” and in the third time he would open her face totally. After then he would hit to the bowl on the ceiling with his dagger three times and put a sign for their relativity. There was an important role of a dance called as “kaafe” in Caucas people's lives. There were not any happy events without “kaafe”. In this dance that has gained a more artistic and more aesthetic features within time, there is a clear fierceness and grandiosely standing in man's role whereas elegancy and courtesy are the major features of women. This dance is still performed in both the Diaspora and theCaucasia. Number of households;The families used to be crowded as there was a need for more people for working due to the farming style residences. It was possible to see 5 different generations living together as one single family. The patriarch used to live with his all children married and unmarried and with his grandchildren. A normal family such as this was generally consisted of 50-60 people. It was also seen that this number exceeded 100. Moreover they would have their slaves and servants. Families used to live together in the 16th-18th centuries.As Potemkin stated that Kabardeys would sit and eat together with grandparents and grandsons.The number of people in the family was not asked as the number of individuals, instead, it was asked like “How many pots?” 15-100 people used to live in a family. The family would separate when it reached a certain size, and that separated one would gradually enlarge. The new separated family would not move so far away it would settle in a close area. When the son would marry a new place was given for him. Adigea family normally consisted of mother, father, children, grandfather, grandmother sisters and brothers.

140

TARİH BİLİNCİ

INTERNATIONAL SYMPOSIUM OF NORTH CAUCASUS

Familial Roles and Relations; The oldest member of the family would be (thamade) the chief and all the Works were managed by him. Male members would join the household assembly. The second authority was his wife (goaşe) she would have an influence over all other females of the family. Intra-family relations were regulated according to the “older-younger” principle.When the chief of the family died, the next oldest member would be the chief. The proverbs such as “There must surely be law of order in the family” “The words of father and mother are the actual laws.” show that how an important and efficient role “thamade” has in society. According to a rule “xabze” approved in 1847, “Father has the prime authority; household members should act like slaves towards him”. Nothing could be done without the consent of the father and he could do whatever he wanted he could punish in the way he wanted. The consent for marriage was only possible through the father, nothing could be accepted otherwise. He could give her daughter to anyone he wanted; if the daughter left the house without a consent then she would be disinherited. Besides, if the son would bring a bride without consent then he would also be disinherited. A family member who had been tortured by the father could complain about him to the oldest person in the grand family. - Hadiyat Grandma living in Nalchik at the age over 80, says that she grants the good deeds of her prayings to the souls of her father and mother-in law after the prophet and his disciples before her own father and mother. She says that she learnt these manners from her mother by saying “While I was leaving my house as a bride, my mother told me hat “My daughter, you are now the person of the house you're going to from now on.You must always give them the priority.” As a result of devastating applications during the Soviet regime done over the families which are the cells of society, the structure of families is now collapsed in Caucasia. As a result of this, intra-family role conflicts and various problems can be frequently seen among families

Women; The woman was dependent on the man. There was more authority of mothers over the daughters. Along with doing the housework and childbearing, the women who have an important contribution to the family economy would help with the garden, do some handicrafts with wool, leather and cotton, would provide dairy products. They were showing utmost respect to the religious rules of sheriyah and xabze. They would prepare the meal but they wouldn't present to the guests by themselves, the service was done by her son or her

SAYI 19 - 20

husband. A bride who had given a birth would have an authority in the house like all other women. There had been important changes in the status of women during the Soviet regime. Assigning roles for them in every socio-economical activity, weakening of the customs and changing balance of the demographic structure were main causes of these radical changes. According to the survey called as “World Development Indicators” done by World Bank in 1995, there are 8.350.000 more women redundant in Russian Federation, and this is the %6 of Russian Federation population. This unbalanced demographic structure is thought to be worse inCaucasia. The women of Adygea use their own surnames after the marriage. They are called as “the daughter of...” or “the bride of..” As the man is not addressed by his name in the family, the woman is not addressed directly by her name, she is addressed with the references such as “goache” (landlady), “nıse” (bride) “the woman at the home, our woman, the mother of our children” etc

Children; The children were grown up as hardworking, polite, honest, brave, trustworthy, fair, merciful and respectful individuals having a proper education about Nart stories, xabze and rules of chastity. It was very important to have a strong and healthy body for a child. Sending the child to another lord for training, called as “P'ur” was born with this idea and it was thought to prevent the negative effect of parental affection over the child's education. In this way, the personality and self-control development of a child would be successfully completed. The male child was considered more importantly as he was seen as the continuance of the progeny and his capability to fight. All the surveys show that regardless of their attitudes against the religion, their surroundings ( village or cities) their education levels and social stats, Moslem sons all over the Soviet World were all circumcised. While choosing names for the children, religious beliefs played an important role. There was a tradition of calling by two names for “distracting the satan” and deceiving him by dual identities. In an interview done with him in 10 September 1996, the honorary chairman of Confederation of Caucasus People, Musa Yure Şenıbe stated that he didn't like the name Yura any more and he would not use again by saying that its function was well over. Although the tradition of circumcision was preserved in Eastern Caucasus until now, it was almost forgotten in the Western, however after theSoviet era it began to revive.

141

TARİH BİLİNCİ

INTERNATIONAL SYMPOSIUM OF NORTH CAUCASUS

Inheritance; The father would give anything he wanted to the son when he was married and left home. Not much possession would be given to the women. If the father didn't distribute his possessions in his life time, his children would share them equally after his death.The child who had been disinherited would not get any share but in case of an unfair disinheritance there was also a right of objection. When the father died, the remaining possession would be equally distributed among children. The grandchildren, the offsprings of the son, were participated in the distribution of inheritance. If the dead man didn't have any children then his possessions were distributed among his relatives. If there was a relative man then there would be no share for the women, but if there are no male relatives then there would be a share for the female ones.

Home economics; Subsistence was the main responsibility of the man and main duty of the woman was obedience to the husband.All the needs of the family were provided by the members of the family and all the families were selfsufficient.(natural economy). All the members of the family would contribute to the home economics. Raw materials such as meat, milk are often consumed and all types of clothing needs such as dresses, shoes etc were produced within the families. Home economics gradually developed and handicrafts turned to be an occupation. They began to produce more than their needs and sell. Some utensils and articles such as woollen coat, shoes, saddle pad, packsack and carpets began to be produced in large amounts. But the mastery and the quality were changing and more attention was given to the productions prepared for selling. .The major effects of industrialization on Circassian family, were the decrease of the previous functions of the families, collapse of the families following the increase in divorce rates and the changing role of the women and youth in society.

Education As the ethnologist, J. Thamowko stated, education was performed mostly in the family. In 'Zekhes' called Assembly's, some older people who are experienced, clever, wise and well-behaved would educate the new generations. The child was grown up in life and customs since his infancy. The youth was trained in 'haçeş' which functioned as home, guesthouse and culture house. Together with Xabze rules embroidery, kitchen and house work was taught to the girls. Girls used to be trained at their homes until they were married.

SAYI 19 - 20

The son was sent to the training in the fields of horse-riding and archery. Sending the son to the training in another lord's manor was very common amongCaucasus peoples. It was especially common among Adygea,Abkhaz,Asetin, Karachay, Balkar, Kumyk and Dargins.Within time the lords began to send their children to the Works(princes) and the princes sent their sons to the farmers for training. The sons would be trained until he became adolescent and the daughters would be trained until they were married. The families paid more attention to feed the children who are sent to them for training in comparison to their own children. The most important duty of the lord who was training a son was to train him as an excellent warrior. So the children at the ages of 6, used to acquire some capabilities such as wrestling, fighting, archery, gun shooting, riding, resistance to hunger, cold and hot.The trainer lord was seen as a close relative by all the tribes and even the children used to devote themselves to the trainers more than their own parents. They were trained with a character capable of riding and using guns by resisting harsh conditions of natural life. The children of the lords were being sent to the most enlightened person of the society. They could also be sent to other tribes. For instance, there were some cases in which Asetin children were sent to Addyges, and the Adyges were sent to Kumyks.As soon as a child was born or he was a few months old, he was sent to training as a pu'r. Until he reached 8 or 13 he used to stay at his trainer's family and after these ages he was sent back to his own family. If the daughters were sent to training then they would be sent back when they are 12-13.The tutor used to train the child in behaving accordingly to the belonging class, riding, archery, household management and field Works. After the training was over, the tutor used to send her back to her father's home by decorating her with “faşe” (Circassca süit) and “aşe” (set of weapons) in a ceremonial style. Fort his event, there used to be great ceremonies. The tutoress used to receive valuable gifts as well. Lately, the length of training time was decreased to 3-7 years and the ceremonies were disappeared.

Forming ofAdigeCustoms Circassians have some social rules that are called as “Adige Xabze”. Every people, no matter if they are young or old, king or slave used to obey these rules. These rules determine each of the individuals' social status, duties and rights. Xabze is a conventional code of laws that prevents the society from dissolution and collapse for hundreds of years.

142

TARİH BİLİNCİ

INTERNATIONAL SYMPOSIUM OF NORTH CAUCASUS

In an interview done with him, ethnologist Prof.Dr. Mafedz Serebi, states that, in 1807,Adige Khase met and sorted out the external agents in the xabze, the relevant document which is still under protection in Nalchik Museum Archives has been referred in the work of Şordan Yakup.Mafedz, explains that the Adygeas used to send their intellectual youths to the neighbouring societies in a way to “expand their good morals” from time to time. Before the 1861, Xabze and sheriyah were valid in villages. Adygeas used to consider xabze in prime concern.With the invasion of the Russians, the effects of Russian laws began to be seen.These rules were used to lessen the blood feuds in villages, but this effort was not successful. Some actions like killing a man, seizure of land, humiliation of a guest, embarrassing somebody, talking badly about someone's chastity and abductions were some examples of reasons for blood feuds. In a view to stop this feud and prevent it from going in a chain, it was stopped by Xabze. These customs were almost the same in all Caucasus. Before the 1861, due to urbanization, and proliferation of trade goods and Money, traditional hospitality began to be in decline. This change was firstly observed in areas near the main roads and markets. But the people were not friendly to those who were not hospitable. In Adyge villages there were separate guesthouses (hac'eş) They were all open to everybody. If it was not separate, generally the most beautiful room was used as a haceş. Full protection of the guest was maintained and he was served a plentiful of food. They used to vow for friendship and drink milk or wine from the same cups. They used to put a golden or silver coin in it. After this ritual, they would always guard and protect each other in their lifelong. All the Caucasian people were hospitable and complacent. To serve well and protect the guest was a highly important rule of custom. Hospitality was so much developed that they were welcomed according to the Xabze even if they were their sworn enemies. Even the poorest Highlanders used to like having guests and they were believed to bring plentifulness.The people who had robbed or made a guest upset would be subjected to the several punishments. Circassian folklore; Circassians used to praise heroes and braves, they used to listen to the wise men even if they are poor, they were mocking at the cowards and the means.The women would show their talent by their preparing of suppers. They would assess the cleanliness of the dinner table even on the tripods of the table. The woman who had proved herself used to have a right to get divorce from her husband.

SAYI 19 - 20

In the 16-18th centuries, there were strong relations between the Caucasian tribes. They used to cooperate within the family or the tribe and protect each other. According to F.Engels, if there were someone who had killed, injured or insulted a member of a society, they would consider these as against the whole tribe and get revenge. A person who was exposed to the injustice used to be sure that all his tribe was with him. The blood feuds between the tribes were born from this strong alliance. The person who was not seeking for revenge was despised. The revenges were seen as important social responsibilities. Sometimes these series of revenges used to extend and lasted for years by destroying all the tribes after changing the directions. In this way the population of the society was broken. Although the village councils tried to reconcile the enemies, the sides were not eager to accept this. In the 18th century, method of ransom Money was accepted. And it was only restricted to the close relatives by limiting its area of responsibility.Within time, it began to be used just fort he guilty, and after applying retaliation to him, the case was closed.

The wise Jebağı who was born in 1686 in Kabardey region and called as the Solon of Caucasus by some of the European authors, reinterpreted the culture that was applied by Adygeas for centuris and he gave speeches about some important conventional principals. It would be good to record some of his conventional principles setting the individual status of persons inAdygea society: • There is and must be a royal element in society. . • Every individual who are brave are also noble. • For the noble people, wealth and possessions are shameful. • Pride and arrogance cannot be the signs of nobility. • Nobility means felicity .Its sources are generosity, modesty and humility. • The person who has the sharpest sword at war and the sharpest language at the rostrum is our leader. • Nobility is not absolute and innate. Servitude and felicity, intelligence and wisdom can promote a person or a family to the level of nobility. • Customs are the most proper rules The last advice of the Jebağı while he was dying in 1750 was: “Be respectable to the honour and purity of others. Abstain from being hypocrite and bistable. In the 16th-18th century, public opinion was improved among Caucasian peoples. This improvement was caused by the enhancement of social relations, increase in social conflicts and developments in education and science. The region was lagged behind World civilizations due to the economical insufficiency and lack of communication with the developed countries.

143

TARİH BİLİNCİ

INTERNATIONAL SYMPOSIUM OF NORTH CAUCASUS

Especially the dress codes and music of adyges had an influence over neighbouring societies with the traditions such as khokh (oration)

SAYI 19 - 20

Mountanious region of Northwestern Caucasus (i.e Hakutesh,Sahpsıgh, Abzekh,Natuhay,Wubıkh etc) there was a democratic equality. There were also some other classes as stated below in Adyge Society:

SocialStratification inAdyges

- Lhekolheş; prince, a candidate for pşı

Social stratification is the distinction of population in terms of authority, prestige, status and strength and hirearchical order. Investigating the reformation movements in Islamic World in details, Lapidus, mentions about Adygean social classes in this way:

- Dıjınığo; one level below the prince - Workşawe, L'ığuse; Independent people. Pşı would give him place, animal and tools and he employs workers and cultivates land and then pay taxes to the chief. - Beykoel;,a worker that Works just for peanuts.

“Caucasians were ruled by gentry.They had an authority over the independent villagers and slave villagers. Some parts of the population were formed by progeny links or small clan confederations.” In the History of Northern Caucasus Peoples prepared as two volumes by the experts of Moscow Academy of Sciences, the facts of social classes in Adygeas were explained in this way: “In the 13th -15th century, feudality was very common. There were different classes such as lords, liege men, serfs and slaves. Lords had the authority with their possessions and influence. According to the Interiano, they used to spend most part of their lives on the back of horses. Lords were feudals. They were using the farmers for their Works instead of themselves and they used to prefer easier ways of getting richer suh as zeg'oe (attack) and têwe (raid). During the Medieval ages the structure of Caucasus society began to change and the feudality which made the class distinction unavoidable began to expand. As a result these classes were born: - Pşı; chief, lord, ruler of a village or the region - Work; noble courts of the chief - Lhfekotl'; lhxokotl in Kabardey dialect') independent people, they would neither pay tax nor be ruled by the chief - Pşıtl'; farmers, servants of the Lord, they used to give some shares to the Lord in return for his protection - Wuneut; slaves who ere captured at the wars, they didn't have any particular rights. This order expanded rapidly especially through the tribes who were living in plains such as Kabardeys, Besleneys,Mehosh,Bıcırkhoy, Bjeduğ, Hatıkoay and Mamkhıgs Within time, the class of “tlfotol” was also enslaved and turned to be “ pşıt” .In the

- Lhekoşawe; independent worker, he could work any where he wanted with contracts - Şhaşekfıj; A slave that bought his freedom with a contract - Kodz; Assistant of chief, he was elected by the people. Together with the Chief he would rule the people. These social classes used to marry with their equals.A person who robbed the house of an upper class was killed.The chiefs used to give their daughters only to the chiefs and they would get chiefs' daughters as brides. Killing a chief had a very severe punishment: to pay it with the blood was the simplest one. The family of the person who killed the chief was also killed, his children were sent as slaves. If a chief would have a child from a person who was not a chief, the child was called as “tüme” and they were considered as upper than Ihekolheş but lower than chief. Works used to accompany the chief with their “aşe-faşe” (Çerkeska and set of weapons)

Feudality In the 18th century, social relations between the Caucasians were as different as in the former times. While in one part there was a strong feudalism, whereas in another part it was not yet known. Social developments used to vary. This situation was also the same in both the intrafamilies and inter-families as well. For instance, in Adyges there was both an aristocracy ( in Central Caucasia, Kabardeys) and a democracy ( Wstern Caucasus Abzekh and Sapsıgh) In Estern Caucasus some parts of Avar, Dargins and Lezghis were feudal and the other parts were independent. The situation of the villagers escaping as a result of exceeding the limits of exploitation due to the increased extravagancy of chiefs in the changing way of feudal order in Europe, was also seen inCaucasianAdyges.

144

TARİH BİLİNCİ

INTERNATIONAL SYMPOSIUM OF NORTH CAUCASUS

Beginning from the 1790s to the end of 1810, Cherkess villagers living in Koban basin, overthrew the feudality with a rebellion and forced the Pşi and Works to take refuge in Russia and Crimea. In Koban basin, the common people took over the control in 1790 and they deactivated the Pşıs and Works. Although there are some people considering this as a revolt, it was indeed a conventional revolution.This movement destroyed the feudality expanding in that region. It can be said that status stratification of Soviet era replaced the former class stratifications seen inAdyge society In Adyge society belonging to the USSR which was seen as the leading industrial societies of the World until recently, an advanced industrial society features in which “humane capital” dominant over the information and technology replaced the former capital and securities; cannot be seen.

DemographicalStructure Before the rise of Russian-Caucasian war, around one million Adyge used to live in Caucasus. Despite its inadequacy, the most satisfactory study on this area is the Kabuzan's work named as Northern Caucasus Population in the 19th and 20thCentury.According to this study prepared with the assistance of Russian archives, Adyge population living in the region was around 700 000 and it was almost same with today's population in 200 years ago.The Russian population inhabited in the region in the early 1800s was around 100 000, whereas now in Kabardey region 30 %, in Adygey 80 % and in Sapsıgh region 90% of the population is Russian and their total number exceeds 12 Million. * While the population of Adyges was gradually decreasing due to the wars and exiles, Russian population was always increased with planned inhabitation policies.

Economical Life inAdygeSociety It is already known that the Adyge people used to cultivate land and formed gardens and fields in the North of Caucasus even thousands of years ago. Small land pieces which were cultivated by animal force in the past were combined and cultivated as one single larger field by the machines during the Soviet regime. As a result of total abolishment of personal property and performing of agriculture and animal breeding in huge kolhoz and solhos farms, there emerged colossal fields and farms that exceeded 20 thousand of decares.The privatization process starting with the dissolution of Soviet regime could not be success-ful and the people who didn't have sufficient hardware materials didn't pay much attention to cultivate the land as their own possession. Kolhos and Solhos farms maintained their status even after the collapse of Soviet region;

SAYI 19 - 20

privatization couldn't attract much attention in the field of animal bearing as it didn't do in agriculture either. But there are some entrepreneurs who managed to breed bovine animals and chickens with founding medium-sized enterprises. In addition to the some documents proposing that in Caucasia, mines and animal products such as leather, wool etc had been processed ingeniously were published, the ancient Works found in excavations are demonstrated in museums of Maykop and Nalchik. In the historical Works that are mentioned; there are some signs of golden and silver decorations in both the weapons and war equipments and also in dressing items. Separate albums about these findings are published. Adyge people who feel the need to be ready and vigilant to the war as a result of the invasion and war conditions lasted for centuries, saw the production of ordnance such as armours, helmets, swords, daggers as the crucial matter of survival. As the tradesmen began to be increased in numbers, iron workshops were improved and the weapons produced there became higher quality. The most commonly produced weapons were armour, helmet, scimitar and dagger. Production of arrows and arrow heads was highly improved due to the importance of defence weapons. They could produce steel edged arrows that could pierce the armour. Until the Russian invasion, wooden materials were used rather than stoned in building houses and then they were slimed.The people of the region who live with the constant threat of war, used to build simple houses which could be left without any hesitation. With the planned urbanization Project of the Soviet era, even the villages were rebuilt in the forms of cities, and the Ferro concrete buildings which were allotted fort he citizens as lodges due to the abolishment of personal property, were privatized after the Soviet era. Mostly animal meat and cereals were used inAdyge cuisine. Endurance of food products for a long time was very important. Although there were some new menus added into the Adyge cuisine during the Russian0 invasion and Soviet regime; the majority of the local food can still be seen among the restaurants as well as houses. The foreign explorers wandering around the region in the 13th an 15th centuries, mentions these products for Adyge dressing items: “a type of shorts called as “Beşmet”, a type of a cardigan called as “halat”, headwear such as silky cap, woollen cone and kalpak, leather boats called as “şuruk”, leather, silver, golden or silky belts, golden and silver earrings, rings, bracelets, ronze crown and necklaces.

145

TARİH BİLİNCİ

INTERNATIONAL SYMPOSIUM OF NORTH CAUCASUS

As the women's dress, a topcoat studded in the chest called as “faşe”, shoes made of leather and woolen cloth, and tarbush was used for the young girls. Dressing items were mostly produced by women at homes. Men clothings such as pişnet (shirts) tsey (Circassca), cako'e ( woolen coat), şharhon ( cap) and kalpak which is called as papahs by the Russians were produced, also there were bandoleers called as “hazırıtlh” inCircassca.In addition to these clothings, a knife in the leather scabbard, Flintstone, a razor and a wooden or a bone flask were also too much common among men. In the 17-18th century graves of women, wooden or bone combs, mirrors, calyptras and needle etc were found. Although the dresses could be changed according to the tribe or the style of dress, generally all the Northern Caucasus people would wear same kinds of clothes. Clothes were mainly made of woollen. Before the 1861 dressing were nearly the same in the mountainous regions but in the plains there could be seen some changes. Although some people began to wear fabricated clothes the handmade clothes for inner and upper wear were also of high quality. Hats, fur and pants were made by sheep wools. Hairfelt woollen coat was highly demanded and sold in large numbers. Most favourable coats were made in Kabarday, Dagestan and Chechnya. Şharhon (hat) which was made of goat hair in the luntains, and camel wools in the plains was very popular and also a kind of boot made of raw leather called as “şuruk” was so commonly used. There were also produced some fantasia versions of these boots and it was very common among the rich. There were some workshops that were producing these in large numbers. Nowadays, traditional costumes are worn only in ceremonies. The production of unqualified and single-type clothes made in Soviet era is halted, and there are no people wearing these except for the very poor people. The luggage trade which has expanded rapidly after the 1990 and performed with Turkey for some time, met the needs of Adyge people who consider to be good-looking as more important than to be good-nurtured. However, both because of the applications that limit the inlet of goods from Turkey and the incentives of Greece,China and the Gullf Countries to attract luggage trade, our country lost this opportunity.

ServiceSector The bellman called as “Guwo” used to make announcements by going from door to door such as telling “In the morning there will be a meeting about this and that, please attend!” or “ That decision is taken, perform it in due time, do it like this” etc.Guwo wouldn't pay taxes as the other farmers would pay. Due to the dense forests, there were not proper paved roads. There were only roads that were made by Russian armies to provide transportation between the castles. But these were generally destroyed by the local people and covered with

SAYI 19 - 20

grass. There were roads paved by the carriages in the plains. Transportation in the mountainous areas was performed on foot. Tourists and foreigners visiting the region from Europe could hardly wander around there and had the risks of falling from the cliffs. Abkhaz horses were so competent in such roads. For transportation of goods, mostly a kind of carriage called as g'u ('arbe') was used and generally was carried by oxen. Horses and camels were widely used for riding. In the seas (Black Sea, Azak and Caspian)sailed ships were seen. Some scientists claim that Adyges would not shoe their horses as the Tatars did. During the time of Golden Horde, there was mailing network on the main routes. In the Black Sea, small sailing ships owned by Adyges apart from the foreign ones could also sail. According to De La Potre, Adyges could heal smallpox. The person who had this illness was given a cure made by a mixture of anchusa root and honey, and then he would be vaccinated with the blood taken from him. In his letters which present valuable information about the common illnesses and therapy methods, Mr Bell, stated that the mental healths of the Cİrcassians were excellent and the insanity was not seen inCircassia.

Social Indicators in Post-Soviet era It would be beneficial to give a brief information about the life standarts of Adyges in the post-Soviet era by referencing the work of the first President ofAdyge Republic: “It is not just the decreased volume of production that caused the drop of life standards.The population rate of the rich people is %3, average wealth is % 15, the poor are %40 and the people below the poverty level is % 40. According to the official statistics, only 1/3 of Russian Federation population has the minimum income required or their lives.” Carım , who has defined the class structure of the new era as the early capitalist bourgeoisie society, defined the characteristic features of this process as the infirmity of the class structure, extensive lumpenisation of the Working class and the increased rate delinquency. As they are the subject matters of different presentations in this symposium, the relations between the economical structure and language-culture concerning the social structure of Ciracssian society, are not examined in details in this presentation. In the same way, the concept of religion which is one of the most important elements that form the social structure is not mentioned as it is a direct matter of another presentation. As the increasing pace of religion in the post-Soviet era although it had been totally weakened in the Soviet era, and the general outlook of religion amongCircassian republics are the matters of the next presentation, I finish my presentation at this point.Thank you very much for listening in patience.

146

TARİH BİLİNCİ

МЕЖДУНАРОДНЫЙ СИМПОЗИУМ СЕВЕРНОГО КАВКАЗА

SAYI 19 - 20

СОЦИАЛЬНАЯ СТРУКТУРА ЧЕРКЕССКИХ РЕГИОНОВ В КАВКАЗЕ Пом.доц.док. Фетхи ГЮНГЁР

Зам. директора Института социальных наук Университета Ялова Основатель и председатель Кавказского фонда

В Советском Союзе после октябрьской революции власти хотели полностью уничтожить институт семьи. Марксистские теоретики утверждали, что основная ячейка семья исчезнет в результате изменения социальных условий вместе с коренными и быстрыми изменениями в обществе. Сторонники идеи, что все изменения происходят от экономических условий, считали семью капиталистическим институтом, возникшим из института частной собственности.

Перед тем, как начать выступление, определение значения некоторых терминов облегчит понять данный вопрос.

Кавказ; коридор континента, начинающийся от

западных берегов Каспийского моря до Азовского и Черного морей на северо-западе. “Кавказ” - это название этнической и культурной географии, нежели физической или политической географии. Название “Северный Кавказ Южный Кавказ” не является научным, а целенаправленная выдумка. В научной литературе данный регион называется “Кавказ” и “Закавказье”. Адыгейцы-абхазы, карачаевцы-балкарцы, чеченцыингуши и народы Дагестана, разделяющие кавказскую культуру, называются “кавказскими народами”. На протяжении всей истории эти народы развивали схожие социальные структуры, смешались друг с другом и стали родственными.

Адыгейцы; так называют себя черкесы. Адыгейцы

относятся к группе адыгейцев-абхазов из местных народов Кавказа; они состоят из племен абадзехов, шапсугов, бжедухов, джемгуев, хатукайцев, махошевцев, натухайцев, кабардинцев, бесленеевцев и убыхов.

Хабзэ (нравы и обычаи); комплекс этических правил,

регулирующих все аспекты индивидуальной и социальной жизни в адыгейском обществе.

Хасэ (совет, парламент); Совет старейшин, принимающий важные решения в адыгейском обществе. В сегодняшнем Кавказе данное понятие наряду с республиканским парламентом также применяется для общественных организаций.

Пши (князь); Князь с собственной территорией, производственными средствами, рабочими и служащими.

Тамада (глава); Данный термин означает 'любимый и

принятый Богом' и в традициях адыгейцев занимает очень важное место, применяется в отношении главы, а также пожилого человека и мужа. Автор 'Адыгэ Хабзэ' Мафедз Сереби утверждает, что тамада должен очень хорошо знать Хабзэ, быть сильным оратором и очень терпеливым человеком.

Социальная структура; стабильный порядок, состоящий из взаимоотношений основных социальных институтов, как семья, религия, образование, экономика и политика. Социальная структура демонстрирует структуру общества людей с определенной культурой и проживающих на определенном месте. Она имеет статический характер по сравнению с социальным изменением.

147

TARİH BİLİNCİ

МЕЖДУНАРОДНЫЙ СИМПОЗИУМ СЕВЕРНОГО КАВКАЗА

Социальное изменение; различие общества в

культурных ценностях, характеристике физической структуры и социальных слоев населения, появляющееся со време-нем. Процесс социального изменения происходит из-за развития и открытий, новых идей и вероисповедания, технологического и промышленного развития , увели - чения численности населения , культурных взаимоот-ношений, войн, ссылок, природных бедствий и т.п. причин. Данный процесс имеет определенные затраты, что приводит к ряду социальных проблем в обществах.

Древняя география адыгейцев

В начале данной работы будет полезным вкратце изучить древнюю географию Кавказа с точки зрения её геостратегического значения. В своей книге под названием «Естественная история» в 5-м веку до н.э. Плиний пишет следующее о Кавказе:

“…река Колхия в свое время была настолько известной, что согласно Демосфену на её берегах проживали триста различных племен. Римские купцы использовали 130 переводчиков, чтобы заниматься торговлей здесь.”1 Жан Кэрол описывает геополитическое значение Кавказа следующим образом: “Страна Колхиды очень богатое и нетронутое место. Если русские пожелают, то они могут найти там золотое руно, спрятанное мифами. Я бы отдал четыре Мадагаскара за часть этой страны между Сухуми и Новороссийском в форме узкой полосы!”2 Русский специалист по военной политике генерал Фадеев четко и ясно описал стратегическое значение Кавказа для России: “Территория между Черным морем и Каспийским морем обеспечивает тесную связь России со всей мусульманской Азией. С Кавказского полуострова русский имеют доступ в любое место. Для России Кавказский полуостров является мостом, соединяющим российский берег с сердцем Азии, стеной, защищающей Центральную Азию от влияния врагов, а также передовой крепостью для охраны Черного и Каспийского морей. Завоевание этой страны является главной задачей государства.”3 Кавказ, которого арабы называют «Мавера-ул Кавказ», европейцы «Транскавказия», а русские «Закавказье», исторический регион, расположенный к северу от Большого Кавказского горного ряда. Центральная часть 1) Адем Ишык, “Черноморский регион в античных источниках ”, Неопубликованный тезис магистратуры, Стамбул, Институт Социальных Наук Стамбульского Университета, 1995, с. 258-259. 2) Мехмет Фетгерий Шоену, Кавказ и источники богатства, Стамбул, 1924, с. 1. 3) Ахмет Джанбек, Трагедия Северного Кавказа, Стамбул, Издательство Kaf, 1994, c. 5. 4) Б.З. Авшар, “Кавказ - Российская Федерация и Турция”, Новая Турция, c. 16, 1997, Т. II, c. 1875. 5) Расим Рушди, Шеркеси Етехаддес ан Кавмих, Каир, 1947, c. 7. 6) Э.Кумыков, История адыгов в картах, с древнейших времен до середины

SAYI 19 - 20

Кавказского региона, который с политической и географической точки зрения разделяется на две части, «Циркавказ» (Circaucasie) и «Транскавказ», расположена на европейском континенте, а Закавказье на азиатском континенте. Впервые данное название было использо-вано в 479 году до н.э. Кавказ, известный своими мифо-логическими богатствами, является истинной «страной языков».4

Происхождение Адыгейцев

Древнегреческие историки, как Геродот, Страбон и Силакин называют черкесов именами, как шеркес, керкет, керкес. Бостани в своей книге «Даиратул-Маариф» (1/440) пишет, что средневековые историки называли их «ширакес».5 Редактор «Истории адыгейцев с античного периода до середины XIX века на картах» Кумыков связывает происхождение адыгейцев с родом хатийцев, синдов, меотов, зихов, касогийцев и черкесов.6 Так же, Большая Советская Энциклопедия представляет подобное родословное дерево. Историк Айтек Намиток считает, что киммерийцы из рода кельтов являются праотцами черкесов.7 Также имеются утверждения, что адыгейцы происходят от сарматов, тюрков, славян, и даже арабов. Но эти утверждения не имеют какого-либо научного основания.8 В 3000-4000 года до н.э. в Кавказе, богатом во всех аспектах, как водные ресурсы, горы, леса, и т.д., проживали народы автохтон.9 По мнению трех грузинских ученых Г.А. Меликишфили, З.В. Анчабази и О.М. Джапаридзе кавказские народы прибыли из юга Малой Азии. Без сомнения, в период палеолита праотцы чело-вечества жили в этом регионе. Около сотни археоло-гических находок были найдены в Майкопе, Абадзехске, Абинске, Карачаево-Черкесии, Кабардино-Балкарии и Осетии. Ученые считают, что в каменном веку на берегах Черного моря жили люди. У народов автохтонов, живших на севере и на юге горного ряда, наблюдались культурные различия в конце палеолита. В период неолита (5000 лет до н.э.) кавказские народы автохтоны разделились на три основные группы: Закавказье, северо-западный Кавказ, северо-восточный Кавказ. В 3000-4000 годах до н.э. они окончательно разделились на абхазы-адыгейцы, НахДагестан и Картвел. В этот период также наблюдалось незначительное разделение среди отдельных народов.10 Причиной разделения кавказских народов (3-4000 годы до н.э.) стали не внутренние разногласия, а иностранцы, смешавшиеся с ними.

XIX века, Нальчик 1996. 7) Айдын Осман Эркан, “Документы, связанные с Кавказом и черкесами”, Кавказские письма, c. 4, Зима 1998, c. 50. 8) Бетрозов, та же книга, c. 10-11. 9) Выражение Автохтон (Autochthon) происходит от греческого имени прилагательного и используется в смысле местный. В литературе означает первых поселенцев определенного географического региона. См.: Бакыр Сарухани, Даират-ул-Меариф-и Улум-и Истимаи, Тегеран, Интишарат-и Кейхан, 1370 (1992), c. 52. 10) Бетрозов, та же книга, c. 48-50.

148

TARİH BİLİNCİ

МЕЖДУНАРОДНЫЙ СИМПОЗИУМ СЕВЕРНОГО КАВКАЗА

Для того, что понять историю Северного Кавказа нельзя забывать, что данный регион служил мостом между Малой Азией и Европой. Одним из крупнейших исторических изменений в Кавказ является смешивание народов Северного Ирана; а начиная с IV века н.э. гуннов, болгар, хазаров и кипчаков с кавказскими народами. Данное событие происходило несколько раз и превратило регион в тюркскую географию.11

SAYI 19 - 20

Османской империей во время их ссылки Царской Россией. Данный вопрос, оказавший существенное влияние на коренные изменения, произошедшие в социальной структуре адыгейцев, является темой отдельного научного доклада, и поэтому здесь ограничимся этой информацией.

Институт семьи

Брак; У адыгейцев, как и у всех кавказских племен,

Отношения адыгейцев с другими нациями:

кроме Дагестана, превосходствует экзогамия. Брак в основном заключался тремя способами:

Внешние отношения обществ имеют огромное влияние на социальной структуре и изменениях. Поэтому, будет полезно сказать несколько слов об исторических отношениях адыгейцев с другими нациями. Отношения черкесов с европейцами доходят до нашей эры. Сперва они занимались торговлей с греками в северо-западных берегах Черного моря. Позднее были предприняты попытки колонизировать. После них в этом же положении были генуэзцы. В период русского завоевания европейцы и главным образом англичане и немцы снова начали проявлять интерес к Черкесии. В 4-м веку н.э. Византия установила отношения с Черкесией, которые продолжались до прихода Сельджуков в Анатолию. История отношений адыгейцев и русских, которые развивались в форме попыток завоевания и противостояния датируется серединой 16го века, когда царь Иван Грозный применил политику расширения. Крымско-черкесские отношения, которые начались в форме конфликтов, превратились в положительные отношения после принятия адыгейцами ислама. Даже черкесские князи отдавали своих детей крымским ханам на воспитание. В свою очередь крымские ханы также отдавали на воспитание своих детей в аталычество адыгейским князям.12 После потери Крыма Османская Империя осознала, что её прежняя политика в отношении Кавказа была ошибочной и недостаточной, и сконцентрировала свое внимание на Кавказе, имевшем огромное значение для восточных регионов. Планировалось превратить Черкесистан в приграничную страну с целью защиты территорий Османской империи в Азии от России. В данной политике также сыграли важную роль отчет, представленный командующим адмиралом Гази Хасан Паша и Джаникли Али Паша, которые путешествовали берега Черкесистана после заключения Кючук-Кайнарджийского мирного договора. Важную роль в развитии отношений адыгейцев с Османской империей играет большая поддержка, оказанная 11) Тот же источник, c. 51-56. 12) Подробные примеры родственных уз, установленных между крымскими тюрками и черкесами в рамках института аталычества См.: Васфи Гюсар,

Знакомство и соглашение семьей и кандидатов, умыкание девушки и редко пометить в детстве, так называемое “гуше гупе йибзе”. У черкесов брак трудное дело. Свадьбы требуют очень больших затрат, и поэтому, широко распространилось обычай «умыкнуть девушку», который является более легким способом заключить брак. Редко встречались случаи принужденного брака, причиной которых в большинстве случаях была крупная сумма калыма. Советский режим внес вынужденные изменения в правила брака. Александра Коллонтай (1872-1952) заявляла, что институт семьи, поддерживаемый Царской империей и церковью, должен быть уничтожен вместе с царским режимом. Согласно закону о браке, семьи и опекунства, вступившего в силу 19 ноября 1926 года, не нужно было, чтобы брак соответствовал каким-либо правилам. Брачный договор стал документом, утверждаемым служащим бракосочетания без какойлибо церемонии. В данный закон были внесены изменения 8 апреля 1944 года, согласно которому было разрешено провести церемонию перед служащим бракосочетания. Для брака был установлен минимальный возраст 18 лет. До данного изменения отца ребенка зарегистрировала женщина. Заботу о безбрачных детей осуществляло государство. До ислама у черкесов был обычай левират (женитьба на вдове покойного брата) и сарарат (жениться на две родственницы друг за другом). Эти оба обычаи постепенно утратили силу после принятия ислама и в конце концов совсем исчезли.

Выбор супруга; У адыгейцев выбор супруга

предоставляется свободной воли кандидатов. При этом, в выборе супруга девушкой мнение стрейшин семьи также играло важную роль. Кандидаты знакомились в вечеринках, называемых 'Зексес'. После определенного периода 'пселхиксу' (дружеские отношения) они становились 'кашен' (возлюбленный) друг друга и, наконец, заключали брак.

“Обзор исторических отношений между черкесами и крымскими татарами”, Кавказский журнал, c. 10, Стамбул, 1 октября 1953, c. 4-7.

149

TARİH BİLİNCİ

МЕЖДУНАРОДНЫЙ СИМПОЗИУМ СЕВЕРНОГО КАВКАЗА

Брачный возраст; У адыгейцев средний брачный возраст составлял моложе 20 лет. Однако, кровавые войны в течение четырех веков после принятия ими ислама и последовавшие ссылки стали причиной установления возрастного ограничения брака выше 25 лет. Сегодня у черкесов, проживающих за пределами Кавказа, средний возраст брака составляет старше 25 лет, а в их родине Кавказе около 22 лет. Калым; Сегодня, как и в некоторых местах Анатолии, требовали калым за невесту. Сумма калыма зависела от социального статуса. Калым обычно выплачивалось конями, оружием, крупнорогатым скотом рабами в период до принятия ислама а также наличными деньгами. После принятия ислама черкесами калым удвоился, один выплачивался родителям, а другой невесте (мехир).

Полигамия; Хотя состояние в браке с больше одной женщиной, более распространенное у чеченцев, очень редко встречается у адыгейцев, известные герои, называемые 'нарт лихужих' и 'пши' женились на несколько женщинах. Запреты брака; строго запрещалось жениться на родст-венниках, как с материнской, так и отцовской линии. Данный обычай также продолжает действовать и в сегодняшнем черкесском обществе. Обычай запрета зак-лючения брака между родственниками, существующий у всех кавказских народах, кроме Дагестана, наиболее строго применялся у адыгейцев. Представители одного рода и молочные братья считались близкими родственниками. Хотя встречалось очень редко, заключивших брак между близкими родственниками бросали в яму и убивали, забрасывая камнями. Сегодня данное наказание не применяется, но заключившие брак близкие родственники всю жизнь подвергаются изгнанию. Запрещалось сочетаться браком с молочным братом и исповедующими иную религию. Представителям княжеского рода запрещалось вступать в брак с представителем рабского (рабочего) рода. Также было запрещено обратное. Однако, такое классовое разделение потеряло значение после принятия ислама и сегодня почти полностью исчезло. На сегодняшний день действующими запретами брака, как в Кавказе, так и в диаспорах (черкесских общинах, живущих за пределами Кавказа) являются брак между родственниками и брак с молочным братом. Черкесы встретились в исторической родине после 147-летней разлуки, и нашли своих родов, которым относятся, как к близким родственникам. Поэтому, строго не приветствуется брак между представителями одного и того же рода. Обычай немедленно вернуть невесту, оказавшейся не девственницей, в отцовский дом также можно рассматривать в рамках запретов брака.

SAYI 19 - 20

Честь и добропорядочность защищались с огромным усердием в черкесском обществе. В редких случаях прелюбодеяния применялись самые суровые наказания. Если совершивший прелюбодеяние состоял в браке, то его убивали, а если он был холост, его избивали палкой сто раз. Если в черкесском обществе до ислама замужняя женщина совершала прелюбодеяние, то муж вырывал её волосы с корнями, отрезал рукава одежды до локтей, сажал на голого коня и отправлял в отцовский дом в униженном виде. А мужчину, совершившего прелюбодеяние с ней, убивал её муж или его друзья.

Развод; Разногласия между мужем и женой разрешали имамы, называемые 'йифенд' и уважаемые старейшины 'нахижх'. В таких спорах больше внимание уделялось предпочтению мужа. В редких случаях происходил развод следующим образом: Либо муж говорил жене «я больше не буду жить с тобой» при свидетелях, и отпускал жену, либо три раза произносил слово «таллактук» в присутствии двух свидетелей и имама села, и делал три шага. После выжидания 4 месяца 10 дней женщина могла выйти замуж любому мужчине. Уважаемая женщина в обществе с определенным статусом имела право развестись, если она не любила мужа. В результате политики советского режима среди черкесов наблюдалось распространение развода. Если отсутствовал общий ребенок, официальный развод осуществлялся внесением записи в акт о регистрации гражданского состояния по требования любого из супругов. Одной из наиболее острых социальных проблем в нынешнем черкесском обществе является чрезмерное увеличение случаев развода и распада семей. До недавних дней в черкесских диаспорах редко встречались случаи развода, но в последнее время подобные случае участились.

Смешанные браки; В Кавказе редкие случае брака между мусульманами и иноверцами были односторонними. В таких случаях мусульманин женился на женщину из другой религии. Девушки-мусульманки почти ни когда не выходили замуж за иноверца. Заключение брака с женщиной из другой религии чаще встречалось в городах и не приветствовалось в доме мужчины. Однако, со временем подобная строгость смягчилась и двусторонние смешанные браки стали частыми случаями. Социологи, исследовавшие факторы, способствовавшие смешанным бракам, пришли к заключению, что урбанизация, многонациональность и рост уровня образования стали наиболее эффективными факторами в данном вопросе.

150

TARİH BİLİNCİ

МЕЖДУНАРОДНЫЙ СИМПОЗИУМ СЕВЕРНОГО КАВКАЗА

Советское правительство поощряло смешанные браки путем продвижения по службе, и т.д. и тем самым надеялось не смешивание этнических групп и формирования общества, стоящего над нациями. В смешанных браках всегда имело преимущество национальность отцамусульманина. В редких случаях замужества женщинымусульманки с иноверцем дети также выбирали национальность матери. Даже смешанные браки не давали поводу открытия во внешний мир кроме ислама. Свадьба; Свадебному застолью уделяли особое внимание с пожеланием благополучия вновь созданной семьи. Стол накрывали с большим разнообразием блюд. Важнейшим событием свадьбы считалось «вуне йише», церемония прибытия невесты в дом жениха. Данная церемония осуществлялось в сопровождении многочисленной толпы, музыки и «воеред» (песен), стрельбы из огнестрельного оружия. Устраивались скачки, борьба, и т.д. игры. Черкесские свадьбы с кавказской музыкой и танцами, исполняемыми парями и девушками, продолжаются и по сей день, как в Кавказе, так и в диаспорах. Для мусульманских народов, проживающих в Кавказе, церемония бракосочетания рассматривалось в качестве возможности продемонстрировать свою глубокую преданность традициям и пренебрежения советскими законами и образом жизни. Устраивались пышные и дорогостоящие церемонии, жертвоприношение для банкета, которых правительство не одобряло. К тому же все это происходило на глазах местных властей. По сравнению с отмечанием дня рождения церемония бракосочетания предоставляла мусульманам больше возможности проявлять преданность своим историческим традициям. В начале 1960-х годов советский режим всерьез занялся данным вопросом. В ответ растущей значимости религиозного брака и тусклого и бюрократического характера официального брака были построены роскошные свадебные залы и организовались пышные церемонии бракосочетания. Но ничего не изменилось, и религиозные свадебные церемонии сохраняли свою привлекательность. В мусульманском обществе дети, рожденные в официальном браке, нелегко принимались законными. Религиозный брак рассматривался свободой вероисповедования и поэтому не запрещался. Однако, замужество несовершеннолетних девушек или против их воли, умыкание девушек, выплата калыма, и т.д. обычаи были запрещены по экономическим и социальным причинам. Но эти обычаи продолжались применяться в определенных местах. Например, были всем известные рыночные суммы калыма. В Кавказе продолжались церемонии представления обрученной девушки к семье будущего мужа (нысе теше). В течение всего церемония невеста стояла на ногах, повернувшись лицом к кибле. В Советском Союзе после октябрьской революции власти хотели полностью уничтожить институт семьи. Марксис-

SAYI 19 - 20

тские теоретики утверждали, что основная ячейка семья исчезнет в результате изменения социальных условий вместе с коренными и быстрыми изменениями в обществе. Сторонники идеи, что все изменения происходят от экономических условий, считали семью капиталистическим институтом, возникшим из института частной собственности. Семья способствовало сохранению традиций, и поэтому, были предприняты попытки ослаблять и уничтожить данный институт. Однако, примененная политика и институты, созданные с целью выполнения функций семьи, не увенчались успехом. В конце концов, данная политика была отменена. В ходе свадьбы проводилась церемония под названием «теха» (в Северо-западном Кавказе «теше») с целью укрепления родственных уз; чужой юноша, избранный новым кандидатом в родственники, вставал перед невестой, ждавшей в углу комнаты, и говорит ей «ты моя сестра в обоих мирах, у меня были две сестры, третьей стала ты», и слегка поднимал вуаль концом кинжала два раза, в третий раз бросал назад и открывал её лицо. Три раза бил кинжалов в потолок и оставлял след в качестве знака нового родства. У кавказских народов очень важное место занимал танец под названием «каафе». Ни одно радостное мероприятие не проходило без «каафы». Этот танец, олицетворяющий крепость духа и величие мужчины, и пик изящества и тонкости женщин, усовершенствовался на протяжении многих веков с точки зрения искусства и эстетики. Он сохранил свою актуальность и по сей день, как в Кавказе, так и в диаспоре. Численность членов семьи; Сельскохозяйственный уклад жизни требовал много рабочей силы и поэтому семьи в основном были многодетными. Проживание представителей пяти поколений в одной семьи было обычным явлением. Глава семьи проживал вместе со всеми женатыми и холостыми детьми и внуками. Подобная обычная семья состояла из 40-60 человек. Были случаи, когда данное число доходило до ста человек. Кроме того, были слуги и рабы. В 16-18 веках семьи проживали вместе. По рассказу Потемкина, у кабардинцев члены семьи от деда до внука жили вместе и ели из одного котла. О количестве членов семьи не спрашивали сколько человек, а спрашивали «сколько котлов?». В одной семье проживали 15-100 человек. Когда семья достигала определенного числа членов, она отделялась и также быстро начала увеличиваться. Отделившаяся новая семья не отходила далеко, а поселялась поблизости. После женитьбы сына ему выделяли отдельное место. Семья адыгейцев обычно состояла из матери, отца, детей, дедушки, бабушки, сестер и братьев.

151

TARİH BİLİNCİ

МЕЖДУНАРОДНЫЙ СИМПОЗИУМ СЕВЕРНОГО КАВКАЗА

Роли и отношения внутри семьи; Старейший

член считался 'тамадой' (глава) и он управлял всеми делами. В совете семьи участвовали мужчины. После главы семьи стояла его жена («гоаше»), которую слушались все женщины семьи. Отношения внутри семьи регулировались по принципу «старший младший». Когда умирал глава семьи, старейший после него член семьи становился главой. Пословицы, означающие «в семье обязательно должен быть закон», «слово родителей - закон», показывают насколько большим авторитетом пользоваля «тамада». Согласно закону (Хабзэ), принятому в 1847 году, «отец имел все полномочия, члены семьи должны вести себя перед ним, как рабы». Нельзя было совершать какой-либо поступок без его разрешения. Он сделают все по своему усмотрению, и накажет, как пожелает. Отец давал разрешение на брак, по-другому не могло быть. От отдавал дочь кому захочет, а если сбежит без разрешения, то отец от неё отрекался. Таким же образом, если сын приводил в дом невесту без разрешения, отец от него тоже отрекался. Член семьи, испытавший несправедливость от отца, мог жаловаться на него старейшине рода. Бабушка Хадиет из Нальчика, которой исполнилось больше восьмидесяти, говорит, что воздаяние от прочитанной ею молитвы она в первую очередь дарует пророку и его сподвижникам, затем тестю и тёще, только затем душам своих родителей. Она говорит, что данное воспитание взяла от матери и разъясняет это следующим: когда я выходила замуж, мама говорила мне: «доченька, теперь ты член семьи своему мужа, и впредь будешь отдавать предпочтение им...». Советский режим на всем протяжении своего существования пытался разрушить институт семьи, являющейся ячейкой общества, разными способами. В результате этого сегодня структура семьи у кавказских адыгейцев разрушена. Очень остро проявляется проблема конфликтов между членами семьи.

Женщина; Женщина подчинялась мужчине. Над

дочерями большую власть имела мать. Женщина вносила существенный вклад в экономику семьи. Она занималась работой по дому, воспитывала детей, а также помогала в работах по саду и огороду; обрабатывала шерсть, кожу и лён, готовила молочные продукты. Они очень строго соблюдали правила шариата и Хабзэ. Они готовили блюда, не сами не носили гостям. Блюда гостям подавали муж или сын. Невеста, родившая ребенка, приобретала право голоса, как и другие женщины семьи. В период советского режима произошли коренные изменения в статусе женщины. Исполнение обязанностей в каждой сфере социально-экономической жизни, ослабевание традиций и разрушение демографического баланса стали основными факторами этих изменений. Согласно результатам исследования под названием «Мировые показатели развития», проведенного в 1995 году Всемирным Банком, по Российской Федерации число женщин превышает на 8.350.000, что соответст-

SAYI 19 - 20

вует около 6% общего населения РФ. Данный демографический дисбаланс в Кавказе находится на высоком уровне. У адыгейцев женщина использует свою фамилию и после брака. Её называли «дочь такого-то» или «невеста таких-то». Внутри семьи мужчинам, также как и женщинам не обращались по имени. Вместо этого использовали выражения, как «гоаше» (хозяйка), «нисе» (невестка), «домашняя», «наша», «мать детей», и т.д.

Дети; для воспитания детей трудолюбивыми, порядо-

чными, храбрыми, честными, правдивыми, справедливыми, милосердными и вежливыми они тщательно обучались историям нартские рассказы, Хабзэ и правила чести. Особое внимание уделялось, чтобы дети были сильными и здоровыми. С этой целью возник обычай отдавать детей на воспитание мудрым людям, называемым «пур». Таким образом, предотвращалось отрицательное влияние родительской любви на воспитании ребенка. Это обеспечивало полноценному завершению развития личности и силы воли ребенка. Мальчикам уделяли больше внимания, так как они считались продолжателями рода и защитниками родины. Все исследования показывают, что независимо от отношения к религии, среды обитания (город или сельская местность) и социального статуса во всей советской территории почти всем мальчикам (мусульманам) совершалось обряд обрезания. Религиозные традиции также играли важную роль в выборе имени детям. Возник обычай давать ребенку второе имя с целью «отвлечь внимание дьявола» и обмануть его двойной личностью. В интервью от 10 октября 1996 года почетный председатель ККН (Конфедерация кавказских народов) Муса Юре Шенибе отметил, что не любит имя Юре и больше не использует его, функция данного имени уже выполнена и осталось в прошлом. Обряд обрезания всегда совершалось и по сей день сохранилось в Восточном Кавказе, но был почти полностью забыт в Западном Кавказе. Однако, данный обычай возродился после завершения советского периода.

Наследство; Сыну, отделившему от семьи, отец давал определенную часть своего имущества. Дочерям большое имущество на давали. Если отец не разделил имущество при жизни, наследство разделялось поровну среди детей. Ребенок, отрекшийся от родителей, также лишался и наследства, но в случае несправедливого отречения он сохранял право возражения. В случае смерти отца его дети поровну разделяли его имущество. Внуки-дети сыновей участвовали в разделе наследства. Если у умершего не были дети, наследство разделялось среди родственников. Если был родственник-мужчина, дочери не получали наследство. Дочери получали наследство только в случае отсутствия родственниковмужчин.

152

TARİH BİLİNCİ

МЕЖДУНАРОДНЫЙ СИМПОЗИУМ СЕВЕРНОГО КАВКАЗА

Домашнее хозяйство; Обязательство содержать семью лежало на мужчине. Главной задачей женщины было подчиняться мужчине. Все потребности семьи удовлетворялись членами семьи, и каждая семья была автономной (натуральное хозяйство). Все члены семьи вносили свой вклад в домашнее хозяйство. В большом количестве потреблялось сырье, как мясо, молоко, шерсть, и т.д. Необходимые изделия, как одежда, обувь, и т.д. также производили в семье. Со временем домашняя промы-шленность развивалась и превратилась в кустарное ремесло. Ремесленники начали производить больше своих потребностей и продавать изготовленные изделия. В большом количестве производили бурку, обувь, седло, сумки, ковры, и прочие изделия. Однако, мастерство и качество менялось от семьи к семье. Изделия, предназначенные для продажи, изготавливались с большим усердием. Крупнейшее влияние индустриализации на черкесских семьях выражалось в уменьшении прежних функций семьи, увеличении случаев развода по сравнению с прошлым периодом, разрушении структуры семьи, и изменениях статуса женщин и молодежи в обществе.

Институт образования

Этнолог Ж. Тамовко отмечает, что образование в основном происходило в сеьме. У «джехесов» опытные, мудрые, знающие и порядочные старейшины воспитывали новых поколений. Начиная с самого рождения, ребенок воспитывался в среде нравов, обычаев и традиций. Молодёжь воспитывалась в «хачесах», выполнявших функции домов, гостевых комнат и культурных центров. Девочек наряду с правилами Хабзэ также обучали шитье и кройке, работам по кухни и дому. До замужества девочек обучали в отцовском доме. Мальчиков отдавали на воспитание другим людям и обучали верховой езде, искусстве стрельбы, и т.д. Обычай отдавать детей в аталычество имеет важное место среди кавказских народов, и особенно у адыгейцев, абазинов, осетин, балкарцев, карачаевцев, кумыков и даргинцев. Со временем князи начали отдавать детей на воспитание вассалам, а вассалы отдавали своих детей крестьянам. Обучение мальчиков продолжалось до достижения ими совершеннолетия, а девочек до возраста замужества. Семья уделяли больше внимание на питание и обучение принятых в аталычество детей, чем собственные родные дети. Важнейшей задачей аталыка была воспитать своего подопечного хорошим бойцом. Поэтому, шестилетний мальчик обучался навыкам борьбы, рукопашного боя, стрельбы из лука, метания копья, верховой езды, выдерживания голода и чрезмерного холода и жары. Аталык считался близким родственником всем племенем. Воспитанники даже больше привязывались аталыкам, чем собственным родителям. Они воспитывались с характером, способностями верховой езды, обращения с оружием и выносливостью.

SAYI 19 - 20

Княжеские дети отдавались на воспитание самым интеллигентным людям общества. Например, осетины отдавали своих детей адыгейцам, а адыгейцы кумыкам. Ребенка отдавали в аталычество сразу после рождения или в возрасте нескольких месяцев. Дети возвращались в родную семью в возрасте от 8 до 13 лет, самое позднее до 17 летнего возраста. Если девочку отдали в аталычество, то её обычно возвращали в возрасте 12-13 лет. Учитель обучал ребенка поведению в соответствии со статусом, верховой езде, управлению домом и полевым работам. После завершения обучения воспитанника торжественно возвращали отцу на коне, украшенном «фаше» (набор черкески) и «аше» (набор оружия). Для этого организовали пышные свадебные церемонии. Аталыку дарили самые ценные подарки. Позже срок обучения в аталычестве снизился до 3-7 лет и церемонии при возвращении воспитанника также стали более скромными.

Основы традиций адыгейцев

У черкесов имеются общественные правила под названием «Адыгэ Хабзэ». Эти правила соблюдают все от мала до велика, от короля до раба. Эти правила определяют положение (статус), обязанности и права каждого индивида. Хабзэ является социальным сводом законов, хранившим общество от распада и разрушения общество на протяжении многих веков. В интервью этнограф проф.док. Мафедз Сараби говорил, что в 1807 году адыгейцы созвали Хасэ (совет) и отсортировали чужые элементы, внедренные в Хабзэ (нравственные правила). Данный документ до сих пор хранится в архиве нальчикского музея. О данном документе также упомянул в своей книге Шордан Якуп. Мафедз также отмечал, что время от времени адыгейцы отправляли смышленой молодежи соседствующим обществам, чтобы «изучить хорошие обычаи». До 1861 года в селах действовали правила Хабзэ и шариата. Адыгейцы ставили Хабзэ выше. После прибытия русских также наблюдалось влияние русских законов. Законы были применены с целью уменьшения кровной мести в селах, но это не помогло. Случаи, как убийство, захват земли, унижение гостя, клевета, злословить о чести, умыкание девушки были причинами возникновения кровной мести. Применялось Хабзэ, чтобы предотвратить продолжения цепочки событий. Эти обычаи были почти одинаковыми во всем Кавказе. До 1861 года распространение урбанизации, торговли и денежных отношений стали причиной уменьшения традиционного гостеприимства. Данное изменение были заметы в первую очередь вблизи дорог и рынков. Но люди их не любили. В адыгейских селах были отдельные гостевые дома (хажеш). Хажеши были открыты для всех. Если не было отдельного здания, то лучшая комната становилась хажешом

153

TARİH BİLİNCİ

МЕЖДУНАРОДНЫЙ СИМПОЗИУМ СЕВЕРНОГО КАВКАЗА

Гостя обеспечивали полной безопасностью (защитой) и ему давали много еды. Клялись в дружбе и выпивали молоко или вино из одного и того же сосуда. В них бросали деньги из нержавеющего материала, как золото или серебро. После этой церемонии они все жизнь поддерживали друг друга. Все кавказцы были гостеприимны и непритязательны. Должная забота и защита гостя было важным традиционным правилом. Гостеприимство было настолько развито, что даже кровным врагам оказывали прием согласно Хабзэ. Даже самые бедные горные жители любили гостей и верили, что они приносят благодать. Человека, обидевшего или ограбившего гостя, очень сурово наказывали.

Черкесский фольклор; восхваляли герои и образы

храбрецов, мудрых людей, если даже они были бедными, и высмеивались жадные и трусы. Хозяйки демонстрировали свое мастерство накрыванием на стол. Чистоту оценивали вплоть до ножек стола с тремя ножками. Женщина, доказавшая свое мастерство, имела право развестись с мужем, если она его не любила. В 16-18 века были установлены крепкие отношения между кавказскими племенами. Члены семьи, племена поддерживали, помогали и защищали друг друга. Как отметил, Ф. Энгельс, если член племени был убит, ранен или оскорблен, то это считалось совершенным против всего племени и мстили за это. Человек, подвергшийся к несправедливости, был уверен за поддержку всего племени. Кровная месть среди племен возникала из этих крепких ух внутри племени. Призирали того человека, кто не желал мести. Месть считалось важным общественным долгом. Даже бывали случаи, когда месть продолжалась из года в год до истребления целых племен. Таким образом, уменьшалось численность населения. Сельская община пыталась померить врагов, но стороны не соглашались на это. В 18-м веку был принять обычай выплаты выкупа. Также сужался круг ответственности, и было установлено только для близкого родственника. Со временем ответственность стали применять только в отношении самого виновника. Месть применяли только ему, и на этом вопрос был закрыт. Мудрец Жабаги, родившийся в 1686 году на территории кабардинцев и называемые некоторыми европейскими авторами «Солоном Кавказа», заново истолковал культуру адыгейцев, возникшую в течение многих веков, и написал важные этические правила. Необходимо упомянуть несколько из установленных им социальных и нравственных принципов, которые определяли индивидуальный статус в адыгейском обществе: • • •

В обществе имеется и должен быть благородный человек. Каждый храбрый человек благороден. Для благородного человека богатство и украшения

• • • •



SAYI 19 - 20

являются позором. Гордость и высокомерие не могут быть признаками благородства. Благородство и есть достоинство. Его источниками являются щедрость, скромность и простота. Нашим лидером является тот, чей меч остр в войне и чей язык остр в совете. Благородство не является абсолютным и наследственным. Служба и достоинство, смышленость и сообразительность могут повысить человека или семью на уровень благородства. Обычай это то, что подходит.

При смерти в 1750 году последним наставлением мудреца Жабаги было: «Уважайте честь и достоинство других. Остерегайтесь двуличия и нерешительности». В 16-18 веках общественное мнение кавказских народов развивался. Причиной данного развития стали увеличение объема социальных отношений, обострение классовых конфликтов, и развитие образования и науки. Регион отставал от развития мировой культуры из-за экономической недостаточности и отсутствия отношений с развитыми странами. Некоторые обычаи адыгейцев, как «хох» (ораторство), и в особенности, одежда и музыка имели влияние на соседствующих обществах.

Социальные слои у адыгейцев

Социальные слои представляли различные группы и иерархии населения по авторитету, престижу, статусу и власти. Лапидус, детально изучивший нововведения в исламском мире, в своей книге писал следующее о социальных классах адыгейцев: “Кавказцами управляли знать. Они имели власть над свободными сельчанами и рабами, прикрепленными на определенную землю. Часть населения полностью состояла из родственных уз или конфедерации маленьких кланов.” А в книге «История народов Северного Кавказа», написанного специалистами Московской Академии Наук, явление социального класса у адыгейцев описывается следующим образом:

“В 13-15 века был распространен феодализм. Были классы, как князь, вассал, крепостной, раб. Княжества имели преимущество, благодаря имуществу и населению. Как отмечает Итериано, большую часть времени они проводили верхом на конях. Князи были феодалами. Они заставляли работать крестьян, а сами предпочитали легкие пути обогащения, как жегое (набег), теве (грабеж).”

154

TARİH BİLİNCİ

МЕЖДУНАРОДНЫЙ СИМПОЗИУМ СЕВЕРНОГО КАВКАЗА

В средние века произошли изменения в структуре кавказского общества, распространился феодализм, неизбежно ведущий к классовому разделению, и в результате возникли следующие классы: - Пши; глава, князь, глава села или региона, - Знать; близкое окружение главы, - Лхфекотл; (в кабардинском диалекте «лхокотл») свободные люди, они не платили налогов и не подчинялись власти князя, - Пшитл'; крестьяне, люди князя, из своего урожая они отдавали дань князю взамен его покровительства. - Вунеут; рабы, в основном, состоящие из военнопленных, они были лишены всех прав. Данный порядок быстро распространился, в частности, среди кабардинцев, бесленеевцев, махошевцев, биджиркойцев, бжедухов, хатукайцев и мамхигов, проживавших на долинах. Со временем «тлфокотлы» были присоединены в класс «пшитлов». В горной части северозападного Кавказа (хакутеши, шапсуги, абадзехи, натухайцы, убыхи, и т.д.) действовало демократическое равенство. Кроме того, в адыгейском обществе также были и следующие классы: - Лхеколхеш; принц, кандидат в пши, - Дижиниго; класс ниже принца, - Воркшаве, Лигусе; свободный человек. Пши давали ему землю, скот, инструменты, а он усилиями своих рабочих собирал урожай и платил дань князю. - Бейкоел; рабочий, работавший за еду, - Лхекошаве; свободный рабочий, мог работать за любого человека по соглашению. - Шхашекфиж; раб, выкупивший свою свободу по договору. - Кодз; помощник князя, управляющий. Его избирал народ. Кодз управлял народом вместе с князем. Представители этих социальных классов заключали брак с людьми, равными по статусу. Грабителя дома человека из высшего класса убивали. Князи женились только дочерям князей, и отдавали своих дочерей князям. Убийство князя каралась очень жестоко. Выкуп кровью был самым легким. Того, кто убивал князя, убивали семью, а детей продавали в рабство. Если у князя родился ребенок из представителя низкого класса, этого ребенка звали «туме». Его статус был ниже князя и выше лхеколхеша. Знать сопровождало князя, нарядившись «аше-фаше» (черкесками и набором оружия).

Феодализм

В 18-м веку социальные отношения среди кавказцев, как и в прошлом, были разносторонними. С одной стороны господствовал феодализм, с другой сторон о нем даже

SAYI 19 - 20

слышали. Уровень социального развития был разным. Данное обстоятельство наблюдалось, как между племенами, так и внутри племени. К примеру, у адыгейцев одновременно существовали и аристократия (у кабардинцев в Центральном Кавказе) и демократия (абадзехов и шапсугов в Западном Кавказе). Часть аваров, даргинцев и лезгинцев в восточном Кавказе были феодалами, а другая часть независимыми. Бегство сельских жителей в результате роста эксплуататорских действий сеньоров для удовлетворения требований роскоши феодалов в Европе, также происходило у кавказских адыгейцев. С 1790 года до конца 1810-х годов черкесские крестьяне в кубанском регионе восстали и свергли феодалов. Пши и знать были вынуждены прибегать к защите русских или Крыма. (В кубанском регионе) 1790 году народ взял власть в свои руки. Пши и знать были свергнуты. Хотя некоторые оценивают это восстанием, в действительности это было социальной революцией. Данное движение распространилось по региону и уничтожило феодализм. Можно утверждать, что кастовые слои в адыгейском обществе в советском периоде были заменены слоями населения по статусу. В адыгейском обществе в СССР, который до недавних времен был одним из ведущих индустриализованных обществ мира, не наблюдаются признаки развитого индустриализованного общества, где вместо капитала и движимого имущества господствовал «человеческих капитал», оснащенный знанием и технологиями.

Демографическая структура

До обострения русско-кавказских войн в Кавказе проживало около одного миллиона адыгейцев. Несмотря на неполноту, наиболее удовлетворительным трудом по данной теме является книга Кабузана под названием «Население Северного Кавказа в 19 и 20 веках». Согласно данной книге, написанной на основание сведений российских архивов, население адыгейцев насчитывалось около 700.000 человек, что очень близко к нынешнему населению. В начале 1800-х годов в регионе численность русских заселений в регионе составляло около 100 тысяч человек. На сегодняшний день русские составляют 30% населения кабардинского региона, 80% населения адыгейского региона, 90% населения шапсугского региона, в итоге свыше 12 миллионов человек.* Население адыгейцев постоянно уменьшалось в войнах и ссылках. Государство поощряло заселение русского населения специальными планами и программами.

155

TARİH BİLİNCİ

МЕЖДУНАРОДНЫЙ СИМПОЗИУМ СЕВЕРНОГО КАВКАЗА

Экономика в адыгейском обществе

Известно, что адыгейцы многие тысячелетия назад обрабатывали землю, создавали сады и террасы на просторных равнинах, расположенных к северу Кавказского хребта. Ранее маленькие поля обрабатывали животными, а в советское время эти земли объединили в большие поля и стали обрабатывать машинами. В результате полного уничтожения частной собственности, и ведения земледелия и животноводства в крупных колхозах и совхозах возникли большие поля и фермы площадью в десять, двадцать тысяч гектаров. После падения советского режима начались работы по приватизации, которые не увенчались особым успехом. Отсутствие оборудования сдерживало население от получения земли и обрабатывания в свою пользу. Колхозы и совхозы продолжали действовать и в постсоветское время. Приватизация не пользовалась успехом также и сфере животноводства. Также встречаются предприниматели, создавшие успешные малые предприятия по выращиванию кур и крупнорогатого скота. Были опубликованы материалы, свидетельствующие об умелой обработке металла, кожи, шерсти, и т.д. со времен до нашей эры, и археологические находки выставлены в музеях Майкопа и Нальчика. Среди указанных находок встречаются как, оружие и прочие инструменты, так и предметы одежды и украшения из золота, серебра, и т.д. Также были опубликованы отдельные альбомы этих находок. В результате вторжений, нападений, завоеваний и военных условий на протяжении многих веков адыгейцы чувствовали необходимость быть готовыми к войне в любое время, и считали изготовление доспехов, мечей, кинжалов, шлемов и других военных инструментов важнейшим делом в обществе. После развития торговли также развивались кузнечные мастерские, росло качество изготавливаемого оружия (сабли, кинжалы, револьверы, и т.д.). Кольчуга, шлем, сабля с изогнутым концом и прямой кинжал были наиболее широко распространенными видами оружия. Из-за важности обороны особое внимание уделялось изготовлению лука и наконечника стрелы для лука. Изготавливались стрелы со стальным наконечником, пробивающие броню. До русского завоевания в строительстве домов больше использовалось дерево, чем камень, и штукатурили глиной. Местное население, постоянно живущее в условиях войны, привыкли строить простые дома, которого они могли без колебания оставить в случае нападения. В советское время даже деревни были заново построены в городском типе в рамках плановых проектов урбанизации. Железобетонные жилые дома, предоставленные населению в качестве жилья после уничтожения частной собственности, были приватизированы в постсоветском периоде.

SAYI 19 - 20

В адыгейской кухне чаще используются продукты животного происхождения и зерновые. Возможность длительного хранения продуктов питания была важным фактором. Хотя в период русского завоевания и советского режима адыгейская кухня обогатилась новыми блюдами, большинство традиционных блюд до сих пор сохранены, как в домашней кухне, так и в ресторанах. Иностранные путешественники, побывавшие в регионе в 13-15 веках, перечисляют следующие предметы одежды, изготовленные адыгейцами: короткие брюки под названием 'бешмет', хырка под названием 'халат', головные уборы, как шелковый колпак, шерстенная шапка, кожаная обувь и сапоги, называемые 'шурук', пояса из кожи, серебра, золота или шелка, золотые и серебреные серьги, кольца, браслеты, бронзовые короны и колья. Из женской одежды изготавливались платья, легкое пальто «фаше» с вышивкой на груди и шерстью, обувь из кожи и шерстенной ткани, а молодые девушки носили феску. Предметы одежды обычно изготавливались женщинами в доме. Мужчины носили пишнет (рубашка), цей (черкеска), джакое (бурка), шхархон (шапка) и калпак, которого русские называют папахой, а для черкески изготавливали патронташи, называемые «хазиритлх». Обязательным элементом мужской одежды были нож внутри кожаных ножен, кремень, раскладная бритва и пороховница из дерева или кости. В могилах женщин 17-18 веков были найдены расческа из дерева или кости, зеркало, напёрсток, игла, и т.д. личные вещи. Хотя модели менялись от племени к племени, в общем, модели одежды всех северокавказских народов были одинаковы. Одежду в основном вязали из шерсти. До 1861 одежда не изменилась в горных районах, но в долинах начали происходить изменения. Для производства одежды начали использовать фабричные ткани. Но качество нижней и верхней одежды, изготавливаемой вручную в горных районах, также оставалось высокой. Из овечьей кожи делали шапки, меховую шубу, брюки, и т.д. Бурки из козловой кожи изготавливали и продавали. Наиболее популярными были кабардинские , дагестанские и чеченские бурки. «Шхархон» (шапка), изготавливаемый из козьей шерсти в горах, а в долинах из верблюжьей шерсти, и «шурук» (сапоги) из малообработанной кожи были широко распространены. Богатые люди заказывали эти сапоги из высококачественного материала. Также были построены цехи, специализирующиеся на фабричном производстве этих изделий. Сегодня традиционная одежда используется только в церемониях. Производство некачественной и однообразной одежды из советского периода прекратилось, и их больше никто не носит, кроме пожилых и очень бедных людей.

156

TARİH BİLİNCİ

МЕЖДУНАРОДНЫЙ СИМПОЗИУМ СЕВЕРНОГО КАВКАЗА

После 1990 года некоторое время быстро развивалась челночная торговля с Турцией и обеспечивала адыгейцев качественной одеждой. Адыгейцы уделяют больше внимание элегантности своей одежде, чем здоровому питанию. Однако, после применения Москвой мер, затрудняющих ввоз товаров из Турции, а также привлечения челноков Грецией, Китаем и странами Персидского залива различными способами стимулирования, наша страна упустила данную возможность торговли.

Сфера услуг

Зазывало, называемый «гуво», ходил в каждый дом и всех извещал, что «утром состоится собрание, пожалуйста приходите» или «утром было принято такое-то решение, выполняйте! Делайте так-то!». Гуво не платил налог, как другие крестьяне. Из-за густых лесов отсутствовали ровные открытые дороги. Были только дороги, построенные русской армией для передвижения между крепостями. Но и эти дороги в основном были разрушены местными и покрыты растительностью. В долинах были дороги для повозок. В горных районах люди в основном ходили пешком. Европейские туристы и иностранцы, посетившие регион, испытывали трудности в таких условиях. Они часто сталкивались с опасность падения со склона. Лошади абазинцев были приспособлены к таким дорогам. Для перевозки чаще всего использовали вид повозки под названием «гу» («арбе»), в которые запрягали быков. Основными верховыми и грузовыми животными были лошади и верблюды. В морях (Черное море, Азовское море и Каспийское море) использовали парусные корабли. Некоторые ученые утверждают, что адыгейцы, как и татары не подковывали лошадей. В период Золотой Орды по маршруту основной дороги была организована почтовая сеть. В Черном море кроме иностранных кораблей также плавали маленькие парусные корабли адыгейцев.

SAYI 19 - 20

Как отмечает Де Ла Потре, в 1711 году адыгейцы умели вылечить оспу. Больному давали лекарство из смеси лекарственного воловика и меда, ему делали укол из крови. В своих письмах г-н Белл сообщал ценные сведения о здоровье тела, распространенных болезнях и методах лечения. Он также отмечал, что черкесы имеют крепкое душевнее здоровье, и с удивлением писал, что в Черкесии даже не знают о сумасшествии.

Социальные показатели в период после СССР

Приведем некоторые сведения о стандартах жизни адыгейцев в постсоветском периоде из официальных уст цитатой из книги первого президента Республики Адыгея Аслана Джаримова: “Причиной снижения уровня жизни стали не только уменьшение объемов производства… В обществе соотношение богатых составляет 3%, средний класс 15%, бедные 40% и ниже черты бедности 40%. Согласно официальной статистике только треть населения РФ имеет минимальный доход для обеспечения средств к существованию.” Джаримов характеризует классовую структуру в новом периоде, как общество ранней капиталистической буржуазии, а характерным свойством данного процесса является бесформенность классовой структуры, интенсивное деклассирование рабочих и рост уровня преступности. Экономическая структура и отношения между языком и культурой, которые влияют на социальную структуру черкесского общества, являются предметом другого доклада в рамках данного симпозиума, и поэтому, здесь не были детально рассмотрены. Также институт религии, один из важнейших элементов, составляющих социальную структуру, является темой отдельного исследования и не был изучен в данном докладе. Институт религии был полностью ослаблен в советском периоде, но развивался быстрыми темпами в постсоветское время. Этот вопрос будет рассмотрен в следующем докладе. И на этом я завершаю свой доклад. Благодарю за внимание и терпение.

157

TARİH BİLİNCİ

SAYI 19 - 20

ULUSLARARASI KUZEY KAFKASYA SEMPOZYUMU

Bağımsız Çeçenya deneyiminden Çerkasya idealine:

KAFKASYA'DA ÇATIŞMA

POTANSİYELLERİ

Fehim Taştekin Gazeteci

Dinsel ve milliyetçi bir restleşme Kafkasya'yı yeni bir çatışma ortamına sürüklüyor. Çatışma potansiyeli onlarca yıldır Rusya'nın Kafkasya'yı zapturapt altına alma amacına hizmet etse de Moskova'nın bugünlerde 2014 olimpiyatlarına kadar sükûnete herkesten çok ihtiyacı var. Sovyetlerin yıkılmasının ardından Çeçenya'nın Rusya Federasyonu'nu kuran anlaşmayı imzalamayıp ayrı bir yol tutturması ve ardından bağımsız kalma iradesinin bastırıl-ması Kafkasya'da tarihi yeniden diriltti.Tarih hem tekerrür etti, hem de zihinsel olarak tarihle yeniden yüzleştik. Bu tarih asırlarca vatanlarını savunmak için savaşan ve sonunda 19. yüzyılda sürülen Kafkas halklarının trajedisidir. Bugün Kafkasya'daki çatışmaları ve sancılı süreçleri tarihe gitmeden anlamak mümkün değil. Kafkasya milliyetçi çıkışların damgasını vurduğu 1990'lardaki yön karmaşası-nın ardından 2000'lerde iki farklı gelişmeye sahne oldu; Birincisi Çeçenya örneğindeki gibi ulus temelli direniş hareketleri Kafkasya genelinde 'dinsel' içerikli yapılanmalara dönüştü. İkincisi 1990'ların başlarında nükseden etnik ve mikro milliyetçi yaklaşımlar yeniden taban bulmaya başladı. İkinci eğilim özellikle Çerkesler yani Adıgeler arasında radikal dinsel söyleme karşı geleneklere daha klasik ifadeyle Khabze'ye dönüş çağrısı yaparak ve 'Çerkesya'yı ülküleştirerek kendini gösterdi.

DİNSEL EĞİLİM Çeçenya'nın fiili bağımsızlık hali 1994-1996'daki savaşın ardından 1999'da başlayıp 2009'da Rusya'nın tek taraflı olarak ateşkes ya da barış anlaşması olmaksızın sona erdir-diği savaşla sona erdi. Ancak Çeçenya'daki sorun bitmedi, aksine Kuzey Kafkasya geneline ihraç edilmiş oldu. Çatışma alanının genişlemesinin ötesinde Rusya'ya karşı mücade-lenin karakteri değişti. Aslında bu değişim Şamil Basayev'in 1996'da Rusya'nın hezimetiyle sonuçlanan ilk savaşın ardındanÇeçenya'daki bağımsızlık hareketini tüm Kafkasya'da İslam devleti kurmaya yönelik bir direnişe çevirme düşüncesiyle başlamıştı. Dağıstan'ın iki köyünde şeriat ilan